• +905335410514
  • zekeriya_demirtas@hotmail.com

Category ArchiveMakaleler

İhracat Bedellerinin Yurda Getirilmesi Sorunu – Hamza ERTEKİN, E. Vergi Dairesi Müdür Yrd.

İhracat Bedellerinin Yurda Getirilmesi

Hamza ERTEKİN
E.Vergi Dairesi Müdür Yrd.
hamzaertekin@bbdas.com.tr
Yazar Hakkında

I.GİRİŞ

Bilindiği gibi, 04.09.2018 tarihli ve 30525 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No: 2018-32/48) ile; Türkiye’de yerleşik kişiler tarafından gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ait bedellerin, fiili ihraç tarihinden itibaren 180 gün içinde yurda getirilmesi, getirilen döviz bedellerinin de en az %80’inin bir bankaya satılarak döviz alım belgesine (DAB) bağlanması zorunluluğu getirilmişti.

Daha sonradan söz konusu tebliği değiştiren; 03.03.2019 tarih 2019-32/53 sayılı, 31.08.2019 tarih 2019-32/55 ve en son 31.12.2019 tarih 2019-32/56 sayılı tebliğlerin yanı sıra, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından 16.01.2020 tarihli “İhracat Genelgesi” yayımlanarak, getirilen bedelim döviz alım belgesine (DAB) bağlanma zorunluluğunun kaldırılmasının yanında önemli değişiklikler yapılmış ve uygulamaya yön verilmiştir.

Geçici bir süreliğine getirilen ancak kalıcı hale gelen düzenleme, dış ticaret piyasa gelenekleri koşullarında dövizin bankacılık sistemi dışında (Kapalıçarşı vb.) getirilmesinden kaynaklı sorunlar nedeniyle, bankalardaki ihracat hesaplarının kapatılamadığından, bu durumun bankaların vergi dairelerine ihbarı üzerine, vergi dairelerinden gönderilen yazılarda 90 içinde hesabın kapatılması aksi halde yasal işlem başlatılacağına yönelik tebligatların artması, ihracata ve dövize en çok ihtiyaç duyulan bu dönemde ihracatçıları oldukça zor duruma düşürmüştür.

İhracatçılar, bazı ülkelere tanınan istisna ve kolaylıkların başka bir çok ülkede de yaşandığından, düzenlemenin piyasa koşullarına uygun hale getirilmesini, geçmiş dönem ihracatlara ilişkin de, TBMM’de görüşülmekte olan Kanun Teklifi’ne eklenilecek bir madde ile efektif dövizlerin ihracat bedeline sayılması yönünde yasal bir düzenleme beklentisi içine girmişlerdir.

Bu yazımızda, ihracat bedellerinin yurda getirilmesi konusunda yapılan düzenlemenin; kapsamı, döviz getirme şekilleri, uygulamanın istisnaları ve terkin usulleri ile özellik gösteren diğer durumlar hakkında bilgi verilecektir.

personel programı

II. DÜZENLEMENİN KAPSAMI

1. İhracat Bedelinin 180 Gün İçinde Yurda Getirilmesi Ve Bankalar Tarafından “İhracat Bedeli Kabul Belgesi” (İBKB) Düzenlenmesi Zorunludur:

İhracat bedeli dövizin belirlenen usul ve esaslara göre 180 gün içinde yurda getirildiğinin tevsiki amacıyla bankalar tarafından “İhracat Bedeli Kabul Belgesi” düzenlenecek ve ihracat hesabının kapatılması işlemi bu belgeye göre yapılabilecektir. Ayrıca Tebliğe eklenilen Geçici Madde 1’e göre; ihracat bedellerinin takip edileceği bilgi sistemi Hazine ve Maliye Bakanlığınca uygulamaya alınana kadar “İhracat Bedeli Kabul Belgesi” yerine bankalarca “Döviz Alım Belgesinin” kullanılması mümkün kılınmıştır.

2. Bedelin Döviz Alım Belgesine (DAB) Bağlama Zorunluluğu Kaldırıldı:

İhracat bedelinin fiili ihraç tarihinden itibaren 180 gün içinde belirlenen usul ve esaslara göre yurda getirilmesi ve bankada açılan ihracat hesabının kapatılmasında kullanılması yeterli olup, ihracat bedelinin en az %80’ininin satılarak Döviz Alım Belgesine bağlanması şartı 31.12.2019 tarih 2019-32/56 sayılı tebliğ ile kaldırılmıştır.

3. İhracat Hesabının Kapatılmasında İbrazı Zorunlu Belgeler:

“İhracat hesabının kapatılabilmesi için GB örneği/GB bilgileri, ilgili ihracat bedeli kabul belgeleri (İBKB), satış faturası ile indirim ve mahsup konusu belgelerin aracı bankaya ibrazı zorunludur.” (İhracat Genelgesi 25/1)

4. İhracat Bedelinin Yurda Getirme Usulleri:

İhracat bedellerinin tahsili, satış sözleşmesinde belirlenen kurallar ve uluslararası ticari uygulamalar çerçevesinde firmaların yazılı beyanına istinaden “Akreditifli Ödeme”, “Vesaik Mukabili Ödeme”, “Mal Mukabili Ödeme”, “Kabul Kredili Akreditifli Ödeme”, “Kabul Kredili Vesaik Mukabili Ödeme”, “Kabul Kredili Mal Mukabili Ödeme” ve “Peşin Ödeme” şekillerine göre gerçekleştirilir.

İhracat bedelleri 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanunun 13 üncü maddesinde belirtilen ödeme hizmeti sağlayıcıları aracılığıyla da yurda getirilebilir. (İhr. Gen. 8/2-3)

III.DÜZENLEMENİN İSTİSNALARI VE TERKİN ŞARTLARI

1. Her Bir Gümrük Beyannamesi İtibarıyla 30.000 ABD Dolarına Kadar Olan İhracatlar İle Noksan Kalan Kısmın Bu Tutarın Altında Kalması Durumu:

Her bir gümrük beyannamesi itibarıyla 30.000 ABD Dolarına kadar olan tutarın yurda getirilme zorunluluğu kaldırılmıştır. Buna göre 30.000 USD’nin altındaki tüm beyannameler bankalarca terkin edilecektir. Ayrıca ihracat bedeli 30.000 ABD Dolarının üzerinde olup, yurda getirilemeyen tutar 30.000 ABD Dolarının altında kalması durumunda yine bu beyannameler vergi dairesine bildirilmeksizin doğrudan bankalar tarafından terkin edilerek kapatılır. (İhracat Genelgesi 28/1-a, 28/6)

2. Gümrük Beyannamesi Bazında İhracat Bedelinin %10’una Kadar Noksanlığı Olan Ve 100.000 ABD Dolarını Aşmayan İhracat Bedelleri:

30.000 ABD Doları veya eşitinden yüksek olmakla birlikte 100.000 ABD doları veya eşitini aşmamak üzere, beyanname veya formda yer alan bedelin %10’una kadar noksanlığı olan (sigorta bedellerinden kaynaklanan noksanlıklar dahil) ihracat hesapları doğrudan bankalarca veya 90 günlük ihtarname süresi içinde ilgili Vergi Dairesi Başkanlıkları/Müdürlüklerince ödeme şekline bakılmaksızın vergi dairesine bildirilmeksizin doğrudan bankalar tarafından terkin edilerek kapatılır. (İhracat Genelgesi 28/1-b, 28/6)

3. İhracat Bedelinin %10’una Kadar Olan Ve Gümrük Beyannamesi Bazında 200.000 ABD Dolarını Aşmayan Mücbir Sebep ve Haklı Durum Kapsamında Olan İhracat Bedelleri:

200.000 ABD Doları veya eşitini aşmamak üzere, 2018-32/48 sayılı Tebliğ’in 9 uncu maddesinde belirtilen mücbir sebep ve haklı durum halleri göz önünde bulundurulmak suretiyle beyanname veya formda yer alan bedelin %10’una kadar açık hesaplar ilgili Vergi Dairesi Başkanlığınca veya Vergi Dairesi Müdürlüğünce, terkin edilerek kapatılır. (İhracat Genelgesi 28/1-c)

4. Her Bir Gümrük Beyannamesi İtibarıyla 200.000 ABD Doları Veya Üzerinde Noksanlığı Olan Açık Hesaplara İlişkin Terkin Talepleri:

Gümrük beyannamesi itibarıyla, 200.000 ABD doları veya eşitini aşan noksanlığı olan açık hesaplara ilişkin terkin talepleri 2018-32/48 sayılı Tebliğ’in 9 uncu maddesinde belirtilen mücbir sebepler ile haklı durumlar göz önünde bulundurulmak suretiyle Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından sonuçlandırılır. (İhracat Genelgesi 28/2)

5. İran, Suriye ve Lübnan’a Yapılan İhracatlar Kapsam Dışında Tutulmuştur:

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 16.01.2020 tarihli İhracat Genelgesi’nin 4. Maddesinin 6 numaralı fıkrasında; “İran, Suriye ve Lübnan’a yapılan ihracat işlemleriyle ilgili olarak 2018-32/48 sayılı Tebliğ’in 3’üncü maddesinin birinci fıkrası uygulanmaz” denilmektedir. Buna göre; 2018-32/48 sayılı Tebliğ’in ihracat bedellerinin yurda getirme zorunluluğunu düzenleyen maddesi; İran, Suriye ve Lübnan’a yapılan ihracatlara uygulanmayacağından, bu ülkelere yapılan ihracatlar nedeniyle tebliğde belirtilen şartlara göre döviz getirme zorunluluğu da bulunmamaktadır.

6. Afganistan, Irak ve Libya’ya Yapılan İhracat Bedelinin Yurda Getirilmesi:

Suç gelirlerinin aklanması ve terörün finansmanına yönelik mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla ihracat bedellerinin bankacılık sistemiyle doğrudan ülkemize transferinin mümkün olmadığı Afganistan, Irak ve Libya’ya yapılan ihracat işlemlerinde ihracat bedelinin bankalarca tahsilinin; ithalatçının Türkiye’deki bankalarda bulunan hesaplarından transferi yoluyla veya ihracat bedelinin ihracat işlemiyle ilişkisi kurulmak şartıyla üçüncü bir ülkeden bankalar aracılığıyla transferi yoluyla veya ihracatçının yazılı beyanının yanı sıra işlemin niteliğine göre satış sözleşmesi ya da kesin satış faturası (veya proforma fatura) ile gümrük beyannamesi ibraz edilmek kaydıyla Nakit Beyan Formu (NBF) aranmaksızın efektif olarak yapılması mümkündür. (İhracat Genelgesi 8/4)

Bu ülkelere yapılan ihracatta ihracat bedellerinin üçüncü kişiler tarafından efektif olarak bankaya getirilmesi halinde söz konusu bedellerin bankalarca ihracat bedeli olarak kabulü için ihracatçı veya ithalatçı tarafından bedeli getiren üçüncü kişiye bedelin bankaya getirilmesinden önce vekâletname verilmiş olması gerekmektedir. (İhracat Genelgesi 8/5)

7. İhracatçının Serbest Kullanımına Bırakılan Dövizler:

Hizmet ihracatı, transit ticaret, Türkiye’de ikamet etmeyenlere özel fatura ile yapılan satış, Türkiye’de ikamet etmeyenlere KDV hesaplanarak yapılan satış, mikro ihracat ve serbest bölge işlem formu kapsamında gerçekleştirilen 5.000,- ABD doları veya karşılığı döviz ya da Türk lirasını geçmeyen tutardaki ihracat işlemlerinde bedellerin tamamının tasarrufu serbesttir. (İhracat Genelgesi 22/1)

IV. DÖVİZİN İHRACAT BEDELİNE ÖDEME VEYA MAHSUP SAYDIRILMASINDA ÖZELLİK GÖSTEREN DURUMLAR

– İhracat bedellerinin beyan edilen TL veya döviz cinsi haricinde farklı bir döviz cinsinde tahsili mümkündür. (İhr. Gen. 5/2)

– İhracat bedelinin yolcu beraberinde efektif olarak yurda getirilmesi halinde gümrük idarelerine beyan edilerek “Nakit Beyan Formunun” (NBF) düzenlenmesi zorunludur. (İhracat Genelgesi 5/4)

– Peşin bedeller, gönderenin muvafakatı ile devreden ihracatçı firmanın yazılı beyanının alınması ve devralan tarafından tekrar devredilmemek kaydıyla başka bir ihracatçı firmaya devredilebilir. (İhracat Genelgesi 6/5-6)

– İmalatçı veya tedarikçi firma adına transfer edilen/getirilen peşin bedelin ihracat taahhüdü, aracı ihracatçı vasıtasıyla diğer bir ithalatçıya yapılan ihracata ilişkin GB’de lehine peşin bedel transfer edilen/getirilen imalatçı veya tedarikçi firma unvanının kayıtlı olması veya imalatçı veya tedarikçi firmanın ihracatçıya düzenlediği faturanın ibrazı halinde kapatılır. (İhracat Genelgesi 6/13)

– GB bilgilerinin ihracat bedeli kabul belgesine eklenmesi suretiyle, birden fazla GB için tek ihracat bedeli kabul belgesi düzenlenebilir. (İhracat Genelgesi 8/11)

– İhracat bedelinin Türkiye’deki bankalarca yurt dışındaki bankalar ile gerçek veya tüzel kişilere açılan kredilerden karşılanması mümkündür. (İhracat Genelgesi 8/13)

– İmalatçı ya da tedarikçi tarafından yazılı olarak talep edilmesi durumunda imalatçı ve/veya tedarikçi adına gelen dövizin kabulü yapılarak ihracat bedeli imalatçı ve/veya tedarikçi firmalara ödenirken ihracat bedeli kabul formu (İBKB) aracı ihracatçı adına da düzenlenebilir. (İhracat Genelgesi 17/2)

– İhracatçı firmanın vekili bulunan kişi veya firma adına yurt dışından gelen dövizlerle açılan döviz tevdiat hesaplarından, vekâletnamenin fiili ihraçtan önce düzenlenmesi şartıyla vekili bulunulan ihracatçı firma adına ihracat bedeli kabulü yapılabilir. (İhracat Genelgesi 18/5)

– Aynı GB’de kayıtlı imalatçı/tedarikçi firma ile ihracatçı firmanın grup firması olması durumunda, ihraç bedellerinin yurda getirilme süresi içinde kalınması ve ihracatçının yazılı onayının alınması kaydıyla, ihracat bedeli imalatçı/tedarikçi firmanın yaptığı ithalata ilişkin bedellerin mahsuben ödenmesinde kullanılabilir. (İhracat Genelgesi 21/10)

– Yurt dışından ihracat bedeli tutar kadar döviz veya Türk parası geldiğinin satış sözleşmesi, kesin veya proforma fatura, GB örneği/GB bilgileri, banka hesap özeti gibi belgelerle tevsik edilmesi, anılan firmaların yurt içi hesaplarından döviz veya Türk parası cinsinden ihracatçının hesabına yapılan havalelerin ihracat bedeli olarak kabulü mümkündür. (İhracat Genelgesi 8/6)

– GB’de kayıtlı imalatçı veya tedarikçi firma lehine gelen dövizin, imalatçı veya tedarikçi ile ihracatçı firmanın yazılı beyanının alınması kaydıyla ihracatçı firma adına ihracat bedeli olarak kabulü yapılabilir. (İhracat Genelgesi 14/1)

– GB’de imalatçı veya tedarikçi firma unvanının kayıtlı olmadığı işlemlerde, ihraç konusu malın imalatçı veya tedarikçi firma tarafından ihracatçı firmaya satıldığına dair faturanın ibraz edilmesi ve ihracatçı ile imalatçı veya tedarikçi firmanın yazılı beyanının alınması kaydıyla ihracatçı firma adına ihracat bedeli olarak kabulü yapılabilir. (İhracat Genelgesi 14/2)

– İhracat bedelinin İBKB düzenlendikten sonra başka bir bankaya transfer edilmesi durumunda, İBKB düzenleyen banka tarafından kabulü yapılan tutarla ilgili olarak bedelin transfer edildiği bankaya yazılı bildirimde bulunulur ve söz konusu tutarla ilgili olarak tekrar İBKB düzenlenemez. (İhracat Genelgesi 8/8)

– GB’de kayıtlı alıcı firma veya bu firma dışındaki gerçek veya tüzel kişiler tarafından yurt dışından havale olarak gönderilen dövizin, herhangi bir referans veya fatura numarasıyla irtibatlandırılmış olup olmadığına bakılmaksızın ihracatçının beyan edeceği GB konusu ihracatın bedeli olarak kabulü mümkündür. (İhracat Genelgesi 11/1)

– İhracatçı firmaların yurt dışında bulunan bankalardaki hesaplarından Türkiye’deki bankalardaki hesaplarına ihracat bedeli açıklaması ile yapılan transferlerin bankalarca ihracat bedeli olarak kabulü, söz konusu hesaba ihracatçının Türkiye’deki hesaplarından veya yurt dışındaki başka hesaplarından para transfer edilmediğinin, gümrük beyannamesi tarihinden sonraki 180 güne ait hesap hareketlerini gösterir belgelerin aracı bankalara ibraz edilmesi ve aracı bankaca hesap hareketlerinin kontrolü suretiyle durumu teyit etmesi kaydıyla yapılabilir. (İhracat Genelgesi 11/2)

– İhracatçının hesabına transfer edilen ihracat bedelinin, bankadan efektif olarak alınması halinde bu efektifin daha sonra aynı banka tarafından ihracat bedeli olarak kabulü, serbest tasarruf edilen dövizin yurt dışı kaynaklı olduğunun satış sözleşmesi, kesin veya proforma fatura, GB örneği/GB bilgileri, banka hesap özeti gibi belgelerle tevsik edilmesi, 2018-32/48 sayılı Tebliğ’de yer alan süre ile ilgili hükümlere aykırılık oluşmadığının tespit edilmesi ve başka bir bankaya yurt dışından geldiğine ilişkin yazı verilmediğinin tevsiki kaydıyla mümkündür. (İhracat Genelgesi 12/4)

– İthalatçı tarafından düzenlenen bono ve/veya ihracatçı tarafından düzenlenerek ithalatçı tarafından kabul edilen poliçe bedelleri, bedelin yurt dışından tahsil edildiğinin tevsiki kaydıyla, ihracat hesabının kapatılmasında kullanılabilir. (İhracat Genelgesi 17/1)

– Aracı ihracatçı tarafından gerçekleştirilen ihracata ilişkin bedelin imalatçı ve/veya tedarikçiye döviz olarak temlikinden sonra tahsil edilmesi halinde, imalatçı veya tedarikçi tarafından söz konusu bedelin ihracat bedeli olarak kabulünün yapılmasının talep edilmesi durumunda bu dövizlerin ihracat bedeli açıklaması ile imalatçı ve/veya tedarikçi firma adına kabulü yapılabilir. İmalatçı ve/veya tedarikçi firma adına kabulü yapılan tutarlarla ilgili olarak aracı bankaya aracı ihracatçı tarafından yazılı olarak bildirimde bulunulur. (İhracat Genelgesi 17/3)

– Dövizin yurt dışından geldiğinin tespiti kaydıyla dışarıda yerleşik gerçek veya tüzel kişiler adına açılan döviz tevdiat hesaplarından ihracatçının hesabına transfer edilen bedellerin bankalarca ihracat bedeli olarak kabulü mümkündür. (İhracat Genelgesi. 18/1)

– Giderlerin ihracat bedelinden indirilmesi veya mahsup edilmesi sebebiyle ihracat bedelinin bu giderler kadar eksik gönderilmesi halinde bu durum aracı bankaya belgelendirilir. Düzenlenen İBKB üzerine söz konusu giderlerin türü ve tutarıyla ilgili not konulur. (İhracat Genelgesi 21/1,2)

– İhracat bedelinin mahsuben ödemede kullanılabilmesi için mahsup talebinin bedel getirme süreleri içinde yapılması gerekir. (İhracat Genelgesi 21/3)

– Dış ticaret mevzuatı hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilen mal ihraç ve ithalinde ihraç bedellerinin yurda getirilme süresi içinde kalınması kaydıyla, ilgili GB’lerin birer örneği/GB bilgilerinin bankalara ibrazı durumunda mal ihraç ve ithal bedellerinin bankalarca mahsubu mümkündür. (İhracat Genelgesi 21/6)

V. İHRACAT BEDELİNİN BELİRLENEN SÜRE VE ŞARTLARDA YURDA GETİRİLMEMESİ HALİNDE UYGULANACAK MÜEYYİDELER

İhracat bedelinin tahsilinden ve ihracat hesabının yurda getirme süresi içinde (ek süreler dâhil) kapatılmasından ihracatçılar, ihracat bedelinin faktoring şirketinin yurt içi kaynaklarından ödendiği faktoring işlemlerinde faktoring şirketi sorumludur. (İhracat Genelgesi 26/1)

İhracata aracılık eden bankalar, bilgisi dâhilinde olan beyannamelerle ilgili ihracat bedellerinin yurda getirilmesini ve kabulünü izlemekle ve ilgili indirim ve mahsup işlemlerini gerçekleştirmekle yükümlüdür. (İhracat Genelgesi 26/2)

2008-32/48 sayılı Tebliğ’in 8 inci maddesine göre, süresi içerisinde kapatılamayan ihracat hesapları aracı bankalarca 5 iş günü içerisinde Vergi Dairesi Başkanlığına veya Vergi Dairesi Müdürlüğüne ihbar edilmekte, ilgili Vergi Dairesi Başkanlığınca veya Vergi Dairesi Müdürlüğünce ihbarı müteakip 10 iş günü içinde ilgililere hesapların kapatılması için 90 gün süreli ihtarname gönderilerek ek süre verilmektedir. Bu süre içerisinde ihracat bedelinin yurda getirilmesi halinde hesaplar kapatılabiliyor. Getirilememesi durumunda ise anılan Tebliğ’in 9 uncu maddesinde belirtilen mücbir sebep hallerinin ya da haklı durumun belgelendirilmesi gereklidir.

Anılan Tebliğ’in 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında tayin edilen süreler içinde ihracat bedellerini yurda getirmeyenler; 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, yurda getirmekle yükümlü olunan ihracat bedellerinin rayiç bedelinin % 5’i kadar idarî para cezasıyla cezalandırılırlar. İdarî para cezasına ilişkin karar kesinleşinceye kadar söz konusu bedelleri yurda getirenlere, anılan Kanun’un birinci fıkra hükmüne göre 3.000 TL’den 25.000 TL’ye kadar idarî para cezası (yeniden değerleme oranları dikkate alındığında 2020 yılı için yaklaşık 9.574 – 79.784 TL) idarî para cezası verilir. Ancak, verilecek idarî para cezası yurda getirilmesi gereken paranın %2,5’inden fazla olamaz.

Diğer taraftan, ithalat, ihracat ve diğer kambiyo işlemlerinde döviz veya Türk Parası kaçırmak kastıyla muvazaalı işlemlerde bulunanlar, yurda getirmekle yükümlü oldukları veya kaçırdıkları kıymetlerin rayiç bedeli kadar idarî para cezasıyla cezalandırılırlar. Bu fiilin teşebbüs aşamasında kalması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.

Yine, söz konusu ihracat bedellerinin yurda getirilmemesi, bedelin getirilmesi sonrasında yapılan işlemlerde usule ilişkin hataların yapılması veya anılan Genelge’nin herhangi bir hükmüne aykırılık olması durumunda da yukarıda belirtilen ceza hükümleri uygulanmaktadır.

Tekerrür durumunda ise bu cezalar iki katı olarak uygulanmaktadır.

VI. SONUÇ VE DEĞERLENDİRMELERİMİZ

Türkiye’de yerleşik kişiler tarafından gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ilişkin bedellerin, fiili ihraç tarihinden itibaren 180 gün içinde belirlenen usul ve esaslara göre yurda getirilmesi ve ihracat hesaplarının kapatılması gerekmektedir.

İstisna hükümleri getirilen ülkeler dışında kalan birçok ülkeye yapılan ihracatlarda da ihracat bedelinin belirlenen esaslara göre yurda getirilememesinden kaynaklı sorun yaşayan birçok ihracatçı, ihracat hesaplarının kapatılması amacıyla bankaların ihbarı üzerine vergi daireleri tarafından yapılan tebligatlara verecekleri cevabı ve karşılaşabilecekleri müeyyideleri düşünmektedirler.

Ülkemizin ihracata ve dövize en çok ihtiyaç duyduğu bu dönemde ihracatın önünün açılabilmesi, ihracatçıların dış rekabete ve pazara odaklanabilmeleri için; dış ticaret tahsilat geleneklerine göre (Kapalıçarşı faktörü vb.) yurda getirilen efektif dövizlerin ihracat bedeline saydırılması hususunda gerekli düzenlemelerin bir an önce yapılması ya da farklı bir çözüm yolu bulunması gerektiği düşünülmektedir.

KAYNAKÇA

– 09.2018 tarih 2018-32/48 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (İhracat Bedelleri Hakkında) (Tebliğ No: 2018-32/48)

– 03.2019 tarih 2019-32/53 sayılı sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğde (2018-32/48) Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ

– 08.2019 tarih 2019-32/55 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğde (2018-32/48) Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ

– 12.2019 tarih 2019-32/56 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğde (2018-32/48) Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ

– Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Tarafından Çıkarılan 16.01.2020 Tarihli İhracat Genelgesi

Devamı: İhracat Bedellerinin Yurda Getirilmesi Sorunu – Hamza ERTEKİN, E. Vergi Dairesi Müdür Yrd. Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Covid-19 Pandemisi ve Son Yasal Düzenlemeler Çerçevesinde Bankacılık Sektöründeki Gelişmeler – Saltuk Aziz GÖKALP, Yönetim Bilimleri Uzmanı

Covid-19 Pandemisi Bankacılık Sektörü

Saltuk Aziz GÖKALP
Yönetim Bilimleri Uzmanı
Doktora Öğrencisi
saltukazizgokalp@gmail.com

İnsanların sağlıklı ve huzurlu bir ortamda yaşam sürmeleri birincil haklarındandır. Dolayısıyla insan sağlığını olumsuz yönde etkileyecek her türlü etmenden uzak durmak önem arz etmektedir. 2020 yılında dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de etkisi sürdüren Covid-19 pandemisi de bunu bir kez daha bize hatırlatmıştır. Çin’in Hubei bölgesinin başkenti olan Vuhan’da ortaya çıkan ve kısa sürede tüm dünyayı etkileyen bu salgın sebebiyle neredeyse tüm ülkeler kısıtlayıcı tedbirler alarak bu süreçten sağlam çıkmayı hedeflemişlerdir. Tabi bu noktada ekonomik anlamda ülkelerin salgından en az şekilde etkilenmesine yönelik tedbirlerin alınması gerekliliği de doğmuştur. İşte ülkemizde de bankacılık sektörü bu konuda gereken önlemleri almış ve almaya devam etmektedir.

26/06/2020 tarihli ve 31167 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun çerçevesinde 5411 sayılı Bankacılık Kanunu, 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nda birtakım düzenlemeler yapılmıştır;

(Madde-6) 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 76.maddesinin 2. Fıkrası değiştirildi;

Yeni madde;

Bu kanunun 4. Maddesinde yer alan faaliyet konularına ilişkin bankalar ve müşteriler arasındaki ilişkiler, yazılı şekilde veya uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle mesafeli olarak ya da mesafeli olsun olmasın kurulun yazılı şeklin yerine geçebileceğini belirlediği ve bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilecek ve müşteri kimliğinin doğrulanmasına imkan verecek yöntemler yoluyla kurulacak sözleşmeler ile düzenlenir ve buna ilişkin usul ve esaslar Kurul (BDDK) tarafından belirlenir.

(Madde-7) 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanununun 24.maddesinin 1.fıkrasının 1.cümlesi değiştirildi;

Yeni madde;

Kart çıkarak kuruluşlar ile kart hamilleri arasındaki ilişkiler, bu kanun ve ilgili diğer mevzuat çerçevesinde en az 12 punto ve koyu siyah harflerle hazırlanacak yazılı şekilde veya uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle mesafeli olarak ya da mesafeli olsun olmasın kurulun yazılı şeklin yerine geçebileceğini belirlediği ve bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilecek ve müşteri kimliğinin doğrulanmasına imkan verecek yöntemler yoluyla kurulacak sözleşmeler ile düzenlenir ve buna ilişkin usul ve esaslar Kurul (BDDK)tarafından belirlenir.

(Madde-9-10) 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 49.maddesinin 2.fıkrası değiştirildi;

…“imzalanırken” ibaresi “kurulurken” oldu.

5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun 50.maddesinin 1.fıkrasında 1.cümlenin sonundan itibaren gelmek üzere aşağıdaki cümle eklendi ve 4.fıkranın 3.cümlesinde yer alan “yazılı olarak” ibaresi “taleplerini” şeklinde değiştirildi;

Yeni madde;

… “sözleşme yazılı olarak veya elektronik ortamda kurulur. Elektronik ortamda kurulacak sözleşmelerde başvuru sahibinin kimliğinin doğrulanmasına imkan verecek şekilde Kurum (BTK) tarafından belirlenecek yöntemler kullanılır ve bunlara ilişkin usul ve esaslar Kurum (BTK) tarafından belirlenir.”

personel programı

Söz konusu kanunlarda yapılan düzenlemeler ile birlikte vatandaşların uzaktan iletişim yöntemleri ile müşteri olabilme ve bankacılık işlemlerini gerçekleştirmelerine imkan sağlanmıştır. Bu süreçte ülkemizde özellikle Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu  (BDDK) da mesaisine devam etmektedir. Yine Türkiye Bankalar Birliğinin (TBB) yayınlamış olduğu raporlar da mevzuat çalışmalarına yardımcı olmaktadır. Birliğin 2020 yılı Mart ayında yayınlamış olduğu rapordan da görüleceği üzere;

2020 yılında aktif dijital bireysel müşteri sayısı 53 milyon 981 bin kişiye ulaşmıştır. Aynı zamanda Ocak-Mart 2020 dönemi içinde en az bir kez internet bankacılığı giriş işlemi yapmış aktif bireysel müşteri sayısı da 10 milyon 920 bin kişi olmuştur. Artık neredeyse her yetişkin yurttaşın akıllı telefonu mevcuttur ve bunlar üzerinden bankacılık işlemlerini gerçekleştirmektedir. 2020 yılında mobil bankacılık kullanımının 50 milyon 827 bin kişi olarak rapor edilmesi de bunun bir göstergesidir.

Bunun yanında BDDK’nın 20/10/2020 tarihinde kendi internet sitesinde yayınlamış olduğu Bankalarca Kullanılacak Uzaktan Kimlik Tespiti Yöntemlerine İlişkin Tebliğ Taslağı da bankacılıkta uzaktan iletişimin mümkün hale getirilmesine yönelik bir düzenlemedir.

Tebliğ, 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 76 ncı maddesinin ikinci fıkrası ve 15/3/2020 tarihli ve 31069 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bankaların Bilgi Sistemleri ve Elektronik Bankacılık Hizmetleri Hakkında Yönetmeliğin 43 üncü maddesi uyarınca düzenlenmiştir. Tebliğin amacı ise bankalar tarafından yeni müşteri kazanımında ve müşteri kimliğinin doğrulanmasında kullanılabilecek uzaktan kimlik tespiti yöntemlerine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesidir.

Yapılan düzenlemeler kısaca aşağıdaki şekilde özetlenebilir;

Uzaktan kimlik tespiti

Müşteri temsilcisi ile kişinin; fiziksel olarak aynı ortamda bulunmasına gerek olmadan, çevrim içi olarak görüntülü görüşmesi ve birbiriyle iletişim kurması ile gerçekleşir. Bu görüşmede uygulanacak yöntem, yüz yüze yapılan kimlik tespiti yöntemine benzer ve asgari seviyede risk ihtiva edecek şekilde tasarlanır.

Görüntülü görüşme esnasında, kişiye yalnızca yapılan kimlik tespiti işlemi için geçerli, merkezi olarak üretilen SMS OTP iletilir. İletilen SMS OTP’nin kişi tarafından çevrim içi olarak uygulama ara yüzü üzerinden geri gönderilmesi sağlanır. Kişinin söz konusu SMS OTP’yi uygulama ara yüzüne girmesi ve sistemde bu doğrulama kodunun başarılı şekilde onaylanması durumunda uzaktan kimlik tespiti işlemi tamamlanmış olur.

Uzaktan kimlik tespitine ilişkin süreçler ve sistemler kritik bir işlem olarak değerlendirilir ve işlemin tek bir kişi tarafından başlatılması, onaylanması ve tamamlanmasına imkân vermeyecek şekilde tasarlanır ve işletilir.

Görüntülü görüşme ile uzaktan kimlik tespitini gerçekleştirecek personel ve çalışma ortamı

Görüntülü görüşme ile uzaktan kimlik tespiti, bankanın bu konuda eğitim almış müşteri temsilcisi tarafından yapılır. Müşteri temsilcisinin, kimlik tespitinde kullanılabilecek belgelerin özelliklerini ve bu belgeler için uygulanan geçerli doğrulama yöntemlerini öğrenmesi ve bilinen dolandırıcılık yöntemlerini bilmesi sağlanır. Yılda en az 1 defa ve her güncelleme sonrası eğitim alması sağlanır.

Görüntülü görüşme ile uzaktan kimlik tespiti sürecinde uyulması gereken ilkeler

Görüntülü görüşme ile uzaktan kimlik tespitinin başlamasından önce kişinin başvurusu bir form ile alınır, alınan veriler kullanılarak kişi hakkında risk değerlendirmesi gerçekleştirilir. Uygulanacak görüntülü görüşme ile uzaktan kimlik tespiti sürecinin başlangıcında kişinin açık rızası kayıt altına alınır. Yapılan görüntülü görüşme uçtan uca güvenli iletişim ile gerçekleştirilir.

Kullanılabilecek kimlik belgeleri ve bunların doğrulanması

Görüntülü görüşme ile uzaktan kimlik tespiti sürecinde beyaz ışık altında görsel olarak ayırt edilebilen ve asgari olarak giyoş, gökkuşağı baskı, optik değişken mürekkep, gizli görüntü, hologram ve mikro yazı güvenlik öğelerine, fotoğraf ve ıslak imzaya sahip olan kimlik belgeleri kullanılır. Kimlik belgesinin sahip olduğu çıplak gözle veya basit cihazla görülebilen farklı optik güvenlik öğelerinden rastgele seçilen en az dört adedinin doğrulama kriterinin karşılanması ve yakın alan iletişimi kullanılarak kimlik belgesinin yongası üzerinde yer alan kimlik bilgilerinin doğrulanması, kimlik belgesinden kişinin kimliğinin tespit edilmesi için gereken eşleşmenin sağlandığı anlamına gelir. Ayrıca, kişiye ilişkin kimlik belgesinde yer alan bilgilerin banka tarafından bilinen, Kimlik Paylaşımı Sisteminden alınan ve varsa kimlik tespiti yapmak amacıyla bankanın erişimine açık olan diğer bilgiler ile eşleştiği; kişiden görüntülü görüşme sırasında varsa kimlik belgesinde yer alan seri numarası doğrulanır.

Kimliği tespit edilecek kişinin doğrulanması

Görüntülü görüşme ile uzaktan kimlik tespiti sırasında kişinin canlılığını tespit edici teknikler kullanılır. Kişinin yüzü ile kimlik belgesinde yer alan fotoğrafın biyometrik karşılaştırması yapılır. Müşteri temsilcisi, kullanılan kimlik belgesindeki fotoğrafın ve kişisel bilgilerin kişi ile uyuştuğundan emin olur. Kimlik belgesinde yer alan fotoğrafın, veriliş tarihinin ve doğum tarihinin tutarlılığı kontrol edilir.

Uzaktan kimlik tespiti için kullanılan çözümlerin kişiyi yanlış tespit riskini en aza indirecek şekilde kullanılmasını sağlamak bankanın sorumluluğundadır.

Yapılan düzenlemelerden görüleceği üzere, öncelikle müşteri temsilcisinin iyi eğitimli ve müşterinin doğru söylediğine kanaat getirebilen bir yetkinlikte olması ve Bilgi Teknolojileri (BT) açısından bankaların yeterli bir yazılım ve donanıma sahip olması gerekmektedir.

Sonuç olarak;

2020 yılında tüm dünyada etkisini gösteren Covid-19 pandemisi insan sağlığının önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Ülkeler artık insanların toplu olarak bir araya gelmeden de ekonomik ve sosyal gereksinimlerini karşılayabileceği tedbirleri almak durumundadır. Ülkemizde de bankacılık alanında yapılan düzenlemeler ile birlikte uzaktan iletişim yöntemleriyle bankacılık işlemlerinin yapılmasına olanak sağlanmıştır.

Bilgi

(*) Yönetim Bilimleri Uzmanı, Kırıkkale Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Doktora Öğrencisi, saltukazizgokalp@gmail.com; https://orcid.org/0000-0001-5155-1986

Devamı: Covid-19 Pandemisi ve Son Yasal Düzenlemeler Çerçevesinde Bankacılık Sektöründeki Gelişmeler – Saltuk Aziz GÖKALP, Yönetim Bilimleri Uzmanı Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Emekli Maaşları Haczedilebilir mi? Fatih ERTÜRK, Gelir Uzmanı

Emekli Maaşları Haczedilebilir mi?

Fatih ERTÜRK
Gelir Uzmanı
fatiherturk29@hotmail.com

I-GİRİŞ

Anayasanın 2 inci maddesinde belirtilen sosyal hukuk devleti, insan haklarına dayanan, kişilerin huzur, refah ve mutluluk içinde yaşamalarını güvence altına alan, kişi hak ve özgürlükleriyle kamu yararı arasında adil bir denge kurabilen, çalışma hayatını geliştirerek ve ekonomik önlemler alarak çalışanlarını koruyan, onların insan onuruna uygun hayat sürdürmelerini sağlayan, milli gelirin adalete uygun biçimde dağıtılması için gereken önlemleri alan, sosyal güvenlik hakkını yaşama geçirebilen, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak sosyal adaleti ve toplumsal dengeleri gözeten devlettir.(1)

Devletin kurmuş olduğu sosyal güvenlik sistemi ile vatandaşların gelirine bakmaksızın toplum huzurunu ve refahını bozan sosyal tehlikelerin verdiği zararlardan vatandaşlarını koruma görevi vardır. Bu doğrultuda borçlunun bütün mal varlığına el konulması, borçlu ve ailesini mutlak yoksulluğa düşürerek, ekonomik varlığını kaybedip muhtaç hale gelmesine sebebiyet vermemesi amacıyla bazı özel kanunlarda haczedilemeyecek mal ve haklar öngörülmüştür.

Söz konusu özel kanunlardan biri olan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 93 üncü maddesinin birinci fıkrasında, sigortalılara ve hak sahiplerine bağlanan gelir, aylık ve ödeneklerin kanunun 88 inci maddesinde belirtilen Sosyal Güvenlik Kurumunun tahsili gereken alacakları ile nafaka borçları dışında haczedilemeyeceği belirtilmiştir.

Bu yazımızda vergi dairesi tarafından emekli maaşlarına haciz uygulanıp uygulanamayacağını, haciz uygulanması durumunda borçlunun yapması gereken işlemler incelenecektir.

personel programı

II- 5510 SAYILI SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNDA YER ALAN DÜZENLEMELER

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Devir, temlik, haciz ve Kurum alacaklarında zamanaşımı başlıklı 93 üncü maddesinde; “Bu Kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının genel sağlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu Kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler; 88’inci maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez. Bu fıkraya göre haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde, icra müdürü tarafından reddedilir… hükmü,

Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortasına ilişkin bazı geçiş hükümleri başlıklı Geçici 1 inci maddesinde; Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu Kanunla mülga 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa tabi olanlar, bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilir. ” hükmü,

Geçici 4 üncü maddesinde; “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre; aylık, tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre ek ödeme verilmekte olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanunun 32 nci, 34 üncü ve 37 nci maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe devam edilir.

Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce iştirakçiliği sona erenlerden tahsis talebinde bulunacaklar ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsis talebinde bulunanlardan işlemleri devam edenler hakkında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır.

5434 sayılı Kanuna göre iştirakçi olup bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak çalışmaya başlayanlardan vazife malûllüğü kapsamına girenler hakkında, bu Kanunun 47 nci maddesinin birinci fıkrasına göre işlem yapılır. (Ek cümle: 4/7/2012-6353/85 md.) 5434 sayılı Kanunun mülga hükümlerine göre vazife malullüğü aylığı bağlananlardan malullüklerinin sürekli olduğuna Kurum Sağlık Kurulunca karar verilen iştirakçiler yine aynı Kanunun 40 ıncı maddesinde belirtilen yaş hadleri ile özel kanunlarındaki yaş hadlerini doldurduğu tarihe kadar yeniden muayene edilmelerini Kurumdan isteyebilir.

Bu Kanunda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde; iştirakçi iken, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamına alınanlar, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 5434 sayılı Kanun hükümlerine tabi olarak çalışmış olup bu Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine tabi olarak yeniden çalışmaya başlayanlar ile bunların dul ve yetimleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır. (Ek cümle: 11/10/2011-KHK-666/5 md.) Bu fıkra kapsamına girenlerden 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 10 uncu maddesi kapsamında bulunanların emekli kesenekleri ile kurum karşılıklarının hesabında, işgal ettikleri kadrolar için ilgili mevzuatında belirlenen unsurlar esas alınır.

Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır. ..”hükümleri yer almaktadır.

Söz konusu madde hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, 5510 sayılı Kanunun konu ile ilgili maddelerinin yürürlük tarihi olan 1 Ekim 2008 tarihi itibarıyla, kendisine 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununa göre emekli aylığı bağlanmış olanlar ile bu tarihten önce devlet memuru olarak atananlara bağlanacak emekli aylıkları hakkında 5434 sayılı Kanun hükümlerinin (5510 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılanlar dahil) uygulanması gerektiği sonucuna varılmaktadır.

Buna göre, 5510 sayılı Kanunun konu ile ilgili maddelerinin yürürlük tarihi olan 1 Ekim 2008 tarihinden sonra devlet memuru olarak atanmış olanlara bağlanacak emekli aylıkları 5510 sayılı Kanunun 93 üncü maddesi kapsamındayken, bu tarihten önce devlet memuru olarak atanmış olanlar ile kendilerine 5434 sayılı Kanuna göre emekli aylığı bağlananlar hakkında 5510 sayılı Kanunun 93 üncü maddesi hükmünün tatbiki mümkün bulunmamaktadır.

Ayrıca kanunun 88 inci maddesi “…haczi yasaklanan gelir, aylık ve ödeneklerin haczedilmesine ilişkin talepler, borçlunun muvafakati bulunmaması halinde, icra müdürü tarafından reddedilir.” hükmü emekliler arasında memur, işçi veya bağımsız çalışan emeklisi ayrımı yapılmadan, bütün emekliler için geçerli olacak bir düzenleme getirmiştir. Bu hükümde emekli maaşlarının tamamı haczedilemez olarak nitelendirilmiş olup, kısmen de olsa haczedilmelerine imkan tanınmamıştır.

Bu hükme göre Sosyal Güvenlik Kurumunun 88 inci maddesi gereğince takip ve tahsili gereken alacakları ve nafaka borçları için haciz yasağı söz konusu olmazken, diğer sebeplerden kaynaklanan borçlarda ise emekli maaşına haciz konulabilmesi için, borçlunun hacze muvafakat etmesi gerekmektedir.

III- AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUNDA YER ALAN DÜZENLEMELER

A- Emekli Maaşı

Yaşlılık aylığı, belirli bir süre çalıştıktan sonra çalışamamanın ve kazançtan yoksun kalmanın karşılığı olup, amacı da yaşlılık döneminde çalışamama dolayısıyla gelirden yoksun kalmaya yönelik tehlikenin ortadan kaldırılmasını sağlamaktır. Böylece kişilere, yaşlılık nedeniyle çalışamaz duruma geldiklerinde yaşamlarını sürdürebilecekleri bir geliri sağlama güvencesi verilmektedir. ( 2 )

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunun Haczedilemeyecek mallar başlıklı 70 inci maddesinde; “Aşağıda gösterilen mallar haczedilemez: 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi iktisadi devlet teşekkülleri, kamu iktisadi kuruluşları, bunların müesseseleri, bağlı ortaklıkları, iştirakleri ve mahalli idarelerin malları hariç olmak üzere Devlet malları ile hususi kanunlarında haczi caiz olmadığı gösteren mallar… hükmü yer almaktadır. Bu hükme göre, özel kanunlarında haczedilemeyeceğine ilişkin hüküm bulunan mal, hak ve alacakların 6183 sayılı Kanun kapsamında da haczi mümkün değildir.

Öte yandan, 6183 sayılı Kanunun 71 inci maddesinde; Aylıklar, ödenekler, her çeşit ücretler, intifa hakları ve hasılatı, ilama bağlı olmayan nafakalar, emeklilik aylıkları, sigorta ve emeklilik sandıkları tarafından bağlanan gelirler kısmen haczolunabilir. Ancak haczolunacak miktar bunların üçte birinden çok dörtte birinden az olamaz. …” hükmüne yer verilmiştir.

Bu kanun maddelerine göre, 1 Ekim 2008 tarihinden önce devlet memuru olarak atananlara 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre bağlanmış veya bağlanacak olan emekli aylıklarına, aylık sahibinin amme borçları nedeniyle 6183 sayılı Kanunun 71 inci maddesi göz önünde bulundurularak haciz tatbik edilmesi mümkün bulunmaktadır.

B- Emeklilik İkramiyesi

Emeklilik ikramiyesi, emeklilik, yaşlılık ya da malullük aylığı almaya hak kazanan kamu çalışanlarına, aylıklarda yapılan emekli kesintilerinden bağımsız olarak çalışmada istikrar ve devamlılığı sağlamak amacıyla ve sosyal devlet ilkesi gereğince bir defaya mahsus olmak üzere yapılan bir ödemedir.( 3 )

Emekli ikramiyesi, toptan ve bir defaya mahsus yapılan bir ödeme olduğundan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 93 üncü maddesinin birinci fıkrasında sigortalılara ve hak sahiplerine bağlanan gelir, aylık ve ödenekler kapsamında yer almamaktadır.

Bu nedenle 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanununun 70 inci maddesinde sayılan mallar kapsamında olmadığından tamamının haczi mümkündür.

IV- EMEKLİ MAAŞINA VERGİ DAİRESİ TARAFINDAN HACİZ KONULMASI DURUMUNDA YAPILMASI GEREKENLER

6183 Sayılı Kanunun 79 uncu maddesinin Hazine ve Maliye Bakanlığına verdiği yetkiye istinaden amme borçlarının bankalar nezdinde bulunan her türlü mal, hak ve alacaklarına elektronik ortamda haciz tatbik edilebilmesi için banka genel müdürlükleri arasında haciz protokolü imzalanmıştır. Söz konusu protokol sonucunda vergi dairelerinin sahip olduğu mükellef sayısına göre her vergi dairesine günlük belli sayıda banka hesaplarına haciz yapma yetkisi verilmiştir.

Günümüzde emekli aylıkları emekli adına bankada oluşturulan hesaba yatırılmaktadır. Ancak bankacılık sistemimizde hesapların işleyişiyle ilgili olarak “maaş hesabı” adı altında ayrıca bir hesap düzeni yer almamakla birlikte banka hesabına haciz uygulanan borçlunun da hangi Kanun hükümlerine göre emekli olduğu bilgisi banka kayıtlarından anlaşılamamaktadır.

Ayrıca 6183 Sayılı Kanunun 71 inci maddesinde yer alan hüküm emekli maaşlarına tatbik edilecek hacizlere ilişkin bir kısıtlama olup, emekli maaşlarının yattığı banka hesaplarında bulunan tutarların haczine yönelik bir kısıtlama getirmemektedir. Dolayısıyla, haciz bildirisi gönderildiği anda, emekli maaşlarının yatırıldığı banka hesabında, hesap sahibinin o ayki emekli maaş tutarından daha yüksek bir tutar bulunmakta ise, maaş tutarının üstünde kalan tutarın mevduat olarak değerlendirilmesi ve bu tutarın haczedilmesi mümkündür.

Örnekle açıklamak gerekirse, bankaya yatan emekli maaşı 2.500 TL, bankada bulunan para 30.000 TL ise bu durumda vergi dairesi tarafından haciz uygulanabilecek tutar 30.000-2.500= 27.500 TL olacak olup, vergi dairesi tarafından bu tutar mevduat kabul edilerek tahsil edilebilecektir.

Borçlunun banka hesabına yatan aylık veya üç aylık emekli maaşına haciz uygulanması durumunda, bu durumun haczi uygulayan vergi dairesine bir dilekçe ile bildirilerek haczin kaldırılması ve varsa tahsil edilen paraların iade alınması mümkün olabilecektir.

Söz konusu dilekçeyi alan vergi dairesi, öncelikle emekli maaşının hangi Kanun (506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu veya 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Sağlık Sigortası Kanunu) kapsamında bağlandığını ve ödenen emekli aylığı tutarını öğrenmek amacıyla borçlunun kimlik bilgilerini bildirerek Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından bilgi talep eder.

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından gelen bilgi sonucu, emekli aylığı bağlanan borçlunun 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Sağlık Sigortası Kanunu ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu hükümleri uyarınca emeklilik aylığı bağlanmış ise haczin kaldırılması,

Haciz kaldırılırken; haciz tatbik edildiği tarihteki emekli maaşından daha yüksek bir tutarın mevcut olması halinde o ayki maaş tutarını aşan kısmın mevduat olarak kabul edilerek bankadan tahsil edildikten sonra haczin kaldırılması,

Söz konusu maaşın 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununa göre bağlanmış olması durumunda bu maaş tutarına ayrıca 6183 Sayılı Kanunun 71 inci maddesine göre kısmi haciz tatbik edilmesi mümkün olduğundan Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından bildirilen emekli aylığının kanunda belirtilen oranlar dikkate alınarak hesap edilen kısmının bankada haczedilen tutardan düşülmesi, bulunan tutarın para çekme yazısı ile tahsil edilmesi, bu şekilde tahsil edildikten ve Sosyal Güvenlik Kurumuna haciz bildirisi gönderilip emekli aylığına kısmi haciz tatbik edildikten sonra hesap üzerindeki haczin kaldırılması mümkündür.

V- SONUÇ

Emekli maaşı bağlanan borçlunun, kendisini ve bakmakla yükümlü olduğu kişileri yoksulluğa düşürerek, ekonomik varlığını kaybedip muhtaç hale gelmesine sebebiyet vermemek amacıyla 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 93 üncü maddesinin birinci fıkrasında, sigortalılara ve hak sahiplerine bağlanan gelir, aylık ve ödeneklerin söz konusu kanunun 88 inci maddesinde belirtilen Sosyal Güvenlik Kurumunun tahsili gereken alacakları ile nafaka borçları dışında haczedilemeyeceği açıktır.

Ancak 5510 sayılı kanunda yer alan hükümler doğrultusunda 1 Ekim 2008 tarihinden önce devlet memuru olarak atanmış olanlar ile kendilerine 5434 sayılı Kanuna göre emekli aylığı bağlananlar hakkında 6183 sayılı Kanunun 71 inci maddesine göre kısmi haciz tatbik edilmesi mümkündür.

Söz konusu kanun maddesi gelir, aylık ve ödenekler için bir haczedilememezlik getirmiş olup, bunun dışında emekli ikramiyesi ve hesapta bulunan paranın o ayki emekli maaşını aşan tutarın mevduat kabul edilerek haczedilebilmesi mümkündür.

Yazımızda anlatılanları özetler nitelikteki tablo aşağıda yer almaktadır.

Emekli Maaşının Bağlandığı Kanun Haczedilebilme Durumu 6183 sayılı kanuna göre)
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Sağlık Sigortası Kanunu Haczedilemez (*)
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu Haczedilemez (*)
1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu Haczedilemez (*)
5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu (Bu kanun kapsamında emekli maaşı bağlananlar ve 1 Ekim 2008 öncesi devlet memuru olarak atananlar) Kısmi Haczedilebilir. (Maaşın 1/3’den çok 1/4 ‘den az olmamak üzere

(*) Sosyal Güvenlik Kurumunun tahsili gereken alacakları ile nafaka borçları için haciz uygulanabilir.

NOT: Bu yazıda yapılan açıklamalar, tamamıyla yazarına ait olup, hiçbir şekilde yazarın çalıştığı kurumu bağlamaz; kurumun görüşü olarak kullanılamaz ve değerlendirilemez.

Kaynakça:

– Topuz, Gökçen: 5510 Sayılı Kanunda Öngörülen Emekli Aylığının Haczedilmezliği Kuralı ve Bu Kuralın Anayasaya Uygunluğu Üzerine Düşünceler, Ankara Üni. Hukuk Fak. Dergisi, Sayı 4, 2016, s.3017-3052.

– 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun

– 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu

– http://www.sgk.gov.tr

Dip Notlar:

(1) Anayasa Mahkemesi Kararı, 6.1.2011, 2009/19 E.; 2011/4 K. Resmi Gazete 12.4.2011, Sayı: 27903

(2) Anayasa Mahkemesi Kararı, 6.1.2011, 2009/19 E.; 2011/4 K. Resmi Gazete 12.4.2011, Sayı: 27903

(3) Anayasa Mahkemesi Kararı, 11.07.2018, 2018/8 E.; 2018/85 K. Resmi Gazete 02.12.2018, Sayı: 30615

Devamı: Emekli Maaşları Haczedilebilir mi? Fatih ERTÜRK, Gelir Uzmanı Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Profesyonel Sporcuların Sigortalılığı – Recep AKBAŞ, Sosyal Güvenlik Denetmeni

Profesyonel Sporcuların Sigortalılığı

Recep AKBAŞ
Sosyal Güvenlik Denetmeni
recepakbas69@gmail.com

Giriş;

Dünyanın hemen her yerinde sporcular ve spor kulüpleri genel olarak “amatör – profesyonel“ kavramları üzerinden bir kategoriye ayrılmaktadır. Yaptığı spor dalını meslek edinmeyen, sporu devamlı ve sürekli bir gelir getiren faaliyet olarak yapmayan kişilere amatör sporcu, sporu meslek edinip maddi kazanç sağlamak ve yaşamını devam ettirebilmek amacıyla yapan kişilere ise profesyonel sporcu denilmektedir. (Baştürk, 2007: 7-9)

Her ne kadar 4857 Sayılı İş Kanunu’nda sporcular istisnalar arasında sayılıp kapsam dışı bırakılmış olsalar da, sporu bir spor kulübüne bağlı olarak profesyonel biçimde yapan kişiler ile bağlı bulundukları spor kulüpleri arasındaki ilişki bir hizmet akdine dayanmaktadır. Nitekim, Sosyal Güvenlik Kurumunun 2013/11 sayılı genelgesinde profesyonel sporcular  için; “ … bu kişiler kulüplerinin (yani işverenin) gösterdiği yerlerde tespit edilmiş çalışma saatlerine tabi olarak ve işveren veya vekilinin emir ve talimatı altında antrenman ve müsabakalar yaptıklarına, mukabilinde önceden yapılmış anlaşma ile tespit edilmiş ücretleri aldıklarına göre, anılan kimselerin işverenle hukuki ilişkileri bir hizmet akdine dayanmaktadır.” hükmü yer almaktadır.

İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatı Açısından Değerlendirme

Profesyonel sporcuların kulüpleri ile aralarındaki hukuki bağ bir iş ilişkisi, sözleşme ise iş sözleşmesidir. Sporcuların İş Kanunu kapsamı dışında bırakılmaları sebebiyle, sporcularla kulüpleri arasında kıdem ve ihbar tazminatı hükümleri uygulanmamakta olup, sporcular İş Kanunundan sağlanan diğer haklardan da yararlanamamaktadırlar.

Bununla birlikte profesyonel sporcular 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4/1-a maddesi ve İşsizlik Sigortası Kanununun 46/2 maddesi kapsamında sigortalı kabul edilirler. (Tuncay ve Ekmekçi, 2016: 286- 287).

5510 sayılı Kanuna göre profesyonel sporcular işçi, bunları çalıştıran kulüpler ise işveren olarak değerlendirilmektedir.  Dolayısıyla sporcular İş Kazası, Meslek Hastalığı, Hastalık ve Analık gibi kısa vadeli sigorta kollarıyla beraber, Yaşlılık, Malullük ve Ölüm sigortası gibi uzun vadeli sigorta kollarına tabi olup, bu sigorta kollarında sağlanan haklardan da yararlanabilmektedir.

5510 sayılı Kanunun işçi çalıştıran işverenlere yüklediği tüm sorumluluklar spor kulüpleri için de geçerlidir. Bu kapsamda sözleşmede belirtilen işe başlama tarihinden önce sporcuların Sigortalı İşe Giriş Bildirgesi ile SGK’ya bildirilmeleri, Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamesiyle de her ay çalışılan gün ve hak edilen ücretlere ilişkin bildirimde bulunmaları, sözleşme bitiminde ise Sigortalı İşten Ayrılış Bildirgesi ile durumun SGK’ya bildirilmesi  gerekmektedir. Bununla beraber kısa vadeli sigorta kollarında sayılan risklerle karşılaşılması durumunda da,  Kanunda öngörülen süreler içerisinde yine Kanunda belirtilen usullere göre spor kulüplerinin bildirim yapma yükümlülükleri bulunmaktadır.

Profesyonel spor kulüplerinde, sporcular dışında çalıştırılan antrenör, menajer, teknik direktör, masör ve diğer müstahdemlerin akdi bağlılıkları da aynı nitelikte olduğundan, spor kulüplerince çalıştırılan bu gibi kişiler 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine tabi sigortalı sayılacaktır. (Aydın ve Demirkaya, 2017)

Amatör sporcular ise, yapmış oldukları sporları meslek edinmeyip,  geçimlerini bu sporla sağlamadıklarından, kulüpleriyle aralarındaki ilişki iş akdinin unsurlarını taşımamaktadır. Bu sporcuların kulüpleri işveren sıfatını, kendileri de işçi sıfatını taşımadıklarından  amatör sporcular 5510 sayılı Kanuna göre sigortalı sayılmazlar. Dolayısıyla kulüpleri de amatör sporcuları SGK’ya bildirmekle mükellef değildir.

Sonuç;

Sporcuların 4857 Sayılı İş Kanunu kapsamı dışında bırakılmaları, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun bakımından herhangi bir anlam ifade etmemektedir. Bu kanuna göre sigortalılık bir hak ve yükümlülük olarak kabul edilmekte olup, sigorta hak ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmak, azaltmak, vazgeçmek veya başkasına devretmek için sözleşmelere konulan hükümlerin geçersiz olacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla,  sporu profesyonel olarak yapan ve bir spor kulübüne bağlı olarak çalışan tüm sporcular sigortalı sayılmaktadır.

personel programı

 

Devamı: Profesyonel Sporcuların Sigortalılığı – Recep AKBAŞ, Sosyal Güvenlik Denetmeni Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

2020 Yılı ve 2021 Yılına İlişkin e-Defter ve Berat Dosyalarının İkincil Kopyalarının GİB Bilgi İşlem Sistemlerine Aktarım Zamanları – Emrah AYGÜL, YMM

e-Defter ve Berat Dosyalarının İkincil Kopyaları

Emrah AYGÜL
Yeminli Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi
emrah.aygul@erisymm.com

19.10.2019 tarih ve 30923 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 3 Sıra No.lu Elektronik Defter Genel Tebliği (Sıra No: 1)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ uyarınca; “e-Defter dosyaları ile bunlara ilişkin berat dosyalarının ikincil kopyalarının, gizliliği ve güvenliği sağlanacak şekilde e-Defter saklama hizmeti yönünden teknik yeterliliğe sahip ve Başkanlıktan bu hususta izin alan özel entegratörlerin bilgi işlem sistemlerinde ya da Başkanlığın bilgi işlem sistemlerinde 1/1/2020 tarihinden itibaren asgari 10 yıl süre ile muhafaza edilmesi zorunludur. e-Defter ve beratların teknik yeterliğe sahip ve Başkanlıktan bu hususta saklama izni verilen özel entegratörlerin bilgi işlem sistemlerinde muhafaza usulü ile muhafaza edilmesi sürecinde e-Defter uygulamasına dâhil olan mükellefler ve özel entegratörler tarafından uyulması gereken genel, gizlilik ve güvenliğe ilişkin usul ve esaslar, Başkanlık tarafından hazırlanarak edefter.gov.tr adresinde yayımlanan “e-Defter Saklama Kılavuzu”nda açıklanır. e-Defter ve berat dosyalarına ait ikincil kopyalarının bu fıkra uyarınca muhafazası için gerekli yükleme işlemlerinde bu Tebliğin (4.3.4) numaralı fıkrasında belirtilen süreler dikkate alınır.”

Tebliğ ile e-Defter dosyaları ile bunlara ilişkin berat dosyalarının ikincil kopyalarının Saklayıcı Kuruluşların bilgi işlem sistemlerinde ya da Gelir İdaresi Başkanlığının (GİB) bilgi işlem sistemlerinde 1/1/2020 tarihinden itibaren asgari 10 yıl süre ile muhafaza edilmesi zorunlu tutulmuştur. Buna göre e-Defter ve berat dosyalarının ikincil kopyalarının muhafaza işlemi;

– Başkanlıktan izin alan saklayıcı kuruluşların (özel entegratörlerin)

– Ya da Başkanlığın

bilgi işlem sistemlerinde yapılmalıdır.

Mükellefler teorik olarak hangi sisteme yükleme yapacaklarını kendileri seçebilmektedir. Tabi tercih için her iki siteminde aynı anda kullanılabilir olması gerekmektedir.  Nitekim http://forum.efatura.gov.tr/ adresinde konu ile ilgili sorulan soruya aşağıdaki cevap verilmiştir.

Gelir İdaresi Başkanlığı – 2020-04-15 12:11: E-defter saklama konusunda entegratör kullanma zorunluluğu bulunmamaktadır. Dileyen mükellefler GİB sistemlerine de yükleme yapabilir.

e-Defter ve berat dosyalarının ikincil kopyalarının muhafaza edilmesi, mükellefin asıl e-Defter ve berat dosyalarının muhafaza ve ibraz ödevlerini ortadan kaldırmaz. Bu çerçevede e-Defter ve berat dosyalarının yetkili makamlara ibrazı öncelikle ilgili mükelleften yazılı olarak istenecektir. İlgili mükellef tarafından e-Defter dosyaları ile beratlarının yazılı talebe rağmen yetkili makamlara ibraz edilmediğinin veya edilemediğinin tevsikini müteakip, saklama hizmetini veren özel entegratörden Başkanlık aracılığı ile ya da muhafaza işleminin Başkanlık sistemlerinde yapılması halinde ise Başkanlıktan, resmi yazılı talepte bulunularak ilgili e-Defter ve berat dosyalarının ikincil kopyalarının ibrazı istenebilecektir

personel programı

Tebliğde belirtilen ve e-Defter uygulaması kapsamında saklama hizmeti vermek isteyen özel entegratör kuruluşların sahip olması gereken altyapı, sistem, uluslararası sertifika vb. konuları açıklayan “e-Defter Uygulaması Saklama Kılavuzu” 31.03.2020 tarihinde yayımlanmış, 11.05.2020 tarihinde güncellenmiştir. Kılavuzda amaç şu şekilde belirtilmiştir: “Bu kılavuz vasıtasıyla, 19/10/2019 tarih ve 30923 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 1 Sıra Numaralı Elektronik Defter Genel Tebliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No:3) ile, e-Defter saklayıcı kuruluşlar vasıtasıyla; mükelleflerin e-Defter uygulaması kapsamında oluşturdukları e-Defterler ile Berat dosyalarının gizliliği ve kriptolu olarak güvenliği sağlanmış bir şekilde ikincil kopyalarının saklanması, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından ihtiyaç duyulması halinde uzaktan erişimine imkan verilmesi, amaçlanmaktadır.”

Görebildiğimiz kadarı ile e-Defter uygulaması kapsamında saklama hizmeti veren özel entegratörlerin kimler olduğu halen açıklanmamıştır.

Ancak 09.10.2020 tarihinde yayımlanan e-Defter Saklama Kullanıcı Kılavuzu ile e-Defter dosyaları ile bunlara ilişkin berat dosyalarının ikincil kopyalarının Gelir İdaresi Başkanlığı’nın bilgi işlem sistemlerinde saklanmasına ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.

Kılavuz uyarınca 2020/Ocak ve müteakip dönemler e-Defter dosyaları ile bunlara ilişkin berat dosyalarının ikincil kopyalarının GİB bilgi işlem sistemlerine aktarım zamanı aşağıdaki tabloda belirtildiği şekilde belirlenmiştir. Mükellefler aşağıdaki tabloda belirtilen tarihleri aşmamak kaydıyla istedikleri zaman yüklemekte serbestlerdir.

2020 yılı e-Defter ve berat dosyalarının ikincil kopyalarının GİB bilgi işlem sistemlerine aktarım zamanları:  

DÖNEM AKTARIM ZAMANI
2020 / Ocak – Şubat – Mart 15 Ocak 2021’e kadar
2020 / Nisan – Mayıs – Haziran 15 Şubat 2021’e kadar
2020 / Temmuz – Ağustos – Eylül 15 Mart 2021’e kadar
2020 / Ekim – Kasım 15 Nisan 2021’e kadar
2020 / Aralık (Gerçek kişi mükellefler) 15 Nisan 2021’e kadar
2020 / Aralık (Tüzel kişi mükellefler) 17     Mayıs 2021’e kadar

2021 yılı e-Defter ve berat dosyalarının ikincil kopyalarının GİB bilgi işlem sistemlerine aktarım zamanları:  

2021 yılı aylık veya 3 aylık (geçici vergi dönemleri bazında) olarak berat dosyası yükleyenler için e-Defter ve berat dosyalarının ikincil kopyalarının saklanmak üzere Başkanlığın bilgi işlem sistemlerine aktarım zamanı; e-Defterlerin oluşturulması, imzalanması ve bunlara ait berat dosyalarının e-Defter uygulamasına yükleme süresinin son gününü takip eden onbeşinci günün sonuna kadar belirlenmiş olup, dönemler bazında aktarım zamanları aşağıdaki tabloda gösterilmiştir. Ancak Başkanlıkça yayımlanacak sirküler ile e-Defterlerin oluşturulması, imzalanması ve bunlara ait berat dosyalarının e-Defter uygulamasına yükleme sürelerinin uzatılması durumunda aktarım zamanın hesabında,  ilgili sirkülerde belirlenen tarihi izleyen 15 inci günün sonu (resmi tatile denk geldiği durumlarda tatil bitimini izleyen ilk iş günü sonu) aktarım zamanının sonu olarak dikkate alınacaktır.

AYLIK / 3 AYLIK SEÇENEĞİ DÖNEM AKTARIM ZAMANI
AYLIK YÜKLEME TERCİHİNDE BULUNANLAR 2021 / Ocak 17 Mayıs 2021’e kadar
2021 / Şubat 15 Haziran 2021’e kadar
2021 / Mart 16 Temmuz 2021’e kadar
2021 / Nisan 16 Ağustos 2021’e kadar
2021 / Mayıs 15 Eylül 2021’e kadar
2021 / Haziran 15 Ekim 2021’e kadar
2021 / Temmuz 15 Kasım 2021’e kadar
2021 / Ağustos 15 Aralık 2021’e kadar
2021 / Eylül 17 Ocak 2022’ye kadar
2021 / Ekim 15 Şubat 2022’ye kadar
2021 / Kasım 15 Mart 2022’ye kadar
2021 / Aralık (Gerçek kişi mükellefler)

2021 / Aralık (Tüzel kişi mükellefler)

15  Nisan 2022’ye kadar

16  Mayıs 2022’ye kadar

3 AYLIK YÜKLEME TERCİHİNDE BULUNANLAR 2021/ Ocak, Şubat, Mart 15 Haziran 2021’e kadar
2021/ Nisan, Mayıs, Haziran 15 Eylül 2021’e kadar
2021 / Temmuz, Ağustos, Eylül 15 Aralık 2021’e kadar
2021 / Ekim, Kasım, Aralık (Gerçek kişi mükellefler)
2021/ Ekim, Kasım, Aralık (Tüzel kişi mükellefler)
15  Nisan 2022’ye kadar

16  Mayıs 2022’ye kadar

2020/Ocak ve müteakip dönemlere ilişkin e-Defter dosyaları ile bunlara ilişkin berat dosyalarının ikincil kopyalarının GİB bilgi işlem sistemlerine (yetki verildiğinde saklayıcı kuruluş sistemlerine) süresinde yüklenmesi hem idari yaptırıma muhatap kalmamak hem de defter belgelerin muhafazasını daha güçlü hale getirmek açısından önemlidir. Bu sebeple uygulayıcılar tarafından kılavuzun incelenmesi, sürelere riayet edilmesi önemle tavsiye edilmektedir.

Söz konusu kılavuza ulaşmak için TIKLAYINIZ

personel programı

Devamı: 2020 Yılı ve 2021 Yılına İlişkin e-Defter ve Berat Dosyalarının İkincil Kopyalarının GİB Bilgi İşlem Sistemlerine Aktarım Zamanları – Emrah AYGÜL, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Belgelerin Asıl veya Suretlerini Tamamen veya Kısmen Sahte Olarak Düzenlemek veya Bu Belgeleri Kullanmak (1) – Ali ÇAKMAKÇI, YMM

Sahte Belge

Ali ÇAKMAKCI
Yeminli Mali Müşavir
E. Hesap Uzmanı
info@adenymm.com.tr
Yazar Hakkında

Semra KÖSEER
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir

I-Sahte Belge Olgusu Ve Sahte Belgenin Hukuki Karşılığı:

Kanun koyucu, belge düzenine aykırı olan sahte belge düzenleme ve kullanma fiilleri için diğer kaçakçılık fiillerine nazaran daha ağır bir yaptırım öngörerek, cezanın önleyici fonksiyonunu ön plana çıkarmayı amaçlamış, doğrudan mali sistem ve idarenin, belge düzeninin zayıflatılmasının önüne geçmeyi hedeflemiştir.

Vergi Usul Kanununun 359 maddesinde sahte belge tanımlanmıştır. Hükme göre; “gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge, sahte belgedir”. Sahte fatura ise; satılan bir mal olmamasına veya yapılan bir iş olmamasına rağmen, satılan bir mal veya yapılan bir iş varmış gibi gösteren fatura olarak tanımlanabilir. Uygulamada sahte fatura için “naylon fatura” ifadesi de kullanılmaktadır. Ancak bu ifadenin, hukuki bir terim olmamasına rağmen yazarlarca ve mahkemelerce kullanılması eleştirilmiştir.[2]

Vergi kaçakçılığı suçu açısından “sahte belge düzenlemek” ve “sahte belgeyi kullanmak” fiilleri birbirinden bağımsız olup, VUK m.359/b bendinde yer alan bu fiillerin seçimlik hareketli suçlar olarak düzenlendiği görülmektedir. Suçun gerçekleşmesi için vergi kanunları uyarınca düzenlenen, kullanılan, saklanan veya ibraz mecburiyeti bulunan bir belgenin tek başına sahte olarak düzenlenmesi veya başkası tarafından sahte olarak düzenlenmiş bir belgenin kullanılması, suçun unsurlarının gerçekleşmesi, dolayısıyla vergi kaçakçılığı suçunun oluşması için yeterlidir.

“Aynı belgede” sahtecilik ve yanıltıcılık unsurlarının bir arada bulunması halinde, TCK m.44’te düzenlenen fikri içtimahükümleri gereğince faile, en ağır cezayı içeren sahte belge düzenleme veya kullanma suçundan ceza verilmesidir.

Satış için düzenlenen faturaya gerçekte var olmayan bir satışın eklenmesinde ise, kısmi sahtecilik gündeme gelebilecektir. Gerçekte olan bir durumun sadece unsurlarında farklılığa gidilmek suretiyle gerçeği yansıtmaktan uzaklaşılması, o belgeyi muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge haline getirir.

Bir düşünceye göre, muhteviyatı itibariyle yanıltıcılık ve sahtecilik unsurlarının birlikte bulunduğu aynı faturada, irade beyanını yansıtan imza ve fatura bir olduğundan, iki eylemin varlığından bahsetmenin mümkün olmadığı, biri diğerinin unsuru veya ağırlaştırıcı sebebi de sayılmadığından, bir fiille VUK m.359/a-b hükümlerinde tanımlanan birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet verildiğinin kabulü ile “fikri içtima” müessesinin uygulanması gerekir.

Bu görüşe, sahtecilik ve yanıltıcılık faaliyetini içeren iki farklı eylem gerçekleştirildiğinden bahisle iştirak etmemekteyiz; zira TCK m.44’te bir fiilin icrası ile birden fazla farklı suçun oluşması hali düzenlenmiştir. Aynı belgede, gerçekte hiç alınmayan bir malın gösterilmesi ile alınan bir malın içerik itibariyle değiştirilip fiyatı farklı olan diğer bir malla değiştirilmesi ayrı fiillerdir. İki farklı eylemin varlığı, TCK m.44’ün uygulanmasına engel teşkil edecektir. TCK m.44 anlamında eylemde birlik, ancak fiilin aynı fiil olması ile mümkündür. Fatura bir olsa da, fatura üzerinde kayıtlı işlem iki veya üç ayrı alışverişi konu edebilir. Eylemin birliği, fatura üzerinde imzanın ve dolayısıyla beyanın tekliği ile açıklanamaz. Burada mesele, düzenlenen fatura olmayıp faturanın içeriğinde geçen alışveriş sayısıdır.[3]

personel programı

Sahte fatura şekil ve görünüş açısından kanuna uygun olarak düzenlenmesine rağmen, temelinde herhangi bir hukuki ilişki söz konusu değildir.[4] Vergi Usul Kanunu’nun 227. maddesine göre kanunda belirtilen zorunlu bilgileri içermeyen belgeler hiç düzenlenmemiş sayılacağından, zorunlu bilgileri içermeyen faturalar bu suç kapsamında mütalaa edilemez.[5]

Belgelerin zorunlu bütün nüshaları sahte olabileceği gibi, asıl veya suretlerinden biri de sahte olabilir. Keza, belge tamamen veya kısmen de sahte olabileceği gibi hem kısmen sahte hem de muhteviyatı itibariyle yanıltıcı olabilir.

VUK m.359/b’de, suça konu belgenin “vergi kanunları uyarınca düzenleme, saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan defter, kayıt ve belge” olma niteliği, suçun maddi unsurunun ön şartı olarak düzenlenmiştir. Bu niteliği haiz bir belgenin yalnızca düzenlenmesi m. 359/b’deki suçun oluşması için yeterlidir. Ancak, sahte olarak düzenlenen herhangi bir belge hakkında failin vergi kaçakçılığı suçundan cezalandırılabilmesi için belgenin, vergilendirmeye ilişkin sonuç doğuran işlemlerde kullanılması gerekir.

Vergi kanunları uyarınca düzenlenen, saklama veya ibraz mecburiyeti bulunan belge dışında herhangi bir belgenin, vergisel amaçlar dışında kullanılmak üzere düzenlenmesi durumunda VUK m.359’da düzenlenen vergi kaçakçılığı suçu değil, belgenin niteliği ve kullanıldığı yere göre Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen belgede sahtecilik suçu gündeme gelecektir.

Ceza hukukunda evrakta sahtecilik suçları genel olarak 207. Madde de özel belgede sahtecilik ve 204. Madde de resmi belgede sahtecilik suçu olmak üzere iki çeşittir. Kaçakçılık suçları arasında VUK md.359/b’de yer alan sahte belge düzenleme ve kullanma suçu, TCK’daki genel evrakta sahtecilik suçlarının özel kanunda düzenlenmiş biçimidir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (VUK) genel Ceza Kanunu karşısında özel bir kanun niteliğinde olduğundan, belgede sahtecilik teşkil eden vergi suç ve cezaları açısından TCK hükümleri değil, vergi kanunu hükümleri uygulanacaktır.

Kanun koyucu, verginin sağlıklı bir şekilde toplanarak yararına kullanabilmesi için vergiye esas olan bu belgeleri diğer sahtecilik türlerine göre özel bir kanunla düzenlenmiş ve bazı sahtecilik suçlarına göre daha ağır bir yaptırım öngörmüştür.[6] Ancak devleti vergi kaybına uğratan, ekonomiyi olumsuz etkileyen, tacirler arasında haksız rekabete yol açan sahte belge düzenlenmesi ve kullanılması fiilleri, idarenin ve yargının tüm çabalarına rağmen önlenememektedir.[7] Vergi kaçırmanın psikolojik, sosyolojik, ekonomik çok nedenleri olsa da asıl amaç, sahte fatura ve benzeri belgelerin düzenlenmesi ve kullanılması suretiyle vergiye esas kazançları kayıt dışı bırakarak, hiç vergi ödememek ya da daha az vergi ödemek için, komisyon karşılığı fatura bastırıp kazanç sağlamaktır. Vergi suçları içinde sahte fatura düzenlemek ve defter belge ibraz etmemek yaygın görülen suçlardandır.

Bu bağlamda, gerçeğe aykırılık olgusu olarak sahtecilik amaç değil, araçtır. Kanun koyucu VUK’nın 359. Maddesinin b-2 (5728 SK. Değişikliğiyle 359/c) bendinde, araç-belgenin sahte olarak basımını, yani hazırlık hareketini ceza yaptırımına bağlayarak konuya verdiği önemi göstermiştir.[8]

Mükelleflerin kullanacakları belgeleri nereden ve ne şekilde temin edecekleri hususu Vergi Usul Kanunu Uyarınca Vergi Mükellefleri Tarafından Kullanılan Belgelerin Basım ve Dağıtım Hakkında Yönetmelik [9] ve 164 No.lu VUK Genel Tebliğinde[10] düzenlenmiştir. Buna göre mükellefler, vergiye esas düzenlemek zorunda oldukları belgeleri, Maliye Bakanlığı ile anlaşmalı matbaalarda bastırmak ya da noterlere tasdik ettirmek suretiyle kullanacaklardır.[11] Ayrıca, VUK’nın Mükerrer 257/2. Maddesi ile Maliye Bakanlığına, mükellefler için tahsilat ve ödemelerin banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle belgelendirilmesi zorunluluğu getirme yetkisi verilmiştir. Bakanlık, 459 Sıra No.lu VUK Genel Tebliği ile mükelleflerin 7000 lirayı aşan tahsilat ve ödemelerin; banka, özel finans kurumları veya PTT aracılığıyla yapmaları ve bu kurumlarca düzenlenen belgeler ile belgelendirilmesi zorunluluğu getirmiştir.[12]

Fatura, mal veya hizmet satan, iş yapan için gelir, mal ve hizmet satın alan, iş yaptıran için gider belgesidir. Bu nedenle fatura ve benzeri belgeler en az iki nüsha düzenlenir. Biri satıcıda kalır, bir nüsha da alıcıya verilir. Taraflar kayıt düzeni gereği belgeyi yasal defterlerine işleyerek kaydeder. Belgelerin karşılıklı olması yükümlüleri vergi kaçağından alı koyar. Yükümlü, kendisi incelenmemiş olsa bile, karşıt inceleme ile yakalanma duygusu ile dikkatli davranır.[13] Bir mükellef hakkında vergi incelemesi yapılırken, belge, kayıt ve işlemlerinin doğruluğunun tespiti için gerektiğinde, başka bir mükellefin kayıt ve belgelerinin incelenmesi gerekebilir. Uygulamada buna karşıt inceleme denilmektedir. Alıcı nezdinde inceleme yapılıyorsa satıcı, satıcı nezdinde inceleme yapılıyorsa alıcı nezdinde inceleme yapılarak, mutabakat sağlanması lazımdır.[14]

Sahte faturaların gelir vergisi ve kurumlar vergisinde işletmelere yarattığı durum ise; mükellefler sahte düzenlenen belgede (fatura) yazılı mal veya hizmeti aldığını ve işletmenin imalatında kullandığını kanıtlaması halinde sahte fatura tutarı gider veya maliyet unsuru olarak kabul edilmelidir.[15] Alınan faturanın sahte olması, bu faturada yazılı gider, malzeme vb. harcamaların, yapılan işle ilgili olarak bir gider ya da maliyet unsuru kabul edilmesine engel değildir.

Danıştay’ın müstakar hale gelen kararları bu yöndedir.

Danıştay bu konuyla ilgili “sahte olduğu ileri sürülen faturaların et, peçete ve havlu alımlarıyla ilgili olduğu lokanta işletmeciliği yapan davacının bu alımlar olmadan faaliyetini sürdüremeyeceğini, bu alımların gerekenden fazla olduğuna dair bir tespitin de bulunmadığı durumda, gerçek harcamaya ilişkin olmadığı hususunda tespit yapılmadan, kazancın belirlenmesine esas olan giderlerin kabul edilmeyerek matrah farkı olarak dikkate alınmasında isabet yoktur” şeklinde karar vermiştir.[16]

Sahte faturaların Katma Değer Vergisi (KDV) karşısındaki durumu ise; mükelleflerin belgelerdeki KDV’leri indirime konu edebilmeleri belgenin gerçek mal veya hizmet hareketine dayanmasına ve şekli unsurları taşımasına bağlıdır (KDVK.m.29 ve 34). Sahte belgelere istinaden yapılan KDV indirimleri kabul edilmez. Çünkü sahte faturalarda gösterilen KDV, gerçekte yüklenilen vergiler olmayıp tamamen fiktiftir.[17] Paravan kişi ve kuruluşlarca düzenlenen sahte faturaların kayıtlara geçirilerek KDV indiriminden yararlanılması durumunda, gerçekte, hazineye ödenmiş bir KDV olmadığından, vergi ziyaı doğmuş olur.[18] Böylelikle, sahte faturalara dayanarak Hazineye intikal etmeyen KDV’nin indirim konusu yapılması mümkün değildir. Faturaların gerçek bir mal teslimine dayanmadığı ve içeriği itibarıyla yanıltıcı olduğunun somut ve açık olarak tespiti ve bu faturalar üzerinde gösterilen KDV’lerin ödenmediğinin anlaşılması halinde haksız ve yersiz indirim yapılmış olur.[19]

İdare tarafından bir belgenin sahte olup olmadığına yönelik tespit esnasında öncelikle aşağıdaki hususların somut bulgularla açıklığa kavuşturulması gerekmektedir:

1Gerçek bir teslim ve/veya hizmetin bulunup bulunmadığına,

2– Herhangi bir ödemede bulunulup bulunulmadığına,

3- Ödemenin şekli (banka, çek, senet, kasa, ptt, kredi kartı vb.) ve

4Malın nakliyesi ile ilgili tespitlere veya

5- Sahte belge ticareti amacıyla mükellefiyet kaydı söz konusuysa düzenleyicinin mükellefiyet kaydının terkin edilip edilmediğine ilişkin hususlara yer verilmesi,

6- Mükellefin söz konusu belgelerdeki mal ve/veya hizmetleri gerçekten alıp almadığının ilave çalışmalarla (kaydi envanter, randıman, karşıt inceleme ve tespit gibi) desteklenmek suretiyle değerlendirilmesi,

7- Sahte belge oldukları tespit edilmiş olan belgelerin tutar ve mahiyet bazında tetkik edilerek, bu belgelerde yer alan mal ve/veya hizmetlerin mükellefin söz konusu dönemdeki iş ve işlemlerinin niteliğine, stok durumuna, sermaye ve ödeme kapasitesine uygun olup olmadığının değerlendirilmesi,

8- İnceleme dönemine ait beyanları tetkik edilmek suretiyle, mükellefin vergi ödeme gayretlerinin değerlendirilmesi, sürekli olarak devreden kdv beyanı veya iş hacimlerine uygun tutarlarda KDV ödenmemesi veyahut sektör ortalamasının altında karlılık beyanı gibi hususların ortaya konulması.

Danıştayın verdiği bir kararda ise “düzenlenen belgeler bu belgelere dayanarak gerçekleştirilen defter ve kayıtların vergilendirme işlemlerine esas alınabilmesi için öngörülen biçimsel kurallara uygun olması yeter ki olmayıp, ayrıca vergiyi doğuran olayın gerçek mahiyeti ile de uyumlu olması gereklidir. Fatura alınan şahıs hakkında yapılan tespitlerden, bu şahıstan alınan faturalara ilişkin gerçek bir mal tesliminin olmadığının anlaşılması halinde, bu faturalara ilişkin indirim konusu yapılan KDV’lerin indirimlerinin kabul edilmemesi suretiyle yapılan tarhiyat yasaya aykırı bulunmaz” görüşünü ortaya koymuştur.[20]

Belgeyi düzenleyen ve kullanan kişi ayrı kişi veya mükellefler olabileceği gibi aynı kişi de olabilir. Normal şartlarda sahte belgeyi düzenleyen mükellefler ile kullanan mükellefler farklı kişilerdir. Ancak, bir kimse kendisinin sahte olarak vücuda getirdiği belgeyi kullanacak olursa kullanma fiilini değil, düzenleme fiilini işlemiş olduğu kabulüyle işlem yapılır.[21]

Katlanılan cezai riskler açısından sahte ve yanıltıcı belge kullanmak ile belgesiz kayıt yapma karşılaştırılması sonucunda, sahte belge kullanıldığında vergi ziyaının üç katı para cezası ile birlikte hapis cezası söz konusu olduğu, oysa belgesiz kayıt durumunda sadece bir kat para cezasına maruz kalındığı belirtilerek belgesiz kayıt yapılmasının daha akılcı bir davranış olduğu ileri sürülmüştür.[22]

Dip Notlar:

[1] Ali ÇAKMAKCI-Yeminli Mali Müşavir ve Semra KÖSEER-Serbest Muhasebeci Mali Müşavir tarafından hazırlanan “Sahte Belge ve Vergi Kaçakçılık Suçları” Kitabından alıntı yapılmıştır.

[2] Ünal Kürşat Oğuz, “Sahte Fatura ve Faturadan Doğan Sorumluluklar”, (Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt X, Sayı 1-2, Haziran-Aralık 2006, s. 2.

[3] Prof. Dr. ŞEN, Ersan, “VUK m.359/a-2 ve m.359/b Mukayesesi”, https://www.hukukihaber.net/vuk-m359a-2-ve-m359b-mukayesesi-makale,3623.html

[4] ÜNAL, Kürşat, Sahte Fatura ve Faturadan Doğan Sorumluluklar, age.. s. 2.

[5] AĞAR Serkan; “Sahte veya Muhteviyatı İtibariyle Yanıltıcı Belge Düzenleme veya Kullanma Suçları”, TBB Dergisi, Yıl 18, Sayı 58, Mayıs-Haziran 2005, s.285

[6] ELİBOL, Mert, Hüsamettin, Uğur, Vergi Suçları, age, s.412-413

[7] KÖSTÜ, Ozan Muzaffer, Danıştay İçtihatları Işığında Sahte Fatura ve Tespiti, Seçkin Yayınları, Ankara, 2011, s.7

[8] OK/GÜNDEL, s.222

[9] 02.02.1985 tarih ve 18654 sayılı Resmi Gazete

[10] 17.02.1985 tarih ve 18669 sayılı Resmi Gazete

[11] Noterler de her takvim ayı içinde tasdik ettikleri belgelere ilişkin olarak her bir mükellef itibariyle düzenleyecekleri bilgi formunu ertesi ayın sonuna kadar mükellefin bağlı olduğu vergi dairesine, bağımsız vergi dairesi bulunmayan yerlerde ilgili mal müdürlüğüne göndermek mecburiyetindedir.

[12] http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2015/12/20151224-6.htm

[13] KARAKOÇ, s.406

[14] AKGÜNER/SEKDUR, s.28 (aktaran, KÖSTÜ, s.58)

[15] Dn.4.D.E: 1968/4452, K: 1970/505, (KIZILOT-KIZILOT, age, s.323)

[16] Dn.4.D.E: 1999/2865, K: 2000/823, (KIZILOT-KIZILOT, age, s.324)

[17] KIZILOT-KIZILOT, age, s.325

[18] CANDAN, Vergi Suçları…” (2004), age, s.105

[19] Dn.9.D.E: 2002/3124, K: 2002/2906, (KIZILOT-KIZILOT, age, s.326)

[20] Dn.9.D.E: 2005/37, K: 2002/127, (KIZILOT-KIZILOT, age, s.326)

[21] ERMAN, age, s.55

[22] DOĞRUSÖZ, Bumin, “Sahte ve Yanıltıcı Belge Kullanmak Yerine, Belgesiz Kayıt Yapmak”, E- Yaklaşım Dergisi, Ekim, 2006, sayı.166, s.39

Devamı: Belgelerin Asıl veya Suretlerini Tamamen veya Kısmen Sahte Olarak Düzenlemek veya Bu Belgeleri Kullanmak (1) – Ali ÇAKMAKÇI, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Türkiye Çevre Ajansı Kurulması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Ne Getiriyor? Mahmut ESEN, E. Mülkiye Başmüfettişi

Türkiye Çevre Ajansı Kurulması

Mahmut ESEN
E. Mülkiye Başmüfettişi
mahmutesen@gmail.com

AKP milletvekilleri tarafından hazırlanmış  “Türkiye Çevre Ajansı Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” 12.10.2020 tarihinde TBMM Başkanlığına verilmiştir.

Torba yasa tekniğine göre hazırlanmış 37 maddeden oluşan Teklif içeriğinde: 10 maddelik yeni/özel düzenleme yapılmış, ayrıca 8 kanunda ek/değişiklik yapılmıştır.

Teklif içeriği özetle aşağıya çıkarılmıştır.

1- Çevre kirliliğinin önlenilmesine, yeşil alanların korunması/iyileştirilmesine katkı bakımından, sanayi üretiminde kullanılan malların geri dönüşümlerinin sağlanması, atıklardan yararlanılması için ulusal ölçekte depozito sistemi kurulmasını gerçekleştirmek amacıyla kamu tüzel kişiliğine sahip Türkiye Çevre Ajansı kurulmaktadır.

2- Elektrikli skuterlerin konulduğu yerlerden (otoparklardan)  Belediye Gelirleri Kanununa göre işgal harcı alınacaktır.

3- 2872 sayılı Çevre Kanununda çok yönlü ek/değişiklikler yapılmıştır.

(-Çevrenin korunmasına yönelik genel ilkeler Türkiye Kalkınma Ajansının (TKA) kuruluş amaçlarını da kapsayacak şekilde genişletilmiştir.

– Tüm faaliyet için Çevresel Etki Değerlendirilmesi (ÇED) raporu alınması koşulu getirilmiştir. (ÇED gerekli değildir kararı verilmesi uygulaması kaldırılmaktadır.)

– Evsel katı atık bertaraf tesislerini kurma konularında ( belediyelere ek olarak)  atıksu altyapı kooperatiflerine de yetki verilmiştir. Atıkların değerlendirilmesi konusunda yeni düzenlemeler getirilmiş, idari para cezalarında ek/değişiklikler yapılmıştır.

– Ambalajlar için depozito uygulaması 1.1.2022 tarihinde başlatılacaktır.

– Ürünlerde (gönüllülük esaslı)  çevre etiketi  uygulaması getirilmiştir.)

– Motor yağı değişimi yetkili işletmelerde yapılacak veya atık yağların teslimi yapılacaktır.)

4- 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda ek/değişiklikler yapılmıştır.

(Bu bağlamda;

-Tanımlar maddesine elektrikli skuter, bisiklet şeridi kavramları eklenmiş, bisiklet yolu tanımı yeniden düzenlenmiştir.

– Bisiklet yolu ve gürültü bariyeri yapmak; uygun yerlerde banketleri bisiklet yolu olarak işaretlemek işleri Karayolları Gn.Md. görevleri arasına alınmıştır.

– Elektrikli bisiklet/ e-skuter kullanılması için 15 yaşını bitirmek koşulu getirilmiş, sürücülerin ve yayların uyacakları bazı kurallar belirlenmiştir.)

5- 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununda bazı ek/değişikler yapılmıştır.

(-Bisiklet yolu/şeritleri, gürültü bariyeri yapımı, bakım onarımları, bisikletler için park yerleri ile şarj istasyonları kurulması vb. konular belediye görevleri arasına alınmaktadır. (Paralel değişiklikler ilgili kanunlarda belediyeler ve il özel idareleri içinde yapılmıştır.)

İlçe belediyelerinin otopark yapmak şeklindeki görevleri , “bölge otoparkı, kapalı/açık otopark yapmak, yaptırmak, işletmek ve ruhsat vermek” şeklinde genişletilmiştir. (Dolaysıyla  otoparklar konusunda büyükşehir belediyelerinin gelirleri ve  yetkileri kısıtlanmaktadır.)

– Bisikletli ulaşımın yaygınlaşması için bisikletli ana ulaşım planı hazırlanacaktır.

– Belediyelerin otopark gelirleri, 5 yıllık süre ile bölge otoparkları arsalarının kamulaştırma bedeli  ödemelerinde kullanılacaktır.

personel programı

Devamı: Türkiye Çevre Ajansı Kurulması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Ne Getiriyor? Mahmut ESEN, E. Mülkiye Başmüfettişi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Tebligatta Kapıya Yapıştırma Dönemi – Yadigar ŞENÖZ, SMMM

Tebligatta Kapıya Yapıştırma Dönemi

Yadigar ŞENÖZ
SMMM
yadigar.senoz@gmail.com

I- GİRİŞ:

Osmanlı mecellesinde olduğu kadar günümüz hukuk doktrinde de usulün esasa mukaddem olduğu kabul edilen bir gerçektir. Bu yüzdendir ki, usul ve erkâna uyulmadan zafere ve sonuca varılamaz varılsa dahi vasıl olunan zaferi manasız ve ehemmiyetsiz kılar.

Usul esastan, üslup mesajdan önce gelir derler üstatlar. Bu nedenle beşeri ilişkilerde üslup ne kadar mühim ise hukuki eylemlerde de usul bir o kadar önemlidir.

1959 tarih ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun 51 inci maddesine göre, mali tebliğler, kendi kanunlarında sarahat bulunmayan hallerde, bu kanunun umumi hükümlerine tevfikan yapılır hükmü bulunmaktadır. Bu nedenle mali idare tarafından yapılacak tebligatlarda 7201 sayılı Tebligat Kanunu yerine 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri tatbik edilecektir. V.U.K.’da açıklık bulunmayan hallerde 7201 sayılı Kanuna göre işlem yapılması gerekmektedir.

Vergilendirmede tebligata ilişkin temel yöntemler ve usuller 213 sayılı Vergi Usul Kanununun ‘Beşinci Kısmında’ Tebliğler başlığı altında düzenlenmiştir. Tarh edilen bir verginin tahakkuk ettirilmesinden önceki aşamayı ifade eden tebliğ, Vergi Usul Kanununun 21 inci maddesinde düzenlenmiş olup, vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların yetkili makamlarca mükellefe veya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesidir.

Bilindiği üzere, 213 sayılı Kanun’da farklı tebliğ usulleri düzenlenmiştir. Kanun’un 93 üncü maddesine göre tahakkuk fişinden gayri, vergilendirme ile ilgili olup hüküm ifade eden bilumum vesikalar ve yazılar adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasıyla ilmühaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmeyenlere ise ilan yolu ile tebliğ edilir. Genel kural bu olmakla birlikte tebliğ, ilgilinin kabul etmesi şartıyla vergi dairesinde veya komisyonda yapılabileceği gibi Kanun’un 107 inci maddesi uyarınca memur vasıtasıyla da yaptırılabilir. Kanun’un 107/A maddesinde ise 93. maddede sayılan usullere bağlı kalınmaksızın elektronik ortamda tebliğ yapılabileceği düzenlenmiştir.

213 sayılı V.U.K.’nun “tebliğ yapılacak kimseler” başlıklı 94. maddesinde;

Tebliğ mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılır.

Tüzelkişilere yapılacak tebliğ, bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine, vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerde bunları idare edenlere veya temsilcilerine yapılır. Tüzelkişilerin müteaddit müdür veya temsilcisi varsa tebliğin bunlardan birine yapılması kâfidir.

Tebliğ, kendisine tebligat yapılacak kimsenin bulunmaması halinde ikametgâh adresinde bulunanlardan veya işyerlerinde memur ya da müstahdemlerinden birine yapılır. (Muhatap yerine bu şekilde kendisine tebliğ yapılacak kimsenin görünüşüne nazaran 18 yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması gerekir.)

denilerek vergilendirmede tebliğ yapılacak kimseler belirtilmiştir.

İş bu makale 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 93 ve müteakip maddeleri ile 485 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği[1], Gelir İdaresi Başkanlığının 2017/8 Seri No’lu Uygulama İç Genelgesi ve yargı kararları ışığında ele alınmış olup uygulamada karşılaşılan sorunlara değinilmiştir.

personel programı

II- TEBLİGAT PUSULASININ KAPIYA YAPIŞTIRMA USULÜNDE UYULACAK KURALLAR

II.1. Bilinen Adreslerde Köklü Değişikliğe Gidilmiştir

28.11.2017 tarihli ve 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 101, 102, 103 ve 157 nci maddelerinde düzenlemelere gidilmiştir.

213 sayılı Kanunun 101 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş olup bu Kanuna göre bilinen adresler şunlardır:

1. Mükellef tarafından işe başlamada veya adres değişikliğinde bildirilen işyeri adresleri,

2. Yoklama fişinde veya ilgilinin imzası bulunmak şartıyla yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tespit edilen işyeri adresleri,

3. 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa göre oluşturulan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi.

Birinci fıkranın (1) ve (2) numaralı bentlerinde yazılı bilinen adreslerden tarih itibarıyla tebligat yapacak makama en son olarak bildirilmiş veya bu makamca tespit edilmiş olanı dikkate alınır ve tebliğ öncelikle bu adreste yapılır.

Görüleceği üzere, 213 sayılı Kanunun 101 inci maddesinde yapılan değişiklik sonrasında bilinen işyeri adresleri, mükellef tarafından işe başlamada ve adres değişikliğinde bildirilen adresler ile yoklama fişinde yer alan ve ilgilinin imzası bulunmak şartıyla yetkili memurlar tarafından bir tutanakta tespit edilen adresler olarak yeniden belirlenmiştir.

Maddede yapılan değişiklikle işi bırakma ve vergi beyannamesinde beyannamelerinde bildirilen adresler, vergi mahkemesinde dava açma dilekçelerinde ve cevaplarında gösterilen adresler ile bina ve arazi vergilerinde komisyonlarda tahrir varakalarında tespit edilen adresler bilinen adresler arasından çıkarıldığından mezkûr vesikalarda yer alan adreslere tebliğe çıkılmayacaktır.

Bu bilgiler ışığında tebliğ mükellefin adresine yapılacağından adresin doğru tespiti önem arz etmiş ve 01.01.2018 tarihinden itibaren aşağıdaki yerler yasal adres olarak kabul edildiğinden tebligatın bu esaslar çerçevesinde yapılması gerekir.

– Mükellef tarafından işe başlamada bildirilen

– Adres değişikliğinde bildirilen

– Yoklama fişinde yer alan

– İlgilinin imzası bulunmak şartıyla yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tespit edilen adreslerdir.

II.2. Adres Kayıt Sisteminde Bulunan Yerleşim Yeri Esas Alınmalıdır

7061 sayılı Kanun’la öncelikle 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’na göre oluşturulan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, 213 sayılı Kanun’un 101. maddesinde sayılan bilinen adreslerden biri olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, 213 sayılı Kanun’un 102. maddesinde yapılan değişiklikle, mükelleflerin diğer bilinen adresleri olan işyeri adreslerinde bulunamaması hâlinde tebligatın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine yapılacağı düzenlenmiştir. Böylece 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nda yer alan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine tebliğ usulü, 213 sayılı Kanun’da 7061 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerin ardından vergi usul hukukumuzda da uygulama alanı bulmuştur.

Adres kayıt sistemi, 5490 sayılı Kanun ve bu Kanun uyarınca çıkarılan Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliği’ne göre oluşturulan, Türk vatandaşları ve Türkiye’de yaşayan yerleşik yabancıların yerleşim yeri ve diğer adres bilgilerinin elektronik ortamda merkezî bir yapı içinde güncel olarak tutulmasını ve adres konusundaki dağınıklığa son verilmesini amaçlayan bir uygulamadır. Adres kayıt sisteminde kişinin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ile eşleştirilen tek bir yerleşim yeri adresi mevcuttur. Yerleşim yeri ve diğer adreslerin tutulmasında kişilerin yazılı beyanı esas alınır. Bildirim nüfus müdürlüklerine, kurumlara ve dış temsilciliklere şahsen yapılır. Kişiler tarafından yapılan bildirimler aksi sabit oluncaya kadar geçerli kabul edilir. Ayrıca adrese ilişkin değişikliklerin adres beyanı ile yükümlü kişiler ve kurumlar tarafından yirmi iş günü içinde nüfus müdürlüklerine veya Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne bildirilmesi gerekmektedir. Adres bildirimlerinin süresi içinde yapılmaması hâlinde idari para cezasının uygulanması öngörülmüştür.[2]

Buna göre bilinen yerleşim yeri adresi olarak sadece 5490 sayılı Kanuna göre oluşturulan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi kabul edildiğinden, mükellef tarafından vergi idaresine yerleşim yeri adresi bildirimi yapılmayacak, şayet yapılmış ise bu bildirimde yer alan adres yerleşim yeri adresine yapılacak tebligatlarda dikkate alınmayacaktır.

İşyeri adresinde tebliğ yapılacak olanların bu adresinde bulunamaması, işin bırakılması veya işin bırakılmış addolunması hallerinde tebliğ, gerçek kişilerde kendisinin, tüzel kişilerde bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerinden birinin, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bunları idare edenler veya varsa temsilcilerinden herhangi birinin adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılır. İşyeri adresi olmayanlara tebliğ, doğrudan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılır.

Mükellefin bilinen birden çok işyeri adresi varsa maddede yazılı bilinen işyeri adreslerinden tarih itibarıyla tebligat yapacak makama en son olarak bildirilmiş veya bu makamca tespit edilmiş olanı dikkate alınacak ve tebliğ öncelikle bu adreste yapılacaktır.

Bu anlamda tebliğ evrakını gönderecek idare öncelikle kayıtlarını tetkik ederek maddede belirtildiği şekilde kayıtlarına intikal etmiş işyeri adresi olup olmadığını kontrol edecek, bu kapsamda bir işyeri adresi bulunması durumunda tebligat bu işyeri adresinde yapılacaktır. İşyeri adresinde tebliğ yapılacak olanların;

Geçici veya daimi ayrılma gibi nedenlerle bu adresinde bulunamaması,

213 sayılı Kanunun 160 ıncı maddesinin birinci fıkrası ve ilgili mevzuatı kapsamında işini bırakması,

213 sayılı Kanunun 160 ıncı maddesinin ikinci fıkrası ve ilgili mevzuatı kapsamında işini bırakmış addolunması hallerinde tebliğ, gerçek kişilerde kendisinin, tüzel kişilerde bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerinden birinin, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bunları idare edenler veya varsa temsilcilerinden herhangi birinin adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılacaktır.

Bilinen işyeri adresi olmayanlara tebliğ ise doğrudan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılacaktır.

II.3. Tebliğ Evrakının Teslimi

7061 Sayılı Kanunla yapılan bir diğer düzenleme 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 102 inci maddesi ile ilgilidir. Tebliğ olunacak evrakı içeren zarf posta idaresince muhatabına verilir ve bu durum muhatap ile posta memuru tarafından tebliğ alındısına tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunur.

Muhatap imza edecek kadar yazı bilmez veya herhangi bir sebeple imza edemeyecek durumda bulunursa sol elinin başparmağı bastırılmak suretiyle tebliğ edilir.

II.3.1. Muhatabın tebellüğden imtina etmesi

II.3.1.1. Şahsın kendisinin evrakı tebellüğden imtina etmesi

7061 Sayılı kanunla 102 inci madde de yapılan en önemli değişiklilerden biri de muhatap tebellüğden imtina ederse ne şekilde işlem yapılacağına dair düzenlemedir.

Mülga düzenleme göre, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 102 inci maddesinde, muhatap tebellüğden imtina ederse tebliğ edilecek evrakın önüne bırakılmak suretiyle tebliğ edileceği ve bunun komşulardan bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda icra ve keyfiyetin taahhüt ilmühaberine yazılarak tarih ve imza vaz’edilmek ve hazır bulunanlara da imzalatılmak suretiyle tesbit edilmek suretiyle yapılmaktaydı.

Yeni düzenlemeye göre, muhatap tebellüğden imtina ederse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılır. Posta memuru, durumu tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza ederek, tebliğ olunacak evrakı tebliği yaptıran idareye teslim eder. Bu durumda tebliğ, pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihte yapılmış sayılır.

II.3.1.2. Şahsın kendisinin dışında birinin evrakı tebellüğden imtina etmesi

Tebellüğden imtina; muhatabın işyeri veya yerleşim yeri adresinde bulunmasına ve tebliğe çıkan memuru kapıyı açmasına rağmen gönderilen tebliğ evrakını almak istememesi durumunu ifade eder.

Bu nedenle tebliğ evrakının adına düzenlendiği mükellef dışındaki kişilerin (eşi, kardeşi, çocuğu ve kayınvalidesi vs) tebliğ evrakını almak istememesi durumunda tebellüğden imtina hükümlerinin uygulanmaması, bunun yerine muhatabın adres kayıt sisteminde yer alan yerleşim yeri adresinde İKİNCİ DEFA da olmak üzere tebliğ cihetine gidilmesi, ancak bunun da mümkün olmaması halinde KAPIYA YAPIŞTIRMA yöntemine başvurulması gerekmektedir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 17.02.2020 tarihli[3] Kararında, tebligat yapılacak olan adreste mükellefin bulunmaması halinde adreste bulunan kişilerden mükellefin adreste bulunmama sebebinin sorularak araştırılması, mükellefin başka bir yere gittiğinin beyan edilmesi halinde, tebliğ edilemeyen evrak, çıkaran mercie iade olunması gerekirken, mükellefin adreste bulunmama sebebi araştırılmadan, istek yazısının, annesi …. BAYRAMBEY’e verilmek suretiyle yapılan tebliğ işlemi usulsüz olduğundan, sanığın beraatı yerine mahkumiyetine hükmolunmasına karar verilmesini bozmuştur.

II.3.2. Muhatabın adresinde bulunamaması hali

Vergi Usul Kanununun 101 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde sayılan işyeri adreslerine tebliğe çıkılan hallerde, tebliğ yapılacak olanların bu adreste bulunamaması durumunda (Bulunamama durumu o adresten geçici ayrılmaları da kapsar.) durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı gönderildiği idareye iade edilir. Bu durumda bu Kanunun 101 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre işlem yapılır.

Bu Kanunun 101 inci maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde sayılan adrese tebliğe çıkılan hallerde, tebliğ yapılacak kişinin adresinde bulunamaması durumunda (Bulunamama durumu o adresten geçici ayrılmaları da kapsar.) durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı gönderildiği idareye iade edilir.

Bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden tebliğ çıkarılır. İkinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeplerle tebliğ edilemezse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir PUSULA KAPIYA YAPIŞTIRILIR. Bu durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı, gönderildiği idareye iade edilir. Tebliğ evrakının pusulanın yapıştırıldığı tarihten itibaren 15 gün içerisinde muhatabı tarafından alınması hâlinde alındığı günde, bu süre içerisinde alınmaması hâlinde ise 15. günde tebliğ yapılmış sayılır.

Görüleceği üzere, adres kayıt sisteminde yer alan yerleşim yeri adresine İLK defa tebliğe çıkılan hallerde, geçici ayrılmalar da dahil olmak üzere tebliğ yapılacak olanların bu adreste bulunamaması halinde kapıya pusula yapıştırılmaz. Bulunamama durumu tebliğe çıkan memur tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek tebliğ evrakı derhal gönderen vergi dairesine iade edilir.

Tebliğ evrakını gönderen vergi dairesi kendisine iade edilen tebliğ evrakını MÜNASİP bir süre sonra yeniden tebliğe çıkarmadan önce mükellefin adres kayıt sisteminde yer alan yerleşim yeri adresini kontrol eder, adresin aynı olması durumunda mevcut tebliğ evrakının, farklı olması durumunda yeni düzenlenecek tebliğ evrakının üzerine İKİNCİ DEFA TEBLİĞ kaşesi vurmak suretiyle yerleşim yeri adresinde ikinci defa tebliğ çıkartılır. İkinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeplerle tebliğ edilemezse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılır.

Tebliğ evrakının pusulanın yapıştırıldığı tarihten itibaren on beş gün içerisinde muhatabı tarafından alınması hâlinde alındığı günde, bu süre içerisinde alınmaması hâlinde ise on beşinci günde tebliğ yapılmış sayılır.

III- SONUÇ:

7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla sayılı Vergi Usul Kanununun 101, 102, 103 ve 157 nci maddelerinde düzenlemelere gidilmiş ve uygulama 01.01.2018 tarihide itibaren işlerlik kazanmıştır. Buna göre,

İşi bırakma ve vergi beyannamesinde beyannamelerinde bildirilen adresler, vergi mahkemesinde dava açma dilekçelerinde ve cevaplarında gösterilen adresler ile bina ve arazi vergilerinde komisyonlarda tahrir varakalarında tespit edilen adresler bilinen adresler arasından çıkarılmıştır,

√ Muhatap tebellüğden imtina ederse tebliğ edilecek evrakın önüne bırakılmak suretiyle tebliğ edileceği ve bunun komşulardan bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda icra ve keyfiyetin taahhüt ilmühaberine yazılarak tarih ve imza vaz’edilmek ve hazır bulunanlara da imzalatılmak suretiyle tesbit edilmesi uygulamasından vazgeçilmiştir,

√ 213 sayılı Kanun’un 102 inci maddesinde yapılan değişiklikle, mükelleflerin diğer bilinen adresleri olan işyeri adreslerinde bulunamaması hâlinde tebligatın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine yapılması gerekmektedir,

√ Yeni düzenlemeye göre, muhatap tebellüğden imtina ederse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılır. Bu durumda tebliğ, pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihte yapılmış sayılır.

√ Mükellef dışındaki kişilerin (eşi, kardeşi, çocuğu ve kayınvalidesi vs) tebliğ evrakını almak istememesi durumunda tebellüğden imtina hükümlerinin uygulanmaması, bunun yerine muhatabın adres kayıt sisteminde yer alan yerleşim yeri adresinde İKİNCİ DEFA da olmak üzere tebliğ cihetine gidilmesi gerekir,

Adres kayıt sisteminde yer alan yerleşim yeri adresine İLK defa tebliğe çıkılan hallerde, geçici ayrılmalar da dâhil olmak üzere tebliğ yapılacak olanların bu adreste bulunamaması halinde tebliğ evrakını MÜNASİP bir süre sonra yeniden tebliğe çıkarmalıdır. Münasip bir süre belli bir zaman aralığını kapsamalıdır.

KAYNAKÇA

– 213 sayılı Vergi Usul Kanunu

– 485 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği

– Gelir İdaresi Başkanlığının 2017/8 Seri No’lu Uygulama İç Genelgesi

– Yargı Kararları

Dip Notlar:

[1] 17.12.2017 tarih ve 30273 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[2] Anayasa Mahkemesi Başkanlığının 25.12.2019 tarih ve Esas No: 2019/106 sayılı kararı, 14.02.2020 tarih ve 31039 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanıştır.

[3] 2017/10531 E. , 2020/1403 K.

Devamı: Tebligatta Kapıya Yapıştırma Dönemi – Yadigar ŞENÖZ, SMMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Tebligatta Kapıya Yapıştırma Dönemi – Yadigar ŞENÖZ, SMMM

Tebligatta Kapıya Yapıştırma Dönemi

Yadigar ŞENÖZ
SMMM
yadigar.senoz@gmail.com

I- GİRİŞ:

Osmanlı mecellesinde olduğu kadar günümüz hukuk doktrinde de usulün esasa mukaddem olduğu kabul edilen bir gerçektir. Bu yüzdendir ki, usul ve erkâna uyulmadan zafere ve sonuca varılamaz varılsa dahi vasıl olunan zaferi manasız ve ehemmiyetsiz kılar.

Usul esastan, üslup mesajdan önce gelir derler üstatlar. Bu nedenle beşeri ilişkilerde üslup ne kadar mühim ise hukuki eylemlerde de usul bir o kadar önemlidir.

1959 tarih ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun 51 inci maddesine göre, mali tebliğler, kendi kanunlarında sarahat bulunmayan hallerde, bu kanunun umumi hükümlerine tevfikan yapılır hükmü bulunmaktadır. Bu nedenle mali idare tarafından yapılacak tebligatlarda 7201 sayılı Tebligat Kanunu yerine 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri tatbik edilecektir. V.U.K.’da açıklık bulunmayan hallerde 7201 sayılı Kanuna göre işlem yapılması gerekmektedir.

Vergilendirmede tebligata ilişkin temel yöntemler ve usuller 213 sayılı Vergi Usul Kanununun ‘Beşinci Kısmında’ Tebliğler başlığı altında düzenlenmiştir. Tarh edilen bir verginin tahakkuk ettirilmesinden önceki aşamayı ifade eden tebliğ, Vergi Usul Kanununun 21 inci maddesinde düzenlenmiş olup, vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların yetkili makamlarca mükellefe veya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesidir.

Bilindiği üzere, 213 sayılı Kanun’da farklı tebliğ usulleri düzenlenmiştir. Kanun’un 93 üncü maddesine göre tahakkuk fişinden gayri, vergilendirme ile ilgili olup hüküm ifade eden bilumum vesikalar ve yazılar adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta vasıtasıyla ilmühaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmeyenlere ise ilan yolu ile tebliğ edilir. Genel kural bu olmakla birlikte tebliğ, ilgilinin kabul etmesi şartıyla vergi dairesinde veya komisyonda yapılabileceği gibi Kanun’un 107 inci maddesi uyarınca memur vasıtasıyla da yaptırılabilir. Kanun’un 107/A maddesinde ise 93. maddede sayılan usullere bağlı kalınmaksızın elektronik ortamda tebliğ yapılabileceği düzenlenmiştir.

213 sayılı V.U.K.’nun “tebliğ yapılacak kimseler” başlıklı 94. maddesinde;

Tebliğ mükelleflere, bunların kanuni temsilcilerine, umumi vekillerine veya vergi cezası kesilenlere yapılır.

Tüzelkişilere yapılacak tebliğ, bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine, vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerde bunları idare edenlere veya temsilcilerine yapılır. Tüzelkişilerin müteaddit müdür veya temsilcisi varsa tebliğin bunlardan birine yapılması kâfidir.

Tebliğ, kendisine tebligat yapılacak kimsenin bulunmaması halinde ikametgâh adresinde bulunanlardan veya işyerlerinde memur ya da müstahdemlerinden birine yapılır. (Muhatap yerine bu şekilde kendisine tebliğ yapılacak kimsenin görünüşüne nazaran 18 yaşından aşağı olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması gerekir.)

denilerek vergilendirmede tebliğ yapılacak kimseler belirtilmiştir.

İş bu makale 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 93 ve müteakip maddeleri ile 485 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği[1], Gelir İdaresi Başkanlığının 2017/8 Seri No’lu Uygulama İç Genelgesi ve yargı kararları ışığında ele alınmış olup uygulamada karşılaşılan sorunlara değinilmiştir.

personel programı

II- TEBLİGAT PUSULASININ KAPIYA YAPIŞTIRMA USULÜNDE UYULACAK KURALLAR

II.1. Bilinen Adreslerde Köklü Değişikliğe Gidilmiştir

28.11.2017 tarihli ve 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 101, 102, 103 ve 157 nci maddelerinde düzenlemelere gidilmiştir.

213 sayılı Kanunun 101 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş olup bu Kanuna göre bilinen adresler şunlardır:

1. Mükellef tarafından işe başlamada veya adres değişikliğinde bildirilen işyeri adresleri,

2. Yoklama fişinde veya ilgilinin imzası bulunmak şartıyla yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tespit edilen işyeri adresleri,

3. 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa göre oluşturulan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi.

Birinci fıkranın (1) ve (2) numaralı bentlerinde yazılı bilinen adreslerden tarih itibarıyla tebligat yapacak makama en son olarak bildirilmiş veya bu makamca tespit edilmiş olanı dikkate alınır ve tebliğ öncelikle bu adreste yapılır.

Görüleceği üzere, 213 sayılı Kanunun 101 inci maddesinde yapılan değişiklik sonrasında bilinen işyeri adresleri, mükellef tarafından işe başlamada ve adres değişikliğinde bildirilen adresler ile yoklama fişinde yer alan ve ilgilinin imzası bulunmak şartıyla yetkili memurlar tarafından bir tutanakta tespit edilen adresler olarak yeniden belirlenmiştir.

Maddede yapılan değişiklikle işi bırakma ve vergi beyannamesinde beyannamelerinde bildirilen adresler, vergi mahkemesinde dava açma dilekçelerinde ve cevaplarında gösterilen adresler ile bina ve arazi vergilerinde komisyonlarda tahrir varakalarında tespit edilen adresler bilinen adresler arasından çıkarıldığından mezkûr vesikalarda yer alan adreslere tebliğe çıkılmayacaktır.

Bu bilgiler ışığında tebliğ mükellefin adresine yapılacağından adresin doğru tespiti önem arz etmiş ve 01.01.2018 tarihinden itibaren aşağıdaki yerler yasal adres olarak kabul edildiğinden tebligatın bu esaslar çerçevesinde yapılması gerekir.

– Mükellef tarafından işe başlamada bildirilen

– Adres değişikliğinde bildirilen

– Yoklama fişinde yer alan

– İlgilinin imzası bulunmak şartıyla yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tespit edilen adreslerdir.

II.2. Adres Kayıt Sisteminde Bulunan Yerleşim Yeri Esas Alınmalıdır

7061 sayılı Kanun’la öncelikle 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’na göre oluşturulan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, 213 sayılı Kanun’un 101. maddesinde sayılan bilinen adreslerden biri olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, 213 sayılı Kanun’un 102. maddesinde yapılan değişiklikle, mükelleflerin diğer bilinen adresleri olan işyeri adreslerinde bulunamaması hâlinde tebligatın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine yapılacağı düzenlenmiştir. Böylece 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nda yer alan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine tebliğ usulü, 213 sayılı Kanun’da 7061 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerin ardından vergi usul hukukumuzda da uygulama alanı bulmuştur.

Adres kayıt sistemi, 5490 sayılı Kanun ve bu Kanun uyarınca çıkarılan Adres Kayıt Sistemi Yönetmeliği’ne göre oluşturulan, Türk vatandaşları ve Türkiye’de yaşayan yerleşik yabancıların yerleşim yeri ve diğer adres bilgilerinin elektronik ortamda merkezî bir yapı içinde güncel olarak tutulmasını ve adres konusundaki dağınıklığa son verilmesini amaçlayan bir uygulamadır. Adres kayıt sisteminde kişinin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası ile eşleştirilen tek bir yerleşim yeri adresi mevcuttur. Yerleşim yeri ve diğer adreslerin tutulmasında kişilerin yazılı beyanı esas alınır. Bildirim nüfus müdürlüklerine, kurumlara ve dış temsilciliklere şahsen yapılır. Kişiler tarafından yapılan bildirimler aksi sabit oluncaya kadar geçerli kabul edilir. Ayrıca adrese ilişkin değişikliklerin adres beyanı ile yükümlü kişiler ve kurumlar tarafından yirmi iş günü içinde nüfus müdürlüklerine veya Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğüne bildirilmesi gerekmektedir. Adres bildirimlerinin süresi içinde yapılmaması hâlinde idari para cezasının uygulanması öngörülmüştür.[2]

Buna göre bilinen yerleşim yeri adresi olarak sadece 5490 sayılı Kanuna göre oluşturulan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi kabul edildiğinden, mükellef tarafından vergi idaresine yerleşim yeri adresi bildirimi yapılmayacak, şayet yapılmış ise bu bildirimde yer alan adres yerleşim yeri adresine yapılacak tebligatlarda dikkate alınmayacaktır.

İşyeri adresinde tebliğ yapılacak olanların bu adresinde bulunamaması, işin bırakılması veya işin bırakılmış addolunması hallerinde tebliğ, gerçek kişilerde kendisinin, tüzel kişilerde bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerinden birinin, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bunları idare edenler veya varsa temsilcilerinden herhangi birinin adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılır. İşyeri adresi olmayanlara tebliğ, doğrudan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılır.

Mükellefin bilinen birden çok işyeri adresi varsa maddede yazılı bilinen işyeri adreslerinden tarih itibarıyla tebligat yapacak makama en son olarak bildirilmiş veya bu makamca tespit edilmiş olanı dikkate alınacak ve tebliğ öncelikle bu adreste yapılacaktır.

Bu anlamda tebliğ evrakını gönderecek idare öncelikle kayıtlarını tetkik ederek maddede belirtildiği şekilde kayıtlarına intikal etmiş işyeri adresi olup olmadığını kontrol edecek, bu kapsamda bir işyeri adresi bulunması durumunda tebligat bu işyeri adresinde yapılacaktır. İşyeri adresinde tebliğ yapılacak olanların;

Geçici veya daimi ayrılma gibi nedenlerle bu adresinde bulunamaması,

213 sayılı Kanunun 160 ıncı maddesinin birinci fıkrası ve ilgili mevzuatı kapsamında işini bırakması,

213 sayılı Kanunun 160 ıncı maddesinin ikinci fıkrası ve ilgili mevzuatı kapsamında işini bırakmış addolunması hallerinde tebliğ, gerçek kişilerde kendisinin, tüzel kişilerde bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerinden birinin, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bunları idare edenler veya varsa temsilcilerinden herhangi birinin adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılacaktır.

Bilinen işyeri adresi olmayanlara tebliğ ise doğrudan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılacaktır.

II.3. Tebliğ Evrakının Teslimi

7061 Sayılı Kanunla yapılan bir diğer düzenleme 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 102 inci maddesi ile ilgilidir. Tebliğ olunacak evrakı içeren zarf posta idaresince muhatabına verilir ve bu durum muhatap ile posta memuru tarafından tebliğ alındısına tarih ve imza konulmak suretiyle tespit olunur.

Muhatap imza edecek kadar yazı bilmez veya herhangi bir sebeple imza edemeyecek durumda bulunursa sol elinin başparmağı bastırılmak suretiyle tebliğ edilir.

II.3.1. Muhatabın tebellüğden imtina etmesi

II.3.1.1. Şahsın kendisinin evrakı tebellüğden imtina etmesi

7061 Sayılı kanunla 102 inci madde de yapılan en önemli değişiklilerden biri de muhatap tebellüğden imtina ederse ne şekilde işlem yapılacağına dair düzenlemedir.

Mülga düzenleme göre, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 102 inci maddesinde, muhatap tebellüğden imtina ederse tebliğ edilecek evrakın önüne bırakılmak suretiyle tebliğ edileceği ve bunun komşulardan bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda icra ve keyfiyetin taahhüt ilmühaberine yazılarak tarih ve imza vaz’edilmek ve hazır bulunanlara da imzalatılmak suretiyle tesbit edilmek suretiyle yapılmaktaydı.

Yeni düzenlemeye göre, muhatap tebellüğden imtina ederse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılır. Posta memuru, durumu tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza ederek, tebliğ olunacak evrakı tebliği yaptıran idareye teslim eder. Bu durumda tebliğ, pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihte yapılmış sayılır.

II.3.1.2. Şahsın kendisinin dışında birinin evrakı tebellüğden imtina etmesi

Tebellüğden imtina; muhatabın işyeri veya yerleşim yeri adresinde bulunmasına ve tebliğe çıkan memuru kapıyı açmasına rağmen gönderilen tebliğ evrakını almak istememesi durumunu ifade eder.

Bu nedenle tebliğ evrakının adına düzenlendiği mükellef dışındaki kişilerin (eşi, kardeşi, çocuğu ve kayınvalidesi vs) tebliğ evrakını almak istememesi durumunda tebellüğden imtina hükümlerinin uygulanmaması, bunun yerine muhatabın adres kayıt sisteminde yer alan yerleşim yeri adresinde İKİNCİ DEFA da olmak üzere tebliğ cihetine gidilmesi, ancak bunun da mümkün olmaması halinde KAPIYA YAPIŞTIRMA yöntemine başvurulması gerekmektedir.

Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 17.02.2020 tarihli[3] Kararında, tebligat yapılacak olan adreste mükellefin bulunmaması halinde adreste bulunan kişilerden mükellefin adreste bulunmama sebebinin sorularak araştırılması, mükellefin başka bir yere gittiğinin beyan edilmesi halinde, tebliğ edilemeyen evrak, çıkaran mercie iade olunması gerekirken, mükellefin adreste bulunmama sebebi araştırılmadan, istek yazısının, annesi …. BAYRAMBEY’e verilmek suretiyle yapılan tebliğ işlemi usulsüz olduğundan, sanığın beraatı yerine mahkumiyetine hükmolunmasına karar verilmesini bozmuştur.

II.3.2. Muhatabın adresinde bulunamaması hali

Vergi Usul Kanununun 101 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (2) numaralı bentlerinde sayılan işyeri adreslerine tebliğe çıkılan hallerde, tebliğ yapılacak olanların bu adreste bulunamaması durumunda (Bulunamama durumu o adresten geçici ayrılmaları da kapsar.) durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı gönderildiği idareye iade edilir. Bu durumda bu Kanunun 101 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre işlem yapılır.

Bu Kanunun 101 inci maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde sayılan adrese tebliğe çıkılan hallerde, tebliğ yapılacak kişinin adresinde bulunamaması durumunda (Bulunamama durumu o adresten geçici ayrılmaları da kapsar.) durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı gönderildiği idareye iade edilir.

Bunun üzerine tebliği çıkaran merci tarafından tayin olunacak münasip bir süre sonra yeniden tebliğ çıkarılır. İkinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeplerle tebliğ edilemezse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir PUSULA KAPIYA YAPIŞTIRILIR. Bu durum, posta memuru tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek, tebliğ evrakı, gönderildiği idareye iade edilir. Tebliğ evrakının pusulanın yapıştırıldığı tarihten itibaren 15 gün içerisinde muhatabı tarafından alınması hâlinde alındığı günde, bu süre içerisinde alınmaması hâlinde ise 15. günde tebliğ yapılmış sayılır.

Görüleceği üzere, adres kayıt sisteminde yer alan yerleşim yeri adresine İLK defa tebliğe çıkılan hallerde, geçici ayrılmalar da dahil olmak üzere tebliğ yapılacak olanların bu adreste bulunamaması halinde kapıya pusula yapıştırılmaz. Bulunamama durumu tebliğe çıkan memur tarafından tebliğ alındısı üzerine şerh ve imza edilerek tebliğ evrakı derhal gönderen vergi dairesine iade edilir.

Tebliğ evrakını gönderen vergi dairesi kendisine iade edilen tebliğ evrakını MÜNASİP bir süre sonra yeniden tebliğe çıkarmadan önce mükellefin adres kayıt sisteminde yer alan yerleşim yeri adresini kontrol eder, adresin aynı olması durumunda mevcut tebliğ evrakının, farklı olması durumunda yeni düzenlenecek tebliğ evrakının üzerine İKİNCİ DEFA TEBLİĞ kaşesi vurmak suretiyle yerleşim yeri adresinde ikinci defa tebliğ çıkartılır. İkinci defa çıkarılan tebliğ evrakı da aynı sebeplerle tebliğ edilemezse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılır.

Tebliğ evrakının pusulanın yapıştırıldığı tarihten itibaren on beş gün içerisinde muhatabı tarafından alınması hâlinde alındığı günde, bu süre içerisinde alınmaması hâlinde ise on beşinci günde tebliğ yapılmış sayılır.

III- SONUÇ:

7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla sayılı Vergi Usul Kanununun 101, 102, 103 ve 157 nci maddelerinde düzenlemelere gidilmiş ve uygulama 01.01.2018 tarihide itibaren işlerlik kazanmıştır. Buna göre,

İşi bırakma ve vergi beyannamesinde beyannamelerinde bildirilen adresler, vergi mahkemesinde dava açma dilekçelerinde ve cevaplarında gösterilen adresler ile bina ve arazi vergilerinde komisyonlarda tahrir varakalarında tespit edilen adresler bilinen adresler arasından çıkarılmıştır,

√ Muhatap tebellüğden imtina ederse tebliğ edilecek evrakın önüne bırakılmak suretiyle tebliğ edileceği ve bunun komşulardan bir kişi veya muhtar veya ihtiyar heyeti üyelerinden biri veyahut bir zabıta memuru huzurunda icra ve keyfiyetin taahhüt ilmühaberine yazılarak tarih ve imza vaz’edilmek ve hazır bulunanlara da imzalatılmak suretiyle tesbit edilmesi uygulamasından vazgeçilmiştir,

√ 213 sayılı Kanun’un 102 inci maddesinde yapılan değişiklikle, mükelleflerin diğer bilinen adresleri olan işyeri adreslerinde bulunamaması hâlinde tebligatın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresine yapılması gerekmektedir,

√ Yeni düzenlemeye göre, muhatap tebellüğden imtina ederse, tebliğ evrakının gönderildiği idareden alınabileceği şerhini içeren bir pusula kapıya yapıştırılır. Bu durumda tebliğ, pusulanın kapıya yapıştırıldığı tarihte yapılmış sayılır.

√ Mükellef dışındaki kişilerin (eşi, kardeşi, çocuğu ve kayınvalidesi vs) tebliğ evrakını almak istememesi durumunda tebellüğden imtina hükümlerinin uygulanmaması, bunun yerine muhatabın adres kayıt sisteminde yer alan yerleşim yeri adresinde İKİNCİ DEFA da olmak üzere tebliğ cihetine gidilmesi gerekir,

Adres kayıt sisteminde yer alan yerleşim yeri adresine İLK defa tebliğe çıkılan hallerde, geçici ayrılmalar da dâhil olmak üzere tebliğ yapılacak olanların bu adreste bulunamaması halinde tebliğ evrakını MÜNASİP bir süre sonra yeniden tebliğe çıkarmalıdır. Münasip bir süre belli bir zaman aralığını kapsamalıdır.

KAYNAKÇA

– 213 sayılı Vergi Usul Kanunu

– 485 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği

– Gelir İdaresi Başkanlığının 2017/8 Seri No’lu Uygulama İç Genelgesi

– Yargı Kararları

Dip Notlar:

[1] 17.12.2017 tarih ve 30273 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[2] Anayasa Mahkemesi Başkanlığının 25.12.2019 tarih ve Esas No: 2019/106 sayılı kararı, 14.02.2020 tarih ve 31039 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanıştır.

[3] 2017/10531 E. , 2020/1403 K.

Devamı: Tebligatta Kapıya Yapıştırma Dönemi – Yadigar ŞENÖZ, SMMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Cazibede Süre Uzatımı Yapıldı. Ancak Bu Süre 2012/3305 Sayılı BKK’yı Kapsamıyor – M. Bahadır ALTAŞ, YMM

Cazibede Süre Uzatımı Yapıldı. Ancak Bu Süre 2012/3305 Sayılı BKK’yı Kapsamıyor

Mustafa Bahadır ALTAŞ
Yeminli Mali Müşavir
mba@mbaymm.com
Yazar Hakkında

2018 yılında uygulama konulan Cazibe Merkezleri Programı kapsamında az gelişmiş bölgelerde; yatırım ortamının geliştirilmesi, üretimin artırılması ile işsizliğin önlenmesi ve bölgeler arası gelişmişlik farklılığının azaltılmasına amacıyla. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde Cazibe Merkezleri Programı kapsamına alınan 24 ilde özel sektör tarafından gerçekleştirilecek “İmalat” sanayi yatırımları için 6. Bölge destek unsurlarının sağlanmasına ilişkin uygulamanın süresi 31.12.2020 tarihinde sona erecekti. 21 Ağustos 2020 tarih ve 31220 sayılı resmi gazetede yayınlanan 2846 Cumhurbaşkanlığı kararıyla2012/3305 sayılı bakanlar kurulu kararında yer alan “Cazibe Merkezleri” yatırım teşvik sisteminde alt bölge uygulamasına geçilmesi nedeniyle yürürlükten kaldırılmıştı.

Süre Uzatımı Yerinde Ancak Yeterli Değil.

Cazibe Merkezi Programı kapsamında yer alan ancak teşvik sisteminde 4. bölgede yer alan Malatya, Elazığ ve Erzincan illerden gelen talep üzerine 17 Eylül 2020 tarihinde gerçekleştirilen bir toplantıda Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan sürenin uzatılacağı konusunda bilgi vermişti.

07.10.2020 tarih ve 31267 sayılı resmi gazetede yayınlanan Cazibe Merkezleri Programı Kapsamında Yatırımların Desteklenmesi Hakkında Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair 3063 sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla 24 ilin yer aldığı Cazibe Merkezleri Programı Kapsamında Yatırımların Desteklenmesi “31 Aralık 2021” tarihine kadar uzatıldı.

Ancak bu süre uzatımı 15.Haziran.2012 Tarihli ve 2012/3305 Sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararında değişiklik yapan 20 Ocak 2018 tarih ve 2017/11133 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile uygulamaya konulan;

Bu kararın 18 inci maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(4) Cazibe Merkezleri Programı kapsamında yer alan 4 üncü ve 5 inci bölge illerindeki organize sanayi bölgeleri ile Kilis ilinde yer alan organize sanayi bölgelerinde gerçekleştirilecek yatırımlar, 6 ncı bölge şartlarında 6 ncı bölgede uygulanan desteklerden aynı oran, miktar ve sürelerde yararlanır.”

Şeklindeki düzenleme ile ilgili bir süre uzatımı değildir.

07.10.2020 tarih ve 31267 sayılı resmi gazetede yayınlanan Cazibe Merkezleri Programı Kapsamında Yatırımların Desteklenmesi Hakkında Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair 3063 sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla uygulamaya konulan süre uzatımı. 02.Ocak.2018 Tarihli ve 2018/11201 Sayılı Cazibe Merkezleri Programı Kapsamında Yatırımların Desteklenmesi Hakkında Kararın 1 maddesinde yer alan son müracaat süresi 31 Aralık 2020 tarihinde sona erecek olan süresinin 31 Aralık 2021 tarihine kadar uzatılması kararıdır.

Dolayısıyla bu süre uzatımı 2012/3305 Sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararda yer alan ve uygulama süresi 31.12.2020 tarihinde sona erecek iken 2486 sayılı CBK kararı ile uygulamadan kaldırılan düzenlemeyi kapsamamaktadır.

Bu nedenle Cazibe Merkezi Programı kapsamında yer almasına rağmen teşvik sisteminde 4 üncü bölgede yer alan Malatya Elazığ ve Erzincan illerinde 2012/3305 Sayılı BKK kapsamında OSB de yapılacak yatırımlar 5. Bölge destek ve teşviklerinden yararlanabileceklerdir.

Önceki uygulamada yatırımcılar Cazibe Merkezi Programı Kapsamında başvurularından ayrı olarak 2012/3305 Sayılı BKK kapsamında bölgesel teşvik sistemi içinde Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğüne müracaat ederek almış oldukları teşvik belgeleri ile Malatya Elazığ ve Erzincan 4.bölgede olmasına rağmen 6. Bölge desteklerinden yararlanmaktaydı.

Bu konuda her hangi bir süre uzatılması yapılmadı. Bunun için 20 Ocak 2018 tarih ve 2017/11133 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile uygulamaya konulan ve süresi 31 Aralık 2020 tarihinde sonra erecek olan ancak 2846 Cumhurbaşkanlığı kararıyla uygulanmasına son verilen “Cazibe Merkezi” düzenlemesinin verilen sözlerin yerine getirilmesi adına, 2012/3305 Sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar kapsamında yatırım teşvik sisteminde yeniden uygulamaya konulması gerekiyor.

Müjde Verilen Yatırımcılar Hayal Kırıklığı Yaşayabilirler

2012/3305 Sayılı BKK kapsamında Cazibe Merkezi illerde yapılacak yatırımlar için süre uzatımıyla ilgili olarak konunun Sayın Cumhurbaşkanın Recep Tayyip Erdoğan’a doğru aktarılması ve bu konuda gerekli düzenlemenin yapılması Malatya Elazığ ve Erzincan illerinde yatırım yapacak yatırımcılar için önem arz ediyor.

Aksi takdirde bu illerde cazibe merkezi son müracaat süresi uzatıldı diye müjde verilen yatırımcılar hayal kırıklığı yaşayabilirler.

Bilgi notu:

Cazibe Merkezleri Programı Kapsamında yapılan başvurularda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanı ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında oluşan bir komite tarafından yatırım projelerini değerlendirmekte olup komite yılda en az dört defa toplanmaktadır. Uygun görülen projeler desteklenmektedir.

2012/3305 Sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar kapsamında Cazibe Merkezi illerde yatırım yapacak yatırımcılar doğrudan bölgesel teşvik sistemi içinde Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğüne müracaat ederek yatırım teşvik belgesi çıkartabilmektedirler.

personel programı

Devamı: Cazibede Süre Uzatımı Yapıldı. Ancak Bu Süre 2012/3305 Sayılı BKK’yı Kapsamıyor – M. Bahadır ALTAŞ, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.