• +905335410514
  • zekeriya_demirtas@hotmail.com

Category ArchiveMakaleler

7256 Sayılı Kanun Kapsamında Varlık Barışına İlişkin Uygulama ve Özellikli Durumlar – Fatih ÇINAR, Hukukçu, Mali Hukuk Uzmanı

Varlık Barışına İlişkin Uygulama ve Özellikli Durumlar

Fatih ÇINAR[1]
Avukat, Mali Hukuk Uzmanı
fatih.cinar@hbv.edu.tr

I- GİRİŞ

17 Kasım 2020 tarihinde[2] yayımlanarak yürürlüğe giren Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 21. maddesiyle 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa(GVK) eklenen geçici 93. maddede kamuoyunda “Varlık Barışı” olarak isimlendirilen düzenleme ile vergi mükellefi olma şartı aranmadan gerçek ve tüzel kişilerin yurtdışındaki varlıkları ile gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin ise yurtiçindeki varlıklarının beyan edilerek, Türkiye’ye getirilmesi, transfer edilmesi veya kayıtlarına alınması ile diğer varlık barışlarındakinin aksine hiçbir vergisel yükümlülük getirmeyeceği, bu varlıklar nedeniyle hiçbir şekilde vergi incelemesi yapılmayacağı bildirilmiştir.

Maddede Cumhurbaşkanına tanınan yetki ile Varlık Barışından yararlanma süresi 5058 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile son kez 30 Haziran 2022 tarihine kadar uzatılmıştır.[3]

Süresi 30 Haziran 2022 tarihinde dolacak 7256 sayılı Kanun m. 21’e göre varlık barışından yararlanma şartları, başvuruya ilişkin uygulama, mükelleflerin hakları ve yükümlülükleri ve Kanun’daki hükümler ile Tebliğ’de[4] Kanun’un dışına çıkan düzenlemelerin incelenmesi makalemizin konusunu oluşturacaktır.

1. VARLIK BARIŞINDAN KİMLER YARARLANABİLİR VE ŞARTLARI NELERDİR?

Varlık Barışında ikili bir ayırıma gidilmiştir. Buna göre;

i. Mükellefiyetine bakılmaksızın gerçek ve tüzel kişilerin yurtdışındaki para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile yurtdışındaki taşınmazlarının sayılan diğer varlıklara dönüştürülerek değerlendirilmesi

ii. Gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin sahip olduğu ve Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazlar

düzenleme kapsamına alınmıştır.

2. ALTIN DIŞINDA DEĞERLİ METAL VEYA MADENLER VARLIK BARIŞININ KAPSAMINA GİRMEZ Mİ?

Madde de yurtdışındaki para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile yurtiçindeki taşınmazlar olarak sayılmıştır.

Ancak burada değerli metal ve madenler yönünden sınırlama getirildiğini ve sadece değerli metal olarak yalnızca altının düzenleme kapsamında olduğunu ifade etmekte getirilen düzenlemenin amacına hizmet etmeyeceği kanaatindeyiz.

Nitekim madde gerekçesinde de; “Madde ile, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının Türkiye’ye getirilmek suretiyle milli ekonomiye kazandırılmasına ve bu varlıklarını Türkiye’ye getiren gerçek ve tüzel kişilerin maddedeki hükümler çerçevesinde bu varlıkları serbestçe tasarruf edebilmelerine imlan sağlanmaktadır.

Ayrıca, gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak işletmelerin kayıtları arasında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazların kanuni defterlere kaydedilmesi imkânı getirilmektedir.”[5] denilerek, getirilen düzenlemeden maksat; yurtdışındaki menkul malların milli ekonomiye kazandırılması, yurtiçindekilerinde kayıtlı hale gelmesidir.

Buradan sadece değerli metal veya madenlerden altının kapsamda olduğu diğer değerli metallerin veya madenlerin kapsam dışında kalacağını anlamak ve kabul etmekte mümkün değildir.

Buna göre; yurtdışında altın dışında değerli metali veya madeni bulunanlarda bunları bildirip Türkiye’ye getirebilir, yurtiçinde ise gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri de her türlü değerli metal veya madenleri bildirip kayıtlarına alabilirler.

Burada şunu da bildirmekte yarar var; “altın” ibaresi yerine “her türlü değerli metal veya maden” denilmiş olsaydı uygulamada bir karışıklığa da yol açılmamış olurdu.

Uygulamanın geniş tutulduğunu “diğer sermaye piyasası araçları” demek suretiyle madde metni kendisi de göstermektedir. Ancak yazarken değerli metaller ve madenler ile ilgili yalnızca altın yazıp, madde gerekçesinde de neden altın yazıldığına ilişkin özel bir açıklama yapılmamış olması, değerli metal ve madenler yönünden özellikle bir sınırlama amacı taşınmadığını göstermektedir.

3. TEK BİLDİRİM YAPILMASI ZORUNLU MUDUR?

Kanun’da bir sınırlama getirilmemiş olmasına rağmen vergi idaresi Tebliğin iki yerinde m. 3/5 ve 6/5’te;

“(5) Gerçek ve tüzel kişilerce, yurt dışında bulunan varlıklar için (Yurt içinde bulunan varlıklar için gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince vergi dairelerine) tek bir bildirim verilmesi esastır. Ancak, 30/6/2021 tarihine kadar birden fazla bildirimde (düzeltme amacıyla yapılan bildirimler dâhil) bulunulması mümkündür.” denilmiştir.

Ancak bildirime ilişkin Tebliğdeki bu düzenlemenin kanuni dayanağı bulunmadığı gibi mükellef menfaatini de ihlal eden bir düzenlemedir. Örneğin yurtdışındaki altın varlıklarını ve döviz varlıklarını getiren gerçek bir kişi altın varlıkları ile kuyumculuk işi, döviz varlıkları ile de ticari bir faaliyet yapabilir. Hepsinin, Kanuna aykırı olarak tek beyan edilmesinin de haklı bir gerekçesi bulunmamaktadır. Vergi idaresi Tebliğe kendi iş yükü açısından bakarken, varlığını getiren ve bunu değerlendirmek isteyenler için kolay ve yararlı olacak yönünü ele almamıştır.

Nitekim matrah artırımı ve borç yapılandırması başvurularında da ilgili kanuna aykırı olarak aynı toplulaştırma anlayışı ile mükelleflere başvurular yaptırılmıştır. Böyle olunca örneğin; 2018 ve 2019 yılları için matrah artırımı veya borç yapılandırmasında bulunan bir mükellef matrah artırımı sonucu tahakkuk eden veya yapılandırdığı borcun iki yıla ait taksitinin tamamını ödeme imkânından yoksunlaştığında bir yıla ait olan matrah artırımı veya yapılandırma taksitini ödemek istediğinde ise tek bir başvuru mükellefe yaptırıldığı için ödenemeyen toplulaştırılmış taksit nedeniyle matrah artırımı veya borç yapılandırması vergi dairesi tarafından bozulmaktadır.

Bunun sonucunda artırılmış matahlar yeni ve ek bir vergi yükümlülüğü olarak mükellefe yüklenmekte, bozulan yapılandırılmış borçlar için ise icra safhasına geçilerek ödeme emri düzenlenmektedir.

Kanunda başvuru konusu olan varlıklar, matrah artırımı yapılacak yıllar ve vergiler ile yapılandırılan borçların toplu olarak dilekçeye konu edileceği ve bildirileceği gösterilmediği halde vergi idaresinin kanuni dayanaktan yoksun bu işlemi de mükelleflerin aleyhine sonuçlar doğurmaktadır.

Aynı anlayışla vergi idaresi varlık barışından yararlanacak olanları da tek bir başvuru yapmaya zorlayarak kanuni dayanağı olmayan bir işlem yapmaya çalışmaktadır. Aslında bunun çözümü de çok kolaydır. Vergi idaresi kullandığı yazılımda başvuranlara ayrı ayrı başvuru yapma sekmeleri açtığında başvuranlarda kolaylıkla her bir türden varlıkları için işlemlerini yapabilecektir.

Sunulan açıklamalar uyarınca; varlık bildirimini, matrah artırımı ve borç yapılandırmasında da gösterdiğimiz üzere ihtirazi kayıtla yapmak mükellef menfaatlerinin korunmasına yardımcı olacaktır.[6]

4. BİLDİRİMDE BULUNAN KİŞİ İLE VARLIĞI TÜRKİYE’YE GETİREN KİŞİ AYNI KİŞİ OLMAK ZORUNDA MIDIR?

Böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır. Bildirimde bulunan kişiye ait olan varlık üçüncü bir kişi ya da ilgili kişi tarafından Türkiye’ye getirilebilir. Ancak bunun için bildirim yapılan tarihten itibaren en geç üç ay içinde maddeye sayılan varlıkların Türkiye’ye getirilmesi gerekmektedir. Yine hatırlatmakta fayda olan bir hususta bildirim yapanla varlığı Türkiye’ye getirenin farklı kişiler olması halinde, varlığı Türkiye’ye getirenin dekontlarında ve verdiği beyanlarda bu varlığın bildirim yapan kişiye ait olduğunu beyan etmesi de varlığın bildirim yapana ait olduğunu göstermek için önemli bir ispat vesikası olacaktır.

5. HANGİ HALLERDE VARLIKLARIN TÜRKİYE’YE GETİRİLME ZORUNLULUĞU BULUNMAMAKTADIR?

Madde de gösterildiği üzere; yurtdışındaki varlıklarla sınırlı olmak üzere, yurtdışında varlığı olduğunu bildiren gerçek ve tüzel kişiler yurt dışında bulunan banka veya finansal kurumlarından kullandıkları ve 7256 sayılı Kanunun Resmi Gazete’de yayımlandığı 17.11.2020 tarihi itibarıyla kanuni defterlerinde kayıtlı olan kredilerinin kanun hükmünden yararlanmak ve bildirimde bulunmak için gösterilen en son tarih olan 30.06.2022 tarihine kadar kapatılması için kullanabilecektir. Bu durumda, defter kayıtlarından düşülmesi kaydıyla, borcun ödenmesinde kullanılan varlıklar için Türkiye’ye getirilme şartı aranmayacaktır.

Bununla birlikte; kredinin kapatıldığına dair yurt dışında bulunan banka veya finansal kurumlardan alınan belgelerin ispat vesikası olması ve talep edildiğinde ibraz etmek için saklanması gerekmektedir.

Bundan başka Kanun’un yayımlandığı 17.11.2020 tarihi itibariyle defterlerde sermaye avansları hesabının düzenlemeye konu yurtdışındaki varlıklarca karşılanması halinde de Türkiye’ye getirilme zorunluluğu bulunmamaktadır.

Yasa yapıcı tarafından neden Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihin esas aldığı da anlaşılabilir değildir. Çünkü Kanun yürürlüğe girdiğinde maddeden yararlanma süresi 30 Haziran 2021 tarihidir. Neden bu tarihe kadar değil de yürürlüğe girdiği tarihe kadar ki yurtdışı kredi borçları ve sermaye avansları ile sınırlı tutulduğunun da açıklaması bulunmamaktadır.

Yurtdışı krediler ve sermaye avanslarına Kanun’un yürürlük tarihi itibariyle getirilen sınırlama maddenin getiriliş amacı ve ruhuyla uyuşmamaktadır.

Çünkü madde de Cumhurbaşkanına varlık barışından yararlanılması için bir yıla kadar uzatma yetkisi tanınmıştır. Sadece başvurunun/bildirimin uzatılması ile sınırlı tutulması Kanun yayımlanıp yürürlüğe girdiğinde yurtdışı kredi kullananlar ile sermaye avanslarını o tarihe kadar defterlerine kaydedenler sonraki uzatmalara başvuranlara göre avantajlı hale getirilmektedir. Düzenleme ile bunun amaçlanmadığı açık olmakla birlikte bunun düzeltilmesine yönelik bir değişikliği de gidilmemiştir.

Nitekim diğer matrah artırımı, borç yapılandırması ve varlık barışı kanunlarında da hep aynı düzenlemelere yer verilmiştir. Örneğin Sosyal Güvenlik Kurumu alacaklarında henüz idarenin bilgisinde olmayan ama Kurum borçlusunun bilgisinde olan bir SGK alacağını borç yapılandırması kapsamında ödemek için başvuru yaptığında, 7256 sayılı Kanun m. 1/c’de “Sosyal Güvenlik Kurumuna bağlı tahsil daireleri tarafından 6183 sayılı Kanun kapsamında takip edilen ve bu Kanunun yayımı tarihine veya bu Kanunun ilgili hükümlerinde belirtilen sürelerin sonuna kadar tahakkuk ettiği hâlde ödenmemiş olan alacaklar ibaresi geçtiği ve başvurucu doğal olarak Kanun yayımlandıktan sonra borcunu ödemek amacıyla başvurduğundan Kurum tarafından henüz tahakkuk yapılmadığından Kurum borçlusu çıkarılış amacına aykırı olarak borç yapılandırması kanunundan yararlanamamaktadır.

Burada çözümün ise ilgili kanunun yayım veya yürürlük tarihi değil başvurunun son günü olarak değiştirilmesi hem ilgili kanunun çıkarılış amacına hem de daha fazla ilgilinin yararlanması ile pek çok ekonomik sorunun çözümü ile ekonomiye katkı sağlanmasına imkân tanınmış olacaktır. Ancak böyle bir düzenleme ilgili kurum çalışanları için kabul edilmek istenmese de, belirli tarihler ile iş yükünü öngörülebilir kılma kaygısı ile bu türden yasal düzenlemeleri ilgili kanunun yayım veya yürürlük ya da kanundan daha önceki tarihi esas almaya çalışsalar da bunun ilgili kanun yararlanıcıların menfaatine olmadığı da açıktır.

6. VARLIKLARIN DEĞERLEMESİ NASIL YAPILACAKTIR?

  • TL cinsinden varlıklar nominal değerle,
  • Altın, değerli metal ve madenler ile taşınmazlar rayiç bedeliyle,
  • Döviz, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuruyla,
  • Diğer menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının varsa borsa rayiciyle, borsa rayici yoksa rayiç bedeliyle, bu bedel tespit edilemiyorsa alış bedeliyle, alış bedeli de belli değilse itibari (nominal) değeriyle,
  • Yatırım fonu katılma payları, ilgili piyasasında belirlenmiş kapanış fiyatıyla değerlenerek kaydedilecektir.

7. VARLIKLARIN DEĞERLEMESİ HANGİ TARİHE GÖRE YAPILACAKTIR?

Tebliğde varlıkların, 213 sayılı  VUK’a göre defter tutan mükellefler, banka veya aracı kurumlara ya da vergi dairelerine varlıklarını bildirdikleri tarih itibarıyla ve Tebliğin 8. maddesinde yer alan esaslar çerçevesinde belirlenen Türk lirası karşılığı bedelleriyle, kanuni defterlere kaydedilebilecek ve söz konusu varlıkların elden çıkarılması halinde satış kazancının tespitinde bu bedel dikkate alınacağı bildirilmiştir.

Burada yine Kanunda düzenlenmeyen bir sınırlamaya gidilerek değerlemenin “Bildirim Tarihi” itibariyle yapılacağı söylenmiştir. Buna göre yurtdışındaki varlıkların bildirimden sonra fiziken Türkiye’ye getirilmesi veya transfer edildiği tarih ya da yurtiçindeki varlıkların işletme kayıtlarına alındığı tarih değil “Bildirim Tarihi” esas alınmaktadır.

Ancak bu ifade muhasebenin temel ilkelerinden dönemsellik, parayla ölçülme, maliyet esası, tam açıklama, özün önceliği gibi kavramlar ile bağdaşmamaktadır.

Nitekim bildirim yapanların henüz envanterine girmemiş varlıkların değerlemesi yapılmaktadır. Bu değerlemeye göre maddenin kapsamındaki varlıkların satışı halinde elde edilen gelir ile bu değerleme bedeli arasındaki farkta kazanç olarak hesaplarda gösterileceği söylenmektedir.

Ancak bu değerlemenin ve hesaplamanın muhasebe yönünden doğru ve gerçek değeri ortaya koyduğundan bahsedilemez.

Örneğin 10 Aralık 2021 tarihinde 1 kg. altın bildiren bir işletmenin bu altını üç ay içinde yani 10 Mart 2022 tarihine kadar ya Türkiye’ye getirmesi ya da kayıtlarına alması gerekmektedir.

10 Aralık 2021 tarihindeki altın rayici 786,20-TL iken 10 Mart 2022 deki altın rayici ise 938,00-TL’dir. Bu durumda “Bildirim Tarihi” ile getirilme, transfer veya kayıtlara alınma tarihi arasında 151,80-TL gramda fark olacaktır. Bu altının 10 Mayıs 2022 tarihinde satıldığı varsayarsak 151.800,00-TL kayıtlara girmeden önce değerlemesi yapılmış varlığa ait fazla gelir elde edilmesi söz konusu olacaktır.

Çünkü fiziken getirilme, transfer edilme veya yasal defterlere kaydedilmeden önce ve bildirimden sonra varlığa sahip olmama, kaybetme veya zayi olma durumları da söz konusu olabilir.

Sadece bir varlığının olduğuna ve bunu getirmek, transfer etmek ya da kayıtlarına almak için ilgili yere bildirimde bulunulmuş olması o varlığın elde edildiğine tek başına yeterli değildir.

Sadece bildirim yapılması muhasebe işlemlerini başlatmadığından tek başına yukarıda bildirilen muhasebe ilkelerine de aykırılık oluşturmaktadır. Örnekte gösterildiği üzere bildirim yapıldığında bir muhasebe dönemi bitmekte, varlık getirilip kayıtlara alındığında ise başka bir muhasebe dönemi başlamış olmaktadır.

Bu yönüyle de düzenlemenin kanuni olmakla birlikte mülkiyet hakkına hukuki bir müdahale olmadığı da açıktır.

8. GİDERLEŞTİRİLEBİLECEK MASRAF VE HARCAMALAR NELERDİR?

Kanun kapsamındaki varlıkların elden çıkarılması halinde oluşan zarar ve giderlerin giderleştirilmesi ve maliyet unsuru yapılmasına izin verilmemiştir. Ancak bir işletmenin envanterine giren varlığın elden çıkarılması halindeki harcama ve masrafların gider veya maliyet olarak kabul edilmemesinin mülkiyet hakkına müdahalede ne kadar hukuki olduğu da değerlendirilmesi gereken başka bir husustur.

Bununla birlikte; varlıkların bildirimi, getirilmesi ve kaydedilmesine ilişkin masraf ve harcamaların ise giderleştirilemeyeceği konusunda bir sınırlama getirilmemiştir.

Örneğin yurtdışındaki altın cinsinden varlıkların fiziken Türkiye’ye getirilmesi halinde yapılan gümrük, antrepo vb. harcama ve giderlerin ya da yurtdışındaki bir taşınmazın satılması ve madde kapsamındaki bir menkul varlığa dönüştürülmesine yönelik harcama ve masrafların, gider olarak dikkate alınmayacağına dair bir düzenleme yapılmamıştır. Aynı şekilde yurt içinde Kanun kapsamındaki menkul varlıklar ile taşınmazlar için yapılan harcama ve giderlerin gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerince giderleştirilemeyeceği madde de gösterilmemiştir.

Varlıkların bildirimi, getirilmesi, transferi ve kaydedilmesine ilişkin masraf ve harcamaların ise giderleştirilemeyeceği konusunda bir sınırlama getirilmemiş olması bu harcama ve giderler ilgili vergi kanunları uyarınca gider ve maliyet unsuru olarak kullanılabilecektir.

9. VARLIĞA İLİŞKİN BİLDİRİMDE VEYA DEKONT BENZERİ BELGE DE HANGİ YILA AİT VARLIK OLDUĞUNU BEYAN ETMEK GEREKMEKTE MİDİR?

Varlığa ilişkin getirilmesi esnasında, transferinde ya da kayıtlarına işlenmesi halinde varlığın her hangi bir döneme ait varlık olduğuna dair bir açıklama yapılması şartı Kanun’da düzenlenmemiştir.

Nitekim varlık barışından yararlanan bir mükellef öncesinde ise her hangi bir matrah artırımından yararlanmış olabilir.

Örneğin 2018 ve 2019 yılları için matrah artırımından yararlanan bir mükellefin, varlık barışından yararlandığı bir varlığına ilişkin dekont yada işlem sonuç formuna 2018, 2019, 2020, 2021, 2022 yılları için ya da 2020, 2021, 2020 yılları için yazmasına gerek bulunmamaktadır.

Böyle bir açıklama varlığın değerinin yazılan yıllara bölünmesine yol açacak, matrah artırımından yararlanılan yıllara ya da mükellefçe ihtiyaç olmayan yıllara da varlık barışı yapıldığı anlamı taşıyacaktır.

Ancak yıl veya dönem belirtme zorunluluğu olmadığından mükellef, Kanun kapsamındaki varlığını ihtiyaç duyduğu dönem için kullanabilecektir.

10. VARLIK BARIŞINDAN YARARLANAN HİÇBİR ŞEKİLDE VERGİ İNCELEMESİNE TABİ TUTULMAZ MI?

Maddenin 7. fıkrasında; Bu madde kapsamında bildirilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Ancak bunun için yine madde de bazı şartlar getirilmiştir.

a. Bildirimde bulunulan tarihten itibaren üç ay içinde;

i. Yurt dışında bulunan bildirime konu varlıkların içinde Türkiye’ye getirilmesi ya da Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmesi,

ii. Türkiye’de bulunan ve taşınmazlar dışındaki bildirime konu varlıkların ise banka veya aracı kurumlardaki hesaplara yatırıldığını gösterir belgelerle belgelenmesi,

b. Yurtiçindeki taşınmazların ayni sermaye olarak işletme kayıtlarına alınması hâlinde, sermaye artırım kararının bildirim tarihi itibarıyla alınmış olması ve sermaye artırım kararının bildirim tarihini izleyen onuncu ayın sonuna kadar ticaret siciline tescil edilmesi

c. Bildirilen varlıkların 17.11.2020 tarihi itibarıyla kanuni defterlerde kayıtlı olup yurt dışında bulunan banka veya finansal kurumlardan kullanılan kredilerin en geç 30.06.2022 tarihine kadar kapatılmasında kullanılıp defter kayıtlarından düşülmesi ile

d. 17.11.2020 tarihi itibarıyla kanuni defterlerde kayıtlı olan sermaye avanslarının, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının 17.11.2020’den önce Türkiye’ye getirilmek suretiyle karşılanmış ve sermaye avansının defter kayıtlarından düşülmesi ile.

Görüldüğü üzere “varlıklar nedeniyle” denildiği için madde hükmü vergi incelemesine her türlü şekilde engellemektedir.

Bu konuda her hangi bir açıklık bırakılmamaktadır. Ancak vergi incelemesi yapılmazdan ne anlamak gerekmektedir. Varlık barışından yararlanan hiçbir şekilde vergi incelemesine tabi tutulmayacak değildir. Varlık barışından yararlananlarda vergi incelemesine tabi olup; vergi inceleme elemanı inceleme esnasında tespit ettiği hususları göstererek varlık barışı kapsamında olan varlıklar için bir işlem yapamayacak, tarhiyat öneremeyecektir. Ya da vergi inceleme elemanı tarhiyat önerip bu tarhiyatın vergi dairesinde düzeltilmesini de isteyemeyecektir.

Örneğin 2020 yılı için vergi incelemesine alınmış ve varlık barışından yararlanmış bir mükellef 2020 yılında 100.000,00-TL matrah artırımında bulunduğu 400.000,00-TL’de varlığı içinde varlık barışından yararlanmış olduğunu varsayalım. Bu durumda vergi inceleme elemanı 2020 yılına ilişkin 500.000,00-TL matrah için her hangi bir tarhiyatta bulunamayacaktır. Ancak matrah artırımı ve varlık barışını aşan tutara ilişkin bir tespit yapması halinde sadece aşan tutarı inceleme konusu yapabilecektir.

Varlık barışını vergi incelemesinde matrah artırımından ayrıldığı önemli bir nokta da vergi kaçakçılık suçları kapsamındadır. Matrah artırımında ikili bir ayırıma gidilmiş ve matrah artırımı yapılan dönem ve vergi türünün incelenmeyeceği bildirilmekle birlikte kaçakçılık suçlarının bu kapsamda olmadığı bildirilmiştir.

Varlık barışında ise böyle bir ayırıma gidilmemiş; “…hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmaz.” denilmiştir.

Yani her hangi bir vergi türünde, döneminde ve konusunda inceleme yapılamayacaktır. Gelir vergisi incelemesi yapılamazken katma değer vergisi, özel tüketim vergisi ya da emlak vergisi yönünden vergi incelemesi yapılması da söz konusu olmayacaktır.

Diğer bir hususta Kanun’da; “serbestçe tasarruf etme”, “işletmeden çekme”, “elden çıkarma” kavramları gösterilmişken, Tebliğ m.9’da; “serbestçe tasarruf etme”, “işletmeden çekme”, “ortaklara dağıtma”, “elden çıkarma” kavramlarına yer verilmiştir.

Tebliğ, elden çıkarma işlemini kazanç getirici bir işlem olarak kabul edip; değerlenen tutar ile elden çıkarılan tutar arasındaki kazancın ise vergiye tabi olduğu gibi bir çıkarım yapmaktadır.

Maddede; “Türkiye’ye getirilen veya kanuni defterlere kaydedilen varlıkların elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider veya indirim olarak kabul edilmez.

Bu madde kapsamında bildirilen varlıklar nedeniyle hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmaz.”

denilmiş olması nedeniyle elden çıkarma sonucu oluşan zararlarında muhasebeleştirilemeyeceği gösterilmiştir. Bununla birlikte devamında ise bu varlıklar nedeniyle hiçbir suretle inceleme yapılamayacağı bildirilmiştir. Bu da bu varlıklar nedeniyle kazanç elde edilmiş olsa bile vergi incelemesine konu edilemeyeceği veya her hangi bir tarhiyat yapılamayacağını açıkça göstermektedir.

Kanundaki tanımları farklı bir şekilde yorumlayıp olmayan bir tanımlama ile vergi idaresinin vergilendirmeye bir yol bulmaya çalışmasının da hukuken geçerliliği bulunmamaktadır.

Diğer önemli bir hususta serbest meslek kazancı elde edip incelemeye tabi olanların varlık barışından yararlandıkları varlıkları için serbest meslek makbuzu düzenlemeleri söz konusu değildir. İncelemeye alınmış bir serbest meslek mensubunun inceleme dönemine ilişkin serbest meslek makbuzu düzenlemesi meslek mensubuna ek bir matrah yükü olacaktır. Varlık barışı yönünden katkısı olmayacaktır. Varlık barışından yararlanan serbest meslek mensubunun varlık barışından yararlandığı bildirime ilişkin belgeyi vergi inceleme elemanına ibrazı yeterli olacaktır. Uygulamada bazı vergi incelemelerinde vergi inceleme elemanlarınca serbest meslek mensuplarının varlık barışından yararlansa da inceleme nedeniyle serbest meslek makbuzu düzenlemesi gerektiğine yönelik yanlış yönlendirmeler yapıldığı gözlemlendiğinden bu bilginin de paylaşılmasına ihtiyaç duyulmuştur.

II – SONUÇ

7256 sayılı Kanun m. 21 ile 193 sayılı GVK’ya eklenen geçici 93. madde kapsamındaki Varlık Barışı düzenlemesi gerçek ve tüzel kişiler ile gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri için ciddi avantajlar sunmaktadır.

Öncelikle önceki varlık barışlarında bildirilen varlığa ilişkin bir vergi tarh edilirken bu Kanun’da vergi tarhiyatı getirilmemiştir. Diğer önemli bir yararı da matrah artırımlarından da farklı olarak kaçakçılık suçları da dahil varlık barışı kapsamındaki varlıklar için hiçbir şekilde vergi incelemesi yapılamayacağıdır.

Bununla birlikte; Kanun’dan daha fazla kişinin daha uzun sürede yararlanması için Cumhurbaşkanı kararı ile yapılan uzatmaların, bazı uygulamaların Kanun’un yayım veya yürürlük tarihine bağlı tutulması nedeniyle Kanun’un getiriliş amacına hizmet etmediği de görülmektedir. Yine Kanun’da değerli metal ve madenlerden sadece altının sayılması diğerleri konusundaki serbestiyete açıklık getirildiğinin bildirilmemiş ve başka bir kanunla değiştirilmemiş olması bir eksiklik olarak ortada durmaktadır.

Diğer taraftan Kanun’da getirilmeyen kısıtlamaların Tebliğ ile uygulanmaya çalışılması da kanuni dayanaktan yoksun, hukuka aykırı uygulamalar olacağı da açıktır. Tek bir bildirim yapılacağının söylenmesi, en son bildirim yerine ilk bildirimin esas alınması, Kanun’daki tanımların Tebliğ’de başka bir biçimde açıklanıp yorumlanması ve bu şekilde vergi tarhiyatına gerekçe yapılmaya çalışılması, getirilme, transfer ya da kayıtlara alma tarihi yerine bildirim tarihinin değerlemede esas alınacağının varsayılması, bildirim ve inceleme konusunda uygulayıcıların farklı yorumlama gayretlerinden kaynaklanan sorunlarda diğer eksiklikler olarak sayılabilir.

Sonuçta ciddi avantajlara sahip düzenlemeden 30 Haziran 2022 tarihine kadar yararlanmak tüm gerçek ve tüzel kişiler ile gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri için pek çok vergisel koruma tedbiri sağlayacaktır.

Yine hatırlatmakta yarar görüyoruz; matrah artırımı ve borç yapılandırmalarında da olduğu gibi varlık barışında da bildirim formlarında ya da bildirim formlarından ayrı bir dilekçe ile başvuru tarihinin son gününe kadar başvuruyu “İhtirazi Kayıtla” yapmak yararlananların hukuki menfaatlerin korunması için gerekli bir şarttır.

Dip Notlar:

[1] Avukat, Mali Hukuk Uzmanı

[2] 17.11.2020 tarih ve 31307 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[3] 31.12.2021 tarih ve 31706 sayılı 6. Mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[4] 28.11.2020 tarih ve 31318 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[5] https://www2.tbmm.gov.tr/d27/2/2-3147.pdf

[6] https://www.alomaliye.com/2021/09/17/matrah-artirimi-ve-borc-yapilandirmasinda-ihtirazi-kayit/

Devamı: 7256 Sayılı Kanun Kapsamında Varlık Barışına İlişkin Uygulama ve Özellikli Durumlar – Fatih ÇINAR, Hukukçu, Mali Hukuk Uzmanı Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

3065 sayılı KDV Kanunu Geçici 37 Madde Kapsamında İstisna Uygulaması – M. Bahadır ALTAŞ, YMM

3065 sayılı KDV Kanunu Geçici 37 İstisna

Mustafa Bahadır ALTAŞ
Yeminli Mali Müşavir
mba@mbaymm.com
Yazar Hakkında

Bilindiği üzere 15.04.2022 tarih ve 31810 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 7394 sayılı Kanunun 11 inci maddesi ile 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun Geçici 37. maddesinde yapılan değişiklikle inşaat işlerine ilişkin yüklenilen Katma Değer Vergisinin iadesine ilişkin düzenleme “inşaat işlerine ilişkin mal teslimi ve hizmet ifaları Katma Değer Vergisinden müstesnadır” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.

Değişiklikten önceki düzenleme “imalat sanayine yönelik yatırım teşvik belgesi kapsamında öngörülen yatırımlara ilişkin inşaat işleri nedeniyle indirim yoluyla telafi edilemeyen yüklenilen Katma Değer Vergisinin iadesi”  şeklindeydi.

Yasal Düzenleme:

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu Geçici Madde 37; (7394 sayılı kanunun 11 inci maddesiyle değiştirilen madde: Yürürlük; 01.05.2022) İmalat sanayii ile turizme yönelik yatırım teşvik belgesi sahibi mükelleflere belge kapsamındaki inşaat işlerine ilişkin mal teslimleri ve hizmet ifaları 31.12.2025 tarihine kadar katma değer vergisinden müstesnadır. Teşvik belgesine konu yatırımın tamamlanmaması halinde, zamanında alınmayan vergiler, vergi ziyaı cezası uygulanarak gecikme faizi ile birlikte yatırım teşvik belgesi sahibi alıcıdan tahsil edilir. Bu vergiler ve cezalarda zamanaşımı, verginin tarhını veya cezanın kesilmesini gerektiren durumun meydana geldiği tarihi takip eden takvim yılı başından başlar. Bu kapsamda yapılan mal teslimleri ve hizmet ifaları nedeniyle yüklenilen vergiler, vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan vergiden indirilir. İndirim yoluyla telafi edilemeyen vergiler, bu Kanunun 32 nci maddesi hükmü uyarınca istisna kapsamında işlem yapan mükellefin talebi üzerine iade edilir. Cumhurbaşkanı, birinci fıkrada yer alan süreyi üç yıla kadar uzatmaya; Hazine ve Maliye Bakanlığı, bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.

Kanunda yapılan değişikle ilgili olarak 28.05.2022 tarih ve 31849 sayılı resmi gazetede yayınlanan 42 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile uygulamaya ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.

İstisnanın Kapsamı

  • Bu istisnadan yararlanacak mükelleflerin, imalat sanayii ile turizme yönelik düzenlenmiş bir yatırım teşvik belgesine sahip olması gerekmektedir.
  • İstisnanın uygulama süresi 01.05.2022 tarihinde başlayıp 31.12.2025 tarihinde sona ermektedir. Bu süre içinde imalat sanayii ile turizme yönelik yatırım teşvik belgesi sahibi mükelleflere belge kapsamındaki inşaat işlerine ilişkin yapılan teslim ve hizmetler KDV’den istisna edilmiştir.
  • Yatırım teşvik belgesinin 01.05.2022 tarihinden önce düzenlenmiş olması KDV istisna uygulanmasına engel değildir.
  • İmalat sanayii ile turizme yönelik inşaat işlerinin 31.12.2025 tarihini aşmamak kaydıyla yatırım teşvik belgesinde öngörülen süre içinde yapılmış olması gerekiyor.
  • KDV istisnası uygulanacak tutar imalat sanayii ile turizme yönelik inşaat harcama tutarının inşaat işlerine yönelik yatırım teşvik belgesinde yer alan yatırım tutarı ile sınırlı olup bu tutarı aşmaması gerekmektedir. (Aşması halinde YTB revize edilmesi gerekmektedir)
  • Yatırım kapsamındaki inşaat işlerinde kullanılmak üzere alınan makine, araç-gereç ve tefrişatın (yatırım teşvik belgesinde yer alsa dahi) bu istisna kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.
  • İstisna hükmünün yürürlüğe girdiği 01.5.2022 tarihinden önce veya bu tarihten itibaren başlayan inşaat işlerine ilişkin, 01/052022 tarihten önce alınan mal ve hizmetlerin istisna belgesine dâhil edilmesi mümkün değildir.
  • Devam eden yatırımlarda 01.5.2022 tarihinden sonra yapılan mal ve hizmet alımları için de 3065 sayılı Kanunun 7394 sayılı Kanun ile değişmeden önceki geçici 37 nci maddesi hükmü  uygulanmayacaktır.

İstisnanın Uygulaması

İstisnadan yararlanmak isteyen yatırım teşvik belgesi sahibi mükelleflerin KDV yönünden bağlı oldukları vergi dairesine elektronik ortamda başvuruda bulunarak istisna belgesi almak için talepte bulunmaları gerekmektedir.

Katma Değer Vergisi İstisna belgesi almak için başvuruda bulunan mükellefler elektronik ortamda (https://intvrg.gib.gov.tr) KDV İade İşlemleri kısmında yer alan “KDV İstisna Belgesi İşlemleri” bölümündeki “EK 30: İmalat Sanayii İle Turizme Yönelik Yatırım Teşvik Belgesi Kapsamındaki İnşaat İşleri İstisna Belgesi“ni seçerek inşaat işlerine ilişkin istisna kapsamında alınacak mal ve hizmet listesini, hazırlanan projeye uygun olarak sisteme giriş yapacaklar. Mükellefler tarafından elektronik ortamda sisteme girilen bilgiler vergi dairesince gerekli kontroller yapıldıktan sonra şartları sağlayan mükelleflere sisteme girilen mal ve hizmet listesinde yazılı bulunan alımlarla sınırlı olmak üzere istisna belgesi verilecektir.

Vergi dairesinden alınan istisna belgesinin alıcı tarafından onaylanmış (imza ve kaşe tatbik edilmiş) bir örneği satıcılara verilir. Kendisine teslim veya hizmetin istisna kapsamına girdiğini gösteren belge verilen satıcı mükelleflerce, başka bir şart aramaksızın istisna kapsamında işlem yapılır. İstisnaya konu yapılan mal teslimi ve hizmet ifası gerçekleştikçe alıcı ve satıcılar alım/satım bilgilerini elektronik olarak “İstisna Belgesi Satış Bilgisi Listesi” üzerinden sisteme giriş yapılacaktır. (İstisna belgesi satıcılar tarafından 213 sayılı Kanunun muhafaza ve ibraz hükümlerine uygun olarak saklanır. Bu belge olmadan istisna uygulanması halinde, ziyaa uğratılan vergi, ceza, zam ve faizlerden satıcı ile birlikte teslim ve hizmet yapılan alıcı da müteselsilen sorumludur.)

Yatırım Teşvik Belgesine uygun olarak projenin revize edilmesi, güncellenmesi veya ek proje düzenlenmesi halinde;

  • Proje kapsamındaki mal ve hizmetlere ilişkin liste de elektronik ortamda revize edilmelidir.
  • Revizeye uygun olarak listeye yeni eklenen alışlar içinde istisna belgesi de revize edilmelidir.
  • Yatırım veya projedeki sürenin revize edilmesi durumunda, istisna belgesindeki sürenin revize edilmesi gerekmektedir.

Devam eden Yatırımda İstisna Uygulaması

01.05.2022 tarihinden önce düzenlenmiş bulunan İmalat sanayii yönelik yatırım teşvik belgesi sahibi mükelleflerin devam eden yatırımları ile ilgili olarak 3065 sayılı Kanunun 7394 sayılı Kanun ile değişmeden önceki geçici 37 nci maddesi hükmü uygulanmayacak olması nedeniyle bu yatırımcıların 01.05.2022 tarihinden sonra gerçekleştirecekleri yatırım teşvik belgesi kapsamındaki inşaat işlerine ilişkin KDV yönünden bağlı oldukları vergi dairesine elektronik ortamda başvuruda bulunarak “EK 30: İmalat Sanayii İle Turizme Yönelik Yatırım Teşvik Belgesi Kapsamındaki İnşaat İşleri İstisna Belgesi” almaları gerekmektedir.

Bu durumdaki mükellefler 2021 yılına ait KDV iade taleplerini en geç Kasım-2022 dönemine kadar talep edebileceklerdir. 01.Ocak.2022-30.Nisan.2022 dönemine ilişkin KDV iade taleplerini de Kasım-2023 dönemine kadar talep edebileceklerdir.

İstisna Belgesinin Kapatılması

Yatırım teşvik belgesi kapsamında gerçekleştirilecek olan imalat sanayii ile turizme yönelik yapılacak inşaat işleri için KDV istisna belgesi alan yatırımcılar istisna belgesinin süresinin sona erdiği tarih itibarıyla istisna belgesini ilgili vergi dairesine ibraz ederek kapattırmak zorundadır. Vergi dairesi istisna belgesinde yer alan mal ve hizmet bölümlerinin satıcılar tarafından doldurulup doldurulmadığını ve faturalarla uyumunu kontrol ederek istisna belgesini kapama işlemini yapacaktır.

İstisnaya Konu Yatırımın Tamamlanmaması

3065 sayılı Kanunun geçici 37 nci maddesine göre, yatırım teşvik belgesine konu yatırımın tamamlanmaması halinde, zamanında alınmayan vergi yatırım teşvik belgesi sahibi alıcıdan, vergi ziyaı cezası uygulanarak gecikme faizi ile birlikte tahsil edilecek.

İstisnanın Beyanı ve iadesi

Bu istisna kapsamında yapılan teslim ve hizmetler, teslim ve hizmetin yapıldığı döneme ait KDV beyannamesinin “İstisnalar-Diğer İade Hakkı Doğuran İşlemler” kulakçığının, “Tam İstisna Kapsamına Giren İşlemler” tablosunda 339 kod numaralı “İmalat Sanayii ile Turizme Yönelik Yatırım Teşvik Belgesi Kapsamındaki İnşaat İşlerine İlişkin Teslim ve Hizmetler” satırı aracılığıyla beyan edilecektir. İade talep edilmesi halinde teslime konu mal ve hizmet ilişkin Yüklenilen KDV tutarı yazılacaktır. İade talep etmek istemeyen mükellefler, “Yüklenilen KDV” sütununa “0” yazacaklardır.

Satıcı mükellefin iade talebi, bu istisna belgesi ve sisteme yapılan alış ve satış giriş bilgileri esas alınmak suretiyle, iade için gerekli diğer belgeler de aranarak genel esaslara göre mükellefin talebine uygun olarak nakden veya mahsuben yerine getirilecektir.

Ekleri için tıklayınız. https://www.gib.gov.tr/sites/default/files/fileadmin/mevzuatek/KDV/KDV_42_Teb_EK.pdf

personel programı

Devamı: 3065 sayılı KDV Kanunu Geçici 37 Madde Kapsamında İstisna Uygulaması – M. Bahadır ALTAŞ, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

3065 sayılı KDV Kanunu Geçici 37 Madde Kapsamında İstisna Uygulaması – M. Bahadır ALTAŞ, YMM

3065 sayılı KDV Kanunu Geçici 37 İstisna

Mustafa Bahadır ALTAŞ
Yeminli Mali Müşavir
mba@mbaymm.com
Yazar Hakkında

Bilindiği üzere 15.04.2022 tarih ve 31810 Sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 7394 sayılı Kanunun 11 inci maddesi ile 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun Geçici 37. maddesinde yapılan değişiklikle inşaat işlerine ilişkin yüklenilen Katma Değer Vergisinin iadesine ilişkin düzenleme “inşaat işlerine ilişkin mal teslimi ve hizmet ifaları Katma Değer Vergisinden müstesnadır” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.

Değişiklikten önceki düzenleme “imalat sanayine yönelik yatırım teşvik belgesi kapsamında öngörülen yatırımlara ilişkin inşaat işleri nedeniyle indirim yoluyla telafi edilemeyen yüklenilen Katma Değer Vergisinin iadesi”  şeklindeydi.

Yasal Düzenleme:

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu Geçici Madde 37; (7394 sayılı kanunun 11 inci maddesiyle değiştirilen madde: Yürürlük; 01.05.2022) İmalat sanayii ile turizme yönelik yatırım teşvik belgesi sahibi mükelleflere belge kapsamındaki inşaat işlerine ilişkin mal teslimleri ve hizmet ifaları 31.12.2025 tarihine kadar katma değer vergisinden müstesnadır. Teşvik belgesine konu yatırımın tamamlanmaması halinde, zamanında alınmayan vergiler, vergi ziyaı cezası uygulanarak gecikme faizi ile birlikte yatırım teşvik belgesi sahibi alıcıdan tahsil edilir. Bu vergiler ve cezalarda zamanaşımı, verginin tarhını veya cezanın kesilmesini gerektiren durumun meydana geldiği tarihi takip eden takvim yılı başından başlar. Bu kapsamda yapılan mal teslimleri ve hizmet ifaları nedeniyle yüklenilen vergiler, vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan vergiden indirilir. İndirim yoluyla telafi edilemeyen vergiler, bu Kanunun 32 nci maddesi hükmü uyarınca istisna kapsamında işlem yapan mükellefin talebi üzerine iade edilir. Cumhurbaşkanı, birinci fıkrada yer alan süreyi üç yıla kadar uzatmaya; Hazine ve Maliye Bakanlığı, bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.

Kanunda yapılan değişikle ilgili olarak 28.05.2022 tarih ve 31849 sayılı resmi gazetede yayınlanan 42 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile uygulamaya ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.

İstisnanın Kapsamı

  • Bu istisnadan yararlanacak mükelleflerin, imalat sanayii ile turizme yönelik düzenlenmiş bir yatırım teşvik belgesine sahip olması gerekmektedir.
  • İstisnanın uygulama süresi 01.05.2022 tarihinde başlayıp 31.12.2025 tarihinde sona ermektedir. Bu süre içinde imalat sanayii ile turizme yönelik yatırım teşvik belgesi sahibi mükelleflere belge kapsamındaki inşaat işlerine ilişkin yapılan teslim ve hizmetler KDV’den istisna edilmiştir.
  • Yatırım teşvik belgesinin 01.05.2022 tarihinden önce düzenlenmiş olması KDV istisna uygulanmasına engel değildir.
  • İmalat sanayii ile turizme yönelik inşaat işlerinin 31.12.2025 tarihini aşmamak kaydıyla yatırım teşvik belgesinde öngörülen süre içinde yapılmış olması gerekiyor.
  • KDV istisnası uygulanacak tutar imalat sanayii ile turizme yönelik inşaat harcama tutarının inşaat işlerine yönelik yatırım teşvik belgesinde yer alan yatırım tutarı ile sınırlı olup bu tutarı aşmaması gerekmektedir. (Aşması halinde YTB revize edilmesi gerekmektedir)
  • Yatırım kapsamındaki inşaat işlerinde kullanılmak üzere alınan makine, araç-gereç ve tefrişatın (yatırım teşvik belgesinde yer alsa dahi) bu istisna kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.
  • İstisna hükmünün yürürlüğe girdiği 01.5.2022 tarihinden önce veya bu tarihten itibaren başlayan inşaat işlerine ilişkin, 01/052022 tarihten önce alınan mal ve hizmetlerin istisna belgesine dâhil edilmesi mümkün değildir.
  • Devam eden yatırımlarda 01.5.2022 tarihinden sonra yapılan mal ve hizmet alımları için de 3065 sayılı Kanunun 7394 sayılı Kanun ile değişmeden önceki geçici 37 nci maddesi hükmü  uygulanmayacaktır.

İstisnanın Uygulaması

İstisnadan yararlanmak isteyen yatırım teşvik belgesi sahibi mükelleflerin KDV yönünden bağlı oldukları vergi dairesine elektronik ortamda başvuruda bulunarak istisna belgesi almak için talepte bulunmaları gerekmektedir.

Katma Değer Vergisi İstisna belgesi almak için başvuruda bulunan mükellefler elektronik ortamda (https://intvrg.gib.gov.tr) KDV İade İşlemleri kısmında yer alan “KDV İstisna Belgesi İşlemleri” bölümündeki “EK 30: İmalat Sanayii İle Turizme Yönelik Yatırım Teşvik Belgesi Kapsamındaki İnşaat İşleri İstisna Belgesi“ni seçerek inşaat işlerine ilişkin istisna kapsamında alınacak mal ve hizmet listesini, hazırlanan projeye uygun olarak sisteme giriş yapacaklar. Mükellefler tarafından elektronik ortamda sisteme girilen bilgiler vergi dairesince gerekli kontroller yapıldıktan sonra şartları sağlayan mükelleflere sisteme girilen mal ve hizmet listesinde yazılı bulunan alımlarla sınırlı olmak üzere istisna belgesi verilecektir.

Vergi dairesinden alınan istisna belgesinin alıcı tarafından onaylanmış (imza ve kaşe tatbik edilmiş) bir örneği satıcılara verilir. Kendisine teslim veya hizmetin istisna kapsamına girdiğini gösteren belge verilen satıcı mükelleflerce, başka bir şart aramaksızın istisna kapsamında işlem yapılır. İstisnaya konu yapılan mal teslimi ve hizmet ifası gerçekleştikçe alıcı ve satıcılar alım/satım bilgilerini elektronik olarak “İstisna Belgesi Satış Bilgisi Listesi” üzerinden sisteme giriş yapılacaktır. (İstisna belgesi satıcılar tarafından 213 sayılı Kanunun muhafaza ve ibraz hükümlerine uygun olarak saklanır. Bu belge olmadan istisna uygulanması halinde, ziyaa uğratılan vergi, ceza, zam ve faizlerden satıcı ile birlikte teslim ve hizmet yapılan alıcı da müteselsilen sorumludur.)

Yatırım Teşvik Belgesine uygun olarak projenin revize edilmesi, güncellenmesi veya ek proje düzenlenmesi halinde;

  • Proje kapsamındaki mal ve hizmetlere ilişkin liste de elektronik ortamda revize edilmelidir.
  • Revizeye uygun olarak listeye yeni eklenen alışlar içinde istisna belgesi de revize edilmelidir.
  • Yatırım veya projedeki sürenin revize edilmesi durumunda, istisna belgesindeki sürenin revize edilmesi gerekmektedir.

Devam eden Yatırımda İstisna Uygulaması

01.05.2022 tarihinden önce düzenlenmiş bulunan İmalat sanayii yönelik yatırım teşvik belgesi sahibi mükelleflerin devam eden yatırımları ile ilgili olarak 3065 sayılı Kanunun 7394 sayılı Kanun ile değişmeden önceki geçici 37 nci maddesi hükmü uygulanmayacak olması nedeniyle bu yatırımcıların 01.05.2022 tarihinden sonra gerçekleştirecekleri yatırım teşvik belgesi kapsamındaki inşaat işlerine ilişkin KDV yönünden bağlı oldukları vergi dairesine elektronik ortamda başvuruda bulunarak “EK 30: İmalat Sanayii İle Turizme Yönelik Yatırım Teşvik Belgesi Kapsamındaki İnşaat İşleri İstisna Belgesi” almaları gerekmektedir.

Bu durumdaki mükellefler 2021 yılına ait KDV iade taleplerini en geç Kasım-2022 dönemine kadar talep edebileceklerdir. 01.Ocak.2022-30.Nisan.2022 dönemine ilişkin KDV iade taleplerini de Kasım-2023 dönemine kadar talep edebileceklerdir.

İstisna Belgesinin Kapatılması

Yatırım teşvik belgesi kapsamında gerçekleştirilecek olan imalat sanayii ile turizme yönelik yapılacak inşaat işleri için KDV istisna belgesi alan yatırımcılar istisna belgesinin süresinin sona erdiği tarih itibarıyla istisna belgesini ilgili vergi dairesine ibraz ederek kapattırmak zorundadır. Vergi dairesi istisna belgesinde yer alan mal ve hizmet bölümlerinin satıcılar tarafından doldurulup doldurulmadığını ve faturalarla uyumunu kontrol ederek istisna belgesini kapama işlemini yapacaktır.

İstisnaya Konu Yatırımın Tamamlanmaması

3065 sayılı Kanunun geçici 37 nci maddesine göre, yatırım teşvik belgesine konu yatırımın tamamlanmaması halinde, zamanında alınmayan vergi yatırım teşvik belgesi sahibi alıcıdan, vergi ziyaı cezası uygulanarak gecikme faizi ile birlikte tahsil edilecek.

İstisnanın Beyanı ve iadesi

Bu istisna kapsamında yapılan teslim ve hizmetler, teslim ve hizmetin yapıldığı döneme ait KDV beyannamesinin “İstisnalar-Diğer İade Hakkı Doğuran İşlemler” kulakçığının, “Tam İstisna Kapsamına Giren İşlemler” tablosunda 339 kod numaralı “İmalat Sanayii ile Turizme Yönelik Yatırım Teşvik Belgesi Kapsamındaki İnşaat İşlerine İlişkin Teslim ve Hizmetler” satırı aracılığıyla beyan edilecektir. İade talep edilmesi halinde teslime konu mal ve hizmet ilişkin Yüklenilen KDV tutarı yazılacaktır. İade talep etmek istemeyen mükellefler, “Yüklenilen KDV” sütununa “0” yazacaklardır.

Satıcı mükellefin iade talebi, bu istisna belgesi ve sisteme yapılan alış ve satış giriş bilgileri esas alınmak suretiyle, iade için gerekli diğer belgeler de aranarak genel esaslara göre mükellefin talebine uygun olarak nakden veya mahsuben yerine getirilecektir.

Ekleri için tıklayınız. https://www.gib.gov.tr/sites/default/files/fileadmin/mevzuatek/KDV/KDV_42_Teb_EK.pdf

personel programı

Devamı: 3065 sayılı KDV Kanunu Geçici 37 Madde Kapsamında İstisna Uygulaması – M. Bahadır ALTAŞ, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Cumhurbaşkanı Tarafından Yapılmış Açıklamalar Bağlamında Ek Göstergeler Konusunda Genel/Özet Değerlendirme – Mahmut ESEN, E. Mülkiye Başmüfettişi

Ek Göstergeler Konusunda Genel/Özet Değerlendirme

Mahmut ESEN
E. Mülkiye Başmüfettişi
mahmutesen@gmail.com

1-Memurlara ek gösterge verilmesi; teknik/ayrıntılı/girift bir konudur. Kavranması “kök bilgi” gerektirmektedir.

Yapılmış vaatler sırasında konunun bu yanı üzerinde yeterince durulmamış, ucu açık bırakılmıştır. Bu suretle 3.600 ek gösterge verilmesi halinde memur ve emeklilerinin içinde bulunduğu ekonomik zorlukların gidereceğine, personelin mali haklarında arzu edilen şekilde iyileştirmeler sağlayacağına yönelik yüksek bir algı oluşturulmuştur.

2-Uzun; oyalayıcı/gereksiz komisyon çalışmalar sonucunda konu Cumhurbaşkanına götürülmüş, 06.06.2022 tarihinde bakanlarla toplantı sonrası Cumhurbaşkanı tarafından yapılmış açıklamada: “… Söz verilmiş bazı meslek mensuplarının (Öğretmen/polis/sağlık görevlileri ve din görevlilerinin yanı sıra) tüm memurların ek göstergelerinin 600 puan yükseltildiği, ek gösterge yükseltilmesi sonunda aylıklardaki küçük artışların yanı sıra özellikle emekli aylık ve ikramiyelerinde ciddi kazanımlar getirildiği..” ifade edilmiştir.

https://www.tccb.gov.tr/konusmalar/353/138273/kabine-toplantisi-nin-ardindan-yaptiklari-konusma

3- Daha önce konuya ilişkin yazılarım, sorulu/cevaplı açıklamalarımda da belirtildiği üzere:

3.01- EK GÖSTERGE ARTIŞI EKİM 2008 TARİHİNDEN SONRA GÖREVE BAŞLAMIŞ VE SAYILARI TOPLAMIN YARISINA YAKLAŞMIŞ KAMU PERSONELİNİ DOĞRUDAN ETKİLEMEMEKTEDİR.

Ek gösterge artışı çalışanların aylıklarında brüt 141,27 TL, emekliliklerinde ise (600 puan üzerinden prim ödediği yıllar itibarıyla) emekli aylıklarında en fazla 118 TL civarında artış olabilecektir.

3.02– Ekim 2008’de görevde bulunan (Mülga 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine tabi) memurların ek göstergelerinde istisnai haller dışında 600 puanlık artış 141,27 TL, emekli aylıklarında ise 118 TL artış olacaktır.

Ancak bu memurlara verilmiş ek gösterge artışı 5434 sayılı Kanunun Ek 70 maddesindeki basamaklarda (eşik değerlerde) bir artışa/ değişime yol açması halinde ise örneğin 3000’den 3600’ e yükselmiş olması durumunda ek SGK ve BES kesintisi nedeniyle aldıkları aylıklarda (142 TL) TL)  düşme olmakta ve buna karşılık emekli aylıklarında ise 1.234 TL artış olmaktadır.

600 puan ek gösterge artışının eşik değerlerde bir değişikliğe yol açmaması halinde ise (örneğin şube müdürlerinin 2.200’den 2.800 veya genel müdür yardımcı/il müdürlerinin 3.600’den 4.200 yükseltilmesi halinde) ilgililerin aylıkların brüt 141,26 emekli aylıklarında ise sadece 118 TL artış olacaktır.

3.03- Diğer yandan en yüksek devlet memurunun ek göstergesinin de 600 puan yükseltilmesi halinde de memurların aylık/emekli aylıklarında ayrıca bir artış olacaktır. Ancak bu varsayımın gerçekleşmesi halinde bile, yazılı/görsel basında abartıldığı ve memurlara müjde (!) gibi bir açıklanmakta olan bir artış olması söz konusu değildir.

Zira belirtilen iyileştirmenin gerçekleşmesi halinde örneğin 3.600 ek göstergesi ve 30 yıl hizmeti olan öğretmen emekli öğretmen aylığında ilave olarak sadece 170,5 TL (170,5/17=10 ABD Doları) artış olacaktır.

Ek göstergesi 2.200 olanlarda bu artış miktarı 100 TL ye düşmektedir.

4-Yukarıda belirtilmiş yalın gerçekler ortada iken tüm medyamızda da;

Ne yazık ki konunun sadece olumlu yanları ele alınmakta; en uç/en güzel örnekler öne çıkarılmakta, memurlara sözde müjdeler (!) verilmekte, umutları pompalanmaya devam edilmekte, sembolik artışlar dahi TL yerine sanki Dolar üzerinden yapılacakmış gibi abartılmakta, çok öncesinden açık/seçik olarak ifade ettiğim üzere “dağın fare doğurduğu/doğuracağı” gerçeği görmezden gelinmektedir.

5- Sonuç itibarıyla 3.600 ek göstergeye ilişkin halihazır düzenleme; iktidar yetkililerinin de dolaylı olarak kabul ettiği gibi aylıklarda kayda değer bir artışa yol açmamaktadır. 

Hatta bazı durumlarda aylıklarda düşme bile gerçekleşmektedir.

Ekim 2008 tarihinden önce göreve başlamış olan bazı meslek mensuplarının (öğretmen/polis/hemşire vb.) emekli aylıklarında ise 1.234 TL artış getirmektedir.

(Ekim 2008 tarihinden sonra göreve başlamış olan öğretmen/polis vb. meslek mensuplarının emekli aylıklarında böylesi bir artış söz konusu değildir.)

Bu tür istisnalar dışında memurların emekli aylıklarında (genel olarak) sadece 118 TL artış olmaktadır.

3.600 düzenlemesinin Ekim/2008 tarihinden önce göreve başlamış memur/emeklileri dahi yeterince sevindiremeyeceği, oluşturulmuş yüksek beklentilerini karşılamayacağı hususunda kuşku duyulmamaktadır. Zira ek gösterge rakamları; memur aylıklarını oluşturan 8-10 bileşenden sadece birini oluşturmaktadır. Bir bileşenin/unsurun yükseltilmesiyle aylıklarda yeterli bir artış sağlanamayacağı açıktır.

Konunun detayları ortaya çıktıkça “dağın fare doğurduğu” gerçeği kamu personeli sendikalarının yapmaya başladıkları açıklamalarından da net olarak anlaşılmaktadır.

Diğer yandan Cumhurbaşkanı tarafından yapılmış açıklamanın üzerinden 10 gün geçtiği halde konuya ilişkin kanun teklifinin henüz TBMM verilmemiş olması da dikkat çekmekte ve buradan çalışmaların tamamlanmamış, kesin kararın verilmemiş olduğu görülmektedir.

ad

Devamı: Cumhurbaşkanı Tarafından Yapılmış Açıklamalar Bağlamında Ek Göstergeler Konusunda Genel/Özet Değerlendirme – Mahmut ESEN, E. Mülkiye Başmüfettişi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Yabancı Memlekette Bulunanlara Tebliğ (7338 Sayılı Kanun Işığında) – Muharrem ÖZDEMİR, YMM

Yabancı Memlekette Bulunanlara Tebliğ

Muharrem ÖZDEMİR
Yeminli Mali Müşavir
E. Defterdar
m.ozdemir@vdd.com.tr
Yazar Hakkında

I.GİRİŞ

213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 97 inci maddesi yabancı memleketlerde bulunanlara tebliğ usullerini düzenlemiştir. Yabancı memlekette bulunanlara tebliğ o memleketin yetkili makamı vasıtasıyla yapılır. Bunun için anlaşma varsa veya o memleketin kanunları müsait ise o yerdeki Türk siyasi memuru veya konsolosu tebliğin yapılmasını yetkili makamdan ister.

Kendisine tebliğ yapılacak kişi Türk vatandaşı ise tebliğ Türk siyasi memuru veya konsolosu vasıtasıyla da yapılabilir.

Yabancı memleketlerde bulunan kimselere tebliğ olunacak evrak, tebligatı çıkaran merciin bağlı bulunduğu Bakanlık vasıtasıyla Dışişleri Bakanlığına, oradan da Türkiye elçilik veya konsolosluğuna gönderilir. Yabancı memlekette resmi görevle bulunan Türk memurlarına tebliğ Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla yapılır.

7338 sayılı Kanunun 14 üncü maddesiyle 213 sayılı Kanunun 97 nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarına sırasıyla aşağıdaki cümleler eklenmiştir.[1]

7338 Sayılı Kanun ÖNCESİ 7338 Sayılı Kanun SONRASI
 Yabancı memlekette bulunanlara tebliğ o memleketin yetkili makamı vasıtasıyla yapılır. Bunun için anlaşma varsa veya o memleketin kanunları müsait ise o yerdeki Türk siyasi memuru veya konsolosu tebliğin yapılmasını yetkili makamdan ister.

 

Kendisine tebliğ yapılacak kişi Türk vatandaşı ise tebliğ Türk siyasi memuru veya konsolosu vasıtasıyla de yapılabilir.

 

Yabancı memleketlerde bulunan kimselere tebliğ olunacak evrak, tebligatı çıkaran merciin bağlı bulunduğu Bakanlık vasıtasıyla Dışişleri Bakanlığına, oradan da Türkiye elçilik veya konsolosluğuna gönderilir.

 

Yabancı memlekette resmi görevle bulunan Türk memurlarına tebliğ Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla yapılır.

 

Yabancı memlekette bulunan askeri şahıslara yapılacak tebliğ, bağlı bulundukları kara, deniz, hava kuvvetleri komutanlıklarıyla Jandarma Genel Komutanlığı vasıtasıyla yapılır.

Yabancı memlekette bulunanlara tebliğ o memleketin yetkili makamı vasıtasıyla yapılır. Bunun için anlaşma varsa veya o memleketin kanunları müsait ise o yerdeki Türk siyasi memuru veya konsolosu tebliğin yapılmasını yetkili makamdan ister.

 

Kendisine tebliğ yapılacak kişi Türk vatandaşı ise tebliğ Türk siyasi memuru veya konsolosu vasıtasıyla de yapılabilir. (7338 sayılı Kanunun 14 üncü maddesiyle eklenen cümle; Yürürlük: 26.10.2021) Bu hâlde bildirimi Türkiye elçiliği veya konsolosluğu veya bunların görevlendireceği bir memur yapar. Tebliğin konusu ile hangi merci tarafından çıkarıldığı bilgilerinin yer aldığı ve otuz gün içinde başvurulmadığı takdirde tebliğin yapılmış sayılacağı ihtarını içeren bildirim, muhataba o ülkenin mevzuatının izin verdiği yöntemle gönderilir. Bildirimin o ülkenin mevzuatına göre muhataba tebliğ edildiği belgelendirildiğinde, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde Türkiye elçiliği veya konsolosluğuna başvurulmadığı takdirde tebligat otuzuncu günün bitiminde yapılmış sayılır. Muhatap, Türkiye elçiliği veya konsolosluğuna başvurduğu takdirde tebliğ evrakını almaktan kaçınırsa bu hususta düzenlenecek tutanak tarihinde tebliğ yapılmış sayılır. Evrak bekletilmeksizin merciine iade edilir.

Yabancı memleketlerde bulunan kimselere tebliğ olunacak evrak, tebligatı çıkaran merciin bağlı bulunduğu Bakanlık vasıtasıyla Dışişleri Bakanlığına, oradan da Türkiye elçilik veya konsolosluğuna gönderilir.(7338 sayılı Kanunun 14 üncü maddesiyle eklenen cümle; Yürürlük: 26.10.2021) Şu kadar ki, vergi dairelerinin yabancı memleketlerde bulunan kimselere tebliğ olunacak evrakları, vergi dairesi başkanlıkları; vergi dairesi başkanlığı bulunmayan yerlerde ise defterdarlıklar tarafından doğrudan Türkiye elçilik veya konsolosluğuna gönderilir.

Yabancı memlekette resmi görevle bulunan Türk memurlarına tebliğ Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla yapılır.

Yabancı memlekette bulunan askeri şahıslara yapılacak tebliğ, bağlı bulundukları kara, deniz, hava kuvvetleri komutanlıklarıyla Jandarma Genel Komutanlığı vasıtasıyla yapılır.

II.7338 SAYILI KANUN İLE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER

II.1. Tebliğ Evrakının Düzenlenmesi

Yabancı ülkelerde bulunanlara tebliğ olunacak evrak, tebligatı çıkaran merciin bağlı bulunduğu bakanlık aracılığıyla Dışişleri Bakanlığına, oradan da o yerdeki Türkiye Büyükelçiliğine veya başkonsolosluğuna gönderilir. Dışişleri Bakanlığının aracılığına gerek görülmeyen hallerde, tebligat evrakı bakanlıklarca doğrudan o yerdeki Türkiye Büyükelçiliğine veya başkonsolosluğuna gönderilebilir.

Yabancı ülkelere gönderilecek tebliğ evrakı, anlaşma hükümleri ve mütekabiliyet esaslarına göre düzenlenir. Yabancı ülkelere gönderilecek tebliğ evrakında; muhatabın adı ve soyadı, tam adresi ve uyruğu gösterilir. Bu bilgiler yazı makinesi ile yazılır.

Yabancı ülkelere gönderilecek olan ve belirli bir günü içeren tebliğ evrakının, tebliği çıkaran merci tarafından, belirlenen günden en az üç ay önce ilgili bakanlığa gönderilmesi gerekir.[2]

II.2. Yabancı Ülkelerde Türk Vatandaşına Yapılacak Tebligat

Yabancı ülkede kendisine tebligat yapılacak kişi, Türk vatandaşı olduğu takdirde tebligat, o yerdeki Türkiye siyasi memuru veya konsolosu vasıtasıyla da yapılabilir. Bu halde tebligatı Türkiye siyasi memuru veya konsolosu ya da bunların görevlendirecekleri bir memur yapar.

Tebliğin konusu ile hangi merci tarafından çıkarıldığı bilgilerinin yer aldığı ve otuz gün içinde başvurulmadığı takdirde tebliğin yapılmış sayılacağı ihtarını içeren bildirim, muhataba o ülkenin mevzuatının izin verdiği yöntemle gönderilir.

Bildirimin o ülkenin mevzuatına göre muhataba tebliğ edildiği belgelendirildiğinde, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna başvurulmadığı takdirde tebligat otuzuncu günün bitiminde yapılmış sayılır.

Muhatap Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna başvurduğu takdirde tebliğ evrakını almaktan kaçınırsa, bu hususta düzenlenecek tutanak tarihinde tebliğ yapılmış sayılır. Evrak bekletilmeksizin merciine iade edilir.

Şu kadar ki, vergi dairelerinin yabancı memleketlerde bulunan kimselere tebliğ olunacak evrakları, vergi dairesi başkanlıkları; vergi dairesi başkanlığı bulunmayan yerlerde ise defterdarlıklar tarafından doğrudan Türkiye elçilik veya konsolosluğuna gönderilir.

Aynı şekilde kazaî  merciler tarafından  çıkarılacak tebligatta, tebliğ evrakı doğrudan o yerdeki Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna gönderilebilir. Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğu tarafından tebliğ işleminin gerçekleştirilmesinden sonra evrak doğrudan ilgili kazaî mercie gönderilir.

VERGİ DAİRELERİ Doğrudan Türkiye elçilik veya konsolosluğuna gönderilir.
MAHKEMELER Doğrudan Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna gönderilebilir.
DİĞER KURUM VE KURULUŞLAR Evrak, tebligatı çıkaran merciin bağlı bulunduğu bakanlık aracılığıyla Dışişleri Bakanlığına, oradan da o yerdeki Türkiye Büyükelçiliğine veya başkonsolosluğuna gönderilir.

II.3. Yabancı ülkelerde Türk Memurlarına Tebligat

Resmî görevle yabancı ülkede bulunan Türk memurlarına yapılacak tebligat, tebligatı çıkaran merciin bağlı bulunduğu bakanlık aracılığıyla Dışişleri Bakanlığına, oradan da o yerdeki Türkiye Büyükelçiliğine veya başkonsolosluğuna gönderilir. Bu halde tebligatı Türkiye siyasi memuru veya konsolosu ya da bunların görevlendirecekleri bir memur yapar.

Tebliğin konusu ile hangi merci tarafından çıkarıldığı bilgilerinin yer aldığı ve otuz gün içinde başvurulmadığı takdirde tebliğin yapılmış sayılacağı ihtarını içeren bildirim, muhataba o ülkenin mevzuatının izin verdiği yöntemle gönderilir.

Bildirimin o ülkenin mevzuatına göre muhataba tebliğ edildiği belgelendirildiğinde, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna başvurulmadığı takdirde tebligat otuzuncu günün bitiminde yapılmış sayılır. Muhatap Türkiye Büyükelçiliği veya Konsolosluğuna başvurduğu takdirde tebliğ evrakını almaktan kaçınırsa, bu hususta düzenlenecek tutanak tarihinde tebliğ yapılmış sayılır. Evrak bekletilmeksizin merciine iade edilir.

II.4. Yabancı Ülkelerden Gelen Evrakın Tebliği

Yerleşim yeri Türkiye’de bulunan yerli veya yabancı şahıslara ilgili evrak tebliğ edilmek üzere yabancı bir ülkenin elçiliğinden veya havzasında bulunduğu valilik kanalıyla konsolosluğundan Dışişleri Bakanlığına tevdi olunur.

Dışişleri Bakanlığı tarafından anlaşma hükümleri ve mütekabiliyet esaslarına uygun görüldüğü takdirde, tebliğ mazbatası, zarf içinde tebligatın mahiyetine göre ilgili bakanlığa gönderilir. İlgili bakanlık tebligatı, muhatabın bulunduğu yerdeki yetkili merci vasıtasıyla yaptırır.

II.5. Türkiye’de Yabancılara Tebligat

Türkiye’de kendisine tebligat yapılamayacak olan bir yabancıya tebligat çıkarılması durumunda muhatap, tebliğ memuruna kendisine tebligat yapılamayacağını beyan eder veya tebliğ memuru bu hususu bizzat öğrenirse keyfiyet tebliğ mazbatasına şerh edilerek evrak iade olunur.

Muhatap, tebliğ yapılabilecek kişilerden olmasına rağmen, muhatabın adresi, “ülke dışı” muamelesi gören bir yer ise ve tebliğ memuru tebligatı yapamazsa birinci fıkra gereğince işlem yapılır. Türkiye’de kendilerine tebligat yapılamayacak olan elçi, elçilik kâtibi gibi kişiler Dışişleri Bakanlığı tarafından belirlenir.

II.6. Yabancı Ülkelerdeki Türk Vatandaşı Olmayanlara Tebligat

Yabancı ülkede kendisine tebligat yapılacak kişi Türk vatandaşı olmadığı takdirde, tebligat o ülkenin yetkili makamı vasıtasıyla yapılır. Bunun için anlaşma veya o ülke kanunları müsait ise, o yerdeki Türkiye siyasi memuru veya konsolosu tebligat yapılmasını yetkili makamdan ister.[3]

II.7. Yabancı Ülkelerde Türk Askerî Şahıslarına Tebligat

Yabancı memlekette bulunan askeri şahıslara yapılacak tebliğ, bağlı bulundukları kara, deniz, hava kuvvetleri komutanlıklarıyla Jandarma Genel Komutanlığı vasıtasıyla yapılır.

Bu komutanlıklar tebliğ evrakını, tebligat yapılacak şahsın bulunduğu yabancı ülkedeki birlik veya kurum komutan veya amirine gönderirler. Tebligatı, kıta komutanı, kurum amiri gibi en yakın üst yapar. Kıta veya bir kurum yoksa tebligat en yakın amiri tarafından yapılır.

III.SONUÇ

7338 sayılı Kanunun 14 üncü maddesiyle 213 sayılı Kanunun 97 nci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yapılan değişiklikle, yabancı memleketlerde bulunanlara yapılacak tebligatın Gelir İdaresi Başkanlığı aracı kılınmaksızın, vergi dairesi başkanlıkları veya defterdarlıklar tarafından doğrudan yurt dışı temsilciliklerine gönderilmesine izin veren bir düzenleme yapılmıştır.

Dip Notlar:

[1] 7338 sayılı Kanun 26 Ekim 2021 tarih ve 31640 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[2] 7201 sayılı Tebligat Kanunu 19.02.1959 tarih ve 10139 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[3] Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik 25 Ocak 2012 Tarih Ve 28184 Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanmıştır.

Devamı: Yabancı Memlekette Bulunanlara Tebliğ (7338 Sayılı Kanun Işığında) – Muharrem ÖZDEMİR, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Şirket Birleşme Prosedürlerine Çözüm: Kolaylaştırılmış Birleşme Müessesesi – Caner SAMANCI, Vergi Müfettişi

Kolaylaştırılmış Birleşme

Caner SAMANCI
Vergi Müfettişi
canersamanci@gmail.com

İşletmelerin güçlü rekabet koşullarına ayak uydurabilmesi, bilançolarını büyüterek kredibilitelerini yükseltmeleri vb. nedenlerle birleşme yoluna başvurduklarına rastlamaktayız. Birleşme işlemleri ile ilgili aşılması gereken yasal prosedürler ve/veya bu işlem için yasal mercilerde geçen süreler beklenen amacı ulaşılmasında ya da yakalanması gereken fırsatta gecikmeye yol açtığı için çoğu zaman birleşme işlemi askıya alınabilmektedir.

Aynı şekilde çeşitli sebeplerle kurulan; ana firmanın tam iştiraki konumunda olan veya yönetim yapısı itibarıyla kontrolünde bulunan firmalar için, kuruluş misyonunu tamamlandıktan sonra yukarıda değinilen yasal prosedürlerden kaçınıldığı için birleşme yerine tasfiye sürecine gidildiği görülmektedir.

Tam da bu noktada Türk Ticaret Kanununun 154. maddesinde düzenlenen “kolaylaştırılmış birleşme” mekanizması çözüm olarak devreye girmektedir.

Bu mekanizmanın sağladığı kolaylığı anlamak adına önce olağan birleşme işlemiyle ilgili atılacak adımlara değinilecek; ardından kolaylaştırılmış birleşme işleminin sağladığı avantajlar ile yazımız sonlandırılacaktır.

Olağan birleşme işleminde, şahıs şirketleri ile tüzel kişiliğe haiz şirketler tamamlamaları gereken birçok işlem bulunuyor.

Bunlar;

1. Devrolunan şirket ortaklarının devralan şirketteki payları ve oy haklarının itinayla hesaplanması

2. Ortaklıktan ayrılma durumunda ayrılma akçesinin hesaplanması

3. Devralma yoluyla birleşmede sermaye artırımı yapılması

4. Ara bilanço ve esas bilançonun hazırlanması

5. Birleşme sözleşmesinin hazırlanması

6. Birleşme raporunun hazırlanması,

7. Ortaklara birleşme sözleşmesi ve birleşme raporuna inceleme hakkı tanınması

8. Genel kurulun birleşme sözleşmesini onaylaması,

9. Birleşmenin ticareti siciline tescili ve sicil gazetesinde ilanı

10. Alacaklılara çağrı yapılması

olarak özetlenebilir.

Bu işlemler uzun ve meşakkatli bir süreç oluşturabilmektedir.

Bununla birlikte, Türk Ticaret Kanununun kolaylaştırılmış birleşmeye imkân tanıdığı durumlarda birleşme işlemini çok daha hızlı şekilde ve daha az maliyetle tamamlamak mümkündür.

Kolaylaştırılmış Birleşme Tesis Etmenin Koşulları

1. İşletme hisselerin Borsa İstanbul’da işlem görmemesi

2. İşletmelerin sermaye şirketi olması

3. Birleşmeye tabi şirketler arasında belirli bir hakimiyet ilişkisi bulunması.

Bu hakimiyet ilişkisinin 3 farklı durumda tezahür etmesi gerekiyor:

3.1. Devrolunan şirketin oy hakkı sağlayan tüm paylarına devralan şirketin sahip olması.

3.2. Aynı hâkimiyet altında bulunan iki sermaye şirketinin (grup şirketlerinin) birleşmesi.

3.3. Devralan sermaye şirketinin, devrolunan sermaye şirketinin oy hakkı veren paylarının en az yüzde doksanına sahip olması

Buradan yola çıkarak; sermaye şirketlerinin birleşmesinde (Paylar BİST’te işlem görmüyorsa) planlanan birleşme işleminin daha hızlı ve daha az maliyetle tamamlanması bakımından öncesinde ve öncelikle;

Devralınacak şirketin %100 ortağı olacak şekilde hisselerinin devralan şirket tarafından alınması isabetli bir karar olacaktır.

Şirket paylarının devir işleminin tamamlanmasının ardından kolaylaştırılmış birleşme müessesinden faydalanmak artık mümkün hale gelmektedir.

Kolaylaştırılmış Birleşme İşleminin Sağladığı Avantajlar

1. TTK 146. maddede sayılan 9 şarttan sadece 3’ünü sağlamak yeterli olmaktadır.

2. TTK 147 nci maddede öngörülen birleşme raporunu düzenlemeyle yükümlülük ortadan kalkmaktadır.

3. TTK 149 uncu maddede düzenlenen ortaklara inceleme hakkının sağlanması yükümlülüğü ortadan kalkmaktadır.

* Ortakların, menfaati bulunan kişilerin ve diğer ilgililerin incelemesine sunmakla yükümlü olunan dokümanlar:

a) Birleşme sözleşmesi,

b) Birleşme raporu,

e) Ara bilançolar

4. Birleşme sözleşmesini TTK 151 inci madde uyarınca genel kurulun onayına da sunmayabilirler.

5. Payların tamamına sahip olunması dolayısıyla sermaye artırımına gerek bulunmamaktadır.

6. Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 7. md’si gereği Kuruldan izin alınmasına gerek bulunmamaktadır.

Kaynak:

– 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu

 

Devamı: Şirket Birleşme Prosedürlerine Çözüm: Kolaylaştırılmış Birleşme Müessesesi – Caner SAMANCI, Vergi Müfettişi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

GİB e-Dönüşüm Sorunlarına Çözüm Önerileri – Serdar KARAKUŞ, SMMM

GİB e-Dönüşüm Sorunlarına Çözüm Önerileri

Serdar KARAKUŞ
SMMM/CPA
serdar@islevymm.com.tr

E-dönüşümü en aktif şekilde kullanan kamu kurumlarından Gelir İdaresi Başkanlığı’nın (GİB) son dönemde uygulamalarda karşılaşılan sorunlarına çözüm önerileri makalemizin konusunu oluşturmaktadır.

Aşağıda detayına yer verilen sorunlar ve çözüm önerileri, GİB’in sürekli güncelleyerek hayata geçirdiği e-uygulamaların sahadaki yansımalarının sadece küçük bir örneği diyebiliriz…

1. Genel GİB Uygulamalarına İlişkin Çözüm Önerileri

1.1. Hatırlatma SMS’i Gönderilmesi

Vergi Mükelleflerine genel hatırlatmalar İnteraktif VD’de yer alan cep telefonuna SMS olarak gönderilmesi sağlanmalıdır. Örneğin Yapılandırma Taksit ödemesi veya gecikmeye girecek borç bilgisi veya son güne yaklaşan cevap yazısı gibi konuların mükellef odaklı yaklaşım çerçevesinde mükelleflere GİB tarafından hatırlatma SMS’i ile bildirilmedir.

1.2. BA-BS Formunun Tamamen Kaldırılması

Hali hazırda Temmuz 2021 döneminden itibaren e-Belgeler BA-BS formuna eklenmemekte ve bu formların %95’i BOŞ olarak gönderilmektedir. Kalan %5’lik kısım için ise Mart 2022 döneminde e-Arşiv Fatura sınırının 2 Bin TL’ye düşürülmüş olması artık bu formun verilmesine gerek olmadığı anlamına gelmektedir. Zira birçok firma formun BOŞ olmasından dolayı boş olduğunda verilmeyeceği düşüncesiyle ciddi cezalara maruz kalmaktadır. Bu nedenle BA-BS formunun mümkün ise tamamen kalkması veya BOŞ olduğundan verilmemesi sağlanmalıdır.

1.3. BDP Beyanname Düzenleme Programı Güncellenmeli ve İnteraktif Hale Getirilmesi

Yaklaşık 20 yıldır aynı ara yüzle java tabanlı olarak kullanılan BDP’nin çağımız teknolojisine uygun, kapsamlı şekilde güncellenerek interaktif yani internet tabanlı olacak şekilde revize edilmesi gerekmektedir. Böylelikle beyanname doldurma aşamasındaki hatalar giderilerek zamandan tasarruf edilecek ve cezalı işlemler azalmış olacaktır. (Özellikle MUHSGK gibi beyannameler için)

2. İnteraktif VD’ne İlişkin Çözüm Önerileri

2.1. Genel Amaçlı Dilekçe İle e-YMM Benzeri Uygulamalardaki Ek Evrak Gönderimindeki Max. 5 Mb. Sınırının Yükseltilmesi

Böylelikle vergi dairelerine fiziki ortamda teslim edilmesi gereken belge sayısı ve bürokratik uygulamalar azaltmış olacaktır.

2.2. Tüzel Kişilerin e-Tebligat Başvurularının İnteraktif VD. Üzerinden Alınabilmesi

Şirket kuruluşları dahil birçok işlem elektronik ortamda yapılmaktadır. Ancak e-Tebligat başvurusu halen kâğıt ortamında yapılmakta olduğundan bu uygulamanın da İnternet VD. üzerinden yapılması sağlanmalıdır.

2.3. KDV İadesindeki EK:7 Dilekçesinin İnteraktif VD. Üzerinden Verilmesi

KDV iadelerindeki iade talebi düzeltme dilekçesi olan EK:7 dilekçesinin İnternet VD. üzerinden verilmesi sağlanmalıdır.

3. e-Defter Uygulamasına İlişkin Çözüm Önerileri

3.1. Envanter Defteri Tasdiki Kaldırılmalı Veya e- Olması

Hali hazırdaki yaklaşık 300 bin e-Defter mükellefinin VUK’a göre tutmuş olduğu en temel defterleri E iken sadece envanter defterinin halen bu mükellefler için tasdik edilme şartının olması e-dönüşümün ruhuna uymamaktadır. Bu nedenle VUK’a göre tutulması zorunlu olan envanter defterinin e-Defterin yıl sonu bölümüne yapılacak bir ilave ile kâğıt ortamında tasdikinin kaldırılması sağlanmalıdır.

3.2. Damga Vergisi Defteri Tasdikinin Kaldırılması veya e- Olması

Bilindiği üzere Damga Vergisi Kanunundan kaynaklı Anonim Şirketler Damga Vergisi Defterini tasdik etmek ve kağıt ortamında el ile tutmak zorundadır. Ancak günümüz teknoloji ve e-dönüşüm çağında artık ilkel bir durum haline gelmektedir. Bu nedenle Damga Vergisi Kanununda değişiklik yapılmak suretiyle bu deftere kaydedilmesi gereken bilgilerin e-defterde bulunana yevmiye defterine kaydedilmiş olması nedeniyle Damga Vergisi Defterinin tamamen kaldırılması sağlanmalıdır.

3.3. e-Defter Berat Gönderimi İle GİB İkincil Saklama Gönderimi Aynı Platform Üzerinde Eş Zamanlı Olması

Bilindiği üzere hali hazırda e-Defter beratları ayrı, defterlerin tamamının ikincil kopya olarak GİB’e gönderilmesi ayrı şekilde ve tarihte gönderilmektedir. Ancak bu durum özellikle ikincil kopyaların gönderilmesi esnasında hata ve unutmalara sebep olmaktadır.  Bu nedenle her e-Defterin tüm parçalarının tamamı tek seferde aynı platform üzerinden gönderimi sağlanmalıdır.

3.4. e-Defter Gönderim Dönem Tercihinin Kapatılmaması ve Tercih Değişikliğinin Dönem İçinde Yapılmasının Sağlanması

e-Defter gönderim dönem tercihi Aylık veya Geçici vergi dönemleri şeklinde 3 aylık olarak Ocak Ayı sonuna kadar yapılmaktadır. Ancak Ocak e-Defteri aylık olarak en geç Nisan Ayında gönderildiğinden tercihler ile ilgili değişiklik veya ilk başvurular geçtiğinden özellikle 3 aylık seçenek süresi kullanılamamaktadır. Bu nedenle tercih süresinin esnetilmesi ve uygulanabilir olması sağlanmalıdır.

3.5. e-Defter Gönderen Mükellef Grupları Arasında Ciroya Göre Aylık-Üç Aylık, 6 Aylık ve Yıllık Olacak Şekilde Tercihler Sunulmalı Özellikle Düşük Cirolu Mükelleflerin e-Defterlerini Yıllık Olarak Göndermesi Sağlanmalıdır

GİB tarafından son dönemde yayınlanan tebliğler ile e-Defter kapsamında alınana mükellef gruplarının bazıları düşük cirolu ve düşük hacimli olduğu halde, diğer büyük mükellef grupları gibi aynı işleme tabi tutularak e-defterlerin gönderilmesi istenmektedir. Ancak özellikle Anadolu’da ve taşrada bu durum teknolojik eksiklikler ile birlikte ciddi sorunlara yol açmaktadır. Bu nedenle ciroya göre belirlenecek mükelleflerin defterlerinin küçük cirolu olan mükellefler için yıllık toplu şekilde gönderilmesi sağlanmalıdır. (Örneğin yıllık cirosu 2 Milyon TL’nin altında kalan mükelleflerin yıllık, 2-5 Milyon arası 6 aylık gibi.)

3.6. Üç Aylık Tercih İle Geçici Vergi Döneminde Gönderilen e-Defterler İçin Süre Geçici Verginin Gönderildiği Ayı Takip Eden Ay Sonu Olmalıdır

3 Aylık e-Defter gönderimleri Mayıs-Ağustos ve Kasım Aylarında yapılmaktadır. Ancak ilgili aylardaki geçici vergisel yoğunluklar nedeniyle bu defterlerin gönderimlerinin bir sonraki ay olan, Haziran-Eylül ve Aralık olarak güncellenmesinde fayda bulunmaktadır.

3.7. e-Deftere Tabi Olması Gereken Mükellef Gruplarına Yazı İle Bilgilendirme Yapılması

Son dönemde birçok farklı mükellef grubunun e-Fatura ve  e-Defter uygulamasına dahil edilmesi mükellefler arasında soru işaretlerine yol açmaktadır. Bu nedenle zorunluluk kapsamına dahil edilen mükelleflerin süre geçmeden önce ilgili VD. tarafından bir yazı ile bilgilendirilmesi mükellef odaklı yaklaşım açısından önem arz etmektedir.

3.8. Entegratör Mali Mührü İle e-Defter Gönderimi Uygulamasına Fiilen Başlanması

509 VUK Tebliği ile getirilen mükellef mali mührü yerine anlaşmalı entegratör üzerinden e-Defterin gönderilmesi uygulaması fiilen başlamalıdır. Böylelikle mükelleflerin e-Defter gönderimi sırasında karşılaştıkları mali mühür ve diğer java vb. sorunları ortadan kalkmış olacaktır.

3.9. Mali Mührün 3 Yıllık Süre Sonunda Aynı Şekilde Kullanılmasının Sağlanması

Mali Mühürlerin 3 yılı dolduğunda e-İmza uygulamasında olduğu gibi 3 yıl yenileme işleminin yapılarak aynı mührün kullanılmaya devam edilmesi sağlanmalıdır.

4. e-Fatura/e-Arşiv Uygulamalarına İlişkin Çözüm Önerileri

4.1. e-Arşiv Faturaların ve e-SMMM Belgelerinin Görüntülenmesinin Sağlanması

Bilindiği üzere GİB Portaldan ve Entegratörlerden  kesilen e-Arşiv faturaların sadece unvan tutar  ve tarih bilgisi İnteraktif VD. üzerinden görünmektedir. e-SMMM Belgelerinde ise bu bilgiler dahi görünmemektedir.

Ancak bu yeterli değil. Bu nedenle adına e-arşiv fatura veya e-SMMM makbuzu kesilen mükelleflerin kendi internet VD. şifreleri ile girdikleri portaldan adlarına düzenlenen e-arşiv faturaları fiilen görüntülemeleri ve çıktılarını alabilmeleri sağlanmalıdır. Bu konuya ilişkin sahada ciddi sorunlar oluşmaktadır. Zira kendi adına düzenlenen belge için kendi İnternet VD. şifresi ile giriş yapan mükellefin e-Arşiv faturasını görüntüleyememesi vergi mahremiyeti ile izah edilemez…

4.2. e-Faturada Vergi Numarası İle Unvanın Eşleştirilmesinin Sağlanması (IBAN Sistemi Gibi)

e-Fatura veya e-Arşiv kesilmesi sırasında bazı durumlarda  vergi numarasına göre unvan otomatik olarak gelmemekte  ve unvan ile ilgili vergi numarası mükellefi farklılık göstermektedir. Bu nedenle teknik altyapılar ile unvan ile ilgili vergi numarasını tam olarak eşleşmemesi durumunda IBAN sisteminde olduğu gibi hata dönmesi ve düzeltilmesi sağlanmalıdır.

4.3. e-Fatura Yerine e-Arşiv Düzenlenmesi Durumundaki Cezai Yaptırımların Hafifletilmesi

Bilindiği üzere e-Fatura mükellefleri birbirine sadece e-Fatura kesmesi gerekir. Ancak uygulamada bazen vergi numarasının bir hanesinin dahi sehven hatalı yazılması veya teknik aksaklıklar nedeniyle e-Fatura mükellefine e-Arşiv Fatura kesilebilmektedir. Her ne kadar bu iki belge E olsa da e-Fatura yerine e-Arşiv Fatura kesilmesinden kaynaklı fatura matrahının %10’u gibi ciddi bir cezai yaptırımla karşı karşıya kalınmaktadır. Ancak söz konusu cezalar mahkemeler tarafından RED edilmektedir. Bu nedenle söz konusu uygulamanın gözden geçirilerek çıkan mahkeme kararlarına göre ceza uygulamasını kaldırılması bunun yerine teknik altyapıların bu duruma fırsat vermeyecek şekilde düzenlenmesi sağlanmalıdır. Buna çözüm olarak bir önceki madde yer verilen unvan/vergi no eşleşmesi örnek gösterilebilir.

4.4. e-İrsaliyeye Dahil Olma Zorunluluğunda Ciro İle Birlikte İrsaliye Kesme Durumunun da (Hizmet Firmaları) Dikkate Alınması 

Temmuz 2022 itibariyle 2021 cirosu 10 Milyonun üzerinde olan tüm firmaların e-İrsaliye uygulamasına geçmesi zorunlu hale gelmektedir. Ancak özellikle hizmet firmalarının işi gereği hiçbir şekilde irsaliye kesme durumu olmadığından bu yönde bir düzenleme yapılmasında fayda bulunmaktadır.

4.5. Mali Mühür Olmadan İnternet VD. Şifresi İle e-Fatura İptal/İtiraz Portalları ile e-Defter Portalına Girişin Sağlanması

Mali Mühür java uygulaması ile çalışması ve bilgisayarlarda e-İmza ve benzeri diğer bir çok java uygulamasının birbiri ile çakışması nedeniyle mükellefler e-Fatura iptal/itiraz portalları ile e-Defter gov tr uygulamalarına giriş yapmakta ciddi zorluklar yaşamaktadır. Bu nedenle portallara mali mühür olmadan da internet VD. şifresi ile girişin yapılması sağlanmalıdır.

Yukarıda yer verilen sorunlar ve çözüm önerileri tavsiye niteliğindedir. Ancak, Temmuz 2022 döneminden sonra e-Uygulamalara katılacak mükellef grupları ile bu uygulamalardan faydalanacak mükellef sayısı neredeyse 1 Milyona ulaşacaktır. Bu ve benzeri sorunlar daha da artmadan önce sahada karşılaşılan sorunlara çözüm önerilerinin hayata geçirilmesinin mükellef odaklı yaklaşımın bir gereği olarak görüyorum…

personel programı

Devamı: GİB e-Dönüşüm Sorunlarına Çözüm Önerileri – Serdar KARAKUŞ, SMMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Gayrimenkul Satış ve Kira İlanları Takibe Alındı – Talha APAK, YMM

Gayrimenkul satış ve kira ilanları takibe alındı

Talha APAK
Yeminli Mali Müşavir
Öğretim Görevlisi
Alomaliye.com Yayın Kurulu Başkanı
t.apak@apakymm.com

Hazine ve Maliye Bakanlığı; yeni bir düzenlemeyle, ciddi vergi kayıp ve kaçağı olan bir alanla ilgili olarak, internet üzerinde verilen gayrimenkul satış ve kiralama ilanlarını takibe alarak satışın gerçekleşmesi veya kiralanması durumunda ilanlardaki fiyatlarla gerçekleşen fiyatları karşılaştırarak gerekli incelemeleri başlatacak…

Taşınır ve taşınmazlar olmak üzere, mal ve hizmetlerin alınması, satılması veya kiralanması işlemlerinde çok ciddi vergi kayıp ve kaçakları olduğu bilinen bir gerçek. Bu konularda mevcut mevzuat olmasına rağmen uygulamada ciddi sıkıntılar devam ediyor. Özellikle, satış veya kiralama bedellerinin düşük sözleşmelere yazılması ve düşük beyan edilmesi karşısında ciddi vergi kayıp ve kaçağı söz konusu. Dolayısıyla, yetersiz kalan mevzuatta ilave mevzuat çıkarmak ve en önemlisi de denetimleri artırmak gerekiyor.

Yeni Düzenlemenin Amacı ve İçeriği

Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından 31/05/2022 tarihinde yayımlanan 538 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğiyle; vergiye uyum düzeyinin ve kayıt dışı ekonomi ile mücadelede etkinliğin artırılmasına hizmet etmek amacıyla vergi kanunları çerçevesinde vergiye tabi olay ve bu olaya ilişkin işlemlerin kavranabilmesi büyük önemi haizdir. Bu kapsamda, internet ortamında yayımlanan ilanlara yönelik bazı bilgilerin alınmasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi bu Tebliğin amaç ve kapsamını oluşturmaktadır.

538 Sıra No.lu VUK Genel Tebliği ile taşınır ve taşınmazlar ile mal ve hizmetlerin alınması, satılması veya kiralanmasının temin edilmesine yönelik olarak verilen ilanların yayımlanmasına aracılık eden aracı hizmet sağlayıcılarına, sosyal ağ sağlayıcılarına ve yer sağlayıcılarına bir aylık süre içerisinde gerçekleştirmiş oldukları işlemlere ilişkin olarak;

a) Verilen hizmetin sağlandığı internet adres veya adreslerini,

b) Hizmet verilen gerçek ya da tüzel kişilere ait ad soyad/unvan, TCKN/YKN/VKN bilgileri ile işyeri adres bilgilerini,

c) Hizmet verilenler adına gerçekleştirilen taşınır, taşınmaz, mal ve hizmet satış/kiralama işlemlerine ilişkin her bir tahsilat veya satış işlemi tutarı ve tarihi ile tahsil edilen tutarların aracılık hizmeti verilenlere ödenmesine ilişkin banka hesap bilgilerini,

d) Başkanlık tarafından belirlenecek diğer bilgileri,

elektronik ortamda Gelir İdaresi Başkanlığı’na bildirme zorunluluğu getirildi. Bir aya ait bilgilerin, takip eden ayın son günü saat 23.59’a kadar bildirilmesi gerekmektedir. Sürekli bilgi verme yükümlülüğü getirilenler, ilk bildirimlerini ilk kez 2022 Haziran ayında verilen ilanlara ilişkin olarak 1/8/2022 tarihine (31/7/2022 tarihinin hafta sonuna isabet etmesi nedeniyle) kadar Gelir İdaresi Başkanlığına yapmak zorundadır. Tebliğe eklenen geçici madde ile sürekli bilgi verme yükümlülüğü getirilenlerin 31/5/2022 tarihi itibarıyla yayında olan ilanlar ile 31/5/2022 tarihinde ilk kez verilen ilanlara (31/5/2022 tarihinde yayından kaldırılanlar ile 2022 Haziran ayında yayını devam eden veya yayından kaldırılanlar dâhil) ilişkin bildirimi 31/8/2022 tarihine kadar yapmaları gerekmektedir.

Sorumluluk ve Cezası Var

İlan verenler, aracı hizmet sağlayıcıları, sosyal ağ sağlayıcıları ile yer sağlayıcıların bu Tebliğ kapsamında bildirmek zorunda oldukları bilgileri bunlara temin etmek zorunda olduğu gibi bu bilgilerin doğruluğundan da sorumludurlar. Başkanlıkça belirlenen format, standart ve bildirim yöntemi haricinde bildirilen bilgiler kabul edilmeyecek ve bildirim yapılmamış sayılacaktır. Bilgi verme zorunluluğu getirilenler, Başkanlık sistemine bildirmekle yükümlü oldukları bilgileri 213 sayılı Kanunun defter, kayıt ve belgeler için öngördüğü muhafaza süreleri içerisinde elektronik ortamda saklamak ve istenildiğinde elektronik araçlar ve ortamlar vasıtası ile ibraz etmekle yükümlüdürler. Bu Tebliğde yapılan düzenlemeler kapsamında bildirilmesi gereken bilgileri bildirmeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunanlar ile bu Tebliğle getirilen zorunluluklara uymayanlar hakkında 213 sayılı Kanunun ilgili ceza hükümleri tatbik olunur.

Bilindiği gibi; başta gayrimenkul satışları ve kiralanması işlemlerinde satış veya kira bedellerinin tapuda veya vergi dairesi beyanlarında düşük gösterilmesi sonucu ciddi vergi kayıpları yaşanmaktaydı. Bedelin çok altında, Belediye rayiç bedelleri üzerinden satış işlemlerinin yapılması veya kira kontratlarının düşük bedellerle yapılması çok yaygın bir uygulama olarak devam ediyordu. Geçmişte yapılan bu yanlış ve haksız uygulamanın önüne geçmek amacıyla, vergiye uyum düzeyinin ve kayıt dışı ekonomi ile mücadelede etkinliğin artırılmasına hizmet etmek amacıyla getirilen yeni düzenleme son derece doğru olup, ciddi bir denetimle hazine lehine faydalı sonuçlar elde edilecektir.

personel programı

Devamı: Gayrimenkul Satış ve Kira İlanları Takibe Alındı – Talha APAK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu Uygulamasında Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri – Şemsettin ESER, Vergi Dairesi Müdürü

Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu Sorunlar ve Çözüm Önerileri

Şemsettin ESER
Vergi Dairesi Müdürü
esersemsettin@outlook.com

I. Giriş – Tanımlar

Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu ile genel olarak muristen varislere intikal eden mallar ile ivazsız intikal eden mallar vergilendirilmektedir.

Muris: Yaşamını yitiren, mirasçılarına miras bırakan kişi.

Miras: Yaşamını yitiren kişiden varislere/mirasçılara kalan mal (Menkul, gayrimenkul, ticari işletme vb.), borç ve haklar.

Varis/Mirasçı: Yaşamını yitiren kişiden kendisine miras düşen kişi (Çocuklar (altsoy) ve eş, çocuk yoksa üstsoy ve üstsoyun çocukları varsa eş.

İvazsız: Karşılıksız (Hibe, bağış vb. yollarla) edinme, iktisap etme.

II. Ölüm Olayının Vukuu Bulması ile Yaşanan Süreç

Giriş bölümünde de belirtildiği üzere Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu ile; ölüm olayı ile birlikte muristen varislere intikal eden mallar ile ivazsız/karşılıksız intikal eden malların nakdi değerleri üzerinden vergi alınması amaçlanmıştır.

İvazsız/karşılıksız tarzda intikal eden malların nakdi değerleri üzerinden vergi beyanında uygulamada fazlaca bir sorunla karşılaşılmamaktadır.

Ancak yaşamını yitirenin mirasçıları, muristen kendilerine kalan malları miras hisseleri nispetince paylaşıp kendi adlarına almak ya da satmak istediklerinde, tapu, trafik tescil kuruluşları, noter gibi kurumlar Vergi Dairesinden İlişiği Yoktur yazısı istemektedirler.

Varisler ise Veraset ve İntikal Vergisi Kanununu bilmediklerinden bu yazının Vergi Dairesinden kolayca ve hemen alınabileceği düşüncesi ile Vergi Dairelerine gelmekte;

Vergi Daireleri de bu yazının verilebilmesi için Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesinin ekleri ile birlikte verilmesi gerektiğini belirtmektedirler.

Bunun üzerine varisler için Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesini verebilmek için gerekli olan ekleri temin etmek süreci başlamaktadır.

III. Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesinin Ekinde Olması Gereken Belgeler ve Bu Belgelerin Temininde Yaşanan Sorunlar

1- Veraset İlamı: Varislerden birinin veya birkaçının müracaatı üzerine mahkeme ya da noterden alınır. Bu belgenin alınmasında genelde herhangi bir problem yaşanmamaktadır.

2- Tapu: Muristen varislere intikal eden gayrimenkullerin Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesi ile beyanı sırasında tapu örneği gereklidir. Genellikle varislerin ellerindeki tapu belgeleri ile tapu kayıtları (çoğunlukla arsa ve arazilere uygulama yapılmış olması ya da gayrimenkul sayısının net olarak bilinememesi vb. nedenlerle ) uyumsuz olmaktadır. Bu nedenle Vergi Daireleri; varislerinden gayrimenkullerin son ada, pafta veya sayılarını gösterir tapudan belge istemektedirler. Bu nedenle varisler tapu ile Vergi Daireleri arasında birkaç defa gidip gelme sorunu yaşamaktadır.

3- Belediyelerden Alınan Ölüm Yılına Ait Emlak Vergi Değeri: Varisler, muristen intikal eden gayrimenkullerin ölüm yılı itibariyle emlak vergi değerini gösterir belgeyi gayrimenkulün bulunduğu yer belediyesinden almaları gerekmektedir. Gayrimenkuller farklı illerde ise veya emlak vergi borcu varsa bu belgelerin temininde güçlük yaşanmaktadır.

4- Araçlar İçin Ruhsat: Temininde genellikle güçlük yaşanmamaktadır.

5- Para İçin Bankadan Yazı: Varisler Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesinde ilgili tutarı beyan edebilmek için bankadan yazı getirmeleri gerekir. Bankadan yazı almakta çok sıkıntı olmamakla birlikte birden fazla bankada hesap olması durumunda veya kiralık kasa olduğunda kiralık kasa vergi dairesi personeli ile birlikte açılacağından, vergi dairesi personelinin oraya gitmesi, varislerin bir araya gelmesi, gelememesi vb. sıkıntılar yaşanmaktadır.

6- Ticari İşletme: Muristen varislere intikal eden ticari işletmenin faaliyetine devam edip etmeyeceği, edecekse tüm varisler mi yoksa bir veya birkaçı tarafından mı devam edileceği,  bir veya birkaçı tarafından devam edilecekse diğer varislerin feragatname vermesi, ticari işletmenin değerlemesi, bilanço ve işletme hesap özetinin temini vb. sıkıntılar yaşanmaktadır.

7- Şirket Ortaklığı, Hisse Senedi, Tahvil: Murislerin bir şirkette ortaklığı ya da yöneticiliği varsa ortaklık nispeti ile şirketin ölüm tarihindeki bilançosu, hisse senedi veya tahvil benzeri şeyler varsa ilgili kurum veya kuruluşlardan yazı alınması gerekir. Bazen bu süreçte de çok sıkıntılı durumlar yaşanabilmektedir.

Bu belgeler tamamlandıktan sonra Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesinin doldurulup tüm varisler tarafından imzalanarak Vergi Dairelerini verilmesi gerekir.

IV. Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesinin Verilmesi Aşamasında Yaşanan Sorunlar

1- Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesi, ölüm tarihinden itibaren 4-8 ay (1) içinde verilmesi gerekir. Varisler böyle bir beyanname verileceğini bilmediklerinden bu sürede beyanname verilmediği için varisler usulsüzlük cezasına muhatap olmaktadırlar.

2- Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesi, murisin en son ikametgahının olduğu yer Vergi Dairesine (2) verilmesi gerekmektedir.

Bu durum uygulamada çok sıkıntı yaratmaktadır. Şöyle ki murisin son ikametgâh adresi ile varislerin bulunduğu yerler, intikal eden gayrimenkul ya da menkul malların farklı farklı yerlerde olması gibi. Her ne kadar İnteraktif Vergi Dairesinden bu beyannamenin verilmesi mümkün olsa da mirasçılar çoğunlukla İnteraktif Vergi Dairesini kullanmayı tercih etmemekte işlemlerini Vergi Dairesinden halletmek istemektedirler.

Mirasçılar bulundukları yer Vergi Dairesinden ya da malların olduğu yer Vergi Dairesinden beyannamelerini vererek işlemlerini halletmek istemektedirler. İlgili Vergi Dairesine yönlendirildiklerinde ise “vereceğinin bir yazı, oradan oraya oradan oraya yolluyorsunuz” serzenişleri olmaktadır.

3- Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesinin doldurulması; Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesi aslında herkes tarafından çok kolay doldurulabilecek şekilde dizayn edilmiş olmasına rağmen birçok mirasçı bu beyannameyi “yanlış yaparım” düşüncesi ile dolduramamakta Vergi Dairesi personelinden yardım istemektedir. Vergi Dairesi personeli de iş yoğunluğu, mükellefin özel işlerini yapma yasağı (3) vb. nedenlerle bu talepler karşılanmayınca, Vergi Dairesi personeli ile mirasçılar arasında olmaması gereken tartışmalar yaşanmaktadır.

4- Anne ya da baba öldüğünde, onların anne veya babasının yada daha üst soyun ölümünden sonra Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesi verilmemişse; öncelikle onlar için varis ya da varislerin alt soyları (Bazen alt soyların sayıları 50, 100, hatta 200’lü rakamları bile bulabilmektedir. Bu varislere ulaşılması, anlaşılması ve Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesinin imzalatılması aşamasında ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır.) yukarıda belirtilen işlemleri yaparak üst soylara ait Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesi verdikten sonra kendi anne ve/veya babasından intikal eden mallar için Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesini verebilmektedir.

V. Değerlendirme

Ölüm olayı ile birlikte yukarıda özetle belirtilen türden sıkıntılar yaşanmaktadır. Yaşanan bunca sıkıntının karşılığında devletin elde ettiği Veraset ve İntikal Vergisi geliri vergi gelirleri içinde binde 1,2 ile 1,7 arasında (4) değişen bir paya sahiptir. Bu payın da büyük bir çoğunluğunu şans ve talih oyunları ya da çekilişle ya da yarışma ve benzerlerinden kazanılan (ve beyan dışı bırakılma ihtimali az olan) ikramiyeler üzerinden ödenen %20 lik (5) vergi oluşturmaktadır. Diğer bir ifade ile veraset yoluyla alınan verginin Veraset ve İntikal Vergisi tutarı içindeki payı çok azdır.

Avrupa Ülkelerindeki Veraset Ve İntikal Vergisi Uygulaması;

Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yapılan bir çalışmada Veraset ve İntikal Vergisi sistemleri incelenmiş ve söz konusu verginin tarihsel geçmişi ile toplam vergi hasılatı içindeki payı oranında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Yani incelenen ülkelerde Veraset ve İntikal Vergisi ne kadar eskiye dayanıyorsa Veraset ve İntikal Vergisinin toplam vergi gelirleri içindeki payı da o kadar yükselmektedir. (6)

İngiltere’deki Uygulama: Veraset ve İntikal Vergisi, Tereke Vergisi şeklinde uygulanmaktadır. Yani mirasçıların payları yerine ölen kişinin geride bıraktığı tüm mal varlığı (tereke) üzerinden vergi hesaplanmaktadır. Terekenin 300.000 sterline kadar olan kısmı %20, aşan kısmı %40 vergi oranı ile vergilendirilmektedir. (7)

Almanya’daki Uygulama: Vergi oranı %7 ilâ %50 arasında uygulanmakta olup, eş için 500.000 Euro, çocuklar için 400.000 Euro istisna uygulanmaktadır.(8)

Türkiye’deki Uygulama: 

Cumhuriyet Öncesi: Yani Osmanlı Devletinde arazilerin veraset veya satışı nedeniyle el değiştirmesi durumunda görülen tapu hizmetlerinin bir karşılığı olarak bir harç ödemesi söz konusu olmaktaydı. Bu harçlar; taşınmaz mal mülkiyetinin satışı durumunda intikal harcı, veraset yoluyla intikallerde ise ferağ harcı adı altında ödenirdi. (9)

Cumhuriyet Sonrası: Veraset ve İntikal Vergisi, 1926 yılında 797 Sayılı Kanunla karşılıksız intikallerle ilgili olarak Osmanlı Devletinden kalan harçların yerine uygulanmaya başlamıştır. (10) Bu kanun ile ilk kez açık bir şekilde verasetin vergilenmesi yoluna gidildiği söylenebilir. Kanunun uygulanmasında ortaya çıkan aksaklıkların giderilmesi ve Medeni Kanuna uygun hale getirilmesi amacıyla Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu önemli ölçüde değiştirilmiştir. (11)

1959 yılında değiştirilen ve günümüzde hala meriyette olan Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu (12) ile veraset yoluyla olan intikaller ile ivazsız intikaller vergilendirilmektedir.

Veraset yolu ile intikallere yönelik olarak Kanunun 4. maddesinde yer alan istisna hükmü ile eş ve çocukların her birine ayrı ayrı 2022 yılı için 400.000,00 TL’lık istisna uygulanmaktadır.

Yine Kanunun nispetlerin yer aldığı 16. maddesinde veraset yoluyla intikaller ile ivazsız intikaller için çok yüksek matrahlı ayrı ayrı artan oranlı vergi tarifesi belirlenmiştir.

Matrah Veraset Yoluyla İntikal % İvazsız İntikal %
500.000,00 1 10
1200.000,00 3 15
2.500.000,00 5 20
4.900.000,00 7 25
9.100.000,00 10 30

Mirasçı başına istisna tutarının çok yüksek olması, vergi tarifesindeki matrahların çok yüksek vergi oranlarının düşük olması, ayrıca ülkemizde kayıtlı ekonomide yaşanın sıkıntılar, özellikle gayrimenkullerin gerçek değeri ile Veraset ve İntikal Vergisine esas olan değeri arasında çok ciddi fark bulunmaktadır.

Tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde yukarıda belirtildiği şekilde mirasçıların çok uğraş vererek doldurup verdikleri Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamelerinin çok büyük bir çoğunluğunda vergi tahakkuk etmemekte, beyanname süresinde verilmemişse usulsüzlük cezası kesilerek ilişiği yoktur yazıları verilmektedir.

Verginin tahakkuk etmemesi mirasçılar açısından olumlu değerlendirilse bile yukarıda belirtilen süreç nedeniyle mirasçıların yaşadığı sıkıntı, zaman kaybı ve uğraş ile idarenin katlandığı fayda-maliyet analizi dikkate alındığında Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu maliye litaratüründe tartışılır hale gelmiştir.

Siyasi irade tarafından 2008 yılında TBMM’ne sevk edilen kanun tasarısı ile Veraset ve İntikal Vergisi Kanununu tamamen kaldırmayı, ivazsız intikalleri de Gelir Vergisi Kanunu içinde vergilendirmeyi düşündüğü bu kanun tasarısının gerekçesinde; “…ülkemizde, veraset yoluyla intikal eden malların vergiye esas alınacak değerinin tespitinde yaşanan güçlükler nedeniyle mükellefle idare arasında sıklıkla uyuşmazlıklar çıkmakta, bu durum hem mükellefler hem de idare için önemli zorluklar, maliyetler ve zaman kaybına neden olmaktadır. Yine mükelleflerin bu vergiye uyumda karşılaştıkları güçlükler nedeniyle fiilen intikal eden malların hukuki tescil işlemleri uzun yıllar boyunca yapılamamaktadır. Bu durum, veraset yoluyla intikal eden malların fiili sahipliği (zilyetliği) ile hukuki sahiplerinin farklı kişiler olması sonucunu doğurmakta, resmi kayıtların güncellenmesindeki gecikmeler, ekonomik faaliyetlerin kayıtlılık düzeyinin artırılmasının önünde engel teşkil etmektedir.

Tasarıyla uyum maliyetinin yüksekliğine, kayıt ve tescil süreçlerinin doğurduğu çarpıklıklara rağmen mali açıdan getirisi son derece az olan veraset yoluyla intikallerden alınan verginin kaldırılması, ivazsız surette intikallerin ise Gelir Vergisi içinde değerlendirilerek Gelir Vergisine tabi tutulması amaçlanmaktadır. Böylece başta kayıtlı ekonomiye geçiş süreci olmak üzere, vergi sisteminin basitleştirilerek uygulamasının kolaylaştırılması, mükellefler tarafından kolaylıkla anlaşılması, genel olarak vergiye gönüllü uyumun artırılması yolunda atılacak önemli bir adım olacaktır.” şeklinde açıklama yapılmıştır.

VI. Öneri

Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu sil baştan ele alınarak yeniden yazılmalı ve;

– İngiltere’deki uygulama benzeri yani mirasçıların payları yerine murisin bıraktığı toplam tereke üzerinden vergileme yapılmalı,

– Meriyetteki Veraset ve İntikal Vergisi Kanunundan eş ve her bir çocuğa ayrı ayrı uygulanan yüksek tutarlı istisna yerine terekenin toplam tutarına (gayrimenkuller Emlak Vergisi değeri üzerinden beyan ya da kayıt ve tescil edilmişse 100.000,00 TL, gerçek değeri (Ekspertiz ya da gayrimenkul değerleme şirketleri raporu gibi belgelere istinaden) üzerinden beyan ya da kayıt ve tescil edilmişse 200.000,00 TL, terekeye dahil diğer mallar için 100.00,00 TL toplamda da 300.000,00 TL yi geçmeyecek.) tek bir istisna uygulanmalı,

– Kayıtlı ekonomiye geçiş ve gayrimenkullerin, araçların fiili sahipliği ile hukuki sahipliğinin farklı kişiler olmamasını sağlamak için terekeye dahil malların beyanı ya da kayıt ve tescilinin 4 ay içinde yapılması, 4 ay içinde yapılmaması halinde uygulanacak vergi oranının gecikilen süreye göre %10, %20 gibi artırımlı uygulanması,

– Terekenin toplam tutarı 10.000.000,00 TL ve üzeri ise, varisler tarafından murisin son ikametgahının, varislerin ikametgahının ya da malların bulunduğu yer Vergi Dairesine 4 ay içinde beyan edilmeli,

– Terekenin toplam tutarı 10.000.000,00 TL nin altında ise, tevkif suretiyle vergilendirme asli vergileme şekli olmalı ve;

Gayrimenkuller;

1- Gayrimenkuller varis ya da varisler adına ya da üçüncü kişilere devrinde Emlak Vergisi değeri üzerinden kayıt ve tescil ettirilmek istenirse tapu harcı ile beraber % 5 oranında,

2- Gayrimenkuller varis ya da varisler adına ya da üçüncü kişilere devrinde gerçek değeri (Ekspertiz ya da gayrimenkul değerleme şirketleri raporu gibi belgelerle tevsik) üzerinden kayıt ve tescil ettirilmek istenirse tapu harcı ile beraber %2 oranında,

Araçların kasko değeri üzerinden varis ya da varisler adına ya da üçüncü kişilere devrinde tescilden önce tescil kuruluşunca %2 oranında,

Bankadaki para, banka tarafından ödeme yapılmadan önce %2 oranında,

Ticari işletme; ticari işletmeye tüm varisler ortaklık şeklinde devam edecekse vergilendirilmemeli, ancak bir ya da birkaç varis devam ediyorsa ya da üçüncü kişilere devir yapılırsa VUK’ na göre yapılacak değerleme üzerinden payını devreden varislere düşen pay üzerinden ivazsız intikal olarak %5 oranında,

Şirketlerdeki ortaklık payı; tüm varisler ortak olarak devam ederse vergilendirilmemeli, ancak bir ya da birkaç varis devam ediyorsa ya da üçüncü kişilere devredilirse VUK’ na göre yapılacak değerleme üzerinden payını devreden varislere düşen pay üzerinden ivazsız intikal olarak %5 oranında,

Yukarıda yazılı olmayan diğer mallar, varislere teslim edilmeden önce teslimi yapanlar tarafından %2 oranında,

Şans ve talih oyunlarından ya da çekiliş ve yarışmalardan kazanılan ikramiyeler; bu oyunları, yarışmaları tertip edenler tarafından %20 oranında,

İvazsız intikaller kayıt ve tescilden önce %20 oranında,

tevkifat yapılmalıdır.

VII. Sonuç

1959 yılında yürürlüğe giren ve günümüzde hala uygulanmakta olan Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun uygulanmasında;

Mirasçılar; muristen kendilerine intikal eden malları, kendi adlarına tescil ya da tasarruflarına alma ya da devir sırasında çok ciddi sıkıntılar yaşamakta, bununla birlikte Vergi Dairesi, Tapu, Belediye gibi kamu kurumları üzerinde yarattığı iş yükü ve maliyet ile  binde bir, binde bir buçuk arasında olan bütçe payı ile getirisi ters orantılı durumdadır.

Bu nedenlerle Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu yeniden ele alınmalı ve;

– Günümüzün ekonomik şartlarına ve vergileme tekniğine uygun,

– Basit anlaşılabilir,

– Gönüllü uyumu yükseltecek,

– Asli vergileme şekli tevkif usulü,

olan bir kanun haline getirilmelidir.

Kaynakça:

1. Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu, 9. maddesi, 15.06.1959 tarih ve 10231 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

2. Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu, 6. maddesi, 15.06.1959 tarih ve 10231 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

3. Vergi Usul Kanunu, 363. maddesi, 10.01.1961 tarih ve 10703 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

4. 2018-2019-2020-2021 Bütçe Kanunları B Cetveli.

5. Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu, 16. maddesi, 15.06.1959 tarih ve 10231 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

6. Maliye Dergisi, Harun Kılıçaslan (Aydın, 2009:65-66).

7. Maliye Dergisi, Harun Kılıçaslan (Çiçek ve Çiçek, 2008:150-153).

8. Maliye Dergisi, Harun Kılıçaslan (Bitk,2008: 417-418).

9. Maliye Dergisi, Harun Kılıçaslan (Kükrer, 1987:120).

10. Maliye Dergisi, Harun Kılıçaslan (Öner, 2005:472).

11. Maliye Dergisi, Harun Kılıçaslan (Giray, 2010:247).

12. Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu, 15.06.1959 tarih ve 10231 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

Devamı: Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu Uygulamasında Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri – Şemsettin ESER, Vergi Dairesi Müdürü Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Serbest Bölgeler ve Avantajları – Talha APAK, YMM

Serbest Bölgeler ve Avantajları

Talha APAK
Yeminli Mali Müşavir
Öğretim Görevlisi
Alomaliye.com Yayın Kurulu Başkanı
t.apak@apakymm.com

Uygulanan çeşitli muafiyet ve istisnalar nedeniyle serbest bölgeler, dikkat çeken avantajlar sunuyor. İmalatçılar, serbest bölgelerde faaliyet göstererek elde edecekleri önemli vergi avantajları ve bazı desteklerle maliyetlerini ciddi miktarda düşürebilirler…

SERBEST bölge; yatırım ve üretimi teşvik etmek, doğrudan yabancı yatırımları ve teknoloji girişini hızlandırmak, uluslararası ticareti geliştirmek amacıyla kurulmuş, ülkenin siyasi sınırları içinde olmakla beraber, gümrük sınırları dışında konumlandırılan, vergi, tarife, kota gibi olağan ticaret engellerinin ortadan kaldırıldığı, bürokratik şartların azaltıldığı, sınai ve ticari faaliyetler için geniş teşvik ve avantajların sunulduğu özel ekonomi bölgesidir.

Türkiye’ de kurulu 19 serbest bölgede; direkt olarak 65 bin kişi, dolaylı olarak da 150 bin kişinin üzerinde istihdam sağlanmaktadır. Serbest bölge yönetim şeması; Gümrük Müdürlüğü, Bölge Müdürlüğü ve İşletici Firma olarak belirlenmiştir.

YÜZDE 100 MUAFİYET İMKÂNI

Ülkenin siyasi sınırları içinde olmakla beraber gümrük bölgesi dışında sayılan, ülkede geçerli ticari, mali ve iktisadi alanlara ilişkin hukuki ve idari düzenlemelerin uygulanmadığı, sınai ve ticari faaliyetler için daha geniş teşviklerin tanındığı, fiziki olarak ülkenin diğer kısımlarından ayrılan yerler olup, başlıca avantajları aşağıdaki gibi sıralanabilir.

– Gümrük vergisi ve aynı tür diğer vergilerden yüzde 100 muafiyet.

– İmalat şirketleri için kurumlar vergisinden yüzde 100 muafiyet.

– KDV ve özel tüketim vergisinden yüzde 100 muafiyet.

– Düzenlenecek evraklara uygulanan damga vergisinden yüzde 100 muafiyet.

– Emlak vergisinden yüzde 100 muafiyet.

– Tamamı yurt dışına olmak kaydıyla Serbest Bölgelerden verilecek belirli lojistik hizmetlere yüzde 100 gelir ve kurumlar vergisi istisnası.

– Çalışan maaşı üzerinden alınan gelir vergisinden yüzde 100 muafiyet (serbest bölgelerde ürettiği ürünlerin FOB bedelinin en az yüzde 85’ini ihraç eden şirketler için).

– Mallar süre sınırlaması olmaksızın serbest bölgelerde tutulabilmektedir.

– Şirketler, serbest bölgelerden elde edilen kârı hiçbir sınırlama olmaksızın yurt dışına ya da Türkiye’ye serbestçe aktarabilmektedir.

– Mülk alım-satımında tapu harcından muafiyet.

– İnşaat, proje, iskân, izin ve onay süreçlerinde KDV muafiyeti.

– KDV ve diğer vergilerden muaf hazır altyapı.

Burada dikkat edilen nokta, Türkiye’de yerleşik bir firmanın son üç yıllık ihracat rakamının toplamının 2.250 milyon ABD Doları’na ulaşıp ulaşmadığıdır. Eğer ulaşmıyorsa serbest bölge teşvikleri başlığı altında yer alan vergi muafiyetlerinden üç yıl boyunca yararlanabilirsiniz. Eğer ulaşıyorsa 20 yıllık ruhsatla birlikte ek destekler başlığı altındaki teşviklerden beş yıl süresince yararlanma imkanı bulunmaktadır.

Son üç yıllık toplam 2.250 milyon dolar ihracat rakamına ulaşmanız durumunda:

20 yıl ruhsat süresi, yüzde 100 kurumlar vergisi muafiyeti, yüzde 100 personele ilişkin gelir vergisi muafiyeti (Serbest bölgede çalışan tüm personeli kapsar), yüzde 100 KDV ve damga vergisi muafiyeti, yüzde 100 gümrük vergisi muafiyeti gibi desteklerin yanı sıra; yıllık 75 bin dolar yüzde 50’ye kadar kira desteği beş yıl (yıllık bir milyon dolar ihracat ve artan oranda olmak koşuluyla), Yıllık 150 bin dolar 10 personel maaş desteği beş yıl (yıllık bir milyon dolar ihracat ve artan oranda olmak koşuluyla) ek destekler sunulmaktadır.

Son üç yılda 2.250 milyon dolar ihracat rakamına ulaşmamanız durumunda:

Üç yıl ruhsat süresi, yüzde 100 kurumlar vergisi muafiyeti, yüzde 100 personele ilişkin gelir vergisi muafiyeti (serbest bölgede çalışan tüm personeli kapsar), yüzde 100 KDV ve damga vergisi muafiyeti, yüzde 100 gümrük vergisi muafiyeti desteği yanı sıra; üç yılın sonunda yıllık bir milyon dolardan az olmamak koşuluyla artan oranda bir performans sergilemeniz durumunda 17 yıllık ruhsatla birlikte kira ve maaş destek başvurusunda bulunabilir. Üç yıllık ruhsat sahiplerinin kira ve maaş desteği alma hakkı bulunmamaktadır.

İŞLETMELERE VERİLEN HİZMETLER

Serbest bölgelerde faaliyet gösteren işletmelere ayrıca aşağıdaki hizmetler de verilmektedir.

Danışmanlık Hizmetleri: Ruhsat başvuruları ve ruhsat alma süreçlerinde danışmanlık hizmeti sağlanır.

Güvenlik Hizmetleri: Haftanın yedi günü 24 saat hizmet veren özel güvenlik ekibi, kamera denetimi, gümrük muhafaza ofisleri, serbest bölgeye kişiye özel kartlı giriş sistemi ile sağlanır.

Gümrük Müşavirliği Hizmetleri: Gümrük işlemlerini kolay ve sorunsuz bir şekilde yürütebilmeleri amacıyla, gümrük müşavirliği danışmanlık hizmetleri verilir.

Başta Yeşilköy Atatürk Havalimanı içinde yer alan İstanbul İhtisas Serbest Bölgesi (İSBİ) olmak üzere, Serbest Bölgelerde faaliyet izni alarak faaliyet gösterecek işletmelere çok önemli vergi avantajlarının yanı sıra önemli başka destek ve hizmetler de verilmektedir.

 

İktibas: Paradergi

personel programı

Devamı: Serbest Bölgeler ve Avantajları – Talha APAK, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.