• +905335410514
  • zekeriya_demirtas@hotmail.com

Category ArchiveNaylon Fatura

Belgelerin Asıl veya Suretlerini Tamamen veya Kısmen Sahte Olarak Düzenlemek veya Bu Belgeleri Kullanmak (4) – Ali ÇAKMAKÇI, YMM

Belgelerin Asıl veya Suretlerini Tamamen veya Kısmen Sahte Olarak Düzenlemek [1]

Ali ÇAKMAKCI
Yeminli Mali Müşavir
E. Hesap Uzmanı
info@adenymm.com.tr
Yazar Hakkında

Semra KÖSEER
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir

Öncesi

Müteselsil Sorumluluk Uygulamasına Alıcıların Sorumluluğuna Nasıl Gidilebilir?

Mal veya hizmet alım-satımında satıcının KDV’yi Hazine’ye intikal ettirmediğinin tespit edilmesi halinde, bu satıcı tarafından doğrudan mal teslim edilen veya hizmet ifa edilen mükellefler, işlem bedeli üzerinden hesaplanan vergi ile sınırlı olmak üzere, Hazine’ye intikal etmeyen vergide 1 seri numaralı KDV Uygulama Genel Tebliğinin (IV/E-3.2) bölümünde belirtilen usul ve esaslara göre satıcı ile birlikte müteselsilen sorumlu olurlar.

Ancak alıcılar, KDV dahil toplam işlem bedelini;

5411 sayılı Bankalar Kanunu hükümlerine göre faaliyette bulunan bankalar vasıtasıyla ödemeleri ve bankaya yapılacak ödeme sırasında düzenlenecek belgede satıcının (veya adına hareket edenlerin) adı-soyadı (tüzel kişilerde unvanı) ile bankadaki hesap numarasını ve vergi kimlik numarasını doğru olarak yazdırmaları,

– Ödemenin çekle yapılmış olması halinde çekin Türk Ticaret Kanununun 785’inci maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında düzenlenmiş olması,

– Ödemenin kredi kartı (iade talebinde bulunan kişi veya kuruma ait), tapu devri, kamu kurum ve kuruluşları aracılığıyla (ön ödeme avansı şeklinde kamu kurum ve kuruluşlarının veznesine ödeme gibi) yapılması,

– Ödemenin PTT yoluyla yapılması halinde, ödeme sırasında düzenlenecek belgenin ibrazı (satıcının veya adına hareket edenlerin adı- soyadı (tüzel kişilerde unvanı) ile banka hesap numarası ve vergi kimlik numarası doğru olarak yazdırılmak kaydıyla)

halinde müteselsil sorumluluk uygulaması ile muhatap tutulmazlar. Bu çerçevede herhangi bir hesaba bağlı olmaksızın, örneğin kasadan ödeme yapılması şeklinde gönderilen havaleler sorumluluğu kaldırmaz. Ayrıca dış ticaret sermaye şirketleri ve sektörel dış ticaret şirketleri gibi ihracata aracılık eden mükelleflerin bu uygulamadan yararlanabilmeleri için ihracatına aracılık ettikleri mükelleflerin de ödemelerini yukarıda belirtilen şekilde tevsik etmeleri gerekir.

Ancak alıcı ile satıcı arasında muvazaaya dayanan bir işlem yapıldığının veya menfaat sağlayan doğrudan bir ilişkinin veya hısımlık, sermayesine katılma, organizasyon veya yönetimi içinde yer alma şeklinde dolaylı bir ilişkinin bulunduğunun vergi incelemesine yetkili olanlarca düzenlenmiş raporlarla tespit edilmesi halinde ödeme yukarıdaki şekilde tevsik edilmiş olsa bile müteselsil sorumluluk kalkmaz.

Öte yandan 3065 sayılı Kanunun 17’nci maddesinin birinci fıkrasında sayılan (tarımsal amaçlı kooperatifler hariç) kurum ve kuruluşlar ile sermayelerinin (%51) veya daha fazlası söz konusu kurum ve kuruluşlara ait iktisadi işletmelerin mal teslimi veya hizmet ifalarında taraf olduğu alım-satım işlemlerinde müteselsil sorumluluk uygulanmaz. Buna göre;

– Yukarıda sayılan kuruluşların mal ya da hizmet satın aldıkları mükelleflerin bu alışlarla ilgili vergiyi,

– Bu kuruluşlardan mal ya da hizmet satın alanların ise sözü edilen kuruluşların bu satışlarıyla ilgili vergiyi,

Hazine’ye intikal ettirmemeleri nedeniyle müteselsil sorumluluk kapsamında işlem yapılmaz.

personel programı

3.2.2.11.1. İşleme Doğrudan Taraf Olmayanlar

Bir mükellefin, mal veya hizmet temin ettiği safhalardan daha önceki safhalarda, bu mal veya hizmetle ilgili KDV’nin Hazine’ye intikal ettirilmemiş olması nedeniyle müteselsil sorumluluk uygulaması ile muhatap tutulabilmesi için, sözü edilen mükellef ile vergiyi Hazine’ye intikal ettirmeyenler arasında;

  • menfaat sağlayan doğrudan bir ilişkinin veya hısımlık,
  • sermayesine katılma,
  • organizasyon veya yönetimi içinde yer alma şeklinde dolaylı bir ilişkinin,

mevcudiyetinin vergi incelemesine yetkili olanlarca düzenlenmiş raporlarda açıkça belirtilmiş olması zorunludur.

Müteselsil Sorumluluk Uygulaması

Müteselsil sorumluluk uygulaması aşağıdaki açıklamalar çerçevesinde yerine getirilir.

a) Vergi, mükellef adına tarh ve tahakkuk ettirilir ve öncelikle mükelleften aranır.

b) Müteselsil sorumluluk satın alınan mal ve hizmet bedeli üzerinden hesaplanan KDV, varsa gecikme faizi ve gecikme zammı ile sınırlıdır. Cezalar sorumluluk kapsamı dışındadır.

c) Mükellef dışındaki kişilerden (müteselsil sorumludan) yapılacak takibe ödeme emri tebliği suretiyle başlanır.

ç) Bu esaslar dikkate alınarak mükellef tarafından beyan edilen ancak, ödenmeyen vergi ile ilgili olarak;

– Mükellefe, bilinen adreslerinde bulunamadığından ödeme emri tebliğ edilememiş olması veya

– Kendisine ödeme emri tebliğ edilen mükellefin mal beyanında bulunmamış, vergi dairesince de malı tespit olunamamış veya beyan edilen veya vergi dairesince tespit olunan malların amme alacağını karşılamayacağının anlaşılmış olması,

hallerinde vergi aslı, varsa gecikme faizi ve gecikme zammı için mükellef dışındaki müteselsil sorumlu nezdinde ödeme emri ile takibe başlanır.

d) Mükellef tarafından noksan beyan edilen veya hiç beyan edilmeyen vergi için yapılacak tarhiyat üzerine tahsil edilebilir hale gelen vergi ve gecikme faizi, yukarıda belirtilen şartlara göre müteselsil sorumlu nezdinde ödeme emri ile takibe alınır.

Sahte Belge Düzenleme Fiilinin Özel Belgede Sahtecilik Suçu Açısından Değerlendirilmesi

TCK m.5’e göre, Bu Kanunun genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanır”.

İlgili madde, yasanın genel hükümleri arasında yer alan düzenlemelerin özel yasalar açısından da uygulanacağını hükme bağlamıştır. Türk Ceza Kanununun genel hükümleri arasında yer almayan ve “Topluma karşı suçlar” başlıklı üçüncü kısmın “Kamu güvenliğine karşı suçlar” bölümünde düzenlenen “İçtima” başlıklı 212. maddesine göre, “Sahte resmi veya özel belgenin bir başka suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, hem sahtecilik hem de ilgili suçtan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmolunur”. Genel hükümler kısmında yer almayan bu düzenleme, özel yasalar bakımından uygulama alanı bulmayacaktır.

Şöyle ki; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 06.04.2010 tarihli, 2010/7-38 E. ve 2010/79 K. sayılı kararına göre, “İçtima” başlıklı TCK m.212 genel hükümler arasında yer almadığından, TCK m.5’te düzenlenen kural burada geçerli olmayacaktır.

5237 sayılı TCK m. 212, yalnızca Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen suçlara ilişkin olarak uygulanabilecektir. Özel yasalarda düzenlenen suçların işlenmesi sırasında sahte evrak düzenlenmiş olması halinde failin ayrıca bu suçtan da cezalandırılabilmesi için o yasada özel bir düzenleme yapılmış olması zorunlu olup, aksinin kabulü ceza kanunlarında kıyasın uygulanması anlamına gelecektir. Örneğin, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu m.4/5’te yer alan düzenlemeye göre, “Bu Kanunda tanımlanan suçların belgede sahtecilik yapılarak işlenmesi halinde, ayrıca bu suçtan dolayı da cezaya hükmolunur”.

Kanun koyucu ilgili düzenleme ile bu Kanun açısından kural koymakla kalmamış, bunun yanında bu şekilde hüküm bulunmayan özel yasalar açısından TCK m.212’nin uygulanmayacağına ilişkin iradesini de dolaylı olarak göstermiştir.

Vergi Usul Kanununun Suçlarda Birleşme başlıklı m.340/1’e göre, “Bu Kanunda yazılı vergi ziyaı cezası ve usulsüzlük cezaları ile 359. maddede ve diğer kanunlarda yazılı cezalar; içtima ve tekerrür hükümleri bakımından birleştirilemez”. Bu düzenleme ile vergi kaçakçılığı sonucunda vergi ziyaına neden olan fail hakkında idari yaptırım kararının uygulanması, ayrıca m.359 gereğince vergi kaçakçılığı suçundan ceza verilmesine engel teşkil etmeyecektir.

Bu hüküm; vergi ziyaı nedeniyle ceza kesilmesinin, 359. maddeye göre ceza verilmesine engel olmayacağına ve içtima açısından eylemlerin birleştirilemeyeceğine yöneliktir. Bu eylemler, bir yanda fatura verilmemesi veya alınmaması gibi usul ve şekil hükümlerine uyulmaması nedeniyle kesilen özel usulsüzlük cezası olup (VUK m.353), diğer yanda VUK m.359’da düzenlenen vergi kaçakçılığı suçuna ilişkindir. Bu hüküm dışında, içtima hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağına yönelik bir düzenlemenin yer almadığı Vergi Usul Kanunu’nda, TCK m.212 gereğince belgede sahtecilik suçu bakımından ayrıca ceza verileceğine yönelik bir düzenleme de bulunmamaktadır.

Tüm bu nedenlerle; vergi kanunları uyarınca tutulan, düzenlenen, saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan belgeleri “sahte” olarak düzenleme veya kullanma fiillerinin; VUK m.359/b’de düzenlenen vergi kaçakçılığı suçunun maddi unsurları içinde eridiğini ve Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen belgede sahtecilik hükümleri bakımından da ayrıca cezalandırılamayacağını kabul etmek gerekecektir[2].

Yargıtayın 11. CD 26.01.2006 tarih, E. 2003/11723, K. 2006/246 sayılı Kararında Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 12.11.1990 ve 6-217/268 sayılı kararında da açıklandığı üzere; sahte kira sözleşmesi düzenleyen sanığın amacı vergi matrahını düşük göstererek, daha az vergi ödemek ve bu suretle vergi kaçırarak kendi

sine çıkar sağlamaktır. Özel evrakta sahtecilik suçu, bu belgenin Maliye dışında başka bir makama veya kiralayana karşı kullanıldığında oluşabileceğinden tebliğnamedeki özel evrakta sahtecilik suçunun tartışılması gerektiğine ilişkin bozma düşüncesine iştirak olunmamıştır.

Meslek Mensupları Açısından Konunun Önemi

Muhasebe meslek mensuplarının müşterek ve müteselsil sorumluluklarına ilişkin düzenleme Vergi Usul Kanununa 24.06.2004 tarih ve 4008 sayılı Kanunun 6’ncı maddesi ile eklenen Mükerrer Madde 227 ile yapılmıştır. Buna göre vergi beyannamelerinin 3568 sayılı Kanuna göre yetki almış serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavirler tarafından da imzalanması mecburiyetini getirmeye, bu mecburiyeti beyanname çeşitleri, mükellef grupları ve faaliyet konuları itibariyle ayrı ayrı uygulatmaya, vergi kanunlarında yer alan muafiyet, istisna, yeniden değerleme, zarar mahsubu ve benzeri hükümlerden yararlanılmasını Maliye Bakanlığınca belirlenen şartlara uygun olarak yeminli mali müşavirlerce düzenlenmiş tasdik raporu ibraz edilmesi şartına bağlamaya, vergi kanunları kapsamındaki yeminli mali müşavirlik tasdik işlemlerini elektronik ortamda gerçekleştirmeye ve tasdike konu işlemleri mükellef grupları, faaliyet ve tasdik konuları itibarıyla ayrı ayrı belirlemeye ve uygulatmaya ve bu uygulamalara ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığının yetkili olduğu yönünde düzenlenme yapılmıştır.

Ayrıca, madde de yukarıdaki fıkra hükümlerine göre beyannameyi imzalayan veya tasdik raporunu düzenleyen meslek mensupları, imzaladıkları beyannamelerde veya düzenledikleri tasdik raporlarında yer alan bilgilerin defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını teşkil eden belgelere uygun olmamasından dolayı ortaya çıkan vergi ziyaına bağlı olarak salınacak vergi, ceza, gecikme faizlerinden mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulacakları hüküm altına alınmıştır.

Bu durumda, bazı vakalarda meslek mensupları da mükelleflerle birlikte suça iştirakten dolayı sorumlu tutulup haklarında adli ve idari işlemler tesis edilebilmektedir. Konu hakkında Sorumluluk Raporu düzenlenmesine ilişkin ilkeleri belirleyen bir Yönerge de ihdas edilmiştir[3].

Danıştay, konuya ilişkin kararında sahte fatura kullanan bir şirketin muhasebecisinin bu fiilinden sorumlu olmayacağına karar vermiştir. Kararda sahte fatura kullandığı iddia edilen bir şirket hakkında, tarhiyat önerilmiştir. Tarhiyat bu mükellefin bu sahte faturayı kasıtlı olarak kullanmadığından dolayı yapılan tarhiyatın terkin edilmesine karar verilmiştir. Sonuç olarak mükellef bu tarhiyat hakkında tarhiyat öncesi uzlaşma hükümlerine göre tarhiyat talep edilmiş ve üzerinde de uzlaşmaya varılmıştır. Daha sonra konuyla ilgili olarak mükellef vergi dairesine ödeme yapamamıştır. Ödeme emri aşamasında ise mükellefin o dönemdeki muhasebecisine rücu edilerek ödeme emri tebliğ edilmiştir. Meslek mensubunun ödeme emrine karşı açtığı bu dava mahkemece kabul edilerek, bu konuda meslek mensubunu sorumlu olmayacağına ilişkin karar vermiştir (Danıştay 4. Daire, 9/3/2005 gün ve E: 2004/1877-K: 2005/347)

Danıştay 3. Dairesinin vermiş olduğu kararda mükellefin tarhiyat öncesi uzlaşmaya vararak uzlaşılan ve üzerinde mutabık kalınan vergi ve cezaları ödemese bile, sorumlusunun muhasebecisinin olamayacağına karar vermiştir (Danıştay 3. Dairesi, 9/11/1999 gün ve E: 1998/2581-K: 1999/3680).

Danıştay 4. Dairesi de 7/2/2006 gün ve E: 2004/1877-K: 2005/347 sayılı kararlarında “Muhasebecilerin sorumluluğu, imzaladıkları beyannamelerde yer alan bilgilerin defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını oluşturan belgelere uygun olmamasından doğmakta olup, şirketin düzenlediği faturalar karşılığında %5 komisyon geliri elde ettiği varsayımına dayanılarak 213 sayılı VUK’nın mükerrer 227. maddesi uyarınca muhasebeci olan davacının sorumluluğuna gidilemeyeceğine” karar vermiştir (Danıştay 4. Dairesi de 7/2/2006 gün ve E: 2004/1877-K: 2005/347)

Adana 1. Vergi Mahkemesinin E: 2013/1262, K: 2013/1467 sayılı ve 30.12.2013 tarihli kararında iştirak suçlaması için yeterli düzeyde somut tespit arandığı anlaşılmaktadır:

“Olayda, sahte fatura düzenlendiği tespit edilen mükellefe ait ilgili dönem beyannamelerinin internet ortamında muhasebeci olan davacı tarafından verilmesi nedeniyle davacının sahte belgelerden haberdar olduğu ve fiile iştirak ettiğinden bahisle dava konusu cezaların kesildiği görülmüş ise de; mükellef hakkında düzenlenen anılan vergi tekniği raporu ile mükellefin sahte fatura düzenlendiği tespit edilmesine karşın, Türk Ceza Kanununun 39. maddesinde, suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmanın yardım etme ve iştirak niteliğinde olduğu açıklandığından, davacının adı geçen mükellefin sahte fatura düzenleme fiilini işlemesinden önce veya işlediği sırada yardım etmek suretiyle bu fiilin işlenmesini kolaylaştırdığı yönünden somut tespit ve delil bulunmadığı, ayrıca sahte fatura düzenleneme fiilinin gerçekleşmesinden sonra anılan faturaların bir sonraki ayda davacı tarafından beyannameye konu edilmesinin de Türk Ceza Kanununun 39. maddesinde belirtilen yardım etme tanımına uymadığı anlaşılmaktadır…”

İzmir 1. Vergi Mahkemesinin 17/2/2004 gün ve E: 2004/99-K: 2005/140 sayılı kararlarında muhasebecinin mükellefin sahte ve muhteviyatı itibariyle fatura düzenlenmesi ile ilgili olarak sorumlu olamayacağına ve bu nedenle muhasebeci hakkında önerilen tarhiyatı ortadan kaldırmıştır.

Dip Notlar:

[1] Ali ÇAKMAKCI-Yeminli Mali Müşavir ve Semra KÖSEER-Serbest Muhasebeci Mali Müşavir tarafından hazırlanan “Sahte Belge ve Vergi Kaçakçılık Suçları” Kitabından alıntı yapılmıştır.

[2] Prof. Dr. ŞEN, Ersan, “VUK m.359/a-2 ve m.359/b Mukayesesi”, https://www.hukukihaber.net/vuk-m359a-2-ve-m359b-mukayesesi-makale,3623.html

[3] “https://vergidosyasi.files.wordpress.com/2017/01/smmm_ve_ymmler_hakkinda_verg_mf
ettlernce__sorumluluk_rapornda_uyulacak_usul_ve_esaslara_lkn_vdkynerges.pdf”

Devamı: Belgelerin Asıl veya Suretlerini Tamamen veya Kısmen Sahte Olarak Düzenlemek veya Bu Belgeleri Kullanmak (4) – Ali ÇAKMAKÇI, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

VUK – 520 – Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 520)

VUK – 520 – Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 520)

07 Ekim 2020 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 31267

Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:

1. Amaç ve Konu

Türk vergi hukukunda “belge”, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğu ve vergi iadelerinin yerindeliğinin tespiti açısından en önemli araç olup, belgenin gerçekliği ve güvenilirliği vergisel işlemler açısından elzemdir. Bu nedenle, başkaca bir ticari, zirai ve mesleki faaliyeti olmadığı halde münhasıran sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirdikleri vergi incelemesine yetkili olanlarca düzenlenen raporlar ile tespit edilen ve mükellefiyet kaydının devamına gerek görülmediği raporda belirtilen mükelleflerin mükellefiyet kayıtları 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 160 ıncı maddesi doğrultusunda vergi dairesince terkin edilmektedir. Bununla birlikte rapora bağlı terkin süreci bazı hallerde uzun zaman alabilmekte, bu esnada mükellefiyet kaydı devam eden bu kapsamdaki mükellefler sahte belge üretmeye, söz konusu belgelerin muhatabı olan mükellefler ise bu belgeleri kullanmaya devam etmektedir. Ayrıca raporlandırma süreçlerinin tekemmülünden sonra sahte belge kullananların tespit edilerek incelenmesi, süreci uzatmakta ve İdare ile mükellefler açısından uyum maliyetlerinin artmasına sebep olmaktadır.


Bu Tebliğ Hakkında TÜRMOB Açıklamaları İçin Tıklayınız


İdari süreçleri kısaltmak ve etkinleştirmek suretiyle, sahte belge düzenleyen mükelleflerin sahte belge üretimini sonlandırmak ve iktisadi alanda sahte belge sirkülasyonunu azaltarak “belge”ye olan güveni güçlendirmek amacıyla 213 sayılı Kanuna, 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 24 üncü maddesiyle, “Mükellefiyet kaydının analiz ve değerlendirme sonuçlarına bağlı olarak terkini” başlığıyla 160/A maddesi ilave edilmiştir. Maddeye göre mükellefiyet süresi, aktif ve öz sermaye büyüklüğü, ödenen vergi tutarı, çalışan sayısı, vergisel yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediği gibi hususlar dikkate alınarak mükelleflerin vergisel uyum seviyelerine yönelik olarak Hazine ve Maliye Bakanlığının ilgili birimleri tarafından yapılan analiz ve değerlendirme çalışmaları neticesinde, sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu tespit edilen mükellefler vergi incelemesine sevk edilecek, ayrıca bunların mükellefiyetleri yapılacak yoklama sonucunda, vergi dairesinin görüşü ve ilgisine göre vergi dairesi başkanı/defterdar onayıyla terkin edilecektir. İnceleme neticesine göre mükellefler ile bunlarla ilişkili kişilerin durumu yeniden değerlendirilecek olup mükellefiyet tesisi/devamı için alınan teminat belirli şartlar dâhilinde iade edilebilecektir.

Bir bütün olarak değerlendirildiğinde maddenin temel amacı, sahte belge düzenleme riski yüksek olan mükelleflerin İdare tarafından bir an önce tespit edilerek bu fiillerinin sonlandırılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda, 213 sayılı Kanunun 160/A maddesinin uygulamasına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi bu Tebliğin konusunu oluşturmaktadır.

personel programı

2. Dayanak

Bu Tebliğ, 213 sayılı Kanunun 160/A maddesinin yedinci fıkrası ile mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasına dayanılarak hazırlanmıştır.

3. Tanımlar ve Kısaltmalar

Bu Tebliğde geçen;

a) 6183 sayılı Kanun: 21/7/1953tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunu,

b) 193 sayılı Kanun: 31/12/1960tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununu,

c) 213 sayılı Kanun: 4/1/1961tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununu,

ç) Bakanlık: Hazine ve Maliye Bakanlığını,

d) Başkanlık: Gelir İdaresi Başkanlığını,

e) Sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu tespit edilenler: Mükellefiyet süresi, aktif ve öz sermaye büyüklüğü, ödenen vergi tutarı, çalışan sayısı, vergisel yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediği gibi hususlar dikkate alınarak mükelleflerin vergisel uyum seviyelerine yönelik olarak Bakanlık ilgili birimleri tarafından yapılan analiz ve değerlendirme çalışmaları neticesinde sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu tespit edilen ve vergi incelemesine sevk edilen mükellefleri,

f) Teminat: 213 sayılı Kanunun 153/A maddesinde yer alan ve her yıl yeniden değerleme oranına göre belirlenen asgari tutardan (2020 yılı için 140.000 TL) az olmamak üzere, sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu dönemlerde düzenlenen belgelerde yer alan (vergiler dâhil) toplam tutarın %10’u olarak hesaplanan ve 6183 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde sayılan; parayı, bankalar tarafından verilen süresiz teminat mektuplarını, Bakanlıkça ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetlerini veya bu senetler yerine düzenlenen belgeleri,

g) Vergi borcu: Bakanlığa bağlı tahsil dairelerince tahsil edilen ve 213 sayılı Kanun kapsamına giren vergi, resim, harçlar, vergi cezaları ile bunlara bağlı gecikme faizi ve gecikme zamlarını,

ifade eder.

4. 213 Sayılı Kanunun 160/A Maddesi Kapsamında Mükellefiyet Kaydının Re’sen Terkini

4.1. Mükellefiyet Kaydı Re’sen Terkin Edilecekler

4.1.1. Analiz ve Değerlendirme Çalışmalarının Kapsamı

213 sayılı Kanunun 160/A maddesinin birinci fıkrasında, mükellefiyet süresi, aktif ve öz sermaye büyüklüğü, ödenen vergi tutarı, çalışan sayısı, vergisel yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediği gibi hususlar dikkate alınarak mükelleflerin vergisel uyum seviyelerine yönelik olarak Bakanlıkça yapılan analiz ve değerlendirme çalışmaları neticesinde sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu tespit edilen mükelleflerin vergi incelemesine sevk edileceği ve bunlar nezdinde yoklama yapılacağı hükme bağlanmıştır.

Sahte belge düzenleme riski yüksek olan mükelleflerin belirlenmesine yönelik olarak yapılan analiz ve değerlendirme çalışmalarında, esas olarak, mükellefler tarafından verilen beyanname ve bildirimler, sicil, ortaklık, tahakkuk, tahsilat ve mükellefiyete ilişkin diğer bilgiler ile diğer kurum ve kuruluşlardan alınan gümrük beyannameleri, kapasite raporu, yatırım teşvik belgesi gibi bilgi ve belgeler dikkate alınır.

Bu kapsamda, mükelleflerin aktif ve öz sermaye büyüklükleri, iş yeri, taşıt, makine, teçhizat, demirbaş bilgileri ve çalışan sayıları itibarıyla üretim ve/veya ticaret/faaliyet kapasitesi ile beyan ve bildirimlerinin uyumlu olup olmadığı, haklarında sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme ya da kullanma yönünden rapor/tespit bulunup bulunmadığı, alış ve satış yaptıkları mükellefler hakkında düzenlenen/yapılan sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme/kullanma rapor/olumsuz tespit bilgileri, ortaklık yapısı ile ortaklara ilişkin bilgiler gibi hususlara bağlı olarak analiz ve değerlendirme çalışmaları yapılır.

4.1.2. Çalışma Sonucunun İlgili Birime Aktarılması ve Müteakiben Tesis Edilecek İşlemler

Bakanlık ilgili birimlerinin re’sen ya da ihbar, şikâyet, diğer kurum ve kuruluşlar veya Başkanlık birimleri tarafından yapılan bildirimler üzerine yapacağı analiz ve değerlendirme çalışmaları neticesinde sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu tespit edilen mükelleflere ilişkin bilgiler, mezkûr madde kapsamında mükellefiyet terkin işlemlerine başlanılması amacıyla Başkanlık aracılığıyla ilgili vergi dairesi başkanlığına/defterdarlığa/vergi dairesi müdürlüğüne aktarılır ve söz konusu mükellefler vergi incelemesine sevk edilir.

Analiz ve değerlendirme sonucunun ilgili vergi dairesi başkanlığının/defterdarlığın/vergi dairesi müdürlüğünün ıttılaına girmesini müteakiben mükellefin bilinen iş yeri adresinde yoklama yapılır.

Yapılan yoklama sonucunda, geçici ayrılmalar hariç, nezdinde yoklama yapılanın veya yetkilisinin, bilinen iş yeri adresinde bulunamaması (iş yeri adresinde olunmaması, adreste başkasının olması ya da adresteki iş yerinin boş olması gibi) hâlinde ikinci yoklama; gerçek kişilerde kendisinin, tüzel kişilerde bunların başkan, müdür veya kanuni temsilcilerinden birinin, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bunları idare edenler veya varsa temsilcilerinden herhangi birinin, 25/4/2006 tarihli ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununa göre oluşturulan adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinde yapılır.

Yoklamada;

– Bilinen iş yeri adresinde faal olunup olunmadığı,

– Cari dönem ve tespitin ilgili olduğu dönem itibarıyla faaliyetin bulunup bulunmadığı,

– Üretim ve/veya ticaret/faaliyet kapasitesi,

– Depo, tesis, taşıt, makine, teçhizat, demirbaş vb. varlığı,

– Emtia mevcudu,

– Çalışan sayısı,

gibi mükellefin hakikatte faaliyette bulunduğunu veya bulunmadığını ispatlamaya matuf hususlar tespit edilir ve düzenlenen tutanakta bunlara yer verilir.

Bu tutanakta, nezdinde yoklama yapılanın veya yetkilisinin açıklamaları hariç olmak üzere, görüş ve kanaate yer verilmez. İhtiyaç duyulması hâlinde, mükellefin iş yeri çevresindeki esnaf, site yöneticisi, komşu, muhtar vb. kişilerin mükellefin faaliyetine yönelik ifadeleri, ilgiliye imzalatılarak ayrı bir tutanakla kayıt altına alınabilir.

Bakanlık ilgili birimleri tarafından yapılan analiz ve değerlendirme sonuçları ile yoklama neticesinde tespit edilen hususlar, vergi dairesi nezdinde oluşturulan bir komisyon tarafından değerlendirilir.

Söz konusu komisyon, vergi dairelerinde, vergi dairesi müdürünün başkanlığında, vergi dairesi müdürü tarafından görevlendirilen, başkan dâhil toplam 3 kişiden oluşur.

Komisyon tarafından, söz konusu analiz ve değerlendirme sonuçları ile yapılan yoklama neticesinde tespit edilen hususlarla birlikte;

– Tarh zamanaşımı süresi içindeki dönemlere ilişkin beyannameler ve Ba-Bs bildirimleri,

– Daha önce yapılmış yoklamalara ilişkin tutanaklar,

– Tahakkuk, tahsilat ve vergi borcu bilgileri,

– Alış ve satış ilişkisi içinde olunan mükelleflere ilişkin bilgiler,

– Alış ve satış yapılan mükelleflere ilişkin sahte belge düzenleme ve kullanma fiillerine ilişkin tespitler,

ile vergi dairesinde bulunan diğer bilgi ve kayıtlar (vergi incelemesi bilgileri, kira sözleşmesi, elektronik ortamda bulunan bilgiler vb.) dikkate alınarak mükellefin, cari dönem ve tespitin ilgili olduğu dönem itibarıyla faaliyetinin bulunup bulunmadığı, bulunması hâlinde işletme kapasitesi ile beyanlarının (satış hasılatının, stoklarının, maliyetlerinin vb.) uyumlu olup olmadığı değerlendirilir.

Komisyon, gerek görmesi durumunda, mükelleften ilave bilgi, belge ve açıklama isteyebilir.

4.2. Vergi Dairesi Başkanı/Defterdar Onayı ve Mükellefiyet Kaydının Re’sen Terkini

4.2.1. Komisyonca Mükellefiyetin Terkin Edilmesine Kanaat Getirilmesi

Tebliğin (4.1) bölümü çerçevesinde vergi dairesi nezdinde oluşturulan komisyon tarafından yapılan değerlendirme neticesinde, mükellefin sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğuna ve mükellefiyetin mezkûr madde kapsamında terkin edilmesi gerektiğine kanaat getirilmesi hâlinde komisyon görüşü bir tutanağa bağlanır ve ilgisine göre vergi dairesi başkanı veya defterdar onayına sunulur.

Vergi dairesi başkanının/defterdarın onayını müteakiben, onay tarihi itibarıyla mükellefiyet kaydı re’sen terkin edilir ve bu durum mükellefe tebliğ edilir.

Vergi dairesi başkanının/defterdarın onay vermemesi durumunda, bu aşamada herhangi bir işlem tesis edilmez ve bu durum, gerekçeleri ile birlikte, analiz ve değerlendirme sonucunu aktaran ilgili birime Başkanlık aracılığıyla bildirilir.

4.2.2. Komisyonca Mükellefiyetin Terkin Edilmemesine Kanaat Getirilmesi

Tebliğin (4.1) bölümü çerçevesinde vergi dairesi nezdinde oluşturulan komisyon tarafından yapılan değerlendirme neticesinde, mükellefin sahte belge düzenleme riskinin yüksek olmadığı, dolayısıyla mükellefiyetin bu aşamada mezkûr madde kapsamında terkin edilmesinin gerekmediğine kanaat getirilmesi hâlinde, bu durum gerekçeleri ile birlikte tutanağa bağlanır ve ilgisine göre vergi dairesi başkanı veya defterdar onayına sunulur.

Vergi dairesi başkanının/defterdarın onayı üzerine, mükellefiyet kaydının re’sen terkini hususunda bu aşamada herhangi bir işlem tesis edilmez ve bu durum, gerekçeleri ile birlikte, analiz ve değerlendirme sonucunu aktaran ilgili birime Başkanlık aracılığıyla bildirilir.

Vergi dairesi başkanının/defterdarın onay vermemesi hâlinde, gerekçeleri ile birlikte durum komisyona bildirilir. Söz konusu gerekçeler de dikkate alınarak komisyon tarafından yeniden değerlendirme yapılır. Değerlendirme sonucunda komisyon görüşü bir tutanağa bağlanır ve ilgisine göre vergi dairesi başkanı veya defterdar onayına sunulur.

5.Teminat Uygulaması

5.1. Terkin Edilen Mükellefiyet Kaydının Yeniden Tesisinin Talep Edilmesi

213 sayılı Kanunun 160/A maddesinin ikinci fıkrasında, mükellefiyet kaydının re’sen terkin edildiğine ilişkin bilgilendirme yazısının mükellefe tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde, aynı Kanunun 153/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan asgari teminat tutarından az olmamak üzere, sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu dönemlerde düzenlenen belgelerde yer alan (vergiler dâhil) toplam tutarın %10’u tutarında aynı maddede belirtilen türde teminat verilmesi ve tüm vergi borçlarının ödenmesi şartıyla mükellefiyetin, terkin tarihi itibarıyla yeniden tesis edileceği hükme bağlanmıştır.

Mezkûr madde kapsamında mükellefiyet kaydı re’sen terkin edilenlerin talebi üzerine mükellefiyet kaydı, aşağıda yer alan şartların haiz olunması kaydıyla, terkin tarihi itibarıyla yeniden tesis edilir.

Mükellefiyet kaydının yeniden tesisi için, en geç mükellefiyet kaydının re’sen terkin edildiğine ilişkin bilgilendirme yazısının tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde;

– Bağlı olunan vergi dairesine başvuruda bulunulması,

– 213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan, mükellefiyetin terkin edildiği yıl için geçerli asgari teminat tutarından az olmamak üzere, sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu dönemlerde düzenlenen belgelerde yer alan toplam tutarın %10’u tutarında teminat verilmesi,

– Tüm vergi borçlarının ödenmesi,

şartları aranır.

Örnek 1: Ticari faaliyeti nedeniyle Başkent Vergi Dairesinin mükellefi olan Bay (A)’nın mükellefiyet kaydı 213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında 30/12/2020 tarihinde terkin edilmiş ve bu durum kendisine 8/1/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir. Mükellefin sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu dönemlerde düzenlediği belgelerde yer alan toplam tutar 500.000 TL’dir.

Bay (A)’nın mükellefiyetinin yeniden tesisi için, 8/2/2021 (bu tarih dâhil) tarihine kadar varsa tüm vergi borçlarını ödemesi ve sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu dönemlerde düzenlediği belgelerde yer alan toplam tutarın %10’unun (500.000 TL x %10 = 50.000 TL) 2020 yılı için geçerli asgari teminat tutarından az olması nedeniyle 140.000 TL tutarında teminat vermesi gerekmektedir.

Mükellefiyet kaydının yeniden tesisi, mezkûr maddenin birinci fıkrası kapsamında mükellef nezdinde vergi incelemesi yapılmasına engel teşkil etmez.

Mükellefiyet kaydının re’sen terkin tarihi ile yeniden tesis edildiği tarih aralığında verilmeyen beyanname ve bildirimler, mükellef tarafından, yeniden tesise ilişkin yazının kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren bir ay içinde verilir ve tahakkuk eden vergiler aynı sürede ödenir.

Örnek 2: Örnek 1’de belirtilen, aylık KDV vergilendirme dönemine tabi ve bilanço esasına göre defter tutan Bay (A), verilen süre içerisinde (5/2/2021 tarihinde) istenilen şartları yerine getirmiş ve mükellefiyeti terkin tarihi itibarıyla yeniden tesis edilmiştir.

Mükellefiyetinin yeniden tesis edildiği, 10/2/2021 tarihinde bir yazı ile Bay (A)’ya tebliğ edilmiştir.

Bay (A) söz konusu yazının tebliğ tarihinden (10/2/2021) itibaren bir ay içerisinde (10/3/2021 tarihine kadar), 2020/12 ve 2021/1 dönemlerine ilişkin KDV ve muhtasar ve prim hizmet beyannameleri, 2020/11,12 ve 2021/1 dönemlerine ilişkin Form Ba-Bs bildirimleri ile 2020 takvim yılı dördüncü geçici vergi dönemine ait gelir geçici vergisi beyannamesini vermek ve tahakkuk eden vergileri aynı süre içerisinde ödemek zorundadır.

5.2. Mükellefiyet Kaydı Terkin Edilenler ile Bunlarla İlişkili Olanların İşe Başlama Bildiriminde Bulunması

213 sayılı Kanunun 160/A maddesinin üçüncü fıkrasında, bu madde kapsamında mükellefiyeti terkin edilenler ile aynı Kanunun 153/A maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında belirtildiği şekilde bunlarla ilişkili olan kişilerin işe başlama bildiriminde bulunmaları hâlinde, bu kişiler hakkında mükellefiyet tesis edilebilmesi için, işe başlama bildiriminde bulunanların ve mükellefiyet kaydı bu madde kapsamında terkin edilenlerin tüm vergi borçlarının ödenmiş ve ikinci fıkrada belirtilen şekilde teminat verilmiş olmasının şart olduğu hükme bağlanmıştır.

Bu hüküm gereğince, 213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında mükellefiyet kaydı re’sen terkin edilen mükellefin;

– Serbest meslek erbabı olması durumunda kendisi,

– Şahıs işletmesi (193 sayılı Kanun uyarınca elde etmiş oldukları ticari kazançları gerçek veya basit usulde vergilendirilen gerçek kişiler ile zirai kazançları gerçek usulde vergilendirilen çiftçiler tarafından işletilen işletmeler) olması durumunda sahibi,

– Adi ortaklık olması durumunda ortaklardan her biri,

– Ticaret şirketi olması durumunda şirketin kendisi, kanuni temsilcileri, yönetim kurulu üyeleri, söz konusu şirketin asgari %10 ve üzeri hissesine sahip olan gerçek veya tüzel kişiler ya da zikredilen tüm bu kişilerin asgari %10 ve üzeri hisseye sahip olduğu veya yönetiminde bulundukları teşebbüsler,

– Tüzel kişiliği olmayan teşekkül olması durumunda bunları idare edenler,

– Yukarıda sayılanların; ortağı oldukları adi ortaklıklar, kanuni temsilcisi, yönetim kurulu üyesi, şirket sermayesinin asgari %10’una sahip oldukları ticaret şirketleri veya idare ettikleri tüzel kişiliği olmayan teşekküller,

tarafından verilen işe başlama bildiriminin alınması üzerine aynı Kanunun 160/A maddesinin üçüncü fıkralarında belirtilen şartlar yerine getirilmeden mükellefiyetleri tesis edilmez.

5.2.1. Mükellefiyet Kaydı Terkin Edilenlerin İşe Başlama Bildiriminde Bulunması

213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında mükellefiyet kaydı terkin edilenlerin, Tebliğin (5.1) bölümünün üçüncü paragrafında belirtilen (terkin edilen mükellefiyetin yeniden tesisinde başvuru süresi için öngörülen) sürenin bitim tarihinden, nezdinde yapılan inceleme sonucunda düzenlenen raporun ilgili vergi dairesine intikal ettiği tarihe kadar olan süre dâhilinde, yeni bir mükellefiyet tesisine ilişkin olarak işe başlama bildiriminde bulunmaları hâlinde;

– Tüm vergi borçlarını ödemeleri,

– 213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan, işe başlama bildiriminin verildiği yıl için geçerli asgari teminat tutarından az olmamak üzere, sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu dönemlerde düzenlenen belgelerde yer alan toplam tutarın %10’u tutarında teminat vermiş olmaları,

kaydıyla, bu kişilerin mükellefiyeti tesis edilir.

Örnek 3: Ticari faaliyeti nedeniyle Akşehir Vergi Dairesinin mükellefi olan Bay (B)’nin mükellefiyet kaydı 213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında terkin edilmiş ve bu durum kendisine 26/11/2020 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Bay (B), 28/12/2020 tarihinde serbest meslek faaliyeti kapsamında yeni bir mükellefiyet tesisi için Karaman Vergi Dairesine işe başlama bildiriminde bulunmuştur. İşe başlama bildiriminin verildiği tarih itibarıyla henüz, terkin edilen mükellefiyete ilişkin olarak yapılan inceleme sonuçlanmamış, dolayısıyla vergi inceleme raporu vergi dairesine intikal etmemiştir.

Bu durumda, Bay (B)’nin mükellefiyetinin tesis edilebilmesi için varsa tüm vergi borçlarının ödenmiş ve bahse konu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen tutarda teminat verilmiş olması gerekmektedir.

5.2.2. Mükellefiyet Kaydı Terkin Edilenlerle İlişkili Olanların İşe Başlama Bildiriminde Bulunması

5.2.2.1. Mükellefiyet Tesisi İçin Aranacak Şartlar

213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında mükellefiyet kaydı terkin edilenlerle, terkin tarihi itibarıyla veya sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu dönemlerde, aynı Kanunun 153/A maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında belirtilen mahiyette ilişkili olanların, mezkûr Kanunun 160/A maddesi kapsamında mükellefiyeti terkin edilenlerin mükellefiyet kaydının re’sen terkin edildiği tarihten, bu mükellefler nezdinde yapılan inceleme sonucunda düzenlenen raporun ilgili vergi dairesine intikal ettiği tarihe kadar olan süre dâhilinde, işe başlama bildiriminde bulunmaları hâlinde;

– Kendilerinin ve mükellefiyet kaydı 213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında terkin edilenlerin tüm vergi borçlarını ödemeleri,

– 213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan, işe başlama bildiriminin verildiği yıl için geçerli asgari teminat tutarından az olmamak üzere, aynı Kanunun 160/A maddesi kapsamında mükellefiyet kaydı terkin edilenler tarafından sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu dönemlerde düzenlenen belgelerde yer alan toplam tutarın %10’u tutarında teminat vermiş olmaları,

kaydıyla, bu kişilerin mükellefiyeti tesis edilir.

Örnek 4: 213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında mükellefiyeti 20/11/2020 tarihinde terkin edilen, İslahiye Vergi Dairesinin mükellefi (C) A.Ş.’nin, sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu dönemlerde kanuni temsilcisi olan Bayan (D), kendi adına Şahinbey Vergi Dairesi nezdinde mükellefiyet kaydı tesisi için 10/12/2020 tarihinde işe başlama bildiriminde bulunmuştur.

Mükellefiyet kaydının tesis edilebilmesi için Bayan (D)’nin kendisinin ve (C) A.Ş.’nin varsa tüm vergi borçlarının ödenmiş ve bahse konu maddenin ikinci fıkrasında öngörülen tutarda teminat verilmiş olması gerekmektedir. Mükellefiyetin terkin tarihi itibarıyla söz konusu ilişkinin sonlandırılmış olması, bu yönde işlem tesisine engel teşkil etmez.

(C) A.Ş.’nin terkin tarihi itibarıyla ortağı olan Bay (E) de 15/12/2020 tarihinde Konak Vergi Dairesi nezdinde mükellefiyet tesis ettirmek için işe başlama bildiriminde bulunmuştur. Bay (E)’nin, şirket sermayesinin asgari %10’una sahip olup olmadığına bakılarak sermaye payının %10 ve üzeri nispette olması hâlinde, Bay (E)’nin kendisinin ve (C) A.Ş.’nin varsa tüm vergi borçlarının ödenmiş ve bahse konu maddenin ikinci fıkrasında öngörülen tutarda teminat verilmiş olması kaydıyla mükellefiyeti tesis edilebilir.

Örnek 5: 213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında mükellefiyeti 27/11/2020 tarihinde terkin edilen Harput Vergi Dairesi mükelleflerinden Bay (K), 22/12/2020 tarihinde Hazar Vergi Dairesine mükellefiyet tesisine ilişkin işe başlama belgeleri intikal ettirilen (L) Ltd. Şti.’nin %25 hisseli ortağıdır.

(L) Ltd. Şti.’nin mükellefiyeti, kendisinin ve Bay (K)’nın varsa tüm vergi borçlarının ödenmiş ve bahse konu maddenin ikinci fıkrasında öngörülen tutarda teminat verilmiş olması kaydıyla tesis edilebilir.

Örnek 6: Ergani Vergi Dairesi mükelleflerinden (T) A.Ş.’nin mükellefiyeti 30/11/2020 tarihinde 213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında re’sen terkin edilmiştir. Bay (Z), sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu dönemlerde (T) A.Ş.’nin %40 hisseli ortağıdır.

Bay (Z)’nin %25 hisseli ortağı olduğu (V) A.Ş.’nin, Süleyman Nazif Vergi Dairesine mükellefiyet kaydı tesisi için 23/12/2020 tarihinde işe başlama belgeleri intikal ettirilmiştir.

(V) A.Ş.’nin mükellefiyet kaydının tesis edilebilmesi için, (V) A.Ş.’nin kendisinin ve (T) A.Ş.’nin varsa tüm vergi borçlarının ödenmiş ve bahse konu maddenin ikinci fıkrasında öngörülen tutarda teminat verilmiş olması gerekmektedir.

5.2.2.2. Mükellefiyet Kaydı Tebliğin (5.1) Bölümü Kapsamında Yeniden Tesis Edilenlerle İlişkili Olanlar

213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında mükellefiyet kaydı terkin edilenin mükellefiyetinin, Tebliğin (5.1) bölümü kapsamında teminat alınarak yeniden tesisi hâlinde de; söz konusu mükellefle terkin tarihi itibarıyla veya sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu dönemlerde, aynı Kanunun 153/A maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında belirtilen mahiyette ilişkili olanların, Tebliğin (5.2.2.1) bölümünde belirtilen süre içinde işe başlama bildiriminde bulunmaları durumunda, Tebliğin aynı bölümünde yer alan düzenlemelere uygun olarak işlem tesis edilir.

Örnek 7: Aksu Vergi Dairesinin mükellefi olan (Ç) A.Ş.’nin mükellefiyeti 24/11/2020 tarihinde 213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında re’sen terkin edilmiştir. (Ç) A.Ş.’nin mükellefiyeti, 18/12/2020 tarihinde, terkin tarihi itibarıyla Tebliğin (5.1) bölümü kapsamında yeniden tesis edilmiştir.

(Ç) A.Ş.’nin, re’sen terkin tarihi itibarıyla kanuni temsilcisi olan Bay (M), 23/12/2020 tarihinde Aslanbey Vergi Dairesi nezdinde mükellefiyet kaydı için işe başlama bildiriminde bulunmuştur. Ayrıca, (Ç) A.Ş.’nin sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu dönemlerde %15 oranında ortaklık payına sahip olan Bay (N)’nin, %25 oranında ortaklık payına sahip olduğu (D) A.Ş.’nin mükellefiyet kaydı tesisi için Aksu Vergi Dairesine 5/1/2021 tarihinde işe başlama belgeleri intikal ettirilmiştir.

Her iki mükellefiyetin tesisi için de Tebliğin (5.2.2.1) bölümünde öngörülen şartların yerine getirilmiş olması aranacağından, bu şartlar yerine getirilmeden mükellefiyetler tesis edilmez. Kendilerinin ve (Ç) A.Ş.’nin vergi borcunun bulunmaması hâlinde, mükellefiyet tesisi için sadece teminat verilmiş olması aranır.

5.2.2.3. Sahte Belge Düzenleme Riskinin Yüksek Olduğu Dönemlerden Önce Mükellefle İlişkili Olanlar

Sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu dönemlerden önceki dönemlere ilişkin; kanuni temsilciler, yönetim kurulu üyeleri, asgari %10 hisseye sahip ortaklar, bunların asgari %10 ortağı olduğu veya yönetiminde bulundukları teşebbüsler ile adi ortaklık ortakları ve tüzel kişiliği olmayan teşekkül idarecileri hakkında 213 sayılı Kanunun 160/A maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri tatbik edilmez.

Örnek 8: 24/9/2013 tarihinde kurulmuş olan Selçuk Vergi Dairesi mükellefi (A) A.Ş.’nin 2020/5 döneminden itibaren sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu tespit edilmiş ve vergi dairesince mükellefiyet kaydı 213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında re’sen terkin edilmiştir.

Şirketin kurucu ortaklarından olan Bay (B) %30’luk hissesinin tamamını 10/4/2019 tarihinde devrederek şirketten ayrılmıştır.

Bu durumda, Bay (B)’nin, (A) A.Ş.’nin mükellefiyetinin terkin tarihinden sonraki bir tarihte işe başlama bildiriminde bulunması veya mükellefiyet tesisine ilişkin işe başlama belgeleri intikal ettirilen (D) A.Ş.’nin kanuni temsilcisi olması hâlinde, Bay (B) sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu tespit edilen dönemlerden önce (A) A.Ş.’deki hisselerini devrettiğinden, 213 sayılı Kanunun 160/A maddesinin üçüncü fıkrasındaki şartlar aranmadan söz konusu mükellefiyetler tesis edilir.

5.3. Mükellefiyet Kaydı Terkin Edilenlerle İlişkili Olanların Mevcut Mükellefiyetleri

213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında mükellefiyetleri re’sen terkin edilenlerle, mükellefiyetin terkin tarihi itibarıyla veya sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu dönemlerde, aynı Kanunun 153/A maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında belirtilen mahiyette ilişkili olan kişilerin ticari, zirai veya mesleki bir faaliyetten dolayı mevcut bir mükellefiyeti varsa, bu mükellefiyetleri veya bu mükellefiyetlerin başka bir vergi dairesine nakledilmesi nedeniyle bu aşamada kendilerinden bahse konu maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen şartların yerine getirilmesi istenmez.

Mezkûr kişilerin söz konusu mükellefiyetleri herhangi bir nedenle terkin edildikten sonra yeniden mükellefiyet tesis ettirmek için, Tebliğin (5.2.2.1) bölümünde öngörülen süre dâhilinde işe başlama bildiriminde bulunmaları hâlinde, 213 sayılı Kanunun 160/A maddesinin üçüncü fıkrası hükümleri gereğince Tebliğin (5.2.2) bölümü kapsamında işlem tesis edilir.

5.4. İşe Başlama Bildiriminde Bulunulması Gerekmeyen Mükellefiyet Tesisleri

213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında mükellefiyeti terkin edilenlerin ve bunlarla aynı Kanunun 153/A maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında belirtilen mahiyette ilişkili olan gerçek kişilerin, 193 sayılı Kanuna göre ticari, zirai ve mesleki kazançlar dışında gelir elde etmeleri dolayısıyla, bu gelirlerinin vergilendirilmesi için işe başlama bildiriminde bulunma zorunluluğu olmadığından, bu kişiler adına tesis edilecek gelir vergisi mükellefiyetleri için mezkûr maddenin üçüncü fıkrası hükümleri uygulanmaz.

5.5. Mükellefiyet Tesis Ettirmeksizin Kayıt Dışı Faaliyette Bulunduğu Tespit Edilenler

213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında olup teminat verilmesi veya işe başlama bildiriminde bulunulması gerekirken, faaliyetini vergi dairesinin bilgisi dışında sürdürenlerin bu durumlarının tespiti hâlinde, bu kişiler hakkında teminat istenmeden mükellefiyete ilişkin gerekli işlemler tesis ettirilir.

Bu durumda mükellefiyet tesis tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili vergi dairesi tarafından; otuz gün içerisinde teminat verilmesi ve mükellefiyet kaydı re’sen terkin edilen mükellefin ve kendilerinin varsa tüm vergi borçlarının ödenmesi, yazılı olarak talep edilir.

Yazının tebliğ tarihinden itibaren otuz günlük süre içerisinde bu şartlar yerine getirilmezse istenen teminat tutarı verilen sürenin son günü vade tarihi kabul edilmek suretiyle söz konusu mükellefler adına teminat alacağı olarak tahakkuk ettirilir. Teminat alacağı, 6183 sayılı Kanun uyarınca gecikme zammı tatbik edilerek takip ve tahsil edilir.

Otuz günlük süre sonunda bu şartların yerine getirilmemesi hâlinde, mükelleflerin açılmış olan mükellefiyet kayıtları vergi dairesi tarafından ayrıca terkin edilir.

Mükelleflerin faaliyetlerine devam etmek istemeleri durumunda, mükellefiyetin tesis edilebilmesi için mükellefiyet kaydı re’sen terkin edilen mükellefin ve kendilerinin varsa tüm vergi borçları ile teminat alacağı tutarının ödenmiş olması şarttır.

6.Vergi İncelemesi Sonucunda Düzenlenen Rapora Göre Tesis Edilecek İşlemler

213 sayılı Kanunun 160/A maddesinin;

– Dördüncü fıkrasında, “Mükellef hakkında yapılan inceleme neticesinde, mükellefin başka bir ticari, zirai ve mesleki faaliyeti olmadığı hâlde münhasıran sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirdiği tespit olunursa, alınan teminat inceleme neticesinde doğan borçlar dâhil vergi borçlarına mahsup edilerek artan tutar iade olunur. Yapılan incelemede mükellefin başka bir ticari, zirai veya mesleki faaliyeti bulunduğu hâlde sahte belge düzenlediği tespit olunursa, mükellef hakkında 153/A maddesinin dördüncü fıkrası hükümleri çerçevesinde işlem tesis edilir. Şu kadar ki, daha önceden alınmış olan teminat sahte belge düzenleme fiili nedeniyle yapılan tarhiyatların ve kesilen cezaların kesinleşmesine kadar mükellefe iade olunmaz. Yapılan inceleme neticesinde mükellefin sahte belge düzenlemediği tespit olunursa, alınan teminat başkaca vergi borcu bulunmaması kaydıyla iade olunur.”,

– Beşinci fıkrasında, “Bu madde kapsamında alınan teminatların iadesinde, 153/A maddesinin birinci fıkrası uyarınca alınan teminatların iadesine ilişkin; bu teminatların vergi borçlarına mahsubu ve eksilen teminatların tamamlatılmasında ise aynı maddenin dokuzuncu fıkrasına ilişkin hükümler uygulanır.”,

– Yedinci fıkrasında “Hazine ve Maliye Bakanlığı, madde kapsamındaki işlemlere ilişkin süreleri, elektronik ortamda belge düzenleme zorunluluğunun başlayacağı tarihi, bu madde kapsamındaki mükelleflerin tahsilat ve ödemelerinin tevsiki ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”,

hükümleri yer almaktadır.

Söz konusu hükümler çerçevesinde, bahse konu madde kapsamında vergi incelemesi sonucunda düzenlenen rapora istinaden aşağıda belirtilen şekilde işlem tesis edilir.

6.1. Vergi İnceleme Raporunun Münhasıran Sahte Belge Düzenlemek Amacıyla Mükellefiyet Tesis Ettirildiğine Dair Olması

6.1.1. Teminat Verilmediğinden Mükellefiyetin Tesis Edilmemiş Olması

Yapılan inceleme neticesinde mükellefin, başka bir ticari, zirai ve mesleki faaliyeti olmadığı hâlde münhasıran sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirdiği tespit olunursa re’sen terk tarihi olarak raporda farklı bir tarih belirtilmiş olması hâlinde kayıtlar buna göre düzeltilir.

Mükellef ve mükellefle 213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında belirtilen mahiyette ilişkili olanlar hakkında söz konusu fıkralar çerçevesinde işlem tesis edilir.

6.1.2. Teminat Verilerek Mükellefiyetin Tesis Edilmiş Olması

6.1.2.1. Mükellefiyetin Tebliğin (5.1) Bölümü Kapsamında Yeniden Tesis Edilmesi

Yapılan inceleme neticesinde mükellefin, başka bir ticari, zirai ve mesleki faaliyeti olmadığı hâlde münhasıran sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirdiği tespit olunursa mükellefiyet kaydı raporda öngörülen tarih itibarıyla re’sen terkin edilir.

Alınan teminat, inceleme neticesinde doğan borçlar dâhil, iade tarihi itibarıyla bulunan vergi borçlarına mahsup edilerek varsa artan teminat tutarı iade olunur.

Mükellef ve mükellefle 213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında belirtilen mahiyette ilişkili olanlar hakkında söz konusu fıkralar çerçevesinde işlem tesis edilir.

6.1.2.2. Mükellefiyetin Tebliğin (5.2) Bölümü Kapsamında Tesis Edilmesi

6.1.2.2.1. Mükellefiyetin Tebliğin (5.2.1) Bölümü Kapsamında Tesis Edilmesi

213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında terkin edilen mükellefiyete ilişkin yapılan vergi incelemesi neticesinde, incelemeye konu mükellefiyete ilişkin olarak başka bir ticari, zirai ve mesleki faaliyeti olmadığı hâlde münhasıran sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirildiği tespit olunursa Tebliğin (5.2.1) bölümü kapsamında teminat verildiği için tesis edilen mükellefiyet kaydına ilişkin olarak herhangi bir işlem tesis edilmez.

Ancak, mükellefiyet kaydının tesisi için verilmiş olan teminatın iadesi, Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 478)’nin, 213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin birinci fıkrası kapsamında alınan teminatların iadesine ilişkin (4.4) bölümünde belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde gerçekleştirilir.

Teminatın iadesinde dikkate alınacak 3 yıllık sürenin başlangıcı olarak, Tebliğin (5.2.1) bölümü kapsamında teminatın alındığı tarihi takip eden takvim yılının başı esas alınır.

6.1.2.2.2. Mükellefiyetin Tebliğin (5.2.2) Bölümü Kapsamında Tesis Edilmesi

213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında mükellefiyet kaydı terkin edilen mükellef hakkında yapılan vergi incelemesi neticesinde, başka bir ticari, zirai ve mesleki faaliyeti olmadığı hâlde münhasıran sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirildiği tespit olunursa Tebliğin (5.2.2) bölümü kapsamında teminat verildiği için tesis edilen mükellefiyet kaydına ilişkin olarak herhangi bir işlem tesis edilmez.

Tebliğin (5.2.2) bölümü kapsamında teminat verildiği için mükellefiyet kaydı tesis edilenler hakkında, söz konusu tespiti içeren rapora istinaden, 213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında (Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 478)’nin (4.3) bölümü çerçevesinde) işlem tesis edilir. Bu kapsamda, mezkûr fıkra uygulamasında öngörülen yazının tebliğ edildiği tarihten itibaren otuz gün içinde;

– Teminat verilmesi ve mükellefiyet kaydı vergi dairesince re’sen terkin edilmiş olan mükellefin varsa tüm vergi borçlarının ödenmesi veya

– Mevcut mükellefiyetteki statünün (213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanmasına dayanak ilişkinin) sona erdirilmesi,

seçeneklerinden birinin yerine getirilmesi hâlinde, Tebliğin (5.2.2) bölümü kapsamında alınan teminat, başkaca vergi borcu bulunmaması kaydıyla mükellefe iade olunur. Vergi borcu bulunması hâlinde, iade tarihi itibarıyla bulunan vergi borçlarına mahsup edilerek artan teminat tutarı iade olunur.

213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında teminat istenmesinde; daha önce alınan teminat tutarı iade edilmeksizin, sadece aşan kısım için teminat alınabilir. Bu kapsamda, “teminat verilmesi ve mükellefiyet kaydı vergi dairesince re’sen terkin edilmiş olan mükellefin varsa tüm vergi borçlarının ödenmesi” seçeneğinde ve seçeneklerden hiçbirinin yerine getirilmemesi nedeniyle yapılacak teminat takibinde, daha önce alınan teminat tutarı, verilmesi veya takibe konu edilmesi gereken teminat tutarına sayılabilir. Bu durumda, daha önce alınan teminat tutarını aşan kısmın verilmesi aranır veya takibi yapılır. Bunu teminen, mezkûr maddenin üçüncü fıkrası kapsamında istenecek teminat tutarına ilişkin onay yazısında ve mükellefe yazılan talep yazısında, söz konusu duruma ilişkin açıklamaya da yer verilir. Tebliğin (5.2.2) bölümü kapsamında alınan teminat tutarının, 213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında istenmesi gereken teminat tutarından fazla olması hâlinde fazla olan kısım, başkaca vergi borcu bulunmaması kaydıyla mükellefe iade olunur. Vergi borcu bulunması hâlinde, iade tarihi itibarıyla bulunan vergi borçlarına mahsup edilerek artan teminat tutarı iade olunur.

Örnek 9: Mükellefiyet kaydı 213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında 23/11/2020 tarihi itibarıyla terkin edilen (M) A.Ş.’nin %20 ortağı olan Bay (N), 11/12/2020 tarihinde işe başlama belgeleri vergi dairesine intikal ettirilen (O) Ltd.Şti.’nin müdürü olması nedeniyle, (O) Ltd. Şti.’nin mükellefiyeti kendisinin ve (M) A.Ş.’nin tüm vergi borçlarının ödenmesi ve teminat verilmesi üzerine açılmıştır.

(M) A.Ş. hakkında yapılan inceleme 21/9/2021 tarihinde neticelenmiş ve münhasıran sahte belge düzenlemek amacıyla mükellefiyet tesis ettirildiği tespit edilmiştir.

(M) A.Ş. hakkında yapılan inceleme sonucunun ilgili vergi dairesinin ıttılaına girdiği tarihten itibaren bir ay içerisinde (O) Ltd. Şti.’ye yazılacak bir yazı ile yazının tebliğinden itibaren otuz gün içerisinde 213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında öngörülen şartların yerine getirilmesi yazılı olarak istenir. Otuz günlük süre içerisinde bu şartların yerine getirilmesi durumunda, alınmış olan teminat, başkaca vergi borcu bulunmaması kaydıyla mükellefe iade olunur. Vergi borcu bulunması hâlinde teminat, iade tarihi itibarıyla bulunan vergi borçlarına mahsup edilerek artan tutar iade olunur.

213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında teminat isteme yazısında, otuz günlük süre içerisinde şartların yerine getirilmemesi ve Bay (N)’nin müdürlük statüsünün devam ettirilmesi hâlinde, mezkûr Kanunun 160/A maddesi kapsamında daha önce alınan teminatın (213 sayılı Kanunun 153/A maddesi kapsamında istenen teminat tutarından fazla olması hâlinde fazla olan kısım hariç) iade edilmeyeceği, istenen tutarda teminat verilmemesi durumunda, daha önce alınan teminat tutarının, verilmesi gereken teminat tutarına sayılacağı ve daha önce alınan teminat tutarının 213 sayılı Kanunun 153/A maddesi kapsamında istenmesi gereken teminat tutarından eksik olması hâlinde eksik olan kısım için takip yapılacağı belirtilir.

6.2. Vergi İnceleme Raporunun Mevcut/Gerçek Faaliyet Yanında Sahte Belge Düzenlendiğine Dair Olması

6.2.1. Teminat Verilmediğinden Mükellefiyetin Tesis Edilmemiş Olması

Yapılan inceleme neticesinde mükellefin, başka bir ticari, zirai veya mesleki faaliyeti bulunduğu halde sahte belge düzenlediğinin tespit olunması hâlinde, mükellefe bir yazı yazılarak terkin edilen mükellefiyete ilişkin olarak verilmeyen beyanname ve bildirimlerin yazının tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde verilerek tahakkuk eden vergilerin aynı süre içerisinde ödenmesi gerektiği bildirilir. Ayrıca, mükellefiyetin yeniden tesisinin talep edilmesi durumunda mükellefiyet tesis tarihinin bildirilmesi gerektiği, mükellefiyetin tesisinin talep edilmemesi durumunda mükellefiyet kaydının açılmayacağı da söz konusu yazıda belirtilir.

Mükellefiyetin açılması hâlinde mükellef hakkında, söz konusu vergi incelemesi neticesinde düzenlenen raporlara istinaden yapılan tarhiyatların ve kesilen cezaların kesinleşmesini müteakiben, 213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin dördüncü fıkrası ve Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 478)’nin (5.1) ve (5.2) bölümleri çerçevesinde işlem tesis edilir.

6.2.2. Teminat Verilerek Mükellefiyetin Tesis Edilmiş Olması

6.2.2.1. Mükellefiyetin Tebliğin (5.1) Bölümü Kapsamında Yeniden Tesis Edilmesi

Yapılan inceleme neticesinde mükellefin, başka bir ticari, zirai veya mesleki faaliyeti bulunduğu halde sahte belge düzenlediğinin tespit olunması durumunda, verilen teminatın iadesi için, yapılan inceleme sonucu düzenlenen raporlara istinaden yapılan tarhiyatların ve kesilen cezaların kesinleşmesi beklenir. Kesinleşmeyi müteakiben, mükellef nezdinde 213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin dördüncü fıkrası ve Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 478)’nin (5.1) ve (5.2) bölümleri kapsamında işlem tesis edilir.

Bu kapsamda teminat istenmesinde; daha önce verilen teminat tutarı (213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında istenen teminat tutarından fazla olması hâlinde fazla olan kısım hariç) iade edilmeksizin, varsa sadece aşan kısım için teminat aranabileceği gibi 213 sayılı Kanunun 153/A maddesi kapsamında teminatın verilmesini müteakiben daha önce aynı Kanunun 160/A maddesi kapsamında verilen teminatın iadesi şeklinde de işlem tesis edilebilir. Bu durumda vergi borcu bulunması hâlinde, iade tarihi itibarıyla bulunan vergi borçlarına mahsup edilerek artan teminat tutarı iade olunur.

Bunu teminen, 213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında istenecek teminat tutarına ilişkin onay yazısında ve mükellefe yazılan talep yazısında, söz konusu durumlara ilişkin açıklamalara yer verilir ve istenen tutarda teminat verilmemesi hâlinde, daha önce alınan teminat tutarının, verilmesi gereken teminat tutarına sayılacağı ve daha önce alınan teminat tutarının 213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında istenmesi gereken teminat tutarından eksik olması hâlinde eksik olan kısım için takip yapılacağı belirtilir.

Örnek 10: Mükellefiyet kaydı 213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında 15/1/2021 tarihi itibarıyla Ostim Vergi Dairesi tarafından terkin edilen Bay (L), tüm vergi borçlarını ödeyip 250.000 TL teminat yatırarak yeniden mükellefiyet tesis ettirmiştir.

Hakkında yapılan inceleme neticesinde ticari faaliyeti bulunduğu halde 3.000.000 TL tutarında sahte belge düzenleme fiilini işlediği tespit edilmiş ve vergi inceleme raporunda önerilen tarhiyata ilişkin olarak düzenlenen vergi/ceza ihbarnameleri 9/8/2021 tarihinde mükellefe tebliğ edilmiştir. Bay (L), yapılan tarhiyat ve kesilen cezaları dava konusu yapmış ve tarhiyat ile cezalar 2022 yılı içerisinde kesinleşmiştir. Söz konusu tarhiyat ve cezaların kesinleştiği bilgisi aynı yıl içinde Ostim Vergi Dairesinin ıttılaına girmiştir.

Bay (L)’den alınmış olan teminat, vergi incelemesi sonucunda düzenlenen rapora istinaden yapılan tarhiyatların ve kesilen cezaların kesinleşmesine kadar iade edilmez. Kesinleşmeyi müteakiben mükellef nezdinde 213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında işlem tesis edilir.

Bu durumda Ostim Vergi Dairesi tarafından, kesinleşmeyi müteakiben 213 sayılı Kanunun 153/A maddesi kapsamında Bay (L)’ye gönderilecek teminat isteme yazısında, istenen (300.000 TL) tutarda teminat verilmemesi hâlinde, daha önce alınan teminat tutarının, verilmesi gereken teminat tutarına sayılacağı ve kalan tutar (50.000 TL) için takip yapılacağı belirtilir.

Tebliğin (5.1) bölümü kapsamında alınan teminat tutarının, 213 sayılı Kanunun 153/A maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında istenmesi gereken teminat tutarından fazla olması hâlinde fazla olan kısım, başkaca vergi borcu bulunmaması kaydıyla mükellefe iade olunur. Vergi borcu bulunması hâlinde, iade tarihi itibarıyla bulunan vergi borçlarına mahsup edilerek artan teminat tutarı iade olunur.

6.2.2.2. Mükellefiyetin Tebliğin (5.2) Bölümü Kapsamında Tesis Edilmesi

213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında terkin edilen mükellefiyete yönelik yapılan vergi incelemesi neticesinde, incelemeye konu mükellefiyete ilişkin olarak başka bir ticari, zirai veya mesleki faaliyeti bulunduğu halde sahte belge düzenlendiğinin tespit olunması hâlinde;

a) Tebliğin (5.2.1) bölümü kapsamında mükellefiyet tesisi için alınmış olan teminatın iadesinde, Tebliğin (6.2.2.1) bölümü çerçevesinde işlem tesis edilir.

b) Tebliğin (5.2.2) bölümü kapsamında mükellefiyet kaydının tesisi için alınmış olan teminat, başkaca vergi borcu bulunmaması kaydıyla mükellefe iade olunur. Vergi borcu bulunması hâlinde teminat, iade tarihi itibarıyla bulunan vergi borçlarına mahsup edilerek artan teminat tutarı iade olunur.

6.3. Vergi İnceleme Raporunun Sahte Belge Düzenlenmediğine Dair Olması

6.3.1. Teminat Verilmediğinden Mükellefiyetin Tesis Edilmemiş Olması

Yapılan inceleme neticesinde mükellefin, sahte belge düzenlemediğinin tespit edilmesi hâlinde, mükellefe bir yazı yazılarak terkin edilen mükellefiyete ilişkin olarak verilmeyen beyanname ve bildirimlerin yazının tebliğ tarihinden itibaren bir ay içerisinde verilerek tahakkuk eden vergilerin aynı süre içerisinde ödenmesi gerektiği bildirilir. Ayrıca, mükellefiyetin yeniden tesisinin talep edilmesi durumunda mükellefiyet tesis tarihinin bildirilmesi gerektiği, mükellefiyetin tesisinin talep edilmemesi durumunda mükellefiyet kaydının açılmayacağı da söz konusu yazıda belirtilir.

6.3.2. Teminat Verilerek Mükellefiyetin Tesis Edilmiş Olması

6.3.2.1. Mükellefiyetin Tebliğin (5.1) Bölümü Kapsamında Yeniden Tesis Edilmesi

Yapılan inceleme neticesinde mükellefin, sahte belge düzenlemediğinin tespit olunması durumunda, Tebliğin (5.1) bölümü kapsamında mükellefiyet kaydının yeniden tesisi için alınmış olan teminat, başkaca vergi borcu bulunmaması kaydıyla mükellefe iade olunur.

Vergi borcu bulunması hâlinde teminat, iade tarihi itibarıyla bulunan vergi borçlarına mahsup edilerek artan teminat tutarı iade olunur.

6.3.2.2. Mükellefiyetin Tebliğin (5.2) Bölümü Kapsamında Tesis Edilmesi

213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında terkin edilen mükellefiyete ilişkin yapılan vergi incelemesi neticesinde, sahte belge düzenlenmediğinin tespit olunması hâlinde, Tebliğin (5.2.1) veya (5.2.2) bölümü uyarınca mükellefiyet kaydının tesisi için alınmış olan teminat, başkaca vergi borcu bulunmaması kaydıyla mükellefe iade olunur.

Vergi borcu bulunması hâlinde teminat, iade tarihi itibarıyla bulunan vergi borçlarına mahsup edilerek artan teminat tutarı iade olunur.

7. Teminat Verilerek Tesis Edilen Mükellefiyetin İnceleme Raporunun Vergi Dairesine İntikal Etmesinden Önce Sonlandırılması

7.1. Tebliğin (5.1) Bölümü Kapsamında Yeniden Tesis Edilen Mükellefiyetin Sonlandırılması

Mükellefiyet kaydı Tebliğin (5.1) bölümü kapsamında yeniden tesis edilenlerin mükellefiyetlerinin, haklarında düzenlenen rapor vergi dairesine intikal etmeden önce herhangi bir sebeple sonlandırılması hâlinde, alınan teminat inceleme sonucuna kadar iade edilmez.

İncelemenin sonucuna göre, Tebliğin (6.) bölümünde teminat iadesine ilişkin yapılan açıklamalar çerçevesinde işlem tesis edilir.

7.2. Tebliğin (5.2) Bölümü Kapsamında Tesis Edilen Mükellefiyetin Sonlandırılması

Mükellefiyet kaydı Tebliğin (5.2) bölümü kapsamında teminat alınarak tesis edilen mükellefiyetin, yapılan vergi incelemesi sonucunda düzenlenen raporun vergi dairesine intikalinden önce herhangi bir sebeple sonlandırılması hâlinde;

a) Tebliğin (5.2.1) bölümü kapsamında mükellefiyet tesisi için alınmış olan teminat, 213 sayılı Kanunun 160/A maddesi kapsamında terkin edilen mükellefiyete yönelik yapılan inceleme sonucuna kadar iade edilmez. İncelemenin sonucuna göre, Tebliğin (6.) bölümünde teminat iadesine ilişkin yapılan açıklamalar çerçevesinde işlem tesis edilir.

Ancak, Tebliğin bu bölümü kapsamındakilere, Tebliğin (6.1.2.2.1) bölümünde yer alan usul ve esaslar dâhilinde teminatın iadesinde, iade sürecinin başlatılması için 3 yıllık sürenin bitimi beklenmez.

b) Tebliğin (5.2.2) bölümü kapsamında mükellefiyet tesisi için alınmış olan teminat, başkaca vergi borcu bulunmaması kaydıyla mükellefe iade olunur. Vergi borcu bulunması hâlinde teminat, iade tarihi itibarıyla bulunan vergi borçlarına mahsup edilerek artan teminat tutarı iade olunur.

8. Vergi Borcu Tutarının Teminat Tutarının %10’unu Aşması

213 sayılı Kanunun 160/A maddesinin beşinci fıkrasında, eksilen teminatların tamamlatılmasında aynı Kanunun 153/A maddesinin dokuzuncu fıkrasına ilişkin hükümlerin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

Buna göre, kendisinden teminat alınmış olan mükelleflerin, teminatın alındığı tarihten sonra tahakkuk eden ve süresinde ödenmeyen vergi borçlarının tutarının, alınan teminat tutarının %10’unu aşması hâlinde, teminat paraya çevrilerek 6183 sayılı Kanunun 47 nci maddesine göre mükelleflerin vergi borçlarına mahsup edilir.

Yukarıda belirtilen mahsup işleminin tamamlanmasından itibaren bir ay içerisinde hazırlanacak bir yazı ile mükelleften eksik kalan teminat tutarının otuz gün içerisinde tamamlanması istenir.

Teminatın tamamlanmaması hâlinde, istenen teminat tutarı verilen sürenin son günü vade tarihi olarak kabul edilmek suretiyle bu mükellefler adına teminat alacağı olarak tahakkuk ettirilir. Teminat alacağı, mükelleflerden 6183 sayılı Kanun uyarınca gecikme zammı tatbik edilerek takip ve tahsil edilir.

9. Elektronik Belge Düzenleme ve Tevsik Zorunlulukları ile Bunların Duyurulması

9.1. Elektronik Belge Düzenleme Zorunluluğu

Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 509)’nde, 213 sayılı Kanun gereğince düzenlenmesi zorunlu belgelerin elektronik ortamda düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir.

Bu bağlamda, Tebliğin (5.) bölümü kapsamında mükellefiyet tesis edilen mükelleflerin, mezkûr Kanun uyarınca mükellefiyetlerinin gereği olarak düzenlemek zorunda oldukları belgelerden,  Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 509) kapsamında olup;

– Tebliğin (5.1) veya (5.2) bölümü kapsamında mükellefiyetin yeniden tesis/tesis edildiği tarih itibarıyla elektronik belge olarak düzenlenebilenler bakımından, bahse konu tarihlerden itibaren 30 gün içinde söz konusu elektronik belge uygulamalarına dâhil olunması,

– Tebliğin (5.1) veya (5.2) bölümü kapsamında mükellefiyetin yeniden tesis/tesis edildiği tarihlerden sonraki bir tarihte elektronik belge olarak düzenlenebilir hale gelenler bakımından ise, elektronik belge olarak düzenlenebilir hale geldikleri tarihi izleyen 30 gün içerisinde bahse konu elektronik belge uygulamalarına dâhil olunması,

ve söz konusu belgelerin Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 509)’nde belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde elektronik belge olarak düzenlenmesi uygun görülmüştür.

9.2. Elektronik Belge Düzenleme Zorunluluğu Getirilen Mükelleflerin Duyurulması

213 sayılı Kanunun 160/A maddesinin altıncı fıkrasında, bu madde kapsamında elektronik belge düzenleme yükümlülüğü getirilen mükelleflere ilişkin bilgilerin Bakanlık tarafından belirlenecek usul ve esaslara göre duyurulacağı ve bu kapsamda yapılan duyuruların vergi mahremiyetinin ihlâli sayılmayacağı hükme bağlanmıştır.

Söz konusu hüküm gereğince, mezkûr madde kapsamında elektronik belge düzenleme yükümlülüğü getirilen mükellefler, Başkanlıkça “ebelge.gib.gov.tr” adresi üzerinden duyurulur.

9.3. Ödemelerin/Tahsilatların Tevsik Zorunluluğu

213 sayılı Kanunun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinin verdiği yetki uyarınca, mükellefiyetleri Tebliğin (5.1) bölümü kapsamında yeniden tesis edilenler ile (5.2.1) bölümü kapsamında yeni mükellefiyet tesis edilenlerin, mükellefiyetlerinin tesis tarihinden itibaren yapacakları ödeme ve tahsilatlarından, 213 sayılı Kanunun 232 nci maddesinin ikinci fıkrası uygulamasında ilgili dönemde geçerli fatura düzenleme alt sınırını aşanların, Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 459)’nin (4.1) bölümünün üçüncü paragrafı kapsamındaki işlemlerde tutara bakılmaksızın, bahse konu Genel Tebliğde öngörülen usul ve esaslar dâhilinde, aynı Genel Tebliğde tanımı yapılan aracı finansal kurumlar aracılığıyla yapılması uygun görülmüştür.

Gelir Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 268) kapsamındaki işlemlere ait ödeme ve tahsilatların ise söz konusu Genel Tebliğde öngörülen usul ve esaslar dâhilinde banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi tarafından düzenlenen belgelerle tevsik edilmesi gerekmektedir.

10. Diğer Hususlar

10.1. Yazıların Tebliği

213 sayılı Kanunun 160/A maddesinin uygulaması ile ilgili olarak vergi dairesi tarafından mükelleflere gönderilecek yazılar mezkûr Kanunun tebligata ilişkin hükümlerine göre tebliğ edilir.

10.2. Dikkate Alınacak Asgari Teminat Tutarı

Asgari teminat tutarının belirlenmesinde, 213 sayılı Kanunun 160/A maddesine göre mükellefiyet kaydının terkin tarihi itibarıyla yeniden tesisinin talep edilmesi hâlinde, mükellefiyet kaydının terkin tarihinde; teminat istenmesinin işe başlama bildirimine bağlandığı hallerde ise, bildirim tarihinde geçerli olan asgari teminat tutarı dikkate alınır.

11. Yürürlük

Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

12. Yürütme

Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.

 

 

Devamı: VUK – 520 – Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 520) Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Sahte Fatura Düzenleme ve Kullanma Fiilinin Mali ve Yargısal İncelemesi – İsmet Ömer GÜNEŞ, Avukat

Sahte Fatura Düzenleme ve Kullanma

İsmet Ömer GÜNEŞ
Avukat
ismetomergunes@gmail.com

Vergiyi doğuran alım satım işlemlerinin mali defter ve belgelere eksiksiz yansıtılması vergi sisteminin işleyebilmesi için, vergilendirme işlemlerinin mükellef beyanına dayandığı da göz önünde bulundurulduğunda,  olmazsa olmazdır. Mali defter ve belgelere yansımayan alım satım işlemleri hazine için nasıl ki gelir kaybına yol açmaktaysa “naylon fatura” olarak tabir edilen gerçek bir alım satım işlemine dayanmayan sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenlemek ve kullanmak ile bu belgeleri mali defterlere yansıtmak da hazine için gelir kaybına yol açmaktadır. Mükellefler bazen ellerindeki ürün stokunun resmi olarak çıkışını yapabilmek için, bazen de gelir elde etmek için sahte fatura düzenlemektedirler. Düzenlenen sahte faturayı da, KDV indiriminde kullanmak amacıyla, düzenleyicilerden gerçek alım satıma dayanmayan belge alan mükellefler kullanmaktadırlar. Gerek sahte fatura düzenlenmesi gerekse de düzenlenen sahte faturanın kullanılması V.U.K. md. 359’da suç olarak düzenlenmiştir. 5728 sayılı kanun öncesinde sahte fatura düzenleme ve kullanma suçu için 18 ay ile 3 yıl arası hapis cezası öngörülmüşken, öngörülen bu ceza miktarı, cezanın ertelenmesinin de önlenmesi amacıyla 3 yıl ile 5 yıl arası hapis cezasına  artırılmıştır.

Sahte fatura düzenleme ve kullanma fiillerinin tespitine yönelik inceleme ve araştırmayı vergi müfettişleri yapmaktadır. Vergi incelemesi sonucunda hakkında cezalı veya cezasız vergi tarh ettirilen mükelleflerin ihbarnamelere ve ödeme emirlerine açtıkları davaları da vergi mahkemeleri karara bağlamaktadır. Bu yazımızda sahte fatura düzenlediği veya kullandığı tespit edilen mükellefler hakkında hazırlanan vergi raporlarında vergi müfettişlerinin  ve bu raporlara dayanılarak yapılan cezalı tarhiyatlara açılan davalarda vergi mahkemelerinin üzerinde durduğu ve müfettişler ile mahkemelerin kanaatini etkileyen noktalara değineceğiz.

Sahte fatura kullanımının temel sebebi, mükellefin aldığı sahte faturanın KDV’sini KDV indiriminde kullanarak daha düşük vergi ödemek iken, sahte fatura düzenleyen için de fatura düzenlediği mükellefin KDV indirimine karşılık kar elde etmektir.

Vergi Usul Kanunu md. 359 anlamında sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura düzenleme fiilini işlediği konusunda hakkında tespitler bulunan ilgililer hakkında vergi incelemeye yetkili memurların hazırladığı rapora “vergi tekniği raporu” adı verilir. Bu raporla sahte fatura düzenlediği kanaatine ulaşılan mükelleften fatura alan diğer mükellefler hakkında da “vergi inceleme raporu” düzenlenir. Vergi inceleme raporu ile birlikte sahte fatura düzenleyen mükelleften fatura alıp, aldığı faturanın KDV’sini KDV indiriminde kullanan sahte fatura kullanıcısının KDV indirimlerinin reddi ve ziyaa uğratılan verginin üç katı tutarında vergi ziyaı cezasının kesilmesi gerektiği görüşü bildirilir. Yine vergi tekniği raporu ile de sahte fatura düzenleyen mükellefin hakkında gerçekte var olmayan bir satım ilişkisine dayanarak kar elde etmek için sahte fatura düzenlediği tespiti yapılır ve karşı tarafın KDV indiriminden yararlanmasına karşılık elde ettiği gelir yönüyle de üç kat vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhiyatı yapılır. Ayrıca vergi tekniği raporu ile sahte fatura düzenlediği tespit edilen mükellefler hakkında vergi suçu raporu düzenlenip yetkili cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.

Haber Arası Reklam

Sahte fatura düzenlemek veya kullanmaktan dolayı hazırlanan raporlara dayanılarak yapılan cezalı tarhiyatlara açılan davalarda vergi mahkemeleri,  ceza mahkemeleri gibi hareket ederek kanaat yargılaması yapmakta ve raporlarda, ilgilinin sahte fatura düzenlediği kanaatini uyandıracak yeterli delilin bulunması durumunda davaları reddetmekte, mükellefin sahte fatura düzenlediği konusunda kesin kanaate ulaştıracak tespitler yapılamadığı hallerde davaları kabul etmekte ve vergi ziyaı cezalı tarhiyatları iptal etmektedir.

Vergi inceleme raporuna dayanarak mükellefin sahte fatura kullandığından bahisle yapılan cezalı tarhiyatlara açılacak davalarda mahkemeler, ara karar ile  mükellefin vergi inceleme raporuna konu olan faturaları aldığı mükellefe yani sahte fatura düzenlediği vergi tekniği raporu ile tespit edilen mükellefe ait vergi tekniği raporunu ister ve bu vergi tekniği raporunu, yeterli araştırma yapılarak düzenlenip düzenlenmediği, kesin kanaati oluşturacak tespitlere yer verilip verilmediği konularında inceler. Mahkemeler bu incelemeyi şu başlıklar altında yapar:

Yoklamalar

Mükellef hakkında yapılan yoklamalar , vergi incelemesinde en başta incelenir. Yoklama sonucunda mükellefin, mağazasının veya ofisinin metrekaresinden, demirbaş ve stok durumuna, şubesinin veya deposunun bulunup bulunmadığına, çalışan işçi sayısından, işyerini kiraya verenin ifadelerine kadar mükellefin faaliyeti ile ilgili birçok bilgi tutanak altına alınır. Toplanan bilgiler, mükellefin beyan ettiği meblağlardaki alım-satımı gerçekleştirebilecek iş hacminin olup olmadığı, iş ilişkilerinin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı   konusundaki kanaati etkileyecektir. Örneğin madeni yağ satışı işi ile iştigal eden bir mükellefin işyerinde satışa hazır dolu bidonların ve tenekelerin, tartı ve forklift gibi ölçmeye ve yüklemeye yarayan ekipmanların bulunması ve iş hacmine oranla yeterli sayıda personel çalıştırılması beklenirken, yapılan yoklama sonucu satışa hazır hiç emtia bulunmaması veya çok az miktarda emtianın bulunması, personel sayısının iş hacmine oranla çok yetersiz olması kişinin sahte fatura düzenlediği yönündeki kanaati güçlendirecektir.

Yine somut bir olayda yapılan yoklamada işyeri sahibi ile yapılan görüşmede, kira sözleşmesinin işyeri sahibi ile yapılmadığı , sözleşmedeki imzanın işyeri sahibine ait olmadığı ve mükellefin beyan ettiği adreste bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu tespit ilgililer gözünde, mükellefin gerçek bir mal ve hizmet alım-satımı yapmadığı kanaatini uyandıracaktır.

Mahkemeler tarafından bir faturanın sahte olup olmadığı konusunda değerlendirme yapılırken, faturanın düzenlendiği tarihte, faturayı düzenleyen nezdinde hazırlanan raporda yeterli sayıda ve içerikte veya hiç yoklamaya yer verilmemesi bu rapor için esaslı bir eksiklik kabul edilir. Bu rapora dayanılarak yapılan tarhiyatlar da çoğunlukla eksik araştırma ve tespit sebebiyle kaldırılır.

Düzenlenen faturalar

Mükellefin aldığı ve/veya  verdiği faturaların mükellefin iştigal alanı ile uyumlu olması hayatın olağan akışı gereğidir. Bu uyum vergi tekniği raporu, vergi inceleme raporu hazırlanırken de dava aşamasında da gözetilen bir noktadır. Sözgelimi, toptan ve perakende kumaş alım satımı ile iştigal eden mükellefin, KDV indirimine konu yaptığı ciddi meblağlardaki inşaat malzemesi alımı faturası, hakkında vergi inceleme raporu düzenlenirken olumsuz bir tespit olarak değerlendirilecektir.

Mükellefin faaliyet konusunun haricinde mal ve hizmet alımı yapması normal bir durumdur. Sonuç itibariyle toptan ve perakende kumaş alım satımı ile kazanç elde eden mükellef kendi işletmesine ek olarak bir depo inşa edebilir , işletmesini yeniden inşa edebilir veya işletmesinde küçük yapım faaliyetlerinde bulunabilir. Bu konuda alacağı inşaat malzemesi ve aldığı müteahhitlik hizmetini tabii olarak gider gösterebilecek ve KDV indirimine konu edebilecektir. Fakat makul meblağı aşan inşaat malzemesi alımı, iştigal alanı bu olmayan mükellefin KDV indiriminden yararlanmak için sahte fatura kullandığı kanaatini güçlendirecektir.

Ödeme Şekilleri

Fatura ve belgelere yansıyan bir alım satım işleminin, gerçek bir işlem olmadığı konusundaki kuşkuları artıran diğer bir husus da ödemenin resmi şekillerde yapılmamış olmasıdır. Elden yapılan ödemeler bu konuda vergi inceleme raporunda olumsuz bir tespit olarak yer alacakken, banka havalesiyle ya da çek ile yapılan ödemeler işlemin gerçek bir alım satıma dayandığı kanaatini güçlendirecektir. Bazı durumlarda vergi incelemeye yetkili memurlar çek ile yapılan ödemenin ya da banka havalesiyle yapılan ödemenin bankadan tahsil edildikten sonra elden iade edildiğini tespit etmektedirler fakat böyle bir tespit bulunmadığı müddetçe resmi ödemeler mükellefin gerçek bir ticari işlem sonucu fatura alınıp verildiği yönündeki kanaati güçlendirecektir.

Alım ve satım yapılan mükellefler hakkındaki tespitler

Fatura alınan mükellef hakkında daha önce sahte fatura düzenlediği veya kullandığı yönünde olumsuz tespitlerin olması veya fatura alınan kişinin özel esaslara alınması –kod listesinde yer alması-, fatura verilen mükellefin de sahte belge kullandığı yönünde olumsuz tespitlerin bulunması da vergi inceleme raporunda ilgilisi aleyhine değerlendirilen hususlardandır.

Karşıt beyan incelemesi (Ba-Bs, Bs-Ba)

Ba-Bs formu karşılaştırması sonucunda, mükellefin mal veya hizmet aldığı satıcının mükellefe sattığını beyan ettiği mal veya hizmetin miktar ve konu olarak, mükellefin o satıcıdan aldığını beyan ettiği mal ve hizmet ile uyumlu olması aradaki alım satım ilişkisinin gerçekliği kanaatini güçlendirecektir.

Yine Bs-Ba formu karşılaştırması sonucunda mükellefin alıcısına sattığını beyan ettiği mal veya hizmetin, konu ve miktar olarak alıcısının mükelleften aldığını beyan ettiği mal veya hizmetle uyumlu olması aradaki alım satım ilişkisinin gerçekliği kanaatini güçlendirecektir.

Örneğin, A firmasından aldığı 100.000-TL tutarındaki faturanın B firmasının alış beyanı içinde bulunurken A firmasının satış beyanı içinde yer almaması aradaki alım satım ilişkisinin gerçek olmadığı yönündeki kuşkuyu artıracak bir durumdur.

İşletmeye ait defter ve belgelerin ibraz edilmesi

İşletmenin tutmakla ve gerektiğinde ibraz etmekle yükümlü olduğu mali defter ve belgelerin vergi incelemesini yapacak olan müfettiş tarafından istendiğinde ibraz edilmemesi veya eksik ibraz edilmesi de vergi teknik raporlarında çokça görülen ve mükellefin satış faturalarının ve dolayısıyla bu mükellefle çalışan diğer mükellefin alış faturalarının gerçek bir ilişkiye dayanmadığı kanaatini güçlendirecektir.

Uygulamada sahte fatura kullandığı değerlendirilen mükelleflerden defter ve belgelerin istenmesi üzerine 15 günlük süre içerisinde mali defter ve belgelerini ibraz etmeyen mükellefler hakkında, mükelleflerin ilgili yılda  yaptığı tüm KDV indirimleri reddedilerek tarhiyatlar yapılmakta ve defter ve belgelerini herhangi bir mücbir sebep sunmadan ibraz etmediğinden bu mükellefler hakkında üç kat vergi ziyaı cezası kesilmektedir.

Sahte fatura düzenlediği değerlendirilen mükelleflerin, defter ve belgelerini istenmesi üzerine süresi içerisinde ibraz etmemeleri durumunda vergi dairesi elinde bulunan diğer kayıtlara ve tespitlere (Ba-Bs formları, yoklamalar v.s.) göre mükellef hakkında değerlendirmeler yapılmaktadır.

Dönem matrahları

Mükellefin incelenen hesap dönemi toplam matrahına göre dönem sonu ödenecek KDV’sinin  çok az miktarlarda olması mükellefin KDV indirimi sağlamak amacıyla sahte fatura kullandığı kanaatini güçlendiren bir tespit olacaktır. Örneğin yıl sonu matrahı 3.750.000,00-TL’lik bir mükellefin yıl sonunda ödenecek KDV’sinin 700-TL gibi düşük bir miktar çıkması da olumsuz bir tespit olacaktır.

Şirket ortakları ve kanuni temsilciler hakkındaki tespitler

Vergi teknik raporlarında ve vergi inceleme raporlarında sıkça yer bulan diğer bir tespit ise hakkında vergi incelemesi yapılan şirketin kanuni temsilcisi ya da ortaklarının, %100-%10 ortağı olduğu veya kanuni temsilcisi olduğu diğer şirketler hakkında sahte fatura kullandığından bahisle vergi inceleme raporu düzenlenmiş olması, bu şirketin özel esaslara alınmış olması ya da şirket mükellefiyetinin sahte fatura düzenlediğinden bahisle re’sen terkin edilmesidir. Genelde sahte belge düzenlediği tespit edilen mükelleflerin daha önce kanuni temsilcisi olduğu şirketler hakkında olumsuz tespitler bulunmaktadır.

SGK kayıtları

Sahte fatura düzenlediği yönünde tespitler bulunan mükelleflerin işyeri sosyal güvenlik kaydının bulunmaması veya iş hacmine oranla çok az sayıda işçisinin bulunması da mükellef aleyhine değerlendirilecek bir husustur. Düzenlenen raporlarda vergi müfettişleri tarafından SGK’dan işyeri dosyasının bulunup bulunmadığı, bulunmaktaysa detayları konusunda bilgi istenmektedir.

SONUÇ

Tüm bu hususlar, dava aşamasında vergi mahkemeleri tarafından birlikte değerlendirilip oluşan kanaata göre davalar sonuçlandırılmaktadır. Tüm bu hususlar  birlikte incelendiğinde;

1-Mükellefin sahte fatura düzenlediği kanaatine ulaşılmışsa; mükellef hakkında gelir vergisi veya kurumlar vergisi, gelir geçici veya kurumlar geçici vergisi ve KDV matrahlarının tespiti yapılır ve hesaplanan vergi tarh ettirilir. Tarh edilecek verginin üç katı kadar da vergi ziyaı cezası kesilir. Ayrıca mükellef hakkında vergi suç raporu düzenlenip yetkili cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.

Mükellefin sahtecilik fiillerinden dolayı aynı zamanda mükellefiyeti terkin ettirilebilir, V.U.K. md. 353/1 uyarınca özel usulsüzlük cezası kesilebilir.

2-Mükellefin sahte fatura kullandığı kanaatine ulaşılmışsa; mükellefin sahte fatura düzenlediği tespit edilen mükelleften almış olduğu faturalara dayanılarak yapılan KDV indirimleri reddedilir ve üç kat vergi ziyaı cezası kesilir. Yine bilerek sahte fatura kullandığı tespit edilen mükellef hakkında vergi suçu raporu düzenlenip yetkili cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.

3-Mükellefin sahte faturayı bilmeyerek kullandığı kanaatine ulaşılmışsa;

Şimdiye kadar bahsettiğimiz sahte fatura kullanma deyimi ile bilerek sahte fatura kullanılmasını kastettik. Bazen sahte fatura kullananın kullandığı belgenin sahte fatura olduğunu bilemeyeceği durumlar da olabilir. Bu durumlar genelde alım satıma ilişkin faturaların konusunun gerçeği yansıttığı fakat düzenleyicisinin farklı bir mükellef olduğu durumlarda görülür. Her alıcı, satıcının gerçek kimliğini bilemeyecek durumda olduğu için satıcı olan kişi kendi faturası yerine farklı bir mükellefin faturasını alıcıya vermiş olabilir. Bu durumda mal veya hizmet satın alan kişi faturanın sahteliğini bilemeyecektir. Mal ve hizmet alımı yapan kişinin bu durumda da kullandığı fatura, düzenleyicisi gerçek satıcıdan farklı bir satıcı olduğu için sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura olacaktır. Fakat bu durumda sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı fatura kullanıcısına aldığı faturadan dolayı yaptığı KDV indiriminin reddi ile birlikte üç kat değil sadece bir kat vergi ziyaı cezası kesilecektir. Kanun koyucu sahte faturayı bilerek kullanan ile bilemeyerek kullanan konusunda böyle bir ayrıma gitmiştir.

Vergi müfettişleri belge meblağının iş hacmine oranla düşük olduğu, fatura konusunun iştigal alanı ile uyumlu olduğu ve faturanın ilgililer tarafından resmi defterlere yansıtılıp beyanları içinde yer aldığı durumlarda mükellefin sahte faturayı bilmeyerek kullandığı yönünde rapor düzenlemekte ve mükellef hakkındaki cezalı vergi tarhiyatı buna göre yapılmaktadır.

Devamı: Sahte Fatura Düzenleme ve Kullanma Fiilinin Mali ve Yargısal İncelemesi – İsmet Ömer GÜNEŞ, Avukat Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

100 Bin TL’ye Kadar Sahte Fatura Kullanımında Sorun Yok! Muharrem ÖZDEMİR, YMM

100 Bin TL’ye Kadar Sahte Fatura Kullanımında Sorun Yok

Muharrem ÖZDEMİR
Yeminli Mali Müşavir
m.ozdemir@vdd.com.tr

I- GİRİŞ:

Bazı kanunlarda değişiklik öngören kanun teklifi plan ve bütçe komisyonundan geçerek TBMM gündemine gelmiş bulunmaktadır. Teklifin 26 ıncı maddesiyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunun 370 inci maddesinde yazılı ‘İZAHA DAVET’ maddesinde köklü değişiklik öngörmektedir.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun mülga 370 inci maddesi, 9/8/2016 tarihli ve 29796 Sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 6728 sayılı Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla “İzaha davet” başlığı altında yeniden düzenlenmiş olup konu hakkında evvelce 482 Sayılı Vergi Usul Genel Tebliğinde[1] izaha davet ile ilgili açıklamalar yapılmıştır.

İzaha davet müessesesi, verginin ziyaa uğradığına delalet eden emareler bulunduğuna dair yetkili merciler tarafından yapılmış ön tespitlerle ilgili olarak aynı merciler tarafından mükelleflerden açıklama talep edilmesi olup, bu müessese, yapılan değerlendirmeler sonucunda vergi ziyaına sebebiyet vermediği anlaşılan mükelleflerin konuyla ilgili vergi incelemesine veya takdire sevk edilmesini önlemekte, vergi ziyaına sebebiyet verildiği durumlarda ise belirli şartlar dâhilinde indirimli ceza uygulanmak suretiyle mükellefleri daha ağır müeyyidelerden korumaktadır.

Getirilen bu düzenleme ile idare ve mükellefler arasındaki uyuşmazlıkların azaltılması, idarenin zamanını daha etkin ve verimli alanlara hasretmesi, olayların gerçek mahiyetinin tespit edilmesine mükelleflerce daha çok katkıda bulunulması ve bu sayede vergiye gönüllü uyumun artırılması amaçlanmaktadır.

II- SAHTE FATURA KULLANIMINDA İZAHA DAVET MÜESSESESİNİN ÖNEMİ

II.1. Mal ve hizmet alışlarında sahte belge kullanma fiiline ilişkin ön tespitlerde izaha davet için dikkate alınacak tutar

Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinde yer alan fiillerle verginin ziyaa uğratılmış olabileceği hallerde izaha davet hükümleri uygulanmayacaktır. Bu nedenle sahte belge düzenleme fiili yapılan tespitler izaha davet müessesesinin konusuna girmeyecektir.

Bununla birlikte, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma fiilinin işlenmiş olabileceğine dair yapılan ön tespitlerde, kullanılan sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma tutarı, bir takvim yılında 100.000 TL’yi geçmeyen veya bu tutarı geçse bile ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının % 5’ini aşmayan mükelleflere ön tespite ilişkin yazı gönderilir.

Sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma fiilinin işlenmiş olabileceğine dair belge tutarının tespiti ile mal ve hizmet alış tutarının hesaplanmasında vergiler hariç tutarlar dikkate alınacaktır.

Mükellefler hakkında tek bir vergi tekniği raporunda birbirinden farklı yıllara ilişkin sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanılmış olabileceğine dair bulguların mevcut olması durumunda, söz konusu 100.000 TL’lik sınırın veya % 5’lik oranın aşılmamış olması şartları her bir yıl itibarıyla ayrı ayrı değerlendirilecektir. Herhangi bir yıla ilişkin bu şartların sağlanmamış olması, diğer yıllarda bu şartlardan her ikisini de sağlayan mükelleflerin bu şartların sağlandığı yıla ilişkin izaha davet edilmesine engel teşkil etmeyecektir.

Örnek: Ümraniye Vergi Dairesi mükellefi Kuş Ltd. Şti hakkında sahte belge düzenleyicisi olduğuna dair vergi tekniği raporu düzenlenmiştir. Bay (A), Kuş Ltd. Şti’den 2019 takvim yılında KDV hariç 300.000 TL sahte fatura kullandığı tespit edilmiştir. Bay (A)’nın, ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alış tutarı ise 5.000.000 TL’dir.

Buna göre, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olabilecek toplam belge tutarının (300.000 TL) ilgili yıldaki mal ve hizmet alışları toplamının % 5’i olan 250.000 TL’yi aşması nedeniyle mükellef söz konusu faturalar için izaha davet edilmeyecektir.

Örnek: Pendik Vergi Dairesi Müdürlüğünün mükellefi Bay (B), sahte belge düzenleyici firmadan, 2019 yılına ilişkin vergiler hariç 60.000 TL, 20.000 TL ve 30.000 TL olmak üzere toplam üç adet fatura da toplam 110.000 TL sahte faturayı kullanmış olabileceğine dair bulgu mevcuttur. Bay (B)’nin, ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alış tutarı ise 3.000.000 TL’dir.

Buna göre, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olabilecek toplam belge tutarının (110.000 TL) ilgili yıldaki mal ve hizmet alışları toplamının % 5’i olan 150.000 TL’yi aşmaması nedeniyle 2019 yılına ilişkin söz konusu faturalar için mükellef izaha davet edilmesi gerekecektir.

II.2. Sahte fatura kullanım tutarın hesaplanmasında dikkate alınması gereken kriter

KDV mükellefi olanlar açısından ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının belirlenmesinde, öncelikle tespit tarihine kadar verilen KDV beyannamelerinde yer alan indirilecek KDV’ye ilişkin her bir KDV oranı ayrı ayrı esas alınmak suretiyle söz konusu toplam mal ve hizmet alışlarına ulaşılacaktır.

1 No.lu KDV Beyannamesinde “İndirimler” bölümünde yer alan “102-Bu Döneme Ait İndirilecek KDV” satırı, yerine 108 – 109 ve 110 olarak üç ayrı satır getirilmiştir. “Bu Döneme Ait İndirilecek KDV’nin Oranlara Göre Dağılımı” tablosunda herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Bu tablo yeni oluşturulacak satırların toplamını içerecek şekilde beyan edilecektir.[2]

Bu nedenle, sahte fatura kullanımın tutarının belirlenmesinde, 1 No.lu KDV Beyannamesinde “İndirimler” bölümünde üç ayrı satır halinde yer alan toplam indirim tutarı esas alınarak ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının % 5’ini aşıp aşmadığına bakılacaktır.

KDV mükellefiyeti bulunmayan basit usule tabi mükelleflerin ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının belirlenmesinde işletme hesabı özetinde yer alan “Dönem İçinde Satın Alınan Emtia” ve “Giderler” satırlarının toplam tutarı dikkate alınacaktır.

Örnek: Kartal Vergi Dairesi Müdürlüğünün mükellefi Bay (C), sahte belge düzenleyici firmadan, 2019 yılına ilişkin vergiler hariç toplam bir adet faturada 110.000 TL sahte faturayı kullanmış olabileceğine dair bulgu mevcuttur. Bay (C)’nin, ilgili yıldaki 1 No.lu KDV Beyannamesinde “İndirimler” bölümünde % 18 orandan 360.000 TL, % 8 orandan ise 96.000 TL olmak üzere toplam 456.000 TL KDV indirim konusu yapılmıştır.

Buna göre, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı olabilecek toplam belge tutarının (110.000 TL) ilgili yıldaki mal ve hizmet alışları toplamı KDV Hariç (2.000.000 TL+ 1.200.000 TL)= 3.200.000 TL x % 5= 160.000 TL aşmaması nedeniyle 2019 yılına ilişkin söz konusu faturalar için mükellef izaha davet edilmesi gerekecektir.

II.3. İzaha davet müessesesinin pişmanlık hükümlerine etkisi

Vergi incelemesine başlanılmadan veya takdir komisyonuna sevk edilmeden önce verginin ziyaa uğradığına delalet eden emareler bulunduğuna dair yetkili merciler tarafından yapılmış ön tespitler hakkında tespit tarihine kadar ihbarda bulunulmamış olması kaydıyla mükellefler izaha davet edilebilir. Kendisine izaha davet yazısı tebliğ edilen mükellefler, davet konusu tespitle sınırlı olarak, bu Kanunun 371 inci maddesinde yer alan pişmanlık hükümlerinden yararlanamaz.

Yapılan düzenlemeyle, verginin ziyaa uğramış olabileceğine yönelik bir ön tespit bulunması durumunda mükelleflerin izaha davet edilebilmesi ve vergiyi ziyaa uğrattığını kabul edip madde kapsamında beyanname vererek tahakkuk eden vergiler ile “izah zammını” süresinde ödeyen mükelleflere, vergi ziyaı cezasının % 20 oranında kesilmesi öngörülmektedir.

Bu kapsamda ifade etmek gerekir ki, izaha davet yazısının mükellefe tebliği ile beraber pişmanlık hükümlerinden yararlanılamaz. İzaha davet yazısı tebliğ edilen mükellefin pişmanlık hükümlerinden yararlanması engellenmekte ve % 20 vergi ziyaı cezası kesilmesi öngörülmektedir.

III- İZAHA DAVET MÜESSESESİNİN AVANTAJ VE DEZAVANTAJLARI

III. 1. Avantajları

Haklarında yapılan ön tespite ilişkin vergi ziyaına neden olunmadığı yönünde mükellefçe izahta bulunulması üzerine, mükellefin izahının komisyonca yeterli bulunması ve beyanname verilmesini veya vergi beyanının tamamlanmasını gerektirir bir durumun olmadığının değerlendirilmesi halinde izahat sahibi mükellef bazı avantajlara sahip olacaktır.

a) Mükellef hakkında söz konusu tespitle ilgili olarak vergi incelemesine ve takdir komisyonuna sevk işlemi yapılmaz,

b) Mükellef, % 50 oranlı vergi ziyaı cezasından kurtulacak daha düşük oranlı % 20 vergi ziyaı cezası ile muhatap olacaktır.

c) Sahte fatura kullanımından kaynaklanan sorundan kurtulmuş olacaktır.

III. 2. Dezavantajları

İzaha davet bildirimi üzerine, izahın yapıldığı tarihten itibaren 30 günlük süre sona ermeden mükellefçe; hiç verilmemiş olan vergi beyannamelerinin verilmesi, eksik veya yanlış yapılan vergi beyanının tamamlanması veya düzeltilmesi gerekir. Bu süre içerisinde gerekli düzeltmelerin yapılmaması halinde incelemeye veya takdire sevk işlemleri yapılır.

a) Mükellefin izaha davet konusu hakkında kendiliğinden pişmanlık hükümlerinden yararlanması halinde vergi ziyaı cezası kesilmezken, izaha davet yazısının tebliğ edilmesi ile bu imkân ortadan kalkmaktadır,

b) İzaha davet müessesesinde, vergi ziyaı cezası, ziyaa uğratılan vergi üzerinden % 20 oranında kesilir. Kesilen bu vergi ziyaı cezası uzlaşma hükümleri kapsamı dışında tutulmuştur,

c) 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinde yer alan fiillerle vergi ziyaı cezasına uğratılmış olabileceği ilişkin olması halinde izaha davet hükümleri uygulanmaz. Aynı konuda mükellefin pişmanlık hükümlerinden yararlanması halinde, 359 uncu madde hükümlerine de kapsayacağından büyük bir haktan mahrum kalmış olacaktır.

[1] 05.07.2017 tarih ve 30134 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

[2] https://ebeyanname.gib.gov.tr/duyurular.html

Devamı: 100 Bin TL’ye Kadar Sahte Fatura Kullanımında Sorun Yok! Muharrem ÖZDEMİR, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Vergi Kaçakçılığı Fiili Nedeniyle Kesilen Vergi Ziyaı Cezasına Ek Ayrıca Mahkumiyet Cezası Uygulaması

Vergi Kaçakçılığı Fiili

ANAYASA MAHKEMESİNİN VERGİ KAÇAKÇILIĞI FİİLİ NEDENİYLE KESİLEN VERGİ ZİYAI CEZASINA EK AYRICA MAHKUMİYET CEZASI UYGULANMASINA İLİŞKİN KARARI

ÖZET:

Anayasa Mahkemesi, 27/3/2019 tarihli ve 2018/9115 Başvuru Numaralı Kararında

“komisyon karşılığında sahte fatura düzenleyerek gelir elde etme” fiili nedeniyle

⎯  Vergi ziyaı ve özel usulsüzlük cezaları uygulanan

⎯ Bunun yanında sahte fatura kullanmak ve düzenlemek suretiyle vergi kaçakçılığı suçundan cezalandırılması talebiyle açılan ceza davasında yapılan yargılama sonucunda mahkûmiyetine hükmedilen mükellef hakkında iki ayrı cezaya muhatap olmasına ilişkin somut olayın koşullarında,  adil yargılanma hakkı bağlamında aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlaline yol açılmadığı ve Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırmama ilkesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE karar verdi.

Haber Arası Reklam

Anayasa Mahkemesinin 16 Mayıs 2019 tarihli ve 30776 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 27/3/2019 Tarihli ve 2018/9115 Başvuru Numaralı Kararında; “komisyon karşılığında sahte fatura düzenleyerek gelir elde etme” fiili nedeniyle,

⎯ Vergi ziyaı ve özel usulsüzlük cezaları uygulanan

⎯ Bunun yanında sahte fatura kullanmak ve düzenlemek suretiyle vergi kaçakçılığı suçundan cezalandırılması talebiyle açılan ceza davasında yapılan yargılama sonucunda mahkûmiyetine hükmedilen,

mükellef hakkında iki ayrı cezaya muhatap olmasına ilişkin somut olayın koşullarında,  adil yargılanma hakkı bağlamında aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlaline yol açılmadığı ve Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırmama ilkesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE karar verdi.

Söz konusu Kararın özeti aşağıdaki gibidir.

1) Başvurucu 23/6/1986 tarihinden itibaren loto ve benzeri şans oyunları ile millî piyango bileti satışı işiyle iştigal etmektedir.

2) Vergi idaresince, başvurucunun 2007 ile 2011 arasındaki dönemlere ilişkin işlemleri vergi incelemesine tabi tutulmuştur.

3) Vergi müfettişi, başvurucunun ilgili dönemlere ait defter ve belgelerini incelemiştir.

4) İnceleme sonucunda 6/11/2013 tarihinde vergi tekniği, vergi inceleme ve vergi suçu raporları düzenlemiştir. Vergi tekniği raporunda;

⎯ Başvurucunun 2007 ila 2011 yıllarında “pos tefeciliği” (pos cihazı üzerinden yasa dışı ikrazatçılık faaliyeti yürütme işi) yoluyla gerçeği yansıtmayan kontör satışında bulunduğu ve bu kapsamda düzenlediği kontör faturalarının sahte olduğu belirtilmiştir.

⎯ Başvurucunun “pos tefeciliği” faaliyetini gizlemek amacıyla sahte fatura ticaretiyle iştigal eden mükelleflerden kontör alımı içerikli sahte fatura temin ettiği ve bu nedenle kontör alış faturalarının da sahte olduğu tespitine yer verilmiştir.

⎯ Başvurucunun “pos tefeciliği” yoluyla 2007 yılında 472.876,10 TL, 2008 yılında 1.258.878,00 TL, 2009 yılında 1.766.190,23 TL, 2010 yılında 1.159.086,00 TL ve 2011 yılında 3.476.553,85 TL sahte fatura düzenlediği ifade edilmiştir.

⎯ Danıştay içtihadına göre sahte faturanın üzerinde yazılan tutarın % 2’sinin komisyon gelirini teşkil ettiği belirtilerek yukarıda belirtilen tutarlarının % 2’si yıllık komisyon geliri olarak hesaplanmıştır.

⎯ Ayrıca sahte fatura kullanma ve düzenleme fiilleri nedeniyle başvurucu hakkında suç duyurusunda bulunulması önerilmiştir.

5) Bu rapora istinaden düzenlenen aynı tarihli vergi inceleme raporlarında başvurucunun fatura veya benzeri belge düzenlenmemesi suretiyle hizmet satışını belgesiz olarak gerçekleştirdiği gerekçesiyle

⎯ 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu‘nun 353. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca başvurucu adına usulsüzlük cezaları kesilmesi;

⎯ Ayrıca aynı Kanun’un 30. maddesinin (4) numaralı bendi uyarınca mükellef adına resen üç kat vergi ziyaı cezalı katma vergisi, gelir vergisi ve geçici vergiye bağlı vergi ziyaı cezası tarh edilmesi

önerilmiştir.

6) Vergi inceleme raporu doğrultusunda başvurucu adına 2007 ila 2011 dönemlerine ilişkin olarak vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi, gelir vergisi ve geçici vergiye bağlı vergi ziyaı cezası tarh edilmiş, ayrıca özel usulsüzlük cezası kesilmiştir.

7) Başvurucu sahte fatura düzenlediği gerekçesiyle adına resen salınan vergi ziyaı cezalı vergiler ile kesilen özel usulsüzlük cezasına karşı 4/2/2014 tarihinde Hatay 1. Vergi Mahkemesinde davalar açmıştır.

8) Mahkeme 23/9/2014 tarihinde davaların kabulüne karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucu hakkında takdir edilen matraha ilişkin tespit ve bilgilerin yer aldığı 6/11/2013 tarihli rapor eklenmeden yapılan tebligatın geçerli olamayacağı vurgulanmıştır.

9) Mahkeme bu sebeple başvurucu adına tarh edilen vergiler ile kesilen üç kat vergi ziyaı cezası ve özel usulsüzlük cezasına ilişkin vergi/ceza ihbarnamelerinde hukuka uygunluk olmadığı sonucuna ulaşmıştır.

10) İdare bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. İdare diğer yandan da yeniden vergi/ceza ihbarnameleri düzenlemiş ve bu defa tarhiyatın dayanağını teşkil eden vergi inceleme raporu ve vergi tekniği raporu ile birlikte bu ihbarnameleri başvurucuya göndermiş, bu işlemler 4/11/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. İdarenin 16/9/2015 tarihinde bu hususu bildirmesi üzerine Danıştay Üçüncü Dairesi 3/11/2015 tarihinde temyiz isteminin konusuz kaldığı gerekçesiyle istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.

11) Başvurucu, vergi idaresinin ikinci kez düzenlediği vergi ve ceza ihbarnamelerine karşı da farklı tarihlerde farklı vergi mahkemelerinde davalar açmıştır. Ancak bu yargılamalar devam ederken yürürlüğe giren 3/8/2016 tarihli ve 6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun kapsamında başvurucu, söz konusu vergi borçlarının yapılandırılması için 12/10/2016 tarihinde vergi dairesinden talepte bulunmuştur.

12) Başvurucunun talebini değerlendiren vergi dairesince düzenlenen 27/10/2016 tarihli ödeme planı çerçevesinde başvurucu 65.311,81 TL tutarındaki borcunu altı taksit hâlinde ödemiştir. Başvurucu, vergi mahkemelerinde açtığı davalardan da bu yapılandırma çerçevesinde feragat etmiştir.

13) Başvurucu hakkında ayrıca “sahte fatura kullanma ve düzenleme” nedeniyle 213 sayılı Kanun’un 359. maddesinin (b) bendi uyarınca suç duyurusunda bulunulmasının uygun olacağı yönünde vergi suçu raporu tanzim edilmiştir. Bu rapora dayanan Vergi Denetim Kurulu 25/4/2014 tarihinde başvurucu hakkında İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.

14) Cumhuriyet Başsavcılığı 9/6/2014 tarihinde başvurucunun sahte fatura düzenleme ve kullanma eylemi nedeniyle zincirleme biçimde 213 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan cezalandırılması talebiyle iddianame düzenlemiştir.

15) Ceza Mahkemesi 24/10/2017 tarihinde başvurucunun sahte fatura düzenleme eylemini sabit görerek 213 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan beş kez ayrı ayrı cezalandırılmasına karar vermiştir.

16) Başvurucunun istinaf başvurusu üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5.Ceza Dairesi 19/2/2018 tarihinde hükmü onamıştır.

17) Başvurucu 3/4/2018 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

18) Somut olay değerlendirildiğinde, farklı amaç ve hukuki yararları gerçekleştirmeye yönelik olarak hem idari süreç sonunda vergi cezası hem de adli süreç sonunda mahkûmiyet verilebilmesinde aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır. Dolayısıyla somut olayın koşullarında adil yargılanma hakkı bağlamında aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlaline yol açılmamıştır.

19) Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırmama ilkesi İHLAL EDİLMEMİŞTİR.

2018/9115 Başvuru Numaralı Karar İçin Tıklayınız

Kaynak: TÜRMOB

Devamı: Vergi Kaçakçılığı Fiili Nedeniyle Kesilen Vergi Ziyaı Cezasına Ek Ayrıca Mahkumiyet Cezası Uygulaması Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Vergi Kaçakçılığı Fiili Nedeniyle Kesilen Vergi Ziyaı Cezasına Ek Ayrıca Mahkumiyet Cezası Uygulaması

Vergi Kaçakçılığı Fiili

ANAYASA MAHKEMESİNİN VERGİ KAÇAKÇILIĞI FİİLİ NEDENİYLE KESİLEN VERGİ ZİYAI CEZASINA EK AYRICA MAHKUMİYET CEZASI UYGULANMASINA İLİŞKİN KARARI

ÖZET:

Anayasa Mahkemesi, 27/3/2019 tarihli ve 2018/9115 Başvuru Numaralı Kararında

“komisyon karşılığında sahte fatura düzenleyerek gelir elde etme” fiili nedeniyle

⎯  Vergi ziyaı ve özel usulsüzlük cezaları uygulanan

⎯ Bunun yanında sahte fatura kullanmak ve düzenlemek suretiyle vergi kaçakçılığı suçundan cezalandırılması talebiyle açılan ceza davasında yapılan yargılama sonucunda mahkûmiyetine hükmedilen mükellef hakkında iki ayrı cezaya muhatap olmasına ilişkin somut olayın koşullarında,  adil yargılanma hakkı bağlamında aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlaline yol açılmadığı ve Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırmama ilkesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE karar verdi.

Haber Arası Reklam

Anayasa Mahkemesinin 16 Mayıs 2019 tarihli ve 30776 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 27/3/2019 Tarihli ve 2018/9115 Başvuru Numaralı Kararında; “komisyon karşılığında sahte fatura düzenleyerek gelir elde etme” fiili nedeniyle,

⎯ Vergi ziyaı ve özel usulsüzlük cezaları uygulanan

⎯ Bunun yanında sahte fatura kullanmak ve düzenlemek suretiyle vergi kaçakçılığı suçundan cezalandırılması talebiyle açılan ceza davasında yapılan yargılama sonucunda mahkûmiyetine hükmedilen,

mükellef hakkında iki ayrı cezaya muhatap olmasına ilişkin somut olayın koşullarında,  adil yargılanma hakkı bağlamında aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlaline yol açılmadığı ve Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırmama ilkesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE karar verdi.

Söz konusu Kararın özeti aşağıdaki gibidir.

1) Başvurucu 23/6/1986 tarihinden itibaren loto ve benzeri şans oyunları ile millî piyango bileti satışı işiyle iştigal etmektedir.

2) Vergi idaresince, başvurucunun 2007 ile 2011 arasındaki dönemlere ilişkin işlemleri vergi incelemesine tabi tutulmuştur.

3) Vergi müfettişi, başvurucunun ilgili dönemlere ait defter ve belgelerini incelemiştir.

4) İnceleme sonucunda 6/11/2013 tarihinde vergi tekniği, vergi inceleme ve vergi suçu raporları düzenlemiştir. Vergi tekniği raporunda;

⎯ Başvurucunun 2007 ila 2011 yıllarında “pos tefeciliği” (pos cihazı üzerinden yasa dışı ikrazatçılık faaliyeti yürütme işi) yoluyla gerçeği yansıtmayan kontör satışında bulunduğu ve bu kapsamda düzenlediği kontör faturalarının sahte olduğu belirtilmiştir.

⎯ Başvurucunun “pos tefeciliği” faaliyetini gizlemek amacıyla sahte fatura ticaretiyle iştigal eden mükelleflerden kontör alımı içerikli sahte fatura temin ettiği ve bu nedenle kontör alış faturalarının da sahte olduğu tespitine yer verilmiştir.

⎯ Başvurucunun “pos tefeciliği” yoluyla 2007 yılında 472.876,10 TL, 2008 yılında 1.258.878,00 TL, 2009 yılında 1.766.190,23 TL, 2010 yılında 1.159.086,00 TL ve 2011 yılında 3.476.553,85 TL sahte fatura düzenlediği ifade edilmiştir.

⎯ Danıştay içtihadına göre sahte faturanın üzerinde yazılan tutarın % 2’sinin komisyon gelirini teşkil ettiği belirtilerek yukarıda belirtilen tutarlarının % 2’si yıllık komisyon geliri olarak hesaplanmıştır.

⎯ Ayrıca sahte fatura kullanma ve düzenleme fiilleri nedeniyle başvurucu hakkında suç duyurusunda bulunulması önerilmiştir.

5) Bu rapora istinaden düzenlenen aynı tarihli vergi inceleme raporlarında başvurucunun fatura veya benzeri belge düzenlenmemesi suretiyle hizmet satışını belgesiz olarak gerçekleştirdiği gerekçesiyle

⎯ 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu‘nun 353. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca başvurucu adına usulsüzlük cezaları kesilmesi;

⎯ Ayrıca aynı Kanun’un 30. maddesinin (4) numaralı bendi uyarınca mükellef adına resen üç kat vergi ziyaı cezalı katma vergisi, gelir vergisi ve geçici vergiye bağlı vergi ziyaı cezası tarh edilmesi

önerilmiştir.

6) Vergi inceleme raporu doğrultusunda başvurucu adına 2007 ila 2011 dönemlerine ilişkin olarak vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi, gelir vergisi ve geçici vergiye bağlı vergi ziyaı cezası tarh edilmiş, ayrıca özel usulsüzlük cezası kesilmiştir.

7) Başvurucu sahte fatura düzenlediği gerekçesiyle adına resen salınan vergi ziyaı cezalı vergiler ile kesilen özel usulsüzlük cezasına karşı 4/2/2014 tarihinde Hatay 1. Vergi Mahkemesinde davalar açmıştır.

8) Mahkeme 23/9/2014 tarihinde davaların kabulüne karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucu hakkında takdir edilen matraha ilişkin tespit ve bilgilerin yer aldığı 6/11/2013 tarihli rapor eklenmeden yapılan tebligatın geçerli olamayacağı vurgulanmıştır.

9) Mahkeme bu sebeple başvurucu adına tarh edilen vergiler ile kesilen üç kat vergi ziyaı cezası ve özel usulsüzlük cezasına ilişkin vergi/ceza ihbarnamelerinde hukuka uygunluk olmadığı sonucuna ulaşmıştır.

10) İdare bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. İdare diğer yandan da yeniden vergi/ceza ihbarnameleri düzenlemiş ve bu defa tarhiyatın dayanağını teşkil eden vergi inceleme raporu ve vergi tekniği raporu ile birlikte bu ihbarnameleri başvurucuya göndermiş, bu işlemler 4/11/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. İdarenin 16/9/2015 tarihinde bu hususu bildirmesi üzerine Danıştay Üçüncü Dairesi 3/11/2015 tarihinde temyiz isteminin konusuz kaldığı gerekçesiyle istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.

11) Başvurucu, vergi idaresinin ikinci kez düzenlediği vergi ve ceza ihbarnamelerine karşı da farklı tarihlerde farklı vergi mahkemelerinde davalar açmıştır. Ancak bu yargılamalar devam ederken yürürlüğe giren 3/8/2016 tarihli ve 6736 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun kapsamında başvurucu, söz konusu vergi borçlarının yapılandırılması için 12/10/2016 tarihinde vergi dairesinden talepte bulunmuştur.

12) Başvurucunun talebini değerlendiren vergi dairesince düzenlenen 27/10/2016 tarihli ödeme planı çerçevesinde başvurucu 65.311,81 TL tutarındaki borcunu altı taksit hâlinde ödemiştir. Başvurucu, vergi mahkemelerinde açtığı davalardan da bu yapılandırma çerçevesinde feragat etmiştir.

13) Başvurucu hakkında ayrıca “sahte fatura kullanma ve düzenleme” nedeniyle 213 sayılı Kanun’un 359. maddesinin (b) bendi uyarınca suç duyurusunda bulunulmasının uygun olacağı yönünde vergi suçu raporu tanzim edilmiştir. Bu rapora dayanan Vergi Denetim Kurulu 25/4/2014 tarihinde başvurucu hakkında İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.

14) Cumhuriyet Başsavcılığı 9/6/2014 tarihinde başvurucunun sahte fatura düzenleme ve kullanma eylemi nedeniyle zincirleme biçimde 213 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan cezalandırılması talebiyle iddianame düzenlemiştir.

15) Ceza Mahkemesi 24/10/2017 tarihinde başvurucunun sahte fatura düzenleme eylemini sabit görerek 213 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan beş kez ayrı ayrı cezalandırılmasına karar vermiştir.

16) Başvurucunun istinaf başvurusu üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5.Ceza Dairesi 19/2/2018 tarihinde hükmü onamıştır.

17) Başvurucu 3/4/2018 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

18) Somut olay değerlendirildiğinde, farklı amaç ve hukuki yararları gerçekleştirmeye yönelik olarak hem idari süreç sonunda vergi cezası hem de adli süreç sonunda mahkûmiyet verilebilmesinde aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır. Dolayısıyla somut olayın koşullarında adil yargılanma hakkı bağlamında aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlaline yol açılmamıştır.

19) Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırmama ilkesi İHLAL EDİLMEMİŞTİR.

2018/9115 Başvuru Numaralı Karar İçin Tıklayınız

Kaynak: TÜRMOB

Devamı: Vergi Kaçakçılığı Fiili Nedeniyle Kesilen Vergi Ziyaı Cezasına Ek Ayrıca Mahkumiyet Cezası Uygulaması Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.