• +905335410514
  • zekeriya_demirtas@hotmail.com

Category ArchiveYargıtay Kararları

Arabuluculuk Giderlerinin Haklılık Oranına Göre Paylaştırılması – Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Kararı E: 2021/5888

Arabuluculuk Giderlerinin Haklılık Oranına Göre Paylaştırılması

07 Ağustos 2021 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 31561

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinden:

TÜRK MİLLETİ ADINA

YARGITAY İLAMI

Esas No: 2021/5888

Karar No: 2021/9999

Mahkemesi: İstanbul 32. İş Mahkemesi

Tarihi: 06/01/2021

Numarası: 2020/121-2021/12

Davacı: Dilan GÜR Adına Vekili Avukat Okan YILDIZ

Davalı: Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü Adına Vekili Avukat Ferit Deniz ESENDEMİR

Dava Türü: Alacak

Davacı Dilan Gür adına Avukat Okan Yıldız ile davalı Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü adına Avukat Ferit Deniz Esendemir arasındaki alacak davasına ilişkin İstanbul 32. İş Mahkemesince istinaf edilmeksizin kesinleşen 06.01.2021 tarih ve 2020/121 esas, 2021/12 karar sayılı kararının kanun yararına bozulması Adalet Bakanlığının 18.05.2021 tarihli ve 39152028-153.01-708-2021-E. 789/14006 sayısı ile temyizi ile istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm belgeler okunup dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

Davacı vekili, davacının 01.01.2014 tarihinden itibaren davalı bünyesindeki alt işverenler nezdinde kütüphane görevlisi olarak çalıştığını, 01.04.2018 tarihinde 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereğince kadroya geçtiğini, çalışma saatlerinin 20.30-08.30 aralığında olduğunu, bir gün çalışıp bir gün ara verildiğini, çalışmasının gündüze geçmeden devam ettiğini, çalışma sistemine göre her gün fazla mesai yaptığını, kararname gereğince geçici 23. Maddede toplu iş sözleşmesi hükümlerinin uygulanacağının düzenlendiği ve toplu iş sözleşmesi gereği fazla çalışmaların normal ücretin %60 zamlı hali olarak belirlendiğini, hafta tatiline ilişkin olarak toplu iş sözleşmesi hükümlerinde iki yevmiye ödeneceğinin yazılı olduğunu ve vardiyalı çalışmalarda hafta tatilinin 6. günü takip eden 7. gün olarak belirlendiğini, toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre gece çalışmasının 20.00-06.00 aralığında olduğunu, bu saatlerde çalışan işçilere ücretlerinin %10 zamlı ödeneceğinin düzenlendiğini belirterek fazla mesai, gece çalışma ve hafta tatili ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, davacının 20.30-08.30 saat aralığında çalışarak otuz altı saat istirahat ettiğini, haftada kırk iki saat ve günde altı saat çalıştığını, bazen ise 08.30-17.30 aralığında haftada beş gün çalışarak günlük sekiz ve haftalık kırk saat çalıştığını, yasal sürelerin altında çalışma olduğunu, otuz altı saatlik dinlenme süreleri nedeniyle davacının hafta tatiline hak kazanmadığını, gece zammına ilişkin gerekli ödemelerin davacının banka hesabına yapıldığını, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda toplanan delillere göre yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararı, kanun yararına bozulması için Adalet Bakanlığı temyiz etmiştir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık davalı üniversitenin harçtan muaf olup olmadığı ve zorunlu arabuluculuk giderinin nasıl hüküm altına alınacağı noktalarındadır.

Davalı Üniversite’nin 2547 sayılı Yasa’ nın 56/b. maddesinin delaleti ile 492 sayılı Harçlar Yasa’sının 13/j maddesi uyarınca harçtan muaf olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece davalı üniversite aleyhine harca hükmedilmesi hatalıdır.

6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 11,12,13 ve 14. fıkraları;

“(11) Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur. Ayrıca bu taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmez. Her iki tarafın da ilk toplantıya katılmaması sebebiyle sona eren arabuluculuk faaliyeti üzerine açılacak davalarda tarafların yaptıkları yargılama giderleri kendi üzerlerinde bırakılır.

(12) Tarafların arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaları hâlinde, arabuluculuk ücreti, Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesinin eki Arabuluculuk Ücret Tarifesinin İkinci (Ş.Abacı) Kısmına göre aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde karşılanır. Bu durumda ücret, Tarifenin Birinci Kısmında belirlenen iki saatlik ücret tutarından az olamaz.

(13) Arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflara ulaşılamaması, taraflar katılmadığı için görüşme yapılamaması veya iki saatten az süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâllerinde, iki saatlik ücret tutan Tarifenin Birinci Kısmına göre Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenir. İki saatten fazla süren görüşmeler sonunda tarafların anlaşamamaları hâlinde ise iki saati aşan kısma ilişkin ücret aksi kararlaştırılmadıkça taraflarca eşit şekilde uyuşmazlığın konusu dikkate alınarak Tarifenin Birinci Kısmına göre karşılanır. Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve taraflarca karşılanan arabuluculuk ücreti, yargılama giderlerinden sayılır.

(14) Bu madde uyarınca arabuluculuk bürosu tarafından yapılması gereken zaruri giderler; arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşma uyarınca taraflarca ödenmek, anlaşmaya varılamaması hâlinde ise ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır.” şeklinde düzenlenmiştir.

Somut uyuşmazlıkta, taraflar zorunlu arabuluculuk kapsamında arabulucuk faaliyetinde bulundukları, tarafların ilk toplantıya katıldıkları ve arabulucuk faaliyetinin yirmi dakika sürdüğü ve sonunda anlaşamadıkları anlaşılmaktadır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda arabuluculuk ücretinin tamamının davalıdan tahsiline karar verilmiş ise de; yukarıda belirtilen mevzuat uyarınca arabuluculuk giderinin yargılama gideri olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun yargılama giderlerinden sorumluluk başlıklı 326. maddesinin 2. fıkrasına göre davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, Mahkemece yargılama giderlerinin tarafların haklılık oranına göre paylaştırması gerektiği, Mahkemece davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verildiği dikkate alındığında belirtilen arabulucuk giderinin tarafların haklılık oranına göre paylaştırılması gerekli iken yazılı şekilde tamamından davalının sorumlu tutulması hatalıdır.

Açıklanan nedenlerle, Adalet Bakanlığı’nın Kanun yararına bozma isteminin kabulü gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Adalet Bakanlığı’nın Kanun yararına temyiz talebinin kabulü ile Ankara 44. İş Mahkemesinin anılan kararının sonuca etkili olmamak üzere HMK’nın 363/1 maddesi uyarınca Kanun yararına BOZULMASINA, HMK’nın 363/3. maddesi gereğince gereği yapılmak üzere kararın bir örneğinin ve dosyanın Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE, 08.06.2021 tarihinde oybirliği İle karar verildi.

personel programı

 

Devamı: Arabuluculuk Giderlerinin Haklılık Oranına Göre Paylaştırılması – Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Kararı E: 2021/5888 Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 16/04/2021 Tarihli ve E: 2020/3, K: 2021/1 Sayılı Kararı

Yargıtay İçtihadı Birleştirme E: 2020/3

10 Temmuz 2021 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 31537

Yargıtay Başkanlığından:

YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME HUKUK GENEL KURULU KARARI

ESAS NO : 2020/3

KARAR NO : 2021/1

KARAR TARİHİ : 16.04.2021

ÖZET: Maaş haczi nedeniyle yapılan sıralamanın sıra cetveli sayılıp sayılmayacağı, muvazaa iddiası hâlinde ispat yükünün davacıya mı davalıya mı ait olacağı konusunda içtihatların birleştirilmesi talep edilmiş ise de; içtihatların birleştirilmesine karar verilebilmesi için, içtihat aykırılığına konu kararların devamlılık arz etmesinin gerekmesi ve Yargıtay 19. ve 23. Hukuk Dairelerinin yerleşmiş kararlarına aykırılık teşkil eden kararlarının istikrar kazanmamış olması karşısında, içtihatların birleştirilmesine yer olmadığı sonucuna varılmıştır.

I. GİRİŞ

A. İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME KONUSUNDAKİ BAŞVURU

Av. Osman Tabu tarafından sunulan 09.04.2019 havale tarihli dilekçe ile, Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin maaş haczinin niteliğine dair verdiği çeşitli tarihlerdeki kararları arasında farklılık bulunduğu, bir kısım kararlarında maaş haczi işleminin sıra cetveli niteliğinde olduğu ve muvazaa iddiası hâlinde ispat yükünün davalı alacaklıya düştüğünün belirtildiği, bir kısım kararlarında ise, maaş haczinin sıra cetveli niteliğinde olmadığı, muvazaa iddiası hâlinde ispat yükünün genel hükümlere göre davacıya düştüğünün belirtildiği maaş haczi nedeniyle yapılan sıralamanın niteliğine ilişkin olarak Yargıtay 23. Hukuk Dairesi tarafından verilen kararlar arasında meydana gelen içtihat aykırılığının içtihadı birleştirme yolu ile giderilmesi talep edilmiştir.

B. YARGITAY BİRİNCİ BAŞKANLIK KURULUNUN KARARI VE İÇTİHADI BİRLEŞTİRMENİN KONUSU

Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 06.02.2020 tarihli ve 38 sayılı kararı ile; maaş haczi nedeniyle yapılan sıralamanın sıra cetveli sayılıp sayılmayacağı, muvazaa iddiası hâlinde ispat yükünün davacıya mı davalıya mı ait olacağı konusunda Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesi kararları ile Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesi kararları arasında görüş aykırılığı bulunduğu ve farklı uygulamaların sürdürüldüğü sonucuna varıldığından; aykırılığın İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunca giderilmesi gerektiğine oy birliği ile karar verilmiştir.

C. GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR

Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 24.11.2010 tarihli ve 2010/10572 E., 2010/13213 K. sayılı kararı ile Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 04.06.2013 tarihli ve 2013/3359 E., 2013/3764 K.; 09.09.2015 tarihli ve 2014/7242 E., 2015/5731 K., 31.03.2016 tarihli ve 2016/2375 E., 2016/2056 K.; 23.05.2016 tarihli ve 2015/5573 E., 2016/3137 K., 23.05.2016 tarihli ve 2015/5583 E., 2016/3132 K.; 26.03.2018 tarihli ve 2015/9598 E,, 2018/2345 K., 16.01.2019 tarihli ve 2016/2844 E., 2019/67 K.; 12.02.2019 tarihli ve 2016/2118 E., 2019/405 K., 12.02.2019 tarihli ve 2016/2103 E., 2019/423 K. sayılı kararları.

personel programı

D. GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU YARGITAY HUKUK GENEL KURULUNUN, YARGITAY (Kapatılan) 19. HUKUK DAİRESİ VE (Kapatılan) 23. HUKUK DAİRESİNİN GÖRÜŞLERİNİN ÖZETLERİ

1. (Kapatılan) On Dokuzuncu Hukuk Dairesinin Görüşü:

Dairece ‘sıra cetveline itiraz’ davalarının 2011 yılma kadar incelendiği, bu tarihten itibaren bu dava türüne (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesince bakıldığı, bu nedenle Dairenin son 8 yılda bu konuda verdiği kararın bulunmadığı, Dairenin önceki kararlarında genellikle maaş haczine ilişkin listenin sıra cetveli sayılmadığı, bu listeye yönelik itirazların sıra cetveline itiraz usulüne göre incelenemeyeceğinin kabul edildiği, Dairenin münferit olan 24.11.2010 tarihli ve 2010/10572 E., 2010/13213 K. sayılı bir adet kararında, maaş haczine ilişkin işlemlerin sıra cetveli yerine geçeceğinin belirtildiği, (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin son 8 yılda bu konuda verdiği kararların istikrarlı ve (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin kararları gibi olduğundan içtihatların birleştirilmesi yoluna gidilmesine gerek bulunmadığının düşünüldüğü, ancak Dairenin bir kısım üyelerinin ise (Kapatılan) 19. ve (Kapatılan) 23. Hukuk Dairelerinin söz konusu dava türüne baktıkları dönemde münferit karar şeklinde de olsa birbirlerine aykırı kararlan nedeniyle içtihatların birleştirilmesine gerek bulunduğu görüşünde oldukları yönünde görüş verilmiştir.

2. (Kapatılan) Yirmi Üçüncü Hukuk Dairesinin Görüşü:

Dairenin ‘sıra cetveline itiraz’ davalarına baktığı 2011 yılından beri borçlunun çalıştığı kurumdaki maaşına birden fazla haciz konulması ve hacizlerin muvazaalı olduğu ile ilgili dava açılması hâlinde, kurumun hacizleri 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 83/2. maddesi gereğince sıraya koyması işlemini ‘sıra cetveli’ olarak kabul etmediği, maaş haczinin ‘sıra cetveli’ olarak kabul edilmemesi nedeniyle bu konudaki muvazaa iddialarının da genel muvazaa kabul edilerek ispat yükü davacıda olduğu kabul edilerek ihtilafların çözüme kavuşturulduğu, talepte bulunanın dilekçesine eklediği ve aksi yönde olan (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 24.11.2010 tarihli ve 2010/10572 E., 2010/13213 K. sayılı kararı ile (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin benzer mahiyetteki 04.06.2013 tarihli ve 2013/3359 E., 2013/3764 K. sayılı kararının süreklilik arz eden bir uygulama olmadığı, somut olayda Özel Dairenin, yerleşmiş içtihadından dönmediği gibi (Kapatılan)

19. Hukuk Dairesinin yerleşmiş bir içtihadı ile (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin içtihatları arasında birbirine uymayan içtihatlardan söz edilemeyeceği gibi Özel Dairenin yerleşik ve istikrarlı uygulamasından dönmenin de söz konusu olmadığı, bu nedenle içtihatların birleştirilmesine gerek bulunmadığı yönünde görüş verilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunun Görüşü:

Sıra cetvelindeki alacağın aslına itiraz hâlinde, haczin çeşidi ne olursa olsun alacağın ispatı külfetinin alacaklıda olduğu hususunda (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesi ve (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin kararları arasında farklılık bulunmadığı, Daireler arasındaki uyuşmazlığın, birden fazla maaş haczi uygulamasında, ilgili tarafından yapılan ödeme sırasının ‘sıra cetveli’ sayılıp sayılmayacağı ve buna göre alacağın sırasına itiraz için şikâyet veya dava yoluna müracaat (ıcabA nabaŞ) edilip edilemeyeceği noktasında olduğu, içtihatların birleştirilmesi talebine konu ile ilgili olarak Hukuk Genel Kurulu kararma rastlanılmadığı, alacağın aslına itiraz edilmesi halinde ispat külfetinin alacaklıda olduğu konusunda (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesi ve (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin kararları arasında farklılık bulunmadığından içtihatların birleştirilmesine gerek bulunmadığı, ancak birden fazla maaş haczinde ilgili tarafından ÎİK’nın 83/2. maddesine göre düzenlenen ödeme sırasının sıra cetveli yerine geçip geçmeyeceği ve buna bağlı olarak sıraya veya alacağın aslına yönelik şikâyet ya da dava yoluna başvurulup başvurulmayacağı konusunda (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin kendi içindeki kararlarında çelişki bulunması nedeniyle içtihatların birleştirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

II. ÖN SORUN

İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, Yargıtay Birinci Başkanlığınca belirlenen konuyu görüşmek üzere 16.04.2021 tarihinde toplanmış, raportör üye Eyüp Sabri Baydar tarafından hazırlanan rapor okunduktan sonra işin esasına geçilmeden önce, içtihatların birleştirilmesine karar verilebilmesi için, içtihat aykırılığına konu kararların devamlılık arz etmesinin gerekmesi ve Yargıtayın Özel Dairelerinin yerleşmiş kararlarına aykırılık teşkil eden kararların istikrar kazanmaması karşısında, içtihatların birleştirilmesine yer olup olmadığı ön sorun olarak tartışılmıştır.

III. GEREKÇE

Ön sorunun çözümü için içtihadı birleştirme kararlarının özelliklerine değinmekte yarar bulunmaktadır.

Yargıtay içtihatları birleştirme kararları (ÎBK) kaynağını, Yargıtay Kanunu’nun 45. maddesinden almaktadır. Sadece Türk Hukukuna özgü olan ve ilk defa 834 sayılı Mahkeme-i Temyiz Kanununda yapılan değişiklikle, temyiz daireleri kararları arasında yeni kanunların uygulanması dolayısıyla çıkabilecek ihtilâfları çözmek üzere tevhidi içtihat/içtihat birleştirme müessesesi kabul edilmiş ve sonraki değişikliklerde de hep muhafaza edilmiştir (Bilge, N.: Yargıtay Kurullarında Gelişme ve Reform, AÜHFD, s. 311, yöneliş BMM Zabıt Ceridesi 1926, sıra: 150).

İBK kararları kesin olup aleyhine yargı yoluna başvurulamaz (Yargıtay K. m. 16/son). Diğer yargı mercilerini bağlar (Yargıtay K. m. 45/5).

İçtihadı birleştirme kararları nitelik olarak, diğer yargı kararlarının üzerinde ve tüm yargı organlarını bağlayan özelliği itibariyle, yargısal kararlardan çok, yasama işlevine yakın ve bir kural koyucu işlem niteliğindedir (Gözler, K.: Hukuka Giriş, s. 341).

İBK, somut bir dava veya uyuşmazlıkla ilgili olmayıp, İBK ile aynı tür uyuşmazlıkların tümü için geçerli soyut ve genel nitelikte kurallar konulmalıdır. Zira, İBK’nın temel amacı hukukta birliği ve bütünlüğü sağlamaktır. Öte yandan İBK konularıyla sınırlı, gerekçeleriyle açıklayıcı ve sonuçları itibariyle bağlayıcı nitelikte kararlardır (YHGK, 20.02.1963 T. 4/71-21).

İçtihadı birleştirme kararı alındığı andan itibaren uygulanmaya başlayacağı gibi geçmişe yürümeyeceği başka bir deyişle kesinleşmiş kararları etkilemeyeceği açıktır.

Ayrıca içtihatları birleştirme kararlarının alınmasının ön koşulu, Yargıtay Daireleri ve Hukuk Genel Kurulunun belli bir konuya ilişkin görüş ve kabullerinin kararlı ve sürekli biçimde içtihatlarını ortaya koymaları ve bu yönün uygulamada kesinlik kazanmasıdır. Bir başka anlatımla içtihatların birleştirilmesine konu Yargıtay Özel Daireleri ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında istikrar kazanan bir uygulama bulunması gerekmektedir. Dolayısıyla Yargıtay Özel Dairelerince ve Hukuk Genel Kurulunca salt somut uyuşmazlığa ilişkin verilen ve istikrar kazanmayan farklı kararların varlığı içtihatların birleştirilmesine gerekçe olamayacaktır.

İçtihadı birleştirme kararlarının niteliği belirtildikten sonra tespit edilen ön sorunun değerlendirilmesi yerinde olacaktır.

Bu kapsamda içtihat farklılığı olduğu belirtilen Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesi ve (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin kararları incelendiğinde;

(Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 24.11.2010 tarihli ve 2010/10572 E., 2010/13213 K. sayılı kararında, maaş haczine ilişkin işlemlerin sıra cetveli yerine geçtiği belirtilmiştir.

(Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 23.05.2016 tarihli ve 2015/5583 E., 2016/3132 K., sayılı kararında, maaş haczine ilişkin işlemde davanın hukuki niteliğinin sıra cetveline itiraz olduğu belirtilmiş, 31.03.2016 tarihli ve 2016/2375 E., 2016/2056 K., 09.09.2015 tarihli ve 2014/7242 E., 2015/5731 K. sayılı kararında, davanın muvazaa nedeniyle sıra cetveline itiraz davası olduğunun belirtildiği, 04.06.2013 tarihli ve 2013/3359 E., 2013/3764 K. sayılı kararında uyuşmazlığın İİK’nın 83/2. ve 355. maddeleri gereğince maaş kesintisine ilişkin olduğu, maaş haczine ilişkin işlemlerin sıra cetveli yerine geçtiği belirtilmiştir.

(Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 23.05.2016 tarihli ve 2015/5573 E., 2016/3137 K. sayılı kararında, davacının çalıştığı kurum tarafından maaş hacizleri ile ilgili yapılan sıralamanın sıra cetveli niteliğinde olduğundan söz edilemeyeceği, davanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 19. maddesinde düzenlenen muvazaa iddiasına dayalı iptal istemine ilişkin olduğu ve bu kapsamda uyuşmazlığın çözülmesi gerektiği belirtilmiştir.

(Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 26.03.2018 tarihli ve 2015/9598 E., 2018/2345 K. sayılı kararında, ilgili kurumca maaş hacizleri ile ilgili yapılan sıralamanın İİK’nın 140/1. maddesinde tanımlanan sıra cetveline itiraz niteliğinde olduğundan söz edilemeyeceği, mahkemece muvazaanın tespiti ile işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

(Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 16.01.2019 tarihli ve 2016/2844 E., 2019/67 K. sayılı kararında, maaş hacizlerine yapılan sıralamanın sıra cetveli niteliğinde kabul edilemeyeceğinden sıra cetvellerinden ispat yükünün davalıda olduğuna ilişkin kuralın maaş haczinde uygulanmasının mümkün olmadığı, maaş haczinde yapılan sıralamaya ilişkin muvazaa iddialarında genel muvazaada olduğu gibi ispat yükünün davacıda olduğu belirtilmiştir.

(Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 12.02.2019 tarihli ve 2016/2118 E., 2019/405 K., sayılı kararında, borçlunun maaşına yazılan haciz yazılarının sıraya konulması ve bu sıra ile ödeme yapılmasının sıra cetveli olmadığı, sıra cetveline itiraz davalarında davalının alacağının gerçek olduğunu ispat etmek zorunda olmasına rağmen maaş hacizlerine üst sıralarda bulunan alacaklar aleyhine açılan davaların genel muvazaa mahiyetinde olduğu ve bu davalarda genel ispat kurallarının geçerli olduğu belirtilmiştir.

(Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 12.02.2019 tarihli ve 2016/2103 E., 2019/423 K. sayılı kararında ise, maaş hacizleri ile ilgili yapılan sıralamanın İİK’nın 140/1. maddesinde tanımlanan sıra cetveline itiraz niteliğinde olduğundan söz edilemeyeceği, sıra cetveline itiraz davalarında davalının alacağının gerçek olduğunu ispat etmek zorunda olmasına rağmen maaş hacizlerine üst sıralarda bulunan alacaklar aleyhine açılan davaların genel muvazaa mahiyetinde olup bu davalarda genel ispat kurallarının geçerli olduğu, uyuşmazlığın TBK’nın 19. maddesine düzenlenmiş genel muvazaa ilkelerine uygun olarak çözülmesi gerektiği belirtilmiştir.

İçtihadı birleştirmeye konu uyuşmazlık yukarıda belirtilen şekilde gerçekleşmekle birlikte önemle belirtilmelidir ki; (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 24.11.2010 tarihli ve 2010/10572 E., 2010/13213 K. sayılı kararında, maaş haczine ilişkin işlemlerin sıra cetveli yerine geçtiği belirtilmiş ise de, sonrasında bu tür davalara (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesi tarafından bakılmaya devam edildiği, (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin birkaç kararında maaş haczine ilişkin sıralamanın sıra cetveli niteliğinde olduğu belirtilmiş, ancak söz konusu kararların istikrar kazanmış şekilde uygulanmadığı, birden fazla maaş haczine ilişkin sıralamaya yönelik açılan davalarda uyuşmazlığın TBK’nın 19. maddesinde düzenlenmiş genel muvazaa ilkelerine uygun olarak çözülmesi gerektiği belirtilmiş olup, içtihatların birleştirilmesinin ön koşulunun, Yargıtay Daireleri ve Hukuk Genel Kurulunun belli bir konuya ilişkin görüş ve kabullerinin kararlı ve sürekli biçimde içtihatlarını ortaya koymaları ve bu yönün uygulamada kesinlik kazanmasının olduğu, mevcut içtihadı birleştirme konusunun bu özellikleri taşımadığı anlaşılmaktadır.

Yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında “Maaş haczi nedeniyle yapılan sıralamanın sıra cetveli sayılıp sayılmayacağı, muvazaa iddiası hâlinde ispat yükünün davacıya mı davalıya mı ait olacağı” konusunda içtihatların birleştirilmesi talep edilmiş ise de; içtihatların birleştirilmesine karar verilebilmesi için, içtihat aykırılığına konu kararların devamlılık arz etmesinin gerekmesi ve Yargıtayın Özel Dairelerinin yerleşmiş kararlarına aykırılık teşkil eden kararlarının henüz istikrar kazanmamış olması karşısında, içtihatların birleştirilmesine yer olmadığı sonucuna varılmıştır.

IV. SONUÇ

İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunda ön sorun hakkında yapılan görüşmeler sonunda, “Maaş haczi nedeniyle yapılan sıralamanın sıra cetveli sayılıp sayılmayacağı, muvazaa iddiası hâlinde ispat yükünün davacıya mı davalıya mı ait olacağı” konusunda içtihatların birleştirilmesi talep edilmiş ise de, içtihatların birleştirilmesine karar verilebilmesi için, içtihat aykırılığına konu kararların devamlılık arz etmesinin gerekmesi ve Yargıtayın Özel Dairelerinin yerleşmiş kararlarına aykırılık teşkil eden kararlarının istikrar kazanmamış olması karşısında, içtihatların birleştirilmesine yer olmadığına 16.04.2021 tarihinde birinci görüşmede oy birliği ile karar verilmiştir.

Devamı: Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 16/04/2021 Tarihli ve E: 2020/3, K: 2021/1 Sayılı Kararı Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesine Ait Karar – Fazla Sürelerle Çalışma – Delillerin Değerlendirilmesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesine Ait Karar

16 Mart 2021 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 31425

Yargıtay 10. Hukuk Dairesinden:

Esas: 2020/1906

Karar: 2021/156

TÜRK MİLLETİ ADINA YARGITAY İLÂMI

Mahkemesi: Karşıyaka 4. İş Mahkemesi

Tarihi: 28/03/2019

No: 2017/333-2019/63

Davacı: ICBC Türkiye Bank A.Ş. adına Av. Ülke Çiftçi

Davalı: Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı adına Av. Evrim Özen

Dava, Kurum işleminin iptali ve istirdat istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir. Temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen karara karşı, 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 363/1 maddesi uyarınca, Adalet Bakanlığının gösterdiği lüzum üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.04.2020 gün ve 2020/38879 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz isteğinde bulunmuş olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Barış Kılıç tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Davacı işverenlik nezdinde çalışan bazı personellerin, fazla sürelerle çalışma ücretlerine hak kazandıkları halde ödenmediğinin tespit edilmesi, banka eski personeli Didem Özdemir’in 2012/11-2013/8 dönemleri arasına ilişkin olmak üzere ek aylık prim ve hizmet belgesinin düzenlenmesi ve tahakkuk eden primlerin ödenmesinin istenmesi üzerine, yapılan itirazın reddine dair kurum işleminin iptali ve ihtirazi kayıtla ödenen 1996,76 TL’lik primin iadesi istemli iş bu davanın açıldığı, mahkemece, idari yargı kararlarında yıllık 270 saatlik fazla çalışma sınırının tespitinde aylık 22,5 saat dikkate alınarak yapılan uygulamanın yerleşik Yargıtay kararları karşısında yerinde olmadığı, banka personeline fazla fazla mesai yaptırıldığının herkesçe bilinen maruf ve meşhur bir vakıa olduğu, ayrıca kanıtlanmasının gerekmediği, iş sözleşmesini sunulmadığı, ilgili personele hak ettiği fazla mesai ücretinin ödenmemesinin davaya konu prim borcu için bildirim yapılmamasının gerekçesini oluşturamayacağı, iş müfettişlerinin yerinde yaptıkları tespitlerin aksini kanıtlar delil de sunulmadığından bahisle, davanın reddine kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Dairemizin 25.09.2017 tarih ve 2017/1369-6025 sayılı ilamındaki belirlemelere atıf yaparak; hükmü, 6100 sayılı HMK’nın 363 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca kanun yararına temyiz etmiştir.

Somut olay incelendiğinde, öncelikle, eldeki davada verilen kararın dava dışı Didem Özdemir’in hak alanını da ilgilendirmesi nedeniyle, 6100 Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesinde “…maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir. Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir...” hükmü uyarınca, Didem Özdemir’e usulüne uygun şekilde husumet yöneltilmeli, göstereceği bütün deliller toplandıktan sonra, tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır.

personel programı

Diğer taraftan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişi tarafından yapılan teftiş sonrası, işçilerin yılda 270 saate kadar fazla çalışma ücretinin aylık ücrete dahil olduğu yönünde bir hüküm bulunmasına rağmen, iş sözleşmelerinde temel ücretin belirlenmemesi, çalışma süresinin ve fazla çalışma sürelerinin belgelendirilmemesi, işçilere fazla çalışma ücreti ve serbest zaman arasında bir seçimlik hak tanınmaması ve iş sözleşmeleri sona eren işçilerin ihbar ve kıdem tazminatı hesaplamalarında temel ücretin değil sözleşmede yer alan ücret tutarının tamamının dikkate alınması nedenleriyle, haftalık bazda 45 saati aşan çalışmalar için fazla çalışma ücretine hak kazanmaları gerektiğine dair belirleme karşısında, fazla mesai yaptırılmadığının da iddia edildiği işbu davada mahkemece, dava konusu dönemde bildirimi bulunan bordrolu çalışanların beyanlarına başvurulmalı, fazla mesai alacaklarına ilişkin herhangi bir dava açılıp açılmadığı irdelenmeli, açılmış ise sonuçları değerlendirilmeli, işyeri defter, kayıt ve belgeleri incelenerek ve gerektiğinde bilirkişi bilgisine başvurularak, söz konusu işyerinde dava konusu dönemde fazla mesai yapılıp yapılmadığı araştırılmak suretiyle, uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip, takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.

Mahkemece bu yönler dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan bozmayı gerektirmektedir.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Kanun yararına bozma isteminin kabulü gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığının Kanun yararına temyiz talebinin kabulü ile Karşıya 4. İş Mahkemesinin anılan kararının sonuca etkili olmamak üzere HMK’nın 363/1 maddesi uyarınca Kanun yararına BOZULMASINA, HMK’nın 363/3.maddesi gereğince gereği yapılmak üzere kararın bir örneğinin ve dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE, 13/01/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Devamı: Yargıtay 10. Hukuk Dairesine Ait Karar – Fazla Sürelerle Çalışma – Delillerin Değerlendirilmesi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Kararı E: 2020/2111- Fesih

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Kararı E: 2020/2111

17 Kasım 2020 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 31307

Yargıtay 9, Hukuk Dairesinden:

ESAS NO: 2020/2111

KARAR NO : 2020/9807

MAHKEMESİ: SİLVAN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ: 12/03/2019

NUMARASI: 2012/32 -2019/137

DAVACI: HACİ KARAASLAN ADINA VEKİLİ AVUKAT AHMET AKSAÇ

DAVALI: : SİLVAN SOSYAL YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA VAKFI ADINA VEKİLİ AVUKAT ZEKİ ORAN

DAVA TÜRÜ: ALACAK

Davacı Hacı Karaaslan ile davalı Silvan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı arasındaki davada, Silvan Asliye Hukuk Mahkemesi’nce kesin olarak verilen 12.03.2019 tarihli ve 2012/32 E., 2019/137 K. sayılı kararın hukuka aykırı olduğu iddiası ile kanun yararına bozulması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.07.2020 tarihli ve 2020/59994 sayılı tebliğnamesi ile istenilmekle, dosyadaki tüm belgeler okunup dava dosyası için Tetkik Hakimi B. Çatak Irız tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

Davacı İsteminin Özeti:

Davacı vekili, müvekkilinin Silvan Profile İlköğretim okulunda 01.10.2001 tarihinden, iş akdinin feshedildiği 2009 tarihine kadar kaloriferci ve temizlik işçisi olarak çalıştırıldığını, ücretinin davalı vakıf tarafından yoksulluk yardımı adı altında karşılandığını, çalışmalarının aralıksız olmasına rağmen çalışmaların SGK’ya bildirilmediğini, iş akdinin herhangi bir sebep bildirilmediğinden sona erdirildiğini, tazminatları ödenmediği gibi bu süreye ilişkin bir kısım işçilik alacaklarının da bulunduğunu iddia ederek hizmet sürenin tespiti ile kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, hafta tatili ücreti, yıllık ücretli izin, ikramiye ve ücret alacaklarının tahsilini talep etmiştir.

Tamamı İçin Tıklayınız

personel programı

 

Devamı: Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Kararı E: 2020/2111- Fesih Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 25/12/2019 Tarihli ve E: 2019/1, K: 2019/8 Sayılı Kararı

14 Temmuz 2020 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 31185

YARGITAY KARARI

Yargıtay Başkanlığından:

YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME HUKUK GENEL KURULU KARARI

ESAS NO : 2019/1

KARAR NO : 2019/8

KARAR TARİHİ : 25.12.2019

ÖZET: Zamanaşımına uğrayan ve bu nedenle kambiyo senedi vasfını kaybederek (yazılı) delil başlangıcına dönüşen bonodaki vade tarihi; temel ilişkiye dayanılarak yapılan bir takip veya açılan bir davada temerrüde esas alınamayacaktır.

1-GİRİŞ

A-İçtihatları Birleştirme Başvurusu

Av. Ahmet Kurt 26.02.2018 havale tarihli dilekçesi île imzası inkâr edilmeyen ancak zamanaşımına uğrayan bononun takibe konulması hâlinde faizin bonodaki vade tarihinden itibaren mi yoksa takip tarihinden itibaren mi işlemesi gerektiği, borçluya ayrıca temerrüt ihtarı gerekip gerekmediği konusunda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ile Yargıtay 13. 15. ve 19. Hukuk Daireleri kararları arasında görüş aykırılığı bulunduğunu belirterek içtihatların birleştirilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

B- İçtihatları Birleştirmenin Konusu

Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 12.11.2019 tarihli ve 354 sayılı kararı ile; İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu dosyasının konusu her ne kadar “Temel ilişkiye dayalı alacak istemleri ile ilgili olarak düzenlenen ve zamanaşımına uğramış kambiyo senedine dayanarak açılan dava veya girişilen icra takiplerinde temerrüt tarihi olarak zamanaşımına uğrayan senette belirtilen vade tarihinin mi, yoksa genel hükümlere göre belirlenen temerrüt tarihinin mi esas alınacağı” olarak belirlenmiş olsa da; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.11.2019 tarihli ve 35613334-2019/978 sayılı yazısı ile konunun ”Zamanaşımına uğrayan ve bu nedenle kambiyo senedi vasfını kaybederek (yazılı) delil başlangıcına dönüşen bonodaki vade tarihinin; temel ilişkiye dayanılarak yapılan bir takip veya açılan bir davada temerrüde esas alınıp alınamayacağı” olarak değiştirilmesinin ihtiyacı daha iyi karşılayacağı hususu belirtilmiş olduğundan İçtihadı Birleştirme konusunun bu şekilde değiştirilmesine karar verilmiştir.

Tamamı İçin Tıklayınız

Haber Arası Reklam

Devamı: Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 25/12/2019 Tarihli ve E: 2019/1, K: 2019/8 Sayılı Kararı Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Yargıtay 19. Ceza Dairesine Ait Karar Esas No : 2020/2053

08 Temmuz 2020 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 31179

Yargıtay 19, Ceza Dairesinden:

BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ CEZA DAİRELERİ ARASINDAKİ KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE DAİR KARAR

Esas No: 2020/2053

Karar No: 2020/6650

Tebliğname No : UG – 2020 / 23198

Başkan: Memiş Selçuk Güney

Üye : Erdoğan İshakoğlu

Üye : Lütfı Aksoy

Üye : Harun Kodalak

Üye: Aytekin Sakarya

Tetkik Hakimi: Erkal Hilmi Kart

A-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE DAİR BAŞVURU

İstanbul Anadolu ve Küçükçekmece İcra Ceza Mahkemelerince “karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme” suçundan yapılan yargılamalar neticesinde verilen mahkumiyet kararlarının istinaf edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesince

14.11.2019 tarihinde; “suç tarihinden sonra açılmış olan konkordato davasının bekletici sorun yapılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiğinden bahisle mahkumiyet hükmünün bozulmasına”, buna karşılık aynı hususta bu yer 14. Ceza Dairesince

29.11.2019 tarihinde; sanığın yetkilisi olduğu tüzel kişi şirketin devam eden konkordato davası sürecinden bahsedilmeksizin “mahkumiyet hükmüne karşı yapılan istinaf talebinin ise konkordato davası (zımnen) bir engel olarak görülmediğinden esastan reddine” dair kararlar verilmiştir.

Aynı koşullarda iki farklı tarihte işlenen suça ilişkin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri arasında çıkan karar uyuşmazlığının çözümü için İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri Başkanlar Kurulunun çoğunluğunu oluşturan başkan ve üyelerinin; 5941 sayılı Kanun‘un 5/1 md. düzenlenen suçun “çekin karşılıksız kalmasına sebebiyet verme” suçu olduğu, suç tarihinin çekin bankaya ibraz edilerek banka tarafından ‘karşılıksızdır’ işlemi yapıldığı gün olarak belirlenmesi gerektiği, dolayısıyla suçun çekin bankaya ibraz edildiği tarihte oluştuğu bu nedenle ibraz tarihi sonrasında açılan konkordato davasının sonucunun, tamamlanan suça etki etmeyeceği gerekçesiyle 14. Ceza Dairesinin mahkumiyet hükmüne karşı gidilen istinaf talebinin esastan reddi yönündeki kararın yerinde olduğu,

Haber Arası Reklam

Başkanlar Kurulunun azınlıkta kalan üyelerinin ise; İİK’deki düzenlemeler karşısında konkordato ilan etmiş olan bir kişiye karşı daha önceden düzenlediği çeklerin üzerinde yazılı düzenleme tarihinde karşılıksız kalması halinde bu kambiyo senedinden dolayı takip yapılamayacağı ve başlamış bir takip varsa duracağı, çünkü borçlunun vadesi henüz gelmemiş bir çeki ilgili tarihte ödeyemeyeceğini önceden ilan ettiğini ve kanun koyucunun da belirli koşullar altında bu beyanı hukuka uygun kabul ettiğini, buna göre borçlunun çeki karşılıksız bırakma fiiline hukuk izin verdiğinden, bu fiilin hukuka uygun sayılması ve ortada hukuka uygunluk sebebinin bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, belirlenen durum karşısında konkordato ilan eden ve ilan ettiği projede (önceden) ilgili tarihte çekin karşılığını bulunduramayacağını beyan eden kişi bakımından 5941 sayılı Yasanın 5/1.maddesinde düzenlenen suçun maddi ve manevi unsurlarının oluştuğu, zira çekin bankaya ibrazının konkordato davasından önce olduğu söylenebilir ise de konkordato davası açılmasıyla birlikte verilecek kararın konkordatonun tasdiki kararı olması halinde yukarıda belirlenen gerekçelerle eylemin hukuka uygun hale geldiği, fiilin artık hukuka aykırılığından bahsedilemeyeceği ve suçun oluşmayacağının kabul edilmesi gerektiği görüşünde oldukları, ilgili evrakların incelenmesinden anlaşılmıştır.

5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev Ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 35/3. maddesi gereği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri Ceza Daireleri arasında çıkan karar uyuşmazlığının, Yüksek Yargıtay İlgili Ceza Dairesi tarafından çözülmesi için gönderilmesine karar verildiği görülmüştür.

B-) KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE KONU BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CEZA DAİRESİ KARARLARI

1- ) İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin 14.11.2019 Tarihli, 2019/3569 Esas 2019/5304 Karar Sayılı Kararı

Karşılıksız çıkan çek hamilinin şikayeti üzerine, “karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçundan” sanık hakkında Küçükçekmece 2. İcra Ceza Mahkemesinin,

16.04.2019 tarihli, 2018/1117 E. 2019/458 K. sayılı kararıyla; somut olayda çekin ibraz edildiği ve karşılıksızdır işlemi yapıldığı tarihin 04.10.2018 olduğu, ancak çek hesabı sahibi tüzel kişi hakkında çekin karşılıksız çıkmasından yaklaşık iki ay geçtikten sonra, Ticaret Mahkemesince 31.12.2018 tarihinde konkordato mühleti kararı alındığı, bu kapsamda suç mühlet kararı verilmesinden önce oluştuğundan, Ticaret Mahkemesince verilen kararın sonuca bir etkisi bulunmadığı gerekçeleriyle sanığın mahkumiyetine hükmedildiği,

Anılan kararın sanık müdafii tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin 14.11.2019 tarihli, 2019/3569 E. 2019/5304 K. sayılı kararıyla; Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 27.12.2018 tarihinde açılan konkordato davasında, 31.12.2018 tarihinde geçici mühlet kararı verdiği, somut olayda suça konu çekin 28.09.2018 keşide tarihli olup 04.10.2018 günü bankaya ibrazında karşılıksız çıktığı, konkordato davasında alınan geçici mühlet kararının keşide ve ibraz tarihi sonrasında verilmiş olmasına rağmen, Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 10.06.2019 tarihli, 2019/23974 E. 2019/9339 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; devam eden konkordato yargılaması sürecinin “bekletici sorun” yapılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kesin olarak karar verildiği, görülmektedir.

2- ) İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin 2019/2083 Esas Sayılı Dava Dosyası ve 29.11.2019 Tarihli, 2019/3639 Sayılı Kararı

İstanbul Anadolu 2. İcra Ceza Mahkemesinin, 14.03.2019 tarihli, 2018/886 E., 2019/188 K. sayılı kararıyla; somut olayda çekin ibraz edildiği ve karşılıksızdır işlemi yapıldığı tarihin 01.11.2018 olduğu, ancak çek hesabı sahibi tüzel kişi hakkında Ticaret Mahkemesince 31.12.2018 tarihinde konkordato mühleti kararı alındığı, bu kapsamda suç mühlet kararı verilmesinden önce oluştuğundan, sanığın üzerine atılı suçun sabit olduğu gerekçeleriyle, yapılan kısmi ödemelerin mahsubu sonrasında çekin karşılıksız kalan miktarı üzerinden sanığın mahkumiyetine hükmedildiği,

Anılan kararın sanık müdafii tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin, 29.11.2019 tarihli, 2019/2083 E. 2019/3639 K. sayılı kararıyla; şikayete konu edilen çekin karşılıksız kalan miktarının bankadan gelen yazı cevabına göre 83.400 TL olarak belirtilmesine karşın sanık hakkında neticeten 35.000 TL adli para cezası verilmiş ise de bu hususta aleyhe istinaf talebi

Tamamı İçin Tıklayınız

 

Devamı: Yargıtay 19. Ceza Dairesine Ait Karar Esas No : 2020/2053 Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04/10/2019 Tarihli ve E: 2018/1, K: 2019/5 Sayılı Kararı

08 Temmuz 2020 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 31179

Yargıtay Başkanlığından:

YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME BÜYÜK GENEL KURULU KARARI

ESAS NO : 2018/1

KARAR NO : 2019/5

KARAR TARİHİ : 04.10.2019

ÖZET: İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sonunda, “Yurt içine/yurt dışına sefer yapan tır şoförlerine her sefere çıktıklarında ödenen paranın harcırah/yolluk veya ücret/prim niteliğinde olup olmadığı, kıdem tazminatı ve prime esas kazancın hesabında dikkate alınıp alınmayacağı” konusunda içtihatların birleştirilmesi talep edilmiş ise de; işçilik alacakları davalarında taraflarca getirilme ilkesinin, sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan davalarda ise resen araştırma ilkesinin geçerli olması nedeniyle her dava dosyasında somut olayın özelliği ile delil durumu da dikkate alınarak yapılan ödemenin ücret ya da harcırah/yolluk olarak kabulünün mümkün olabileceği, bu nedenle aynı tür uyuşmazlıkların tümü için geçerli, soyut ve genel nitelikte kurallar koyan ve temel amacı hukukta birliği ve bütünlüğü sağlamak olan içtihadı birleştirme kararlarının bu amacı ile bağdaşmayacak şekilde bir sınırlandırma yapılmasının uygun düşmeyeceği gerekçeleriyle içtihatların birleştirilmesine yer olmadığı sonucuna varılmıştır.

I. GİRİŞ

A. İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME KONUSUNDAKİ BAŞVURU

Av. Birkan Öztürk tarafından sunulan 09.05.2017 tarihli dilekçe ile, yurt içine/yurt dışına sefer yapan tır şoförlerine her sefere çıktıklarında ödenen harcırah-sefer başı ücretin, asli ücretin bir parçası olup olmadığı, ek ödeme olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği ve kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması gerekip gerekmediği ile ilgili olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile 9., 10., 21. ve 22. Hukuk Dairelerinin kararları arasında meydana gelen içtihat aykırılığının içtihadı birleştirme yolu ile giderilmesi talep edilmiştir.

Haber Arası Reklam

B. YARGITAY BİRİNCİ BAŞKANLIK KURULUNUN KARARI VE İÇTİHADI BİRLEŞTİRMENİN KONUSU

Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca 14.03.2018 tarihinde “Yurt içine/yurt dışına sefer yapan tır şoförlerine her sefere çıktıklarında ödenen harcırah-sefer başı ücretin, asli ücretin bir parçası olup olmadığı, ek ödeme olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması gerekip gerekmediği konusunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile Yargıtay 9., 10., 21., ve 22. Hukuk Daireleri kararları arasında görüş aykırılığı bulunduğu sonucuna varıldığından; aykırılığın İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca giderilmesi gerektiğine” karar verilmiştir.

Ne var ki, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında içtihadı birleştirmeye konu uyuşmazlığın temelini her sefere çıktıklarında tır şoförlerine ödenen paranın harcırah/yolluk mu yoksa ücret/prim niteliğinde mi olduğu, burada varılacak sonuca göre kıdem tazminatı ve prime esas kazancın hesabında dikkate alınıp alınmayacağı noktasında toplandığı, bu nedenle belirlenen içtihadı birleştirme konusunun gerçek ihtilafı çözmeye yeterli olmadığı sonucuna varılarak, içtihadı birleştirme konusunun “Yurt içine/yurt dışına sefer yapan tır şoförlerine her sefere çıktıklarında ödenen paranın harcırah/yolluk veya iicret/prim niteliğinde olup olmadığı, kıdem tazminatı ve prime esas kazancın hesabında dikkate alınıp alınmayacağı” şeklinde belirlenmesine oy birliği ile karar verilmiştir.

C. GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.11.1998 tarihli ve 1998/9-622 E., 1998/681 K. ile

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 11.03.2008 tarihli ve 2007/11859 E., 2008/4681 K., 24.06.2013 tarihli ve 2011/19728 E., 2013/19424 K.; Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 11.06.1996 tarihli ve 1996/2012 E., 1996/4307 K., 22.01.2001 tarihli ve 2000/9445 E., 2001/252 K, 17.04.2003 tarihli ve 2002/11557 E, 2003/3907 K., 20.10.2003 tarihli ve 2003/6234 E., 2003/9575 K, 15.03.2004 tarihli ve 2003/8175 E., 2004/2480 K., 07.10.2005 tarihli ve 2005/10373 E., 2005/9427 K., 01.05.2006 tarihli ve 2005/5101 E,, 2006/4938 K., 18.09.2006 tarihli ve 2005/8334 E„ 2006/8855 K„ 22.01.2007 tarihli ve 2005/13896 E., 2007/564 K„ 19.02.2008 tarihli ve 2007/201 E, 2008/1874 K„ 17.04.2009 tarihli ve 2009/3101 E., 2009/4768 K., 15.06.2009 tarihli ve 2008/3280 E., 2009/7326 K„ 11.01.2010 tarihli ve 2008/8919 E, 2010/96 K, 21.03.2011 tarihli ve 2009/10623 E., 2011/3001 K„ 09.05.2011 tarihli ve 2009/13293 E., 2011/5615 K„ 07.06.2012 tarihli ve 2012/7657 E., 2012/9951 K„ 02.04.2013 tarihli ve 2011/4592 E., 2013/6596 K, 13.03.2014 tarihli ve 2012/13597 E., 2014/4823 K„ 19.03.2014 tarihli ve 2013/16697 E., 2014/5330 K., 02.05.2014 tarihli ve 2013/748 E., 2014/8273 K., 06.11.2014 tarihli ve 2014/8720 E, 2014/17039 K, 12.02.2015 tarihli ve 2014/3717 E, 2015/1769 K„ 26.10.2015 tarihli ve 2015/4023 E, 2015/11051 K.; Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 07.12.2009 tarihli ve 2008/18706 E., 2009/15776 K.,

26.03.2015 tarihli ve 2015/3348 E, 2015/6346 K., 17.09.2015 tarihli ve 2014/19363 E., 2015/16748 K.; Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 15.04.2014 tarihli ve 2013/18453 E, 2014/8165 K., 21.05.2014 tarihli ve 2013/7568 E, 2014/13812 K. ile 26.03.2015 tarihli ve 2015/3348 E., 2015/6346 K. sayılı kararları.

D. GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU YARGITAY DAİRELERİNİN GÖRÜŞLERİNİN ÖZETLERİ

1. Dokuzuncu Hukuk Dairesinin Görüşü:

Çalışma sistemi ve fazla çalışmaların ispatının her uyuşmazlığa ve delil durumuna göre değiştiğinden her somut olaya göre farklılık gösterebileceği, yurt dışında sefere çıkarılan işçiye sabit ücret dışında sefer başına prim veya harcırah adı altında ödenen ücretin, temel ücret içinde kabul edildiği, bu konuda Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin de uygulamasının bu şekilde olduğu, bu nedenlerle içtihadı birleştirmeye gerek olmadığı ifade edilmiştir.

2. Onuncu Hukuk Dairesinin Görüşü:

Tır şoförlerinin aylık kazançlarının belirlenmesinde, yolluk, sefer primi, harcırah adı altında işveren tarafından yapılan ödemelerin aslında yolluk mu yoksa ücret mi olduğu yahut ne kadarının yolluk ne kadarının ücret olduğu hususu, her dava dosyasında ve somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi gerektiği, baştan yolluk veya ücret olarak niteleme yapılamayacağından içtihadı birleştirmeye gidilmesine gerek olmadığı belirtilmiştir.

3. Onbirinci Hukuk Dairesinin Görüşü:

İçtihatların birleştirilmesi talebine konu olan hususta Daire içtihadının bulunmadığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile Yargıtay 9., 10., 21. ve 22. Hukuk Dairelerinin görüşleri doğrultusunda değerlendirme yapılması gerektiği bildirilmiştir.

4. Yirmibirinci Hukuk Dairesinin Görüşü:

Tır şoförlerinin çalışma sistemi ve fazla çalışmalarının ispatının her dosyada sunulan delillere ve uyuşmazlığa göre değişebildiği, bu durumda değerlendirmede sunulan delillere ve somut olaya göre farklılık gösterebildiğinden içtihatların birleştirilmesine gerek olmadığı, bununla birlikte Dairece harcırahın (yolluğun) ücretin asli unsuru olmadığı, işçinin görevi sırasında ihtiyaçlarını (otel, yemek vs.) karşılamak amacına dayalı ödeme olduğunun kabul edildiği görüşü belirtilmiştir.

Tamamı İçin Tıklayınız

Devamı: Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 04/10/2019 Tarihli ve E: 2018/1, K: 2019/5 Sayılı Kararı Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 29/11/2019 Tarihli ve E: 2018/5, K: 2019/6 Sayılı Kararı

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu E: 2018/5

30 Haziran 2020 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 31171

Yargıtay Başkanlığından:

YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME BÜYÜK GENEL KURULU KARARI

ESAS NO : 2018/5

KARAR NO : 2019/6

KARAR TARİHİ : 29.11.2019

ÖZET: Mülga 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 6/A maddesi gereği nama yazılı olarak düzenlenmesi gereken bonoların emre yazılı düzenlenmesi hâlinde nama yazılı düzenlenmemesi nedeniyle geçersizlik iddiasının senedi ciro yoluyla devralmış iyi niyetli hamile karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği konusunda içtihatların birleştirilmesi talep edilmiş ise de, söz konusu düzenleme, 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4/5. maddesi ile “Tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeniyle kıymetli evrak niteliğinde sadece nama yazılı ve her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebilir. Bu fıkra hükümlerine aykırı olarak düzenlenen senetler tüketici yönünden geçersizdir.” şeklinde kabul edilen hükümle sadece tüketiciler yönünden geçersiz olduğu belirlenmek suretiyle kanun koyucu tarafından içtihat aykırılığını giderecek şekilde düzenleme yapılmış olduğundan içtihatların birleştirilmesine yer olmadığı sonucuna varılmıştır.

1. GİRİŞ

A. İçtihatların Birleştirmesi Başvurusu:

Av. Mihriban Naillioğlu tarafından verilen 02.11.2017 tarihli başvuru dilekçesinde özetle: mülga 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 6/A maddesinin “…Sözleşmeden ayrı olarak kıymetli evrak niteliğinde senet düzenlenecekse, bu senet, her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde ve sadece nama yazılı olarak düzenlenir.

Aksi takdirde, kambiyo senedi geçersizdir….” hükmünü içerdiği, yürürlükteki 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4/5. maddesinde de “Tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeniyle kıymetli evrak niteliğinde sadece nama yazılı ve her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebilir. Bu fıkra hükümlerine aykırı olarak düzenlenen senetler tüketici yönünden geçersizdir.” şeklinde düzenleme bulunduğu, buna rağmen nama yazılı olarak tanzimi gereken bonoların emre yazılı düzenlenmesi hâlinde, tüketici senedi olarak verilmesi nedeni ile 4077 s. Kanunun 6/A maddesi (6502 s. Kanunun 4/5. maddesi) gereğince senedin nama yazılı şekilde düzenlenmesi gerektiği iddiasının senedi ciro yoluyla devralmış iyi niyetli hamile karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği hususunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay 12. Hukuk Dairesi ile 13. Hukuk Dairesinin kararlan arasında çelişki bulunduğu belirtilerek, bu husustaki çelişkinin içtihadın birleştirilmesi yoluyla giderilmesi talep edilmiştir.

B. Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun kararı ve İçtihatları Birleştirmenin Konusu: Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 15.11.2018 tarihli ve 345 sayılı karan ile “Mülga 4077 sayılı Kanunun 6/A maddesi (Yürürlükteki 6502 sayılı Kanun’un 4/5. maddesi) gereği nama yazılı olarak düzenlenmesi gereken bonoların emre yazılı olarak düzenlenmesi hâlinde, tüketici senedi olarak verilmesi nedeni ile Mülga 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 6/A maddesi (Yürürlükteki 6502 sayılı Kanun’un 4/5. maddesi) gereğince nama yazılı düzenlenmesi gerektiği iddiasının senedi ciro yoluyla devralmış iyi niyetli hamile karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği” konusunda içtihadın birleştirilmesini gerektirir görüş aykırılığının bulunduğuna karar verilmiş ise de; daha sonra Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 27.11.2019 tarihli. 376 sayılı kararı ile içtihadı birleştirme konusu “4077 sayılı Kanun’un 6/A maddesi gereği nama yazılı olarak düzenlenmesi gereken bonoların emre yazılı olarak düzenlenmesi hâlinde, nama yazılı düzenlenmemesi nedeniyle geçersizlik iddiasının, senedi ciro yoluyla devralmış iyi niyetli hamile karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği” olarak düzeltilmiştir.

Haber Arası Reklam

C. Görüş Aykırılığının Giderilmesi İstemine Konu Kararlar

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.05.2014 tarihli, 2014/12-403 E., 2014/682 K. sayılı kararı ve aynı doğrultuda Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 27.03.2017 tarihli, 2016/13182 E.. 2017/4649 K. ve 05.03.2014 tarihli, 2014/3314 E.. 2014/6302 K. sayılı kararlan ile buna karşılık Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 12.04.2017 tarihli. 2015/19350 E.. 2017/4278 K.. 15.12.2016 tarihli, 2016/29418 E., 2016/23462 K„ 27.12.2011 tarihli. 2011/13234 E., 2011/20824 K. sayılı kararları.

D. Konuyla İlgili Yargıtay Dairelerinin ve Hukuk Genel Kurulunun Görüşleri:

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu‘nun (TTK) 687/1 maddesindeki düzenleme bakımından yapılan inceleme neticesinde, senet tüketici sözleşmesi kapsamında verilmiş olsa bile takip alacaklısının sözleşmede taraf olmayıp, ciro yoluyla senedi devraldığı, itiraz eden borçlu tarafından takip alacaklısının kötü niyetli olduğunun iddia ve ispat edilemediği, senet metninde de tüketici sözleşmesi sebebiyle verildiğinin yazılı olmadığı ve İmzaya İtiraz söz konusu olmayıp borcun takip alacaklısına ödendiği de ispat edilemediğinden, bu tip davalarda senedin geçersizliği yönündeki iddiaya dayalı istemlerin reddine karar verildiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun da benzer gerekçelerle direnme kararlarını bozduğu, dolayısıyla içtihadın birleştirilmesine gerek bulunduğu,

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi; gerek 4077 sayılı Kanun’un 6/A maddesi, gerekse 6502 sayılı Kanun’un 4/5. maddesinde açıkça tüketicinin yaptığı işlemler nedeniyle düzenlenen kambiyo senetlerinin nama yazılı olarak düzenlenmesi gerektiği belirtilen hükümlerin emredici mahiyette olduğu. Kanunun bu amir hükmüne göre dava konusu senetlerin her bir taksit için ayrı ayrı nama yazılı olarak düzenlenmesi gerektiği, aksi halde geçersiz olacakları, TTK’nda mevcut olan düzenlemenin kambiyo senetleri ile ilgili genel mahiyette bir düzenleme olduğu, oysa konunun daha özel bir kanunla hükme bağlandığı. Dairenin bu yöndeki yerleşmiş uygulaması ile Yüksek 12. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararlan arasında içtihat uyuşmazlığının bulunduğu, bu nedenle içtihatların birleştirilmesi gerektiği.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi; 19.01.2018 tarihli yazısında senette tüketici sözleşmesi uyarınca verildiği yönünde kayıt olmadıkça, ciro ile devralan hamilin, ayrıca, senede ciro ile hamil olurken tüketici yönünden geçersiz olan senedin tüketici İşlemi nedeniyle tüketici tarafından düzenlendiğini ve tüketici sözleşmesi nedeniyle taksit ödemesi İçin verildiğini bile bile devralmış olduğunun ispatı gerektiği, aksi hâlde keşideci tüketici de senedin geçersizliği defini iyi niyetli hamile karşı ileri süremeyeceği, konunun içtihadı birleştirmeyi gerektirip gerektirmediğinin değerlendirilmesinin düşünüldüğü,

Yargıtay 19. Hukuk Dairesi; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4/5. maddesinde yer alan tüketici yönünden geçersizlik hâlinin ancak tüketiri sözleşmesi uyarınca lehine senet düzenlenen sözleşmenin tarafına karşı şahsi defi olarak ileri sürülebileceği, senet üzerinde tüketici sözleşmesi nedeniyle verildiğine dair bir açıklama bulunmadığı takdirde 6102 sayılı TTK’nın 687. maddesi uyarınca lehtardan sonra senedi ciro yoluyla devralan iyi niyetli hamillere karşı ileri sürülemeyeceği,

Hukuk Genel Kurulu ise; 4077 sayılı Kanunun taksitle satışı düzenleyen 6/A maddesinde sözleşmeden ayrı olarak kıymetli evrak niteliğinde senet düzenlenecek ise bunun her bir taksit ödemesi İçin ayrı ayrı ve sadece nama yazılı şekilde düzenlenmesi gerektiği kuralının getirildiği, maddenin son cümlesinde de “Aksi takdirde, kambiyo senedi geçersizdir.” denilmek suretiyle kurala aykırılığın müeyyidesinin açıklandığı, buna karşın. 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Kanun’da aynı içerikte düzenlenen kuralın, müeyyidesi yönünden mülga kanundan farklılık taşıyarak 4077 sayılı Kanunun tümden geçersiz sayan düzenlemesinin aksine, senetlerin yalnızca tüketici yönünden geçersiz olduğunun öngörüldüğü, içtihadın birleştirilmesi isteminde bahsi geçen Özel Daireler ve Hukuk Genel Kurulu kararlarının tamamının 4077 sayılı Kanun’un yürürlükte olduğu dönem içerisinde doğan ihtilaflara yönelik olduğu, Hukuk Genel Kumlu ve 12. Hukuk Dairesinin yukarıda bahsi geçen kararlarında senedin kötü niyeti ispat olunamamış yetkili hamiline karşı tüketicinin dahi bu geçersizliği ileri sürmesi mümkün görülmeyip. bu durumun ancak lehtara karşı ileri sürülebilecek bir defi mahiyetinde kabul edildiği bu itibarla Hukuk Genel Kurulu ve 12. Hukuk Dairesi ile Yargıtay 13. Hukuk Dairesi kararları arasında içtihatların birleştirilmesini gerektirir içtihat farklılığının bulunduğu.

yönünde görüş bildirmişlerdir.

II. KONUYLA İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER

A. 4077 sayılı (mülga) Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun

Madde 6/A-3.fıkra, 2.cümle: Sözleşmeden ayrı olarak kıymetli evrak niteliğinde senet düzenlenecekse, bu senet, her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde ve sadece nama yazılı olarak düzenlenir. Aksi takdirde, kambiyo senedi geçersizdir.

B. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun

Madde 4/5: Tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeniyle kıymetli evrak niteliğinde sadece nama yazılı ve her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebilir. Bu fıkra hükümlerine aykırı olarak düzenlenen senetler tüketici yönünden geçersizdir.

C. 6762 sayılı (mülga) Türk Ticaret Kanunu

Madde 599: Poliçeden dolayı kendisine müracaat olunan kimse keşideci veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya mevcut olan münasebetlere dayanan delilleri müracaatta bulunan hamile karşı ileri süremez; meğer ki. hamil, poliçeyi iktisabederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun.

Alacağın temliki yoluyla yapılan devirlere ait hükümler mahfuzdur.

D. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu

Madde 659: Borçlu hamile yazılı bir senetten doğan alacağa karşı, ancak senedin geçersizliğine ilişkin veya senedin metninden anlaşılan defilerle, alacaklı her kim ise ona karşı şahsen sahip olduğu defilen ileri sürebilir.

Borçlu ile önceki hamillerden biri arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan defilerin ileri sürülmesi, ancak senedi iktisap ederken hamilin bilerek borçlunun zararına hareket etmiş olması hâlinde geçerlidir.

Senedin, borçlunun rızası olmaksızın tedavüle çıkarıldığı yolunda bir defi ileri sürülemez.

III. ÖN SORUN

Yargıtay Büyük Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un yürürlüğe girmesiyle mülga hâline geldiği, içtihadı birleştirme konusu olan 4077 sayılı Kanunun 6/A maddesinin 3. fıkrasındaki, “…Sözleşmeden ayrı olarak kıymetli evrak niteliğinde senet düzenlenecekse bu senet, her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde ve sadece nama yazılı olarak düzenlenir. Aksi takdirde, kambiyo senedi geçersizdir” şeklindeki söz konusu düzenlemenin, 28/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Kanun’un 4, maddesinin 5. fıkrasında ; “Tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeni ile kıymetli evrak niteliğinde sadece nama yazılı ve her bir taksit Ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebilir. Bu fıkra hükümlerine aykırı olarak düzenlenen senetler tüketici yönünden geçersizdir.” şeklinde kabul edilen hüküm ile 4077 sayılı Kanuna göre tüketici yönünden geçersiz olduğunun belirtilmesi nedeni ile içtihatları birleştirmeye karar verilmesinin mümkün ve yerinde olup olmayacağı hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.

IV. İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME KARARLARININ ÖZELLİKLERİ

Yargıtay içtihatları birleştirme kararlan kaynağını, Yargıtay Kanunu’nun 16 ve 45. maddelerinden almaktadır. Sadece Türk Hukukuna özgü olan ve ilk defa 834 sayılı Mahkemei Temyiz Kanunu’nda yapılan değişiklikle, temyiz daireleri kararlan arasında yeni kanunların uygulanması dolayısıyla çıkabilecek ihtilâfları çözmek üzere tevhidi içtihat/îçtihat birleştirme müessesesi kabul edilmiş ve sonraki değişikliklerde de hep muhafaza edilmiştir (Bilge. N,: AÜHFD. Yargıtay Kurullarında Gelişme ve Reform, s. 311, yöneliş BMM Zabıt Ceridesi 1926, sıra:150). Bu kararlar kesin olup aleyhine yargı yoluna başvurulamaz (Yargıtay K. m. 16/son). İçtihadı birleştirme kararları nitelik olarak, diğer yargı kararlarının üzerinde ve tüm yargı organlarını bağlayan özelliği itibariyle (Yargıtay K. m. 45/5) yargısal karardan çok, yasama işlevine yakın ve bir kural koyucu işlem niteliğindedir. Somut bir dava veya uyuşmazlıkla ilgili olmayıp, aynı tür uyuşmazlıkların tümü için geçerli soyut ve genel nitelikte kural koyan içtihadı birleştirme kararlarının temel amacı hukukta birliği ve bütünlüğü sağlamaktır. (Şaban Abacı.*) 

Öte yandan bu kararlar konularıyla sınırlı, gerekçeleriyle açıklayıcı ve sonuçlan itibariyle bağlayıcı nitelikte kararlardır (YHGK’nın 20,02.1963 tarihli, 4/71-21 sayılı kararı). İçtihatların birleştirilmesi kurumunun amacı ülkede içtihat birliğini sağlamak olduğuna göre, bu tip aykırı karar ile karşı karşıya kalan yüksek mahkeme bu aykırılığı ortadan kaldırmalıdır. Ancak içtihat aykırılığı kendiliğinden ortadan kalkmış ise (yeni bir kanun hükmünün konuyu açıkça düzenlemesi veyahut aykırı hükümlerden birinin yargılamanın iadesi yolu ile ortadan kalkması gibi) ortada bir içtihat uyuşmazlığı kalmadığından bu hâlde içtihatların birleştirilmesine yer olmadığına karar verilebilmelidir (M. Kürşak Çoşkun, Ankara Barosu Üyesi, İçtihatların Birleştirilmesi, Ankara Barosu Dergisi 2001, sh 114).

V. GEREKÇE

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 6/A maddesinin 3. fıkrasındaki”… Sözleşmeden ayrı olarak kıymetli evrak niteliğinde senet düzenlenecekse, bu senet, her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde nama yazılı olarak düzenlenir. Aksi takdirde, kambiyo senedi geçersizdir. “ şeklindeki düzenleme; doktrinde tartışmalı olduğu gibi Yargıtay’da da özel daireler arasında farklı şekilde uygulanmaktadır.

Tartışma, Kanundaki “ geçersizliğin kamu yararı ile ilgili olup olmadığı ile ilgilidir;’ “Bir kısım müellife göre bu hüküm, emredici bir kanun hükmü olarak değerlendirilir ise geçersizlik bir kamu yaran ile ilgili olduğundan tüketicinin korunması esasının işlemlerdeki emniyetinin korunması ilkesine oranla öncelik tanınması gerektiğinden, nama yazılı düzenlemesi gerekirken emre yazılı olarak düzenlenmiş bononun, kambiyo senedi vasfı taşımadığı ancak adi senet olarak geçerli olacağı ve bu geçersizliğin de mutlak deli olarak herkese karşı ileri sürülebileceği bunun sonucu olarak da kambiyo vasfını taşımayan bir senet ile kambiyo senetlerine Özgü haciz yolu ile takip söz konusu olamayacaktır.

Ancak bu geçersizliğin mutlak bir defi olarak kabulü ile kambiyo senedinin tamamen geçersiz olması görüşü; kambiyo hukuku açısından birtakım sıkıntılara yol açacaktır. Zira emre yazılı kıymetli evrak kamu itimadına mazhar senetlerden olup bu niteliğinden dolayı üçüncü şahısların iyi niyetleri korunmaktadır. Aksi durumda emre yazılı senetlerin tedavül etme özelliğini de göz önünde bulunduracak olursak, senette var olan bilgilere güvenerek onu iktisap eden kişi açısından olumsuz sonuçlar doğurabilecektir,

Bir diğer görüş 4077 sayılı Kanunun 6/A maddesinin 3. fıkrasında öngörülen geçersizlik, kambiyo senedinin geçersizliği üzerinde etkisi olmayıp temel ilişkinin tarafları arasında kişisel defi oluşturacak olup, sözleşmenin tarafları bakımından hüküm ifade edecek, bu durumda da iyi niyetli üçüncü kişilere karşı senedin geçersiz olduğuna dair bir defi ileri sürülemeyecektir.

Başka bir görüş ise kambiyo senedi geçerli tutulmalı ancak nama yazılı senet dışında başka bir senet alınması hâlinde tüketicinin zararlarının tazmin edilmesi yanında ciddi para cezalan ile bu davranışın caydırılmaya çalışılmasının düşünülmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Bu tartışmalar devam ederken 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun İle bu kez tüketicilerin kıymetli evrak düzenleyerek borç altına girmeleri konusunda eski düzenlemeden (4077 sayılı Kanunun 6/A-3 md.) farklı olarak 4/5. maddesinde ; “Tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeniyle kıymetli evrak niteliğinde sadece nama yazılı ve her bir taksit ödemesi İçin ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebilir. Bu fıkra hükümlerine aykırı olarak düzenlenen senetler tüketici yönünden geçersizdir.” hükmü getirilmiştir. Görüleceği gibi burada amacın nama yazdı olmayan senedi İmzalayan tüketicinin taahhüdünün tüketici yönünden geçersiz kılınmasıdır. Böylece yalnızca tüketicinin imzası kendisini bağlamayacak, senet üzerinde bulunan diğer imza sahiplerinin sorumlulukları, imzaların istiklali İlkesi uyarınca bu durumdan etkilenmeyecektir. Nitekim Kanunun 4/5. maddesine ilişkin gerekçesinde de. “Beşinci fıkrada yapılan düzenlemeyle, sadece nama yazılı ve her bir taksit Ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebileceği belirtilmiş, tüketici dışındaki kişiler yönüyle kambiyo senedi geçerli sayılmış, dolaşıma giren kambiyo senedi yönüyle işlem güvenliği sağlanmış, aynı zamanda da tüketicinin mağdur olmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.” diye ifade edilerek tüketicilerin mağduriyetlerinin önlenmesinin amaçlandığı belirtilmiştir. (ıcabA nabaŞ)

Doktrinde ve Yargıtay uygulamalarında farklı görüşlere ve uygulamalara neden olan 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 6/A maddesinin üçüncü fıkrasındaki “…Sözleşmeden ayrı olarak kıymetli evrak niteliğinde senet düzenlenecekse, bu senet, her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde ve sadece nama yazılı olarak düzenlenir. Aksi takdirde, kambiyo senedi geçersizdir,” şeklindeki söz konusu düzenleme. 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4/5, maddesi ile “Tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeniyle kıymetli evrak niteliğinde sadece nama yazılı ve her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebilir. Bu fıkra hükümlerine aykırı olarak düzenlenen senetler tüketici yönünden geçersizdir.” şeklinde kabul edilen hüküm ile 4077 sayılı Kanun’un 6/A maddesindeki düzenlemeden farklı olarak tüketici dışındaki kişiler yönüyle senedin geçerli olduğu belirtilmek suretiyle kanun koyucu tarafından içtihat aykırılığını giderecek şekilde düzenleme yapılmış olduğundan içtihatların birleştirilmesine yer olmadığı sonucuna varmak gerekmiştir.

VI. SONUÇ

4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 6/A maddesinin 3. fıkrasındaki; “…Sözleşmeden ayrı olarak kıymetli evrak niteliğinde senet düzenlenecekse, bu senet, her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde ve sadece nama yazılı olarak düzenlenir. Aksi takdirde, kambiyo senedi geçersizdir.” şeklindeki söz konusu düzenleme, 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4/5. maddesi ile “Tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeniyle kıymetli evrak niteliğinde sadece nama yazılı ve her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebilir. Bu fıkra hükümlerine aykırı olarak düzenlenen senetler tüketici yönünden geçersizdir.’” şeklinde kabul edilen hüküm ile 4077 sayılı Kanun’un 6/A-3. maddesindeki düzenlemeden farklı olarak tüketici dışındaki kişiler yönüyle senedin geçerli olduğu belirlenmek suretiyle, kanun koyucu tarafından içtihat aykırılığım giderecek şekilde düzenleme yapılmış olduğundan içtihatların birleştirilmesine yer olmadığına. 29.11.2019 tarihinde birinci oturumda oy birliği ile karar verilmiştir.

 

 

Devamı: Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 29/11/2019 Tarihli ve E: 2018/5, K: 2019/6 Sayılı Kararı Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Yargıtay 19. Ceza Dairesine Ait Karar E.2019/35817 – Çek Karşılıksızdır İşlemi

Yargıtay 19. Ceza Dairesi E.2019/35817

21 Şubat 2020 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 31046

Yargıtay 19, Ceza Dairesinden:

BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ CEZA DAİRELERİ ARASINDAKİ KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE DAİR KARAR

Esas No : 2019/35817

Karar No : 2020/415

Tebliğname No : UG – 2019/105205

Başkan : Memiş Selçuk Güney

Üye: Erdoğan İshakoğlu

Üye: Bülent Savtok

Üye: Ahmet Badalı

Üye: Aytekin Sakarya

Tetkik Hakimi  : Erkal Hilmi Kart

G-) SONUÇ

Çekin kanuni süresinde yetkili hamil tarafından bankaya ibrazında, muhatap banka tarafından çek üzerinde yapılacak inceleme, 6102 sayılı TTK ve 5941 sayılı Kanun‘da yazılı hususlarla sınırlı olmak zorundadır.

Muhatap banka tarafından çek hesabında yeterli karşılık varsa çek bedelinin hamile ödenmesi zorunludur. Çek hesabında yeterli karşılık bulunmuyorsa, bu durumda yetkili hamilin talebi üzerine, 5941 sayılı Kanun’un 3/4. maddesinde yazılı hususlar çekin arkasına yazılmak suretiyle karşılıksızdır işlemi yapılması zorunludur.

Çekin süresinde yetkili hamil tarafından muhatap bankaya ibrazında, şayet yeterli karşılığı bulunmamasına rağmen, banka tarafından ileri sürülen değişik gerekçelerle 5941 sayılı Kanun’un 3/4. maddesi gereği “karşılıksızdır” işlemi yapılmamışsa, çek hesabında yeterli karşılığı bulundurmakla yükümlü gerçek kişinin “karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme” suçundan dolayı cezalandırılmasının mümkün olmadığına, 27/01/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamı İçin Tıklayınız

Haber Arası Reklam

Devamı: Yargıtay 19. Ceza Dairesine Ait Karar E.2019/35817 – Çek Karşılıksızdır İşlemi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Yargıtay 19. Ceza Dairesine Ait Karar E.2019/35817 – Çek Karşılıksızdır İşlemi

Yargıtay 19. Ceza Dairesi E.2019/35817

21 Şubat 2020 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 31046

Yargıtay 19, Ceza Dairesinden:

BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ CEZA DAİRELERİ ARASINDAKİ KARAR UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE DAİR KARAR

Esas No : 2019/35817

Karar No : 2020/415

Tebliğname No : UG – 2019/105205

Başkan : Memiş Selçuk Güney

Üye: Erdoğan İshakoğlu

Üye: Bülent Savtok

Üye: Ahmet Badalı

Üye: Aytekin Sakarya

Tetkik Hakimi  : Erkal Hilmi Kart

G-) SONUÇ

Çekin kanuni süresinde yetkili hamil tarafından bankaya ibrazında, muhatap banka tarafından çek üzerinde yapılacak inceleme, 6102 sayılı TTK ve 5941 sayılı Kanun‘da yazılı hususlarla sınırlı olmak zorundadır.

Muhatap banka tarafından çek hesabında yeterli karşılık varsa çek bedelinin hamile ödenmesi zorunludur. Çek hesabında yeterli karşılık bulunmuyorsa, bu durumda yetkili hamilin talebi üzerine, 5941 sayılı Kanun’un 3/4. maddesinde yazılı hususlar çekin arkasına yazılmak suretiyle karşılıksızdır işlemi yapılması zorunludur.

Çekin süresinde yetkili hamil tarafından muhatap bankaya ibrazında, şayet yeterli karşılığı bulunmamasına rağmen, banka tarafından ileri sürülen değişik gerekçelerle 5941 sayılı Kanun’un 3/4. maddesi gereği “karşılıksızdır” işlemi yapılmamışsa, çek hesabında yeterli karşılığı bulundurmakla yükümlü gerçek kişinin “karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme” suçundan dolayı cezalandırılmasının mümkün olmadığına, 27/01/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Tamamı İçin Tıklayınız

Haber Arası Reklam

Devamı: Yargıtay 19. Ceza Dairesine Ait Karar E.2019/35817 – Çek Karşılıksızdır İşlemi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.