• +905335410514
  • zekeriya_demirtas@hotmail.com

Category ArchiveBorç Yapılandırma

Matrah Artırımı ve Borç Yapılandırmasında Bireysel Başvuru Hakkı – Fatih ÇINAR, Hukukçu, Mali Hukuk Uzmanı

Matrah Artırımı ve Borç Yapılandırmasında Bireysel Başvuru Hakkı

FATİH ÇINAR[1]
Hukukçu, Mali Hukuk Uzmanı
fatih.cinar@hbv.edu.tr

Kamuoyunda vergi barışı/affı olarak isimlendirilen matrah artırımı ve borç yapılandırması kanunlarına başvuranlar, ilgili kanun gereği başvurduğu tarih itibariyle, dava açma haklarından, derdest olan derece mahkemelerdeki davalarından ve kanun yollarına başvurmaktan vazgeçmiş sayılmaktadırlar. Bu da yayımlanan kanunun ruhuna uygun bir düzenlemedir. Çünkü süresinde beyan edilmemiş veya ödenmemiş kamu alacaklarının, ilgili kamu borçlusunun üzerindeki asıl alacağa ilişkin fer’ilerden bazı şartlara göre vazgeçilerek tahsilinin sağlanması durumunda; kamu alacaklısı idare ile kamu borçlusu arasında tüm anlaşmazlık ve uyuşmazlıklarında sonlandırılması hedeflenmektedir.

Ancak vazgeçilen yargısal uyuşmazlıklar derece yargılamalar ile sınırlı tutulmuş olup; bireysel başvuru hakkı, vazgeçilen yargılamaya ilişkin haklardan birisi olarak gösterilmemiştir.

Makalemizin konusu; matrah artırımı ve borç yapılandırmasına başvuranların, Anayasa Mahkemesi(AYM) veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine(AİHM) yapılan bireysel başvurularının kanundan yararlanmaları halindeki durumunun değerlendirilmesi çerçevesinde olacaktır.

I. 7326 s. Kanun’da Dava Hakkından Vazgeçilen Kamu Alacakları

Matrah artırımı ve borç yapılandırmasına ilişkin 7326 sayılı Kanunda vazgeçilen dava hakları dört grupta gösterilmiştir;

i. Hazine ve Maliye Bakanlığına, il özel idarelerine ve belediyelere bağlı tahsil daireleri tarafından takip edilen kesinleşmiş alacaklar ve cezalarına dava açmama, açılmış davalardan vazgeçme ve kanun yollarına başvurmama (m. 2/1, 12)

ii. Kanunun yayımı tarihi itibarıyla ilk derece yargı mercileri nezdinde dava açılmış ya da dava açma süresi henüz geçmemiş olan ikmalen, resen veya idarece yapılmış vergi tarhiyatları ile gümrük vergilerine ilişkin tahakkuklara dava açılmaması, açılmış davalardan vazgeçilmesi ve kanun yollarına başvurulmaması (m. 3/1, 2, 10)

iii. Kanunun matrah ve vergi artırımına ilişkin hükümleri saklı kalmak kaydıyla, Kanunun yayımı tarihinden önce başlanıldığı hâlde, tamamlanamamış olan ve devam edilen vergi incelemeleri ile takdir, tarh ve tahakkuk işlemlerinden Kanuna göre ödeme başvurusunda bulunulan alacağa ilişkin dava açılmaması (m. 4/1, 9)

iv. Kesinleşmiş Sosyal Güvenlik Kurumu alacakları, ön değerlendirme, araştırma veya tespit aşamasında olan eksik işçilik prim tutarları ile kesinleşmemiş idari para cezalarına dava açmama, açılmış davalardan vazgeçme ve kanun yollarına başvurmama (m. 8/4)

II. 7326 sayılı Kanun’da Dava Hakkından Vazgeçmenin Usul ve Şartları

Kanunun 9. maddesinde; Kanunun 2, 3, 4, 8. maddelerine göre dava açılmaması veya açılan davalardan vazgeçilmesi ve kanun yollarına başvurulmaması şartıyla kamu borçlularının, Kanundan yararlanabilmeleri için bahse konu maddelerde belirlenen başvuru sürelerinde, ilgili tahsil dairesine yazılı olarak talepte bulunmaları gerekmektedir. Kamu borçlularınca davadan vazgeçilmesi hâlinde ilgili idarenin de ihtilafı sürdürmeyeceği hüküm altına alınmıştır. Dava hakkında vazgeçme dilekçesinin verildiği tarih, uyuşmazlığın sona erdiği tarih olarak kabul edilmiştir.

Dava hakkından vazgeçen kamu borçlularının Kanuna konu uyuşmazlığa ilişkin karar tarihi dikkate alınmaksızın Kanunun yayımı tarihinden sonra tebliğ edilen kararlar uyarınca işlem yapılmayacağı bildirilmiştir. Vazgeçilen davalarda verilen kararlar ile hükmedilen yargılama gideri, avukatlık ücreti ve fer’ileri kamu borçlusundan talep edilmeyecek ve bu alacaklar için kamu borçlusuna icra takibi yapılamayacaktır. Dava hakkından vazgeçme tarihinden önce ödenmiş olan yargılama giderleri ve avukatlık ücretleri ise geri alınmayacaktır.

Bundan başka; Kanun hükümlerinden yararlanmak üzere başvuruda bulunulan borçlara ilişkin dava açılamayacağı ve hiçbir mercie başvurulamayacağı da gösterilmiştir.

III. Bireysel Başvuru Hakkının Niteliği

Bireysel başvuru hakkı 12.09.2010 tarihli referandumla kabul edilerek T.C. Anayasası’nın 148 ve 149. maddelerinde yapılan değişikliklerle hukuk sistemimizde yer bulmuştur.  Bireysel başvuru, hem T.C. Anayasası’nda hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile ek protokollerde yer alan temel hak ve özgürlüklerden birinin ihlali hâlinde başvurulan bir yoldur.

12.09.2010 tarihli referandumla Anayasa’nın 148. maddesine eklenen fıkra ile “Herkes, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.” düzenlemesi ile Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunma hak ve imkânı getirilmiştir.

Bireysel başvuruda ihlal edildiği iddia edilen hak ve özgürlükler, Anayasa’mızda koruma altına alınmış ve AİHS’de gösterilmiş olmalıdır. Yani ceza, idare veya medeni hukuk kollarında ve koruma altına alınan güncel bir hakkın ihlali neticesinde oluşan mağduriyetler için bireysel başvuru yapılması imkânı bulunmaktadır.

Anayasa, AİHS ve AİHS’ye ek protokoller ile güvence altına alınmış bulunan hakları ihlal edilen herkes Anayasa Mahkemesi’ne ve AİHM’e bireysel başvuru yapabilir. Anayasa m. 148/3 ile Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m. 45 vd. maddelerine göre; Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin devlet organları tarafından, ihlal edildiği iddiasında bulunan herkes Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunabilir. Dernekler, vakıflar veya şirketler gibi özel hukuk tüzel kişilerinin de tüzel kişiliğe ait hakların ihlali iddiasıyla başvuru hakkı bulunmaktadır. Ancak kamu tüzel kişilerinin Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı yoktur.[2]

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapılabilmesi için idari ve yargısal olağan başvuru yollarının tamamının tüketilmesi gerekir. AİHM nezdinde başvuru için ise iç hukuk yollarının tüketilmesi şartı aranmaktadır.

Bireysel başvuru, 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanununda ya da 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda gösterilen kanun yollarından birisi değildir. Bireysel başvuru, temel hak ve özgürlüklere ilişkin ihlalleri tespit edip ortadan kaldırmaya yönelik bir denetim faaliyetidir.

Nitekim AYM’de bunu ilgili mevzuata dayanarak; Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası, 30.3.2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı ve 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü ‘nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca ikincil nitelikteki Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yoluna başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.[3]

IV. Kanun’a Başvurulması Halinde Bireysel Başvuru Hakkının Durumu

7326 sayılı Kanun’da; Kanun’dan yararlanılabilmesi için alacaklı idareye karşı dava açmama, açılmış davadan vazgeçme, kanun yollarına başvurmama şartı getirilmiştir. Bununla birlikte Kanun m. 9/13-d bendinde hiçbir mercie başvurulamayacağı da bildirilmiştir. Hiçbir merciden kastın ne olduğu ise Kanun’un gerekçesinde açıklanmıştır.

Kanun gerekçesinde; “Maddenin onüçüncü fıkrasında, Kanunun yararlanma şartı olarak öngördüğü davadan vazgeçme işlemlerinin ne şekilde yapılacağı, Kanun hükümlerinden yararlanmak üzere başvuruda bulunulan borçlara ilişkin dava açılamayacağı ve hiçbir mercie başvurulamayacağı düzenlenmiştir. Böylece, Kanun hükümlerinden yararlanmak üzere başvuruda bulunulan alacaklara ilişkin karşılıklı olarak sulh yoluyla çözüm amaçlandığından, bu alacaklara dair herhangi bir yargı merciine, Vergi Usul Kanununun 124 üncü maddesi dâhil dilekçe ve başvuru hakkı kapsamında Kamu Denetçiliği Kurumu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonu dâhil herhangi bir mercie başvurulamayacağı, başvurulsa dahi bu başvurular üzerine herhangi bir işlem yapılmayacağı düzenlenmektedir.”[4]denilmiştir.

Görüldüğü üzere; yargı mercilerine, 213 sayılı VUK m. 124 deki şikayet dahil olmak üzere KDK ve TBMM’de gibi dilekçe hakkına ilişkin mercilerde başvuru yapılamayacağı, başvuru yapılsa bile işlem yapılmayacağı düzenlemesi yapıldığı bildirilmiştir.

Kanun gerekçesinde özellikli durumlar olan VUK m. 124’teki şikayet yine anlaşmazlık veya uyuşmazlık yaşanan idare dışında idari başvuru imkanı tanınan Kamu Denetçiliği Kurumu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Dilekçe Komisyonuna başvuru yapılamayacağı veya yapılsa bile başvuru üzerine işlem yapılmayacağı açıkça bildirilmiş olmasına karşılık Bireysel Başvuru hakkına ilişkin bir kısıtlamaya ise gidilmiş değildir. Çünkü AYM kararlarında açıkça gösterildiği üzere; hem AYM hem de AİHM nezdindeki bireysel başvuru derece yargılamalardan sayılmamaktadır. Nitekim 7326 sayılı Kanun’da da vazgeçilen dava hakkının kapsamı da açıkça hem ilgili maddelerde hem de m. 9/1’de gösterilmiştir. Bunlar;

i. Dava açmama

ii. Açılmış davadan vazgeçme

iii. Kanun yollarına başvurmama

olarak derece mahkemelere ilişkin dava hakları şeklinde sayılmıştır.

Anayasa m. 148/4’te açıkça; “Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.” denilmiştir. Bu fıkra tek başına bireysel başvurunun kanun yolu kapsamı dışında olduğunu göstermektedir.

Yine AYM, derece mahkemelerden ayrıldığını ve onların tabi olduğu usul kanunlarına tabi olmadığını, bireysel başvuruda adli tatil süresinin dikkate alınmayacağına ilişkin kararlarında göstermiştir. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru süresine ilişkin olarak adli tatil süresinin bireysel başvuru süresini durdurmadığı ve derece mahkemelerindeki süre uzatımının bireysel başvuruda söz konusu olmadığının gösterildiği; “Adli tatilin hangi mahkemelerde uygulanacağı ilgili usul kanunlarında belirtilmiştir. 6216 sayılı Kanun ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nde Anayasa Mahkemesinin adli tatile tabi olduğu yönünde bir hüküm bulunmadığı dikkate alındığında, Mahkemenin adli tatil süresi içerisinde de yargısal faaliyetlerine devam ettiği sabittir. Bu husus ayrıca Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliği tarafından Mahkemeye ait resmi internet sitesinden kamuoyuna duyurulmuştur. Bu sebeple bireysel başvuru açısından adli tatil hükümlerinin süre hesabında dikkate alınmasına hukuken olanak bulunmamaktadır.”[5] şeklindeki kararda da açıkça görüldüğü üzere AYM derece mahkemeleri arasında olmadığı gibi olağan kanun yollarından birisi de değildir.

Bundan başka; temel hak ve hürriyetlere ilişkin ihlallerin tespiti ve denetimine ilişkin bireysel başvuru hakkından vazgeçildiği ise ne 7326 sayılı Kanun maddelerinde ne de Kanun gerekçesinde gösterilmemiştir.

Nitekim 7326 sayılı Kanun m. 9/13-a bendinde; “Borçlularca, Kanun hükümlerinden yararlanılmak üzere davadan vazgeçilmesi hâlinde idarece de ihtilaflar sürdürülmez.” diye bildirilmiştir. Yani derece yargılama faaliyetlerinde hem kamu borçlusunun hem de kamu alacaklı idarenin karşılıklı hakları olan; dava açma, davada taraf olma, itiraz, istinaf, temyiz, yargılamanın yenilenmesi gibi kanun yollarına başvurulabilir. Ancak bireysel başvuru sadece Anayasa m. 148/3 ile 6216 sayılı Kanun m. 45’te açıkça; Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin devlet organları tarafından, ihlal edildiği iddiasında bulunan herkes Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunabileceği, kamu tüzel kişilerinin Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının olmadığı gösterilmiştir. Bireysel başvuru kamu alacaklısı idare tarafından kullanılamayacağından, ilgili idarece ihtilaf konusu yapılması da mümkün değildir. Bu durum da bireysel başvuru hakkının 7326 sayılı Kanun kapsamındaki başvurulardan etkilenmesi de söz konusu olmayacaktır.

7326 Sayılı Yeniden Yapılandırma Kanunu Mevzuatı – Toplu

Matrah artırımı veya borç yapılandırmasına başvuran kamu borçluları; Kanun kapsamındaki borçlarına ilişkin bireysel başvuru hakkını korumaktadırlar. Kanuna başvuru süresinden önce veya başvuru süresinde yaptıkları bireysel başvuruların sonlandırılması söz konusu olmayacaktır. Matrah artırımı veya borç yapılandırmasına başvuran kamu borçluları bireysel başvuru sonucunda AYM veya AİHM tarafından verilen karara göre lehlerine oluşan haklarını kullanma imkânı elde etmiş olabilecektir. Matrah artırımı ve borç yapılandırmasında ihtirazi kayıt konulu makalemizde[6] de gösterildiği üzere 7326 sayılı Kanun kapsamındaki başvuruların ihtirazi kayıtla yapılması da yaşanması olası hak kayıplarının önüne geçilmesine katkı sağlayacaktır. Lehine başvurusu sonuçlandırılan kamu borçlusu ihtirazi kayıtlı 7326 sayılı Kanun kapsamındaki başvurusuna ilişkin olarak verilen hak ihlali kararı doğrultusunda davasını canlandırabilir, dava açabilir veya kanun yoluna başvurabilir. Çünkü bireysel başvuru sonucu verilen ihlal kararı ile kamu alacağının, mülkiyet hakkına bir müdahale olması nedeniyle; kamu yararı, kanunilik ve ölçülülük ilkelerinin ihlal edildiği tespit altına alınmış olmaktadır. Bu da, her ne kadar kamu borçlusu ile kamu alacaklısı arasında bir barış olarak sunulan matrah artırımı ve borç yapılandırmasının idarenin tek taraflı ve hukuki dayanaktan yoksun bir işlemi haline gelmesi sonucunu doğuracaktır. Bunun dışında ise kamu borçlusunun aleyhine sonuçlanan bireysel başvuru ise 7326 sayılı Kanun anlamında bir hüküm veya sonuç doğurmayacağından yapılandırma işlemleri devam edecektir.

Yine yargısal ve önemli bir nokta ise; 7326 sayılı Kanun’da matrah artırımı sonucunda tahakkuk eden vergi borçları ile yapılandırılan borçların taksit vadelerinde ödenememesi halinde; kamu borçluları üzerinde yük olarak kalan kamu alacaklarına ilişkin dava yolu, şikâyet, itiraz vb. müesseselerin nasıl işleyeceğinin gösterilmemiş olmasıdır. Vazgeçilen yargılamalardan, dava hakkından ve kanun yollarının, borçların ödenememesi halinde nasıl tekrar canlandırılacağı da Kanun da yer bulmuş değildir.

Sonuç olarak; ihtirazi kayıtla yapılan başvurular doğrultusunda başta bireysel başvuru hakkı olmak üzere; tahakkuk eden ve yapılandırılan borçların taksit vadelerinde ödenememesi halindeki idari ve yargısal yolların canlandırılması ve kullanılması mümkün olabilecektir.

Dip Notlar:

[1] Hukukçu, Mali Hukuk Uzmanı

[2] ÖZBEY Özcan, Türk Hukukunda Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Hakkı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013 s. 70

[3] 04.12.2013 tarih ve B. No: 2013/7521; 11.01.2017, tarih ve B. No: 2014/10857; 21.02.2018 tarih ve B. No: 2015/4499 sayılı vd. kararlar

[4] https://www5.tbmm.gov.tr/sirasayi/donem27/yil01/ss265.pdf

[5] 15.10.2014 tarih ve B. No:  2013/7168 sayılı karar

[6] https://www.alomaliye.com/2021/09/17/matrah-artirimi-ve-borc-yapilandirmasinda-ihtirazi-kayit/

Devamı: Matrah Artırımı ve Borç Yapılandırmasında Bireysel Başvuru Hakkı – Fatih ÇINAR, Hukukçu, Mali Hukuk Uzmanı Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.