• +905335410514
  • zekeriya_demirtas@hotmail.com

Category ArchiveMali Müşavir

TBB – Bankacılık Ürün ve Hizmet Ücretleri İnternet Sitesi Hakkında Duyuru

Bankacılık Ürün ve Hizmet Ücretleri İnternet Sitesi Hakkında Duyuru

Bankalar tarafından finansal tüketicilere sunulan ürün ve hizmetlere ilişkin ücret, komisyon ve masraf bilgilerine yer verilen www.bankacilikurunvehizmetucretleri.org.tr adresli internet sitesinde güncelleme yapılmıştır.

Siteye, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından düzenlenen ‘Bankalarca Ticari Müşterilerden Alınabilecek Ücretlere İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ (Sayı: 2020/4) çerçevesinde, Türkiye Katılım Bankaları Birliği işbirliğinde yapılan çalışmalar neticesinde, bankaların ticari krediler, dış ticaret, nakit yönetimi ve ödeme sistemleri kategorileri kapsamında sunacakları ürün ve hizmetler karşılığında ticari müşterilerden alabilecekleri ücretlerde öngörülebilirliğin ve şeffaflığın artırılması, kavram ve terim birliğinin sağlanması amaçlarıyla tahsil edilebilecek ücretlere ilişkin bilgiler eklenmiştir.

18 Ocak 2021 tarihi itibarıyla http://www.bankacilikurunvehizmetucretleri.org.tr adresli internet sitesinde bankaların hem ticari hem de bireysel müşterilerinden alabilecekleri ücretlere ilişkin bilgilere yer verilecektir.

Kamuoyunun bilgisine sunulur.

Saygılarımızla,

Türkiye Bankalar Birliği

personel programı

Devamı: TBB – Bankacılık Ürün ve Hizmet Ücretleri İnternet Sitesi Hakkında Duyuru Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Satılmayan Ürünlerde İndirim, Diğer Ürünlerde Zam Var

Palandöken: “Jet Hızıyla Zam Yapanlar İndirimde Yok”

Döviz kurlarının yükseldiği dönemlerde A’dan Z’ye tüm ürünlere çok hızlı bir şekilde zam yapanların döviz düştüğü zaman aynı hızla indirim yapmadığını belirten TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Dövizin ateşinin yükseldiği dönemlerde maliyetleri bahane ederek A’dan Z’ye tüm ürünlere jet hızıyla zam yapanlar döviz düşüşe geçtiği zaman indirim için aynı şekilde acele etmiyor. Kimse döviz kurlarındaki oynaklığı fırsata çevirerek vatandaşı mağdur etmemeli” dedi.

-“ESNAF ALDIĞI ÜRÜNÜN YERİNE YENİSİNİ KOYAMIYOR”

Dövizin tırmanışa geçtiği dönemlerde ürünlere yansıtılan fiyat artışlarının döviz düşünce geri çekilmediğini söyleyen Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Geçtiğimiz 2020 yılının sonlarına doğru dolar kuru 8.47’lere çıkarak zirveyi görmüştü. Bunun üzerine akaryakıttan enerji kalemlerine, gıdadan elektronik aletlere kadar A’dan Z’ye tüm ürünlere zam geldi. Vatandaşın elektrik, su ve doğal gaz faturaları arttı. Esnafımız da sattığı ürünlerin yerine yenisini koyamaz hale geldi. Ancak 2021 yılında dövizin ateşi düşünce bu zamların hiçbiri geri alınmadı. Dolar kuru 8.47 seviyelerine çıktığında hemen etiketleri değiştirip maliyet bahanesiyle tüm ürünlerin fiyatını artıranlar şu an dolar kuru 7.40 seviyelerine indiğinde indirim yapmak için aynı hızla harekete geçmedi” diye konuştu.

-“SATILMAYAN ÜRÜNLERDE İNDİRİM, DİĞER ÜRÜNLERDE ZAM VAR”        

Döviz kurlarındaki oynaklığın firmalar tarafından fırsata çevrilmemesi gerektiğinin altını çizen Palandöken, “Piyasada bir indirim algısı oluşturulmaya çalışılarak satılmayan ve rağbet görmeyen bazı ürünlere indirim yaparak vatandaşın gözünü boyamaya çalışıyorlar. Çok sayıda firma, maliyetleri arttığı gerekçesiyle işçi çıkarmaya devam ediyor. Oysa şu an döviz kurları düşüşe geçti. Kimse maliyetleri bahane etmemeli. Dünyadaki gelişmelere ve dış politikaya bağlı olarak döviz kurlarındaki oynaklık üzerinden menfaat sağlanmamalı. Zaten pandemi döneminde yalnızca zaruri ihtiyaçları için harcama yapan vatandaşımız bir de bu gereksiz fiyat artışlarıyla zorlanmamalı. Vatandaşın alım gücü hesaba katılarak başta enerji ve akaryakıt olmak üzere tüm kalemlerde indirime gidilmeli” şeklinde konuştu.

Devamı: Satılmayan Ürünlerde İndirim, Diğer Ürünlerde Zam Var Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru İstatistikleri – 23/09-31/12/2020

Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru İstatistikleri – 23/09-31/12/2020

Bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 31 Aralık 2020 tarihlerini içeren istatistikler yayımlanmıştır. Bireysel başvuru istatistikleri üç ayda bir güncellenerek yayımlanmaktadır.

İçindekiler

I. GENEL İSTATİSTİKLER

Tablo 1: Yıllara Göre Yapılan ve Sonuçlandırılan Bireysel Başvuru Sayıları

Tablo 2: Derdest Bireysel Başvuru Sayıları

Tablo 3: Sonuçlandırılan Başvuruların Karar Türüne Göre Dağılımı

II. ESAS İSTATİSTİKLERİ

A. SONUÇLANDIRILAN DOSYA SAYILARINA GÖRE ESAS İSTATİSTİKLERİ

Tablo 4: İhlal Kararlarının Oransal Durumu

Tablo 5: En Az Bir Hakkın İhlal Edildiğine Karar Verilen Bireysel Başvuru Sayıları

Tablo 6: Hakkın İhlal Edilmediğine Karar Verilen Bireysel Başvuru Sayıları

Tablo 7: Esastan İncelenen Bireysel Başvuru Sayıları

B. HAK VE ÖZGÜRLÜKLERE GÖRE İHLAL İSTATİSTİKLERİ

Tablo 8: İhlal Kararlarının Hak ve Özgürlüklere Göre Dağılımı

Tablo 9: İhlal Kararlarının Yıllara Göre Dağılımı (Hak ve Özgürlük Bazında)

Yapılan Başvuru Sayısı: 295.038

Sonuçlandırılan Başvuru Sayısı: 257.108

Tamamı İçin Tıklayınız

Devamı: Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru İstatistikleri – 23/09-31/12/2020 Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Vasiyetname Sorgulama Sayısı Üç Yılda 10 Milyonu Geçti

MİRASÇILIK BELGESİNE VE VASİYETNAME SORGULAMAYA YOĞUN İLGİ

E-devlet üzerinden mirasçılık belgesi sorgulanması hizmeti vatandaşlar tarafından büyük bir görüyor.  Dört yılda 6 milyondan fazla sorgulama yapıldı. Vasiyetname sorgulama sayısı da üç yılda 10 milyonu geçti.

Adalet Bakanlığı vatandaşların adalet hizmetlerine daha kolay ve hızlı ulaşmasını sağlamak için dijitalleşme çalışmalarına büyük önem veriyor. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün de talimatlarıyla adalet hizmetlerinde dijital dönüşüm her alanda yaygınlaştırılıyor.

Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Genel Müdürlüğü UYAP sistemi üzerinden hazırlanan “Mirasçılık Belgesi Verilmesi” ve “Mirasçılık Belgesinin İptali” kararlarının e-devlet üzerinden alınmasını sağlamıştı. Tamamı Adalet Bakanlığı mühendislerince hayata geçirilen uygulamayla birlikte 16 Aralık 2016’dan bu yana mirasçılık belgesi e-devlet üzerinden görüntülenebiliyor.

2020 YILINDA 1,5 MİLYON SORGULAMA

UYAP sistemi ile e-devlet arasında kurulan uyum neticesinde “Mirasçılık Belgesi Verilmesi” ve “Mirasçılık Belgesinin İptali” kararları 2020 yılında 1 milyon 545 bin 224 kez sorgulandı. Böylece uygulamanın başladığı 16 Aralık 2016 ile 31 Aralık 2020 tarihleri arasında toplam sorgulama sayısı 6 milyon 320 bin 260 oldu.

10 MİLYONDAN FAZLA VASİYETNAME SORGULAMASI YAPILDI

Adalet Bakanlığı, e-devlet üzerinden sunduğu hizmetlere “Vasiyetname Sorgulama”yı da eklemişti. Bu kapsamda sulh hukuk mahkemelerince açılan vasiyetnameler 22 Şubat 2018’den bu yana e-devlet üzerinden görüntülenebiliyor. 2020 yılının tamamında “Sulh Hukuk Mahkemelerince Açılan Vasiyetname Sorgulama” ekranı üzerinden 2 milyon 879 bin 396 adet sorgulama yapıldı. Uygulamanın başladığı 22 Şubat 2018 ile 31 Aralık 2020 tarihleri arasında ise sorgulama sayısı 10 milyon 85 bin 457’e ulaştı.

KİMLER SORGULAMA YAPABİLİYOR?

Bilindiği gibi mirasçı olarak UYAP’a kayıtlı olan vatandaşlar e-devlet uygulamasından “Veraset İlamı Sorgulama” hizmetine girerek mirasçısı olduğu dosyaları sorgulayabiliyor ve mirasçılık belgesini görüntüleyebiliyor. Ayrıca mirasçı, murisin taraf olduğu hukuk, idari yargı ve icra dosyalarını da sorgulayıp o dosyalar hakkında bilgi alabiliyor. Bu uygulama için de yine kişinin murisin mirasçısı olarak UYAP sisteminde kayıtlı olması gerekiyor.

Kaynak: T.C. Adalet Bakanlığı

Devamı: Vasiyetname Sorgulama Sayısı Üç Yılda 10 Milyonu Geçti Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

2020 Aralık Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri Raporu

Aralık 2020 Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri

2020 yılı Aralık ayında merkezi yönetim bütçe giderleri 138,2 milyar TL, bütçe gelirleri 97,6 milyar TL ve bütçe açığı 40,7 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca, faiz dışı bütçe giderleri 133,4 milyar TL ve faiz dışı açık ise 35,8 milyar TL olarak gerçekleşmiştir.

1- Bütçe Dengesi

2020 yılı Aralık ayı bütçe giderleri, bütçe gelirleri, bütçe dengesi ve faiz dışı denge gerçekleşmeleri aşağıdaki tabloda yer almaktadır.

Merkezi yönetim bütçesi 2019 yılı Aralık ayında 31 milyar 809 milyon TL açık vermiş iken 2020 yılı Aralık ayında 40 milyar 691 milyon TL açık vermiştir.

2019 yılı Aralık ayında 27 milyar 644 milyon TL faiz dışı açık verilmiş iken 2020 yılı Aralık ayında 35 milyar 801 milyon TL faiz dışı açık verilmiştir.

Tamamı İçin Tıklayınız

 

Devamı: 2020 Aralık Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri Raporu Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Aralık 2020 Çek Verileri

Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi

Çek Bilgileri

Aralık 2020

Karşılıksız işlemi yapılan çek tutarı geriledi.

Bankalara, 2020 yılında ibraz edilen 456 bin keşideciye ait 13,9 milyon adet çekin toplam tutarı 976 milyar TL oldu.

Bir önceki yıla göre; çek adedi yüzde 17, keşideci sayısı (tekilleştirilmiş) ise yüzde 10 gerilerken, çek tutarı yüzde 7 artmıştır.

Karşılıksız işlemi yapılan çek tutarı azaldı.

2020 yılında bankalara ibraz anında karşılıksız çıkan, 26 bin keşideciye ait 195 bin adet çekin toplam tutarı 13,1 milyar TL oldu.

Karşılıksız işlemi yapılan 16 bin keşideciye ait toplam 3,8 milyar TL tutarındaki 56 bin adet çek daha sonra ödendi.

Geçen yılın aynı ayına göre, karşılıksız işlemi yapılan çeklerin tutarı yüzde 52, çek adedi yüzde 64, tekil keşideci sayısı ise yüzde 50 geriledi.

Karşılıksız işlemi yapılan çek tutarının ibraz edilen çeklere oranı bir önceki yıla göre geriledi.

Aralık 2020 ayında karşılıksız işlemi yapılan çeklerin bankalara ibraz edilen çeklere oranı; tutar ve adet olarak bir önceki yılın aynı ayına göre 1 puan azalarak yüzde 1 oldu.

Karşılıksız işlemi yapılan çeklerin il bazında dağılımı

2020 yılında, karşılıksız işlemi yapılan çek adedinin, keşideci sayısının ve çek tutarının en yüksek olduğu 5 il sırasıyla İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve Bursa oldu.

Tutar olarak karşılıksız işlemi yapılan çeklerin ibraz edilen çeklere oranının en yüksek olduğu 5 il sırasıyla yüzde 6,9 ile Gümüşhane, yüzde 5,1 ile Mardin, yüzde 3,4 ile Bitlis, yüzde 3,4 ile Hakkari ve yüzde 3,2 ile Amasya oldu.

Devamı: Aralık 2020 Çek Verileri Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Kasım 2020 Uluslararası Yatırım Pozisyonu

Kasım 2020 Uluslararası Yatırım Pozisyonu

  • 2020 Kasım sonu itibarıyla, Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verilerine göre, Türkiye’nin yurt dışı varlıkları, 2019 yıl sonuna göre % 9,7 oranında azalışla 228,6 milyar ABD doları, yükümlülükleri ise % 2,6 oranında artışla 614,5 milyar ABD doları olarak gerçekleşmiştir.
  • Türkiye’nin yurt dışı varlıkları ile yurt dışına olan yükümlülüklerinin farkı olarak tanımlanan net UYP, 2019 yıl sonunda -345,8 milyar ABD doları iken 2020 Kasım sonunda -385,9 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleşmiştir.
  • Varlıklar alt kalemleri incelendiğinde, rezerv varlıklar kalemi 2019 yıl sonuna göre % 21,8 oranında azalışla 82,7 milyar ABD doları, diğer yatırımlar kalemi % 4,6 oranında azalışla 90,7 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleşmiştir. Diğer yatırımlar alt kalemlerinden bankaların Yabancı Para ve Türk Lirası cinsinden efektif ve mevduatları % 6,9 oranında azalışla 44,2 milyar ABD doları olmuştur.
  • Yükümlülükler alt kalemleri incelendiğinde, doğrudan yatırımlar (sermaye ve diğer sermaye) piyasa değeri ile döviz kurlarındaki değişimlerin de etkisiyle 2019 yıl sonuna göre % 20,5 oranında artışla 197,1 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleşmiştir.
  • Portföy yatırımları 2019 yıl sonuna göre % 17,0 oranında azalışla 110,0 milyar ABD doları olmuştur. Yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi stoku 2019 yıl sonuna göre % 24,4 oranında azalışla 24,6 milyar ABD doları olurken, yurt dışı yerleşiklerin mülkiyetindeki DİBS stoku % 59,8 oranında azalışla 6,2 milyar ABD doları, Hazine’nin tahvil stoku (yurt içi yerleşiklerce alınan tahvil stoku düşüldükten sonra) ise % 3,0 azalışla 47,7 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleşmiştir.
  • Aynı dönemde, diğer yatırımlar 2019 yıl sonuna göre % 1,4 oranında artarak 307,4 milyar ABD doları olmuştur. Yurt dışı yerleşiklerin yurt içi yerleşik bankalardaki Yabancı Para mevduatı, 2019 yıl sonuna göre % 5,4 oranında azalarak 32,6 milyar ABD doları olurken, TL mevduatı % 8,8 oranında artarak 14,8 milyar ABD doları olmuştur.
  • Bankaların toplam kredi stoku % 7,4 oranında azalarak 63,0 milyar ABD doları olurken, diğer sektörlerin toplam kredi stoku % 3,2 oranında azalarak 95,2 milyar ABD doları düzeyinde gerçekleşmiştir.

Açıklamalar:

Uluslararası Yatırım Pozisyonu; bir ekonomideki yerleşik kişilerin yurt dışındaki yerleşik kişiler ile finansal alacakları ve yükümlülüklerin yanında; rezerv varlık olarak tutulan altın şeklindeki finansal varlıklarının belli bir tarihteki stok değerini gösteren ve aylık olarak yayınlanan istatistiki bir tablodur.

Uluslararası Yatırım Pozisyonunda toplam finansal varlıklar ile toplam finansal yükümlülüklerin farkı, net Uluslararası Yatırım Pozisyonu olarak adlandırılmaktadır. Başka bir deyişle, net Uluslararası Yatırım Pozisyonu; Türkiye’nin yurt dışından alacaklarıyla, Türkiye’nin yurt dışına borçlarının net farkını işaret eder. Burada ortaya çıkan net pozisyon, pozitif veya negatif bir değer olabilir.

Devamı: Kasım 2020 Uluslararası Yatırım Pozisyonu Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Kıymeti Düşen Mallar İle Zayi Olan Mallar Arasındaki İlişki – Faruk TAŞYÜREK, Vergi Müfettişi, YMM

Kıymeti Düşen Mallar Zayi Olan Mallar

Faruk TAŞYÜREK
Vergi Müfettişi
YMM-Bağımsız Denetçi
erkbilgif@gmail.com

ÖZ

Emek, sermaye ve organizasyonun bir araya gelmesi sonucunda elde edilen kazanç ticari kazanç ticari kazanç olarak nitelendirilmektedir. Ticari kazancın unsurları bunlar olmakla birlikte, anılan unsurların bir arada olması her zaman için kazancı beraberinde getirmemektedir. Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için gerekli olan şartların sağlanmış olmasına rağmen kazancın oluşması ya da oluşamamış olması, ticari faaliyetin doğasını oluşturan risk faktöründen kaynaklanmaktadır. Bu çalışmamızda risk faktörünün bir sonucu olan ticari mallardaki değer düşüklüğüne uğrama ile zayi olmanın vergi mevzuatı karşısındaki yeri irdelenerek tarafımızca yorumlanacaktır.

Anahtar Kelimeler: Kıymet Düşüklüğü, Zayi Olma, Nihai Tüketim

JEL Sınıflandırma Kodları: H20, H26, M40.

RELATIONSHIP BETWEEN THE SECURITIES

ABSTRACT

The profit obtained as a result of the combination of labor, capital and organization is defined as commercial income. Although these are the elements of commercial earning, the combination of the mentioned elements does not always bring about earning. Although the conditions necessary for obtaining and maintaining the commercial income are met, the occurrence or failure of the income arises from the risk factor that constitutes the nature of the commercial activity. In this study, it will be interpreted by examining the place of loss of value in commercial goods, which is a consequence of the risk factor, and the loss of tax loss.

Keywords: Loss of Preciousness, Being Loss, Final Consumption

JEL Classification Codes: H20, H26, M40.

GİRİŞ

Bilindiği üzere hukuki düzenlemeler usul ve esas olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Usul yapılan bir şeyin önceden belirtilen kurallar dâhilinde işlemesi, esas ise usulü belirlenen olayın iç işleyişi şeklinde değerlendirilmektedir.

Vergi mevzuatındaki düzenlemeler genel hatlarıyla tetkik edildiğinde bir kısım düzenlemelerin usulü, bir kısım düzenlemelerin ise esası kapsadığı görülmektedir. Buna göre 213 Sayılı Vergi Usul Kanununda usule dair düzenlemeler yapılmış, 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu ile 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunlarında ise esasa ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Buna mukabil kahiri ekseriyeti Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerinin faaliyetini konu edinen, işleme dayalı yayılı muameleye vergisi olarak 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu düzenlenmiştir. Katma Değer Vergisinin uygulanması ülkemizde “Gelir Tipi” katma değer şeklinde oluşmuştur. Buna göre mükellefler, indirim olarak dikkate aldıkları ile işlemler üzerinden hesapladıkları KDV’yi mukayese etmekte, dönem içerisinde katılan değerin yüksek çıkması halinde, farka konu tutarı ödemektedir.

Çalışmamızın konusunu oluşturan zayi mallar ve değeri düşen mallar ile ilgili usul kanununda, gelir kanunlarında ve işleme dayalı vergilendirme kanunda bir kısım düzenlemelerin olduğu bilinmektedir. Her bir kanunda zayi malların ve değeri düşen malların hangi hal ve şartta vergilendirileceği veya vergi dışı bırakılacağı açıklanmıştır. Usul esasa mukaddemdir şeklinde düşünülerek açıklamaya Vergi Usul Kanunundan başlayacağız.

1.KIYMETİ DÜŞEN MALLAR İLE ZAYİ OLAN MALLARIN VERGİ MEVZUATINDAKİ YERİ

1.1. Zayi Olan Mallar İle Kıymeti Düşen Malların Vergi Usul Kanunundaki Yeri:

213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 278. Maddesinde kıymeti düşen mallar ile ilgili düzenleme yapılmış, mezkûr maddeye 7103 Sayılı Kanunla (278/A) imha edilmesi gereken mallar başlığı altında ilave düzenlemeye yer verilmiştir. Anılan kanun maddeleri şu şekildedir:

Kıymeti Düşen Mallar (VUK 278)

Madde 278 – Yangın, deprem ve su basması gibi afetler yüzünden veyahut bozulmak, çürümek, kırılmak, çatlamak, paslanmak gibi haller neticesinde iktisadi kıymetlerinde önemli bir azalış vakı olan emtia ile maliyetlerinin hesaplanması mütat olmıyan hurdalar ve döküntüler, üstüpü, deşe ve ıskartalar emsal bedeli ile değerlenir.”

İmha edilmesi gereken mallar (VUK 278/A)

“”Madde 278/A – Bozulma, çürüme veya son kullanma tarihinin geçmesi gibi nedenlerle imha edilmesi gereken emtia, bu mahiyetteki imha işlemleri süreklilik arz eden mükelleflerin başvurularına istinaden, bu Kanunun 267 nci maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü bendindeki usulle mukayyet olmaksızın, Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen usul çerçevesinde ve tayin olunan imha oranı dikkate alınmak suretiyle değerlenebilir.

Birinci fıkra hükmünden yararlanmak için yapılan başvurular, Maliye Bakanlığınca mükellefin geçmiş yıllardaki işlemleri, fiili üretimi, satış ve imha süreçleri ile sektördeki diğer mükelleflerin durumu, yetkili idare, oda ve kuruluşların görüşleri de dikkate alınmak suretiyle değerlendirilir. Bu değerlendirme neticesinde, Maliye Bakanlığınca karşılıklı anlaşmak suretiyle, tayin olunan imha oranını aşmamak kaydıyla imha edilen emtianın emsal bedeli sıfır olarak kabul edilir.

Mükellefler, imha işlemine ilişkin her türlü kayıt, belge ve evrakı bu Kanunun ilgili hükümleri uyarınca muhafaza ve gerektiğinde ibraz etmek zorundadır.

Maliye Bakanlığı, bu maddeden yararlanmak için başvuruda bulunabilecek mükelleflerde aranacak şartları, tayin olunan imha oranının geçerli olacağı süreyi, imha oranının süresinden önce iptaline ilişkin kriterleri, bu madde kapsamına giren emtiayı, sektörler, iş kolları ve işletme büyüklüklerini ayrı ayrı ya da birlikte dikkate almak suretiyle belirlemeye ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasları tespite yetkilidir.”

Emtianın değerlemesi ile ilgili VUK’un 274. maddesinde emtia başlığı ile şu ifadelerin yer aldığı görülmektedir: “Emtia, maliyet bedeliyle değerlenir. Emtianın maliyet bedeline nazaran değerleme günündeki satış bedelleri % 10 ve daha fazla bir düşüklük gösterdiği hallerde mükellef, maliyet bedeli yerine 267 nci maddenin ikinci sırasındaki usul hariç olmak üzere, emsal bedeli ölçüsünü tatbik edebilir. Bu hüküm 275 inci maddede yazılı mamuller için de uygulanabilir.”

Vergi Usul Kanununda kıymeti düşen mallar ile ilgili düzenlemenin bu şekilde olduğu, ancak zayi olan mallar ile ilgili zayi vb. başlığı altında düzenlemenin yer almadığı görülmektedir. Bu durumda akıllara kanun koyucu zayi olan mallar ile ilgili usul kanununda düzenleme yapmayarak Kural İçi Boşluk (kanun koyucunun burada isteyerek boşluk bırakması) mu oluşturmak istemiştir yoksa kıymeti düşen mallar ile zayi malları eş değer mi görmüştür (?) Soruya cevabımız değerlendirme bölümümüzde olacaktır.

personel programı

1.2. Zayi Olan Mallar İle Kıymeti Düşen Malların Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarındaki Yeri:

5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6. maddesinde safi kurum kazancının nasıl tespit edileceği ile ilgili açıklamalara yer verilmiş ve mezkûr maddenin 2. Fıkrasında “Safî kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticarî kazanç hakkındaki hükümleri uygulanır.” İfadesi yer bulmuştur.

193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununun maddeleri tetkik edildiğinde kıymeti düşen mallar ile zayi mallar hakkında doğrudan bir düzenlemenin bulunmadığı ancak mezkûr kanunun 88. maddesinde “Menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarında, gider fazlalığından doğanlar hariç, sermayede vukua gelen eksilmeler zarar addolunmaz.” İfadelerinin yer aldığı görülmektedir. Şüphesiz ki burada eksilmeden kasıt değer eksilmesi (kıymetten düşme) değil, miktar eksilmesidir.

Gelir Vergisi Kanunu ile Vergi Usul Kanununun bütünleşmesi GVK’nın 38. ve 39.maddelerinde sağlanmış ve anılan maddelerde kazancın tespitinde “Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanunu’nun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41’inci maddeleri hükümlerine uyulur.” İfadelerinin yer aldığı görülmüştür. Bu durumda kıymeti düşen mallar ile zayi olan mallara Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının uygulanmasında 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu referans olacaktır.

1.3. Zayi Olan Mallar İle Kıymeti Düşen Malların Katma Değer Vergisi Kanundaki Yeri:

3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1. maddesinde KDV’nin konusu düzenlenmiş, 28. maddesinde vergi oranları belirlenmiş, 29. maddesinde indirim müessesi düzenlenmiş ve müteakibindeki (30) maddede ise indirilemeyecek KDV düzenlemesine yer verilerek, bir kısım işlemlerin KDV’sinin indirimi kanun koyucu tarafından kabul görmemiştir.

Zayi olan mallar ile kıymeti düşen malların Katma Değer Vergisi Kanundaki düzenlemeleri tetkik edildiğin de 30. madde haricinde düzenlemenin olmadığı, anılan maddedeki düzenlemenin zayi olan mallar ile ilgili olduğu, kıymeti düşen mala dair hükmün bulunmadığı görülmektedir.

KDV Kanununun 30/c maddesinde “Deprem, sel felaketi ve Maliye Bakanlığının yangın sebebiyle mücbir sebep ilân ettiği yerlerdeki yangın sonucu zayi olanlar hariç olmak üzere, zayi olan mallara ait katma değer vergisi, (Şu kadar ki Vergi Usul Kanununun 315 inci maddesine göre Maliye Bakanlığınca belirlenen faydalı ömürlerini tamamladıktan sonra zayi olan veya istisna kapsamında teslim edilen amortismana tabi iktisadi kıymetlere ilişkin yüklenilen katma değer vergisi ile faydalı ömrünü tamamlamadan zayi olan veya istisna kapsamında teslim edilen amortismana tabi iktisadi kıymetlere ilişkin yüklenilen katma değer vergisinin kullanılan süreye isabet eden kısmı indirilebilir.)” ifadelerinin yer aldığı görülmektedir.

2.DEĞERLENDİRME

2.1. Kıymeti Düşen Mallar İle Zayi Mallar Kavramının VUK Kapsamında Değerlendirilmesi:

VUK’un 3. maddesi tarafımızca vergi mevzuatının temel direği olarak görülmektedir. Anılan maddede vergiyi doğuran olay ve bu olaylara ilişkin hukuki muamelelerin gerçek mahiyeti esastır denilerek olayların özüne vurgu yapılmaktadır. Aynı madde de vergi kanunlarında tereddüte düşülmesi halinde izlenecek yola ışık tutulmakta ve vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanır denmektedir. Yine aynı madde de iktisadi, ticari ve teknik icaplar ile olayın özelliğine göre normal ve mutad işlemler karine kabul etmektedir.

Kıymeti düşün mallar ile ilgili VUK’ta düzenleme yapılmışken zayi olan mal hakkında doğrudan (başlıkla) düzenleme yapılmadığı görülmektedir. Kıymeti düşen mal ile ilgili düzenlemenin ise “İktisadi işletmelere dahil kıymetleri değerleme” bölümünde yapıldığı görülmektedir. Diğer bir ifadeyle kıymeti düşen malın bilançoda ya da sonuç hesaplarında gösterilmesinde gerçek kıymetinin esas alınması istenmektedir.

Bir atasözümüzde denir ki “Bitli baklanın kör alıcısı olur” buna sözün mefulünün muhalifinden anlaşılan her malın bir alıcısı olur şeklinde olacaktır. İktisadi hayatta da sağlık güvenlik vb. sorun teşkil etmeyen her malın bir alıcısı olur. Bu durumda bir malın alıcısının yokluğundan şikayetle yok edilmesi makul olmayacaktır. Ancak bir kısım gıda ürünlerinde olduğu gibi bozulmak çürümek şeklinde temel insan sağlığının tehdit edilmesi halinde imha edilerek değeri ortadan kaldırılacaktır.

İmha işlemlerinin ivedilik gerektirmesi ve uygulamada kolaylık sağlanması için 7103 Sayılı Kanunla kıymeti düşen mallar başlığı altındaki 278. maddeye 278/A maddesi ihdas edilmiştir. Ayrıca uygulamaya yön vermek için 496 Sıra No.lu  VUK Genel Tebliği yayınlanmış ve anılan tebliğde de hangi ürünlerin, hangi mükelleflerin ve imha oranlarının nasıl belirleneceğinin açıklamasına yer verilmiştir.

Özetle bozulma ve çürüme kıymeti düşen mallar başlığı altında yer almakla birlikte esas itibariyle imha edilecek malların konusuna girmektedir. 278/A maddesinde ise Maliye Bakanlığınca karşılıklı anlaşmak suretiyle, tayin olunan imha oranını aşmamak kaydıyla imha edilen emtianın emsal bedeli sıfır olarak kabul edilir denmektedir. Bu durumda değerleme bölümünde yer alan işlemin emsalinin sıfır olarak nitelendiriliyor olması, sıfırın bir değer olarak kabul edildiğinin göstergesi olacaktır.

Bozulmak ve çürümek niteliği taşıyan bir malın imha edilmesi ve imha edilen malın emsalinin sıfır olarak kabul edilmesi iki sonucu doğuracaktır. Bunlardan birincisi bozulan, çürüyen mal imha edilerek; elden çıkacak, ortadan kalkacak, kaybolacak, görünmez, tesirsiz olacaktır. Diğer bir ifadeyle zayi kelimesinin Türk Dil Kurumundaki tanımına karşılık oluşturacaktır. Haliyle de kıymet düşüklüğünün zayi olmaya şümulü doğacaktır. İkincisi ise dönem sonu değerinin sıfır olmasından dolayı satılan malın maliyetine yansıma olacaktır. (Satılan Malın Maliyeti= Dönem Başı Mal Mevcudu + Dönem İçi Alışlar- Dönem Sonu Mal Mevcudu… Bu formüle göre dönem sonu mal mevcudundaki azalış doğal olarak satılan malın maliyetine yansıyacaktır.)

Ayrıca 278. madde de nitelikler sayılırken “gibi” ifadeleri kullanılmıştır. Yani kıymeti düşen malın kıymetindeki düşüş için dikkate alınabilecek faktörler sayılanlar ile sınırlı tutulmamıştır. Benzer şekilde “ile” ifadesi kullanılarak hurda ve döküntüler gibi bir kısım işlemlerde tanımın içerisine alınmıştır.

Sonuç olarak kıymeti düşen mal aynı zamanda imha edilecek malı da bünyesine alıyorsa burada kıymeti düşen malın bir yerde zayi olan mallara da şümulünün olduğu kabul edilecektir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus VUK’daki mal ifadesi ile gayrimenkuller, gayrimenkul sayılanlar, demirbaşlar gibi ifadelerin farklı kavramları oluşturmasıdır. Zira bunlarla ilgi kıymet ve zayi olma amortisman uygulamaları vs. gibi konular bakımından farklı hükümlere tabi tutulacaktır.

2.2. Kıymeti Düşen Mallar İle Zayi Mallar Kavramının GVK ve KVK Kapsamında Değerlendirilmesi:

Daha önceki bölümde yasal düzenlemesine yer verildiği üzere Ticari Kazancın tespitinde (GVK 38-39) VUK’un değerlemeye ilişkin hükümleri dikkate alınacaktır. Bir malın dönem sonundaki değerinin düşmesi veya değersiz hale gelmesi VUK kapsamında kabul görmüşse gelir ve kurumlar vergisi matrahlarının tespitinde de dikkate alınacaktır. Bu nedenle şartlarını sağlamak suretiyle imha vb. şekilde zayi olan mallar ile kıymeti düşen mallar, dönem sonundaki kıymetlerinden düşülerek satılan malın maliyetine yansıtılabilecektir.

2.3. Kıymeti Düşen Mallar İle Zayi Mallar Kavramının KDV Kapsamında Değerlendirilmesi:

Daha önce de belirttiğimiz üzere KDV Kanunu tetkik edildiğinde kıymeti düşen mal ifadesinin kullanılmadığı, bunun yerine zayi olan mallar ifadesinin kullanıldığı görülmektedir. Peki kıymeti düşen mallar ile zayi olan mallar KDV açısından ne gibi farklılıklar gösterecektir?

Bilindiği üzere KDV işleme dayanan yayılı bir muamele vergisidir. Verginin konusu KDV Kanununun 1. maddesinde zikredilmekte mükellefi ise Kanunun 8. maddesinde sayılmaktadır. Mükellef ise vergi kanunlarına göre kendilerine vergi borcu terettüp eden gerçek ve tüzel kişilerdir. Borç ise özetle bir yükümlülüğün yerine getirilmesi halinde menfaat kaybına uğrama şeklinde tanımlanabilmektedir. Her ne kadar kanunda vergi borçlusu olarak sayılan mükellefler olarak bilinse de KDV’de verginin gerçek borçlusu, diğer bir ifadeyle menfaat kaybı olan nihai tüketicidir. Bu bağlamda KDV’ye konu bir teslim ve hizmeti kim almışsa ve aldığını aktaramamışsa KDV’nin gerçek ödeyicisi O’dur. Bu durumda mükellef olarak bilinenler ise esasen ödemeye aracılık eden, tahsildar veya vergi sorumlusundan öte değildir.

KDV’nin nihai ödeyicisinin nihai tüketici olmasından hareketle, işletmelerde nihai tüketime eren, dolayısıyla üzerinden her hangi bir şekilde KDV hesaplanmayan ve kanunla istisna getirilmeyen tüketimlerin bünyesindeki KDV’de mükelleflerin uhdesinde bırakılmak istenmektedir. Sonuç olarak denilebilir ki bir mal veya hizmetten nihai olarak kim yararlanmışsa ve bundan dolayı değer yaratılmamışsa onun KDV ödeyicisi anılan kişidir.

KDV Kanunun 30/c maddesindeki zayi malların indiriminin ret edilmesi de yapmış olduğumuz açıklamanın tezahürü niteliğindedir. Buna mukabil KDV Kanunda indirim müessesinin bulunması, satın alınan bir mal veya hizmetin aynen veya niteliği değiştirilerek tekrardan satışa konu edilmesi, KDV vergilendirilmesinde “Gelir Tipi KDV’nin” esas alınmasından hareketle bir malın yüklenim KDV’sinin üzerinden Hesaplanan KDV’den çok düşük olması halinde bile indirim hakkı devam devam edecektir. Diğer bir ifadeyle de kıymetteki düşüş dikkate alınmayacak, üzerinden tekrardan KDV hesaplanıp hesaplanmadığı kıstas alınarak indirim hakkı belirlenecektir.

Sonuç olarak KDV açısından bir malın değerinin düşmesi farklı şey değerinin tamamen ortadan kalkması (zayi olması) farklı şeydir. Değer düşüklüğü yüklenilen KDV’nin indirimine engel değilken, değerin tamamen yok olması (zayi) yüklenilen KDV’nin indirim olarak dikkate alınmasına engeldir.

Burada ki diğer bir husus ise indirimi kabul edilmeyen KDV’nin gider ya da maliyet olarak dikkate alınıp alınmayacağıdır. Bilindiği üzere KDV Kanunun 58. maddesinde Verginin Gider Kaydedilemeyeceği haller düzenlenmiş ve “Mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan Katma Değer Vergisi ile mükellefçe indirilebilecek Katma Değer Vergisi, Gelir ve Kurumlar Vergisi matrahlarının tespitinde gider olarak kabul edilmez.” İfadelerine yer verilmiştir. Anılan kanunun mefulü muhalifinden anlaşılan eğer KDV’nin indirimi vergi indirimi olarak dikkate alınamıyorsa ancak gider ya da maliyet olarak dikkate alınabilir şeklinde olacaktır. Ancak vergi mevzuatı açısından gider ya da maliyet olarak dikkate alınması kabil olmayan işlemlerden dolayı yüklenilen KDV’nin gider ya da maliyet olarak dikkate alınmayacağı da tabidir.

3.KONUYLA İLGİLİ ÖRNEN OLAYLAR VE MUHASEBE KAYITLARI

Örneğin, X işletmesi maliyet bedeli 100.000-TL olan bir malı 18.000-TL KDV ile birlikte 01.06.2019 tarihinde almış ve bedelini banka üzerinden peşin ödemiştir. Mallarla ilgili aşağıdaki senaryolar bir birinden bağımsız olarak işlenecektir.

a* Anılan mallar 01.07.2019 tarihinde yaşanan sel felaketinden dolayı telef olmuş, durum ilgili makamlardan alınan belge (ilan yolu) ile tevsik edilmiştir.

b* Anılan mallar 01.07.2019 tarihinde işletme deposunu su basması nedeniyle mallar zarar görmüş, işletme takdir komisyonuna başvurmuş, takdir komisyonu 01.09.2019 tarihinde anılan malların değerini 10.000-TL olarak belirlemiştir.

c* Anılan mallar 01.07.2019 tarihinde işletmede çıkan yangın sebebiyle tamamen kullanılamaz hale gelmiş, işletme itfaiye raporu ile durumu tevsik etmiştir. Ancak bahse konu yangınla ilgili Hazine ve Maliye Bakanlığınca mücbir sebep ilanı olmamıştır.

d* Anılan mallar yıl sonuna kadar satılamamış, 01.12.2019 tarihinde yaşanan don olayından dolayı kullanılamaz/satılamaz hale geldiği, işletme yetkilileri tarafından değerlendirilmiş ve takdir komisyonuna müracaat edilmiştir. Takdir komisyonu 15.01.2020 tarihinde teşekkül ettirilerek anılan malların değerini 1.000-TL olarak takdir etmiştir.

Üstteki senaryolara ve Tek Düzen Hesap Planına göre olası muhasebe kayıtlarının aşağıdaki gibi oluşturulması gerekmektedir.

Alımla ilgili muhasebe kaydı:

——————————- / —————————————————————–

153 Ticari Mallar                                                     100.000

191 İndirilecek KDV                                                  18.000

102 Bankalar                                                                118.000

Ticari Malların Kayıtlara Alınması

——————————/——————————————————————–

a* Malların Sel Felaketinde Zayi Olmasının Muhasebe Kaydı

——————————- / —————————————————————–

689 Diğer Olağan Dışı Gider ve Zararlar                       100.000

153 Ticari Mallar                                                            100.000

-Yetkili makamlara başvurunun yapılması nedeniyle

——————————/——————————————————————–

b* Su Basmasının Olayının Olduğu Tarihteki Muhasebe Kaydı

——————————- / —————————————————————–

157 Diğer Stoklar                                100.000

654 Karşılık Giderleri                        100.000

153 Ticari Mallar                                                         100.000

158 Stok Değer Düşüklüğü Karşılığı                        100.000

-Yetkili makamlara başvurunun yapılması nedeniyle

——————————/——————————————————————–

 -Takdir Komisyonu Kararı Sonrası Yapılması Gereken Muhasebe Kaydı

——————————- / ——————————————————————-

158 Stok Değer Düşüklüğü                               90.000

157 Diğer Stoklar                                             90.000

-Takdir Komisyonu Kararı

——————————/———————————————————————-

 c* Yangın Sonrası Olması Gereken Muhasebe Kaydı

——————————- / —————————————————————–

659 Diğer Olağan Dışı Gider Ve Zararlar      118.000

153 Ticari Mallar                                                       100.000

391 Hesaplanan KDV                                                 18.000

(İlave Edilecek KDV)

-Yetkili Makamların Tespiti Olan Yangın

——————————/——————————————————————–

d* Don Olayının Gerçekleşmesi Durumunda Yapılması Gereken Muhasebe Kaydı

——————————- / —————————————————————–

157 Diğer Stoklar                                100.000

654 Karşılık Giderleri                       100.000

-(KKEG)

153 Ticari Mallar                                                          100.000

158 Stok Değer Düşüklüğü Karşılığı                        100.000

-Don Olayı Meydana Gelmiş

——————————/——————————————————————–

-Takdir Komisyonunun Kararını Vermesi Sonrasında Yapılması Gereken Muhasebe Kaydı

——————————- / ——————————————————————-

158 Stok Değer Düşüklüğü                         99.000

157 Diğer Stoklar                                             99.000

-Takdir Komisyonu Kararı

——————————/———————————————————————-

Yapılan muhasebe kayıtlarına kısaca açıklık getirecek olursak malların değer düşüklüğüne uğraması veya zayi olması gibi haller ile takdir komisyonu kararı arasında süre doğması durumunda malların yeni değeri belirlenene kadar, muhasebenin ihtiyatlılık kavramı gereği karşılık ayrılması uygun olacaktır. Buna mukabil 496 Sıra No.lu VUK Genel Tebliğinin 8. maddesinde gider yazılacak dönemin takdir komisyonu kararının (tutanağın) tebliğ edildiği dönemde yapılacağının ifade edildiği görülmektedir. Bu nedenle ihtiyatlılık kavramı gereği ayrılan karşılık şayet ilgili dönemde sonuçlanmaz ise anılan karşılığın kanunen kabul edilmeyen gider olarak dikkate alınması ve kazanca ilave edilmesi gerekmektedir. Takdir komisyonun kararın tebliğ edildiği dönemde gider olarak dikkate alınarak mali kardan düşülebileceği tabidir.

Ayrıca soruda belirtilmemekle birlikte uygulamada malların sigortalatılmış olma ihtimali de bulunmaktadır. VUK’un 330. maddesinde “Emtia Sigorta Tazminatı” başlığı altında “Emtia ve zirai mahsul ve hayvan kıymetlerinde vukua gelen zayiat dolayısıyla alınan sigorta tazminatları bunların değerlerinden fazla olursa bu fazlalık kara alınır. İşletme hesabı esasında tutulan defterde bu tazminat hasılat kaydedilir.” İfadelerinin yer aldığı görülmektedir. Bu durumda karşılık ayrılacak tutar maliyet bedeli ile sigorta bedeli mukayese edilerek, ancak maliyet bedelini karşılamayan tutar kadar olacaktır. Öte yandan alınan sigorta bedelleri mal teslimi veya hizmet ifası karşılığında olmadığı gibi KDV Kanunun 1/3. maddesi kapsamında da yer almadığından, diğer bir ifadeyle KDV’nin konuşana girmediğinden sigortalattıran açısından KDV hesaplaması gerekmemektedir.

SONUÇ

Vergi Usul Kanunu açısından denilebilir ki her zayi olan mal aynı zamanda kıymeti düşen mal olabilir ancak her kıymeti düşen mal aynı zamanda zayi olan mal demek değildir.

Zayi olan mallar VUK ve gelir üzerinden alınan kanunlarda kıymeti düşen malla benzer hükme tabi iken, KDV Kanunu açısından farklı hükümlere tabidir.

Bir malın değerinde önemli bir düşme vaki olmasına rağmen tekrardan KDV’ye konu edilmesi mümkünse bu malların KDV indirimi kabul edilmektedir. Buna mukabil bir malın değerinin kaybolması, üzerinden yaratılacak katma değerin bulunmaması halinde, malın bünyesindeki KDV işletmenin uhdesinde kalmaktadır. Buradaki mantık KDV’nin nihai ödeyicisi mal veya hizmetin nihai tüketicisidir.  Deprem, sel felaketi ve yangından dolayı mücbir sebep ilan edilmesi durumları hariç, işletmenin üzerinden değer yaratmadığı mal işletmede nihai tüketime ermiş sayılmaktır.

KDV Kanununun 30. maddesine göre indirimi kabul edilmeyen KDV’lerin mezkûr kanunun 58. maddesinin mefulünün muhalifinden hareketle mahiyetine göre gider ya da maliyet olarak dikkate alınması mümkün olacaktır. Ancak üzerinden KDV hesaplanan işlemin gider veya maliyet olarak dikkate alınmasında vergi mevzuatı açısından engel bir durumun olmaması tabidir.

Değeri düşen mallar ile ilgili işletme yetkililerince yapılan tespit ile takdir komisyonu kararının tebliği arasındaki süre için “İhtiyatlılık” kavramı gereği karşılık ayrılması uygun olacaktır ancak takdir komisyonu kararın farklı dönemlere sarkması halinde 496 Sıra No.lu VUK Genel Tebliğinin 8. maddesi uyarınca kararın tebliğ (tutanak) edildiği dönemin gideri olarak dikkate alınması gerekmektedir.

Kaynakça:

– 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu

– 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu

– 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu

– 1 Seri No.lu KDV Genel Uygulama Tebliği

– 496 Sıra No.lu VUK Genel Tebliği

 

Devamı: Kıymeti Düşen Mallar İle Zayi Olan Mallar Arasındaki İlişki – Faruk TAŞYÜREK, Vergi Müfettişi, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Memurların 3600 Ek Gösterge Sorunu Kendiliğinden Çözülüyor! Mahmut ESEN, E. Mülkiye Başmüfettişi

Memurların 3600 Ek Gösterge Sorunu

Mahmut ESEN
E. Mülkiye Başmüfettişi
mahmutesen@gmail.com

24 Haziran 2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri öncesinde Cumhurbaşkanı adayları ve seçimlere katılan siyasi parti yetkilileri seçildikleri/iktidara geldikleri takdirde yapacakları hizmetleri, izleyecekleri politikayı halkımıza açıklamışlar; bu bağlamda özellikle ekonomik yönden sıkıntı çeken dar dar gelirli halk kesimlerinin sıkıntılarının giderileceğine, rahat nefes almalarının sağlayacaklarına yönelik yoğun/bir dizi vaatlerde bulunmuşlardır.

Bu vaatler arasında yer alan, öğretmen/polis memuru/hemşire/din hizmetleri görevlisi vb. bazı kamu personeline 3.600 ek gösterge verileceği ilişkin vaat özel bir öneme sahiptir.

Bu vaat; 2.939.450 çalışan ve 2.249.733 emeklisi ile birlikte toplam 5.189.183 kadrolu kamu personeli ve ailelerinin içinde bulundukları ekonomik sıkıntıların doğal sonucu olarak, kamuoyunda özel bir ilgi/heyecana/umuda yol açmıştır.

Zira memur ve memur emeklilerin (istisnalar dışında) ekonomik durumları iyi değildir. Memur aylıklarının belirlenmesinde önemli unsurlardan olan: Ek gösterge rakamlarında 1994 yılından, ödenecek zam ve tazminata ilişkin rakamlarda ise 2006 yılından bu yana, (kamu personelinin genelini kapsayan) kayda değer bir iyileşme/değişiklik ne yazık ki yapılmamıştır.

24 Haziran Seçimleri sonrasında, memur ve memur emeklileri, haklı olarak, verilen sözlerin tutulması, mali durumlarında kısmi iyileşme sağlayacağı düşünülen ve bu bağlamda kamuoyunda sembol hale gelmiş 3.600 ek göstergenin verilmesi beklentisi içine girmişlerdir.

Seçimlerden bu yana vaatlerin gerçekleştirilmesi için 2,5 yıl gibi uzun süre geçmiştir.

Seçim döneminin yarısı tamamlanmıştır.

Buna karşın 3.600 ek gösterge sözü halen yerine getirilmemiştir.

İktidar yetkililerince 3.600 ek gösterge verileceğine ilişkin sıklıkla açıklamalar yapılmakta ve bu amaçla ilgili bakanlıklar nezdinde çalışmaların devam ettiği belirtilmektedir.

Verilmiş sözün makul bir süre içinde yerine getirilmemiş olmasından ve çalışmaların halen devam ettiğine ilişkin açıklamalardan, 3.600 ek gösterge verilmesi konusunda iktidar yetkililerinin yeterince istekli olmadığı, sorunun zamana yayılmak istendiği ve bu suretle sorunun kendiliğinden çözümlenmesinin beklendiği anlaşılmaktadır.

3.600 ek gösterge konusunun zamanla kendiliğinden nasıl çözüldüğü, esasen çözülmekte olduğu aşağıda açıklanmıştır.

ad

3.600 ek gösterge verilmesi öncelikle öğretmenler, polis memurları, hemşire ve din görevlilerine vaat edilmiştir.

Halen görevli öğretmenlerin sayısı 956.114, polis memurların sayısı 266.042’dir. Sadece bu iki meslek grubu mensuplarının toplamı 1.222.156 olup, toplam memurlarımızın %41’ini oluşturmaktadır.

Öğretmen/polis memurlarına bugün aldıkları 3.000 ek gösterge yerine 3.600 verilmesi halinde, ek gösterge artışı ile birinci derece kadroda görev yapan öğretmen ve polis memurlarının aylıkları sadece 71 TL (net) artacaktır.

Bunların emeklilerinin aylıklarında ise 814,7 TL artış olacaktır.

Görüldüğü üzere (emekli aylığı bağlanmasında eşik oluşturan) 3.600 ek göstergenin, memur emekli aylıkları açısından özel bir önemi bulunmaktadır.

Ancak bu oranda artıştan yararlanabilmesi için memurun 1.10.2008 tarihinden önce göreve başlamış olması gerekmektedir.

5510 sayılı Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra göreve başlayan memurların emekli aylıkları ise işçilerde olduğu gibi ödedikleri SGK keseneklerine göre hesap edilmektedir.  Bu yüzden 2008 yılından sonra göreve başlayan memurların emekli aylıklarında 3.600 ek gösterge kaynaklı en fazla 63,9 TL artış olacaktır.

Buradan ek gösterge verilmesinin kamuya mali yükünün her geçen yıl azalacağı görülmektedir.

Zira 01.10.2008 tarihinden sonra göreve başlamış olan ve emeklilik statüsü farklı memurların sayısı her yıl hızla artmaktadır.  Bu durumda olanlara (3.600 ek göstergeden kaynaklı)  daha düşük emekli aylığı bağlanacağı için kamunun mali yükü de azalacaktır.

Bu gidişle çok değil, 8-10 yıl sonra, halen çalışmakta olan kamu personelinin ve emeklilerinin 3.600 ek gösterge konulu bir sorunları da kalmayacak, sorun kendiliğinden ve çözümlenmeden ortadan kalkmış olacaktır.

Bu durumu Milli Eğitim Bakanlığında halen görev yapmakta olan 956.114 öğretmenin emeklilik statülerine (SGK/Emekli Sandığı) göre somut biçimde açıklamak/göstermek olanaklıdır.

Halen görevli öğretmenlerimizin 485.180’i  (%50,7) 2009-2019 arasında (1.10.2008 tarihinden sonra)  açıktan/ilk kez kadrolu göreve atanmıştır.

Bu yüzden görevli öğretmenlerimizin yarısının (Emekli Sandığı Kanununa tabi olmadıkları için) şimdiden 3.600 ek gösterge olayı doğrudan/anlamlı bir ilgileri kalmamıştır.

Her yıl ortalama 40.000 yeni öğretmen alımı ile bu oran daha da artacaktır. 10-12 yıl sonra 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununa tabi öğretmen yok denecek kadar azalacaktır.

Sonuç itibarıyla 3.600 ek gösterge sözünün hızla yerine getirilmesi gerekmektedir. Vaadin zamana yayılması ve gecikmeli olarak yerine getirilmesi halinde ek gösterge verilmiş olmasının fazla bir cazibesi ve anlamı kalmayacaktır.

Devamı: Memurların 3600 Ek Gösterge Sorunu Kendiliğinden Çözülüyor! Mahmut ESEN, E. Mülkiye Başmüfettişi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Temmuz-Aralık 2020 Dönemi GEKAP Beyannameleri Süresi

Temmuz-Aralık 2020 Dönemi GEKAP Beyannameleri Süresi

Temmuz-Aralık 2020 Dönemini Kapsayan GEKAP Beyannameleri 1 Şubat 2021 Tarihine Kadar Verilmelidir

ÖZET:

2872 sayılı Çevre Kanunu‘nun ek 11’inci maddesinin Hazine ve Maliye Bakanlığına vermiş olduğu yetkiye dayanılarak GEKAP beyan dönemleri 2020 yılında altı aylık, 2021 ve izleyen yıllar için üç aylık olarak belirlenmiştir.

Temmuz-Ağustos-Eylül-Ekim-Kasım-Aralık 2020 dönemine ilişkin GEKAP beyannamesinin 1 Şubat 2021 günü saat 23:59’a kadar verilmesi ve aynı süre içinde tahakkuk eden katılım paylarının ödenmesi gerekmektedir.

Geri Kazanım Katılım Payı Beyannamesini vermekle yükümlü olanlar, beyan dönemi içerisinde 2872 sayılı Kanuna ekli (1) sayılı listede yer alan ürünlerden plastik poşetlerin satışını diğer ürünlerin ise piyasaya arzını/ithalini yapmamış olsalar dahi Geri Kazanım Katılım Payı Beyannamesini vermekle yükümlüdürler. Bu durumda beyannamenin “Beyan edilecek geri kazanım katılım payı bulunmamaktadır” seçeneği işaretlenerek gönderilmesi gerekmektedir.

personel programı

2872 sayılı Kanun’un ek 11’inci maddesinin Hazine ve Maliye Bakanlığı’na vermiş olduğu yetkiye dayanılarak Geri Kazanım Katılım Payı Beyannamesinin elektronik ortamda beyan edilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Piyasaya arz edilen ürünlere yönelik olarak piyasaya sürenler/ithalatçılar ve satış noktalarınca yapılacak beyanlarda, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen esaslara uyulacaktır. Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı) tarafından; 22/03/2020 tarih ve 31076 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Geri Kazanım Katılım Payı Beyannamesi Genel Tebliği (Sıra No:1)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No: 3) ile 2872 sayılı Kanunun ek 11’inci maddesinin Hazine ve Maliye Bakanlığı’na vermiş olduğu yetkiye dayanılarak GEKAP beyan dönemleri 2020 yılında altı aylık, takip eden yıllar için üç aylık olarak belirlenmiştir.

2020 yılı GEKAP Beyanlarında ikinci dönem; Temmuz-Ağustos-Eylül-Ekim-Kasım-Aralık aylarını kapsayacaktır.

Geri Kazanım Katılım Payı Beyannamesinin, plastik poşetin satışının yapıldığı ve diğer ürünler için piyasaya sürüldüğü/ithal edildiği beyan dönemini takip eden ayın son günü saat 23.59’a kadar yetkili vergi dairesine elektronik ortamda gönderilmesi gerekmektedir.

Buna göre Temmuz-Ağustos-Eylül-Ekim-Kasım-Aralık / 2020 dönemine ilişkin GEKAP beyannamesinin 1 Şubat 2021 (31 Ocak 2021 günü pazar gününe denk geldiğinden) günü saat 23:59’a kadar verilmesi ve ödenmesi gerekmektedir.

Gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olsun veya olmasın tüm satış noktaları ile piyasaya sürenler/ithalatçılar Geri Kazanım Katılım Payı Beyannamelerini elektronik ortamda göndermek zorundadırlar.

Geri Kazanım Katılım Payı Beyannamesini vermekle yükümlü olanlar, beyan dönemi içerisinde 2872 sayılı Kanuna ekli (1) sayılı listede yer alan ürünlerden plastik poşetlerin satışını diğer ürünlerin ise piyasaya arzını/ithalini yapmamış olsalar dahi Geri Kazanım Katılım Payı Beyannamesini vermekle yükümlüdürler. Bu durumda beyannamenin “Beyan edilecek geri kazanım katılım payı bulunmamaktadır” seçeneği işaretlenerek gönderilmesi gerekmektedir.

TEMMUZ-ARALIK 2020 DÖNEMİ GEKAP BEYANNAMELERİ

1- GEKAP beyan dönemleri 2020 yılı için altı aylık, 2021 ve izleyen yıllar için üç aylık olarak belirlenmiştir.

2- Temmuz-Ağustos-Eylül-Ekim-Kasım-Aralık 2020 dönemine ilişkin GEKAP beyannamesinin 1 Şubat 2021 günü saat 23:59’a kadar verilmesi ve aynı süre içinde tahakkuk eden katılım paylarının ödenmesi gerekmektedir.

3- Geri Kazanım Katılım Payı Beyannamesini vermekle yükümlü olanlar, beyan dönemi içerisinde 2872 sayılı Kanuna ekli (1) sayılı listede yer alan ürünlerden plastik poşetlerin satışını diğer ürünlerin ise piyasaya arzını/ithalini yapmamış olsalar dahi Geri Kazanım Katılım Payı Beyannamesini vermekle yükümlüdürler.

Bu durumda beyannamenin “Beyan edilecek geri kazanım katılım payı bulunmamaktadır” seçeneği işaretlenerek gönderilmesi gerekmektedir.

Kaynak: TÜRMOB

Devamı: Temmuz-Aralık 2020 Dönemi GEKAP Beyannameleri Süresi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.