• +905335410514
  • zekeriya_demirtas@hotmail.com

Category ArchiveMali Müşavir

Hatırlatma – Mücbir Sebep Kapsamındaki Mükelleflerin Mart 2020 Dönemi Borçları

Mücbir Sebep Mart 2020 Dönemi Borçları

Mücbir Sebep Halinde Olduğu Kabul Edilen Mükelleflerin Mart 2020 Dönemi Borçlarına İlişkin Hatırlatma

Özet:

518 sayılı VUKGT ile mücbir sebep halinde olduğu kabul edilen mükelleflerin Mart 2020 vergilendirme dönemine ilişkin 27 Temmuz 2020 tarihine kadar vermiş oldukları KDV ve Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannamelerine istinaden tahakkuk eden vergilerin ödeme süreleri 27 Ekim 2020 Salı günü dolmaktadır.

Hazine ve Maliye Bakanlığınca 24.03.2020 tarih ve 31078 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 518 sayılı VUKGT ile aşağıda yer alan mükelleflerin 01/04/2020 ila 30/06/2020 (bu tarihler dâhil) tarihleri arasında mücbir sebep halinde olduğunun kabul edilmesi uygun bulunmuştur.

Tebliğ uyarınca;

I-) Ticari, zirai ve mesleki kazanç yönünden gelir vergisi mükellefiyeti bulunan mükelleflerin,

II-) Koronavirüs salgınından doğrudan etkilenen ve ana faaliyet alanı itibariyle;

1- Alışveriş Merkezleri Dahil Perakende,
2- Sağlık Hizmetleri,
3- Mobilya İmalatı,
4- Demir Çelik ve Metal Sanayii,
5- Madencilik ve Taş Ocakçılığı,
6- Bina İnşaat Hizmetleri,
7- Endüstriyel Mutfak İmalatı,
8-Otomotiv İmalatı ve Ticareti ile Otomotiv Sanayii İçin Parça ve Aksesuar İmalatı,
9- Araç Kiralama,
10- Depolama Faaliyetleri Dahil Lojistik ve Ulaşım,
11- Sinema ve Tiyatro Gibi Sanatsal Hizmetler,
12-Matbaacılık Dahil Kitap, Gazete, Dergi ve Benzeri Basılı Ürünlerin Yayımcılık Faaliyetleri,
13- Tur Operatörleri ve Seyahat Acenteleri Dahil Konaklama Faaliyetleri,
14- Lokanta, Kıraathane Dahil Yiyecek ve İçecek Hizmetleri,
15- Tekstil ve Konfeksiyon İmalatı ve Ticareti,
16- Halkla ilişkiler dahil etkinlik ve organizasyon hizmetleri,

sektörlerinde faaliyette bulunan mükelleflerin,

III-) Ana faaliyet alanı itibarıyla İçişleri Bakanlığınca alınan tedbirler kapsamında geçici süreliğine faaliyetlerine ara verilmesine karar verilen işyerlerinin bulunduğu sektörlerde faaliyette bulunan mükelleflerin,

mücbir sebep halinde olduğu kabul edilmiş ve söz konusu mükelleflerin Mart/2020 vergilendirme dönemine ilişkin olarak 27/4/2020 tarihine kadar verilmeleri gereken Muhtasar Beyannameler (Muhtasar ve Prim Hizmet Beyannameleri dâhil) ve Katma Değer Vergisi Beyannamelerinin verilme süreleri 27/7/2020 Pazartesi gününe bu beyannamelere istinaden tahakkuk eden vergilerin ödeme süreleri ise 27/10/2020 Salı gününe uzatılmıştı.

Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 518)

personel programı

Devamı: Hatırlatma – Mücbir Sebep Kapsamındaki Mükelleflerin Mart 2020 Dönemi Borçları Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

SGK Genelgesi 2020/43 – İşkolu Değişikliği

SGK Genelgesi 2020/43

İşkolu Değişikliği

T.C.

SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI

Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü

Sayı: E-24010506-202.99-12821456

Tarih: 23/10/2020

Konu: İşkolu Kodu Değişikliği

GENELGE

2020/43

Resmi Gazete’nin 24/10/2017 tarihli ve 30280 sayısında yayınlanan Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 113 üncü maddesi ile 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununa Geçici 7 nci madde, 127 ncı maddesi ile de 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye Geçici 23, 24, 25 inci maddeler eklenmiş ve 4734 sayılı Kanun ile diğer mevzuat hükümleri uyarınca personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı sözleşmeleri kapsamında yükleniciler tarafından 4/12/2017 tarihi itibariyle çalıştırılmakta olanların kadroya geçiş işlemleri yapılmıştır.

Kadroya geçirilen ve geçiş hükümleri 30/06/2020 tarihinde sona eren 696 sayılı KHK’nın 127 nci maddesi ile 375 sayılı KHK’ya eklenen Geçici 24 üncü madde gereğince il özel idareleri ve belediyeler ile bağlı kuruluşlarında ve bunların üyesi   mahalli idare birliklerinde, birlikte veya ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlası il özel idareleri, belediyeler ve bağlı kuruluşlarına ait şirketlerde alt işveren işçileriyle ilgili tescil edilen işyerlerinin işkolu kodlarının değiştirilmesi işlemleri 2020/23 sayılı genelge ile açıklanmıştır.

Bu sefer, Bakanlığımız Çalışma Genel Müdürlüğü’nün  20.10.2020 tarihli  2246651 sayılı yazısında; 696  sayılı  KHK ile 375  sayılı  KHK’ya  eklenen Geçici  23  üncü  madde  uyarınca işçi statüsüne geçirilen işçilerin ücret ile diğer mali ve sosyal haklarının belirlenmesinde esas alınacak Yüksek Hakem Kurulunca karar bağlanmış ve süresi en son sona erecek toplu iş sözleşmesi hükümlerinin Bakanlığımızca 12/04/2018 tarihinde ilan edilmiş olduğu, bu hükümlerin geçici  23  üncü  madde  kapsamındaki  idareler  için  31/10/2020  tarihine  kadar  uygulanmasının kararlaştırıldığı, 6356 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının “bir işyerinde yürütülen  asıl işe  yardımcı işler  de  asıl işin  girdiği işkolundan  sayılır”  hükmüne  amir  olmasından, Bakanlığımızca ilan  edilen toplu iş  sözleşmesi  hükümlerinin  yürürlük  süresinin  31/10/2020 tarihinde sona ermesiyle birlikte, 696 sayılı KHK’de yer alan hükme göre yeni tescil edilen işyerlerinden  bildirilen işçilerin  6356  sayılı Kanunun  4  üncü maddesine  uygun şekilde Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmesi gerektiği hususunun ilgili makamlara ivedilikle bildirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

ad

Kurumumuzca yayınlanan 2020/20 sayılı İşveren İşlemleri Genelgesinde iş kolu değişikliklerinin nasıl yapılacağı açıklanmıştır. İlgili genelgede;

“İşyeri tescil işlemleri sırasında işkolu kodlarının hatalı verilmesinin, dolayısıyla işverenlerce sonradan düzeltilmesine yönelik başvuruda bulunulmasına neden olunmamasını teminen yeni tescil edilecek işyerleri için gönderilen işyeri bildirgelerindeki işkolu kodlarının ve işin mahiyetinin uyumlu olup olmadıkları tescili istenilen işyerinin vergi mükellefiyeti olup olmamasına göre ünite tarafından kontrol edilecektir;

İşyeri işvereninin vergi mükellefiyetinin bulunması durumunda;

a. “www.gib.gov.tr/İnternet Vergi Dairesi/ Sık Kullanılanlar/e-Vergi Levhası Sorgulama” adresinden “e-vergi levhası” görüntülenerek işyeri bildirgesinde belirtilen işyeri adresi ile e-vergi levhasında yer alan işyeri adresinin aynı olması durumunda e-vergi levhasında yer alan iş kolu kodu,

b. “www.gib.gov.tr/İnternet Vergi Dairesi/ Sık Kullanılanlar/e-Vergi Levhası” adresinden “e-vergi levhası” görüntülenerek işyeri bildirgesinde belirtilen işyeri adresinin, e-vergi levhasında yer alan işyeri adresinden farklı olması durumunda işyeri bildirgesi verilen işyerinin bağlı olduğu vergi dairesinden işkolu kodunu gösteren resmi yazının ibraz edilmesi istenilerek, bu belgede belirtilen işkolu kodu, tescil işleminde esas alınacaktır.

İlgili vergi dairesinden alınan yazıda belirtilen işkolu kodunun veya “e-vergi levhası” ekranından yapılan sorgulama sonucunda ekrana gelen iş kolu kodunun, işyeri bildirgesi verilen işyerinin iş kolu kodundan farklı olduğunun anlaşılması halinde ilgili vergi dairesince işkolu kodu değiştirilmediği sürece vergi dairesinin kayıtları esas alınacaktır.

İşyeri işvereninin vergi mükellefiyetinin bulunmaması durumunda (“e-vergi levhası” ekranında kaydı bulunmayan işverenlerce); İşyeri bildirgesi verilen işyerinin iş kolu kodu ve yapılan işin uyumlu olup olmadığı ünite tarafından değerlendirilecek ve herhangi bir ihbar, şüphe ve şikayet olmaması halinde işyeri bildirgesinde belirtilen iş kolu kodu esas alınacak ihbar, şüphe ve şikayet olması halinde ise iş kolu kodunun belirlenmesi amacıyla işkolu kodunun tespiti amacıyla durum denetim ve kontrolle görevli memurlara intikal ettirilecektir.”

şeklinde düzenleme yapılmıştır.

Buna göre; daha önce kadroya geçirilen ve geçiş hükümleri 31/10/2020 tarihinde sona erecek olan 696 KHK sayılı KHK’nın 127  nci maddesi ile  375  sayılı  KHK’ya  eklenen Geçici  23  üncü  maddesi gereğince  5018  sayılı  Kanuna  ekli  (I),  (II),  (III)  ve  (IV)  sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri (MİT Müsteşarlığı hariç) ile bunların döner sermayeli kuruluşlarında, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (I) sayılı listede yer alan idarelerin merkez ve  taşra  teşkilatlarında alt işveren işçileri ile ilgili tescil edilen işyerlerini işkolu kodlarının değiştirilmesinin talep edilmesi halinde; yukarıda belirtilen 2020/20 sayılı Genelge hükümlerine göre işlem yapılması, bu kapsamda geçiş döneminde yeni tescil edilen işyerinin işkolu kodunun yapılan işe uygun ana işkolu kodu ile değiştirilmesi veya geçiş döneminde tescil edilen işyerindeki sigortalıların, nakil koduyla varsa esas işin tescilli olduğu işyeri dosyasına aktarılması şeklinde işlemlerin yürütülmesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesi ve gereğini rica ederim.

İsmail YILMAZ

Kurum Başkan V

Devamı: SGK Genelgesi 2020/43 – İşkolu Değişikliği Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Ekim 2020 İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksi

Ekim 2020 İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksi

ENDEKSİ2020 yılı Ekim ayında İktisadi Yönelim Anketi sonuçları, imalat sanayinde faaliyet gösteren 1732 işyerinin yanıtlarının ağırlıklandırılıp toplulaştırılmasıyla elde edilerek değerlendirilmiştir.

2020 yılı Ekim ayında RKGE, bir önceki aya göre 2,8 puan artarak 108,1 seviyesinde gerçekleşmiştir. Endeksi oluşturan anket sorularına ait yayılma endeksleri incelendiğinde, yatırım harcaması, genel gidişat, son üç aydaki toplam sipariş miktarı, mevcut toplam sipariş miktarı, mevcut mamul mal stoku, gelecek üç aydaki üretim hacmi ve gelecek üç aydaki toplam istihdama ilişkin değerlendirmeler endeksi artış yönünde etkilerken, gelecek üç aydaki ihracat sipariş miktarı endeksi azalış yönünde etkilemiştir.

Mevsimsellikten arındırılmış reel kesim güven endeksi (RKGE-MA) bir önceki aya göre 4,0 puan artarak 109,7 seviyesinde gerçekleşmiştir.

Ayrıntılar İçin Tıklayınız

Açıklamalar:

İktisadi Yönelim İstatistikleri ile imalat sanayinde faaliyet gösteren işyerlerinin üst düzey yöneticilerinin, yakın geçmiş ve mevcut durum hakkındaki değerlendirmeleri ile geleceğe yönelik beklentilerinin izlenerek, imalat sanayinin kısa dönemdeki eğilimlerini yansıtacak göstergelerin üretilmesi amaçlanmaktadır.

Kaynak: TCMB

Devamı: Ekim 2020 İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Ekim 2020 İmalat Sanayi Kapasite Kullanım Oranı

Ekim 2020 İmalat Sanayi Kapasite Kullanım Oranı

2020 yılı Ekim ayında, imalat sanayinde faaliyet gösteren 1732 işyeri tarafından İktisadi Yönelim Anketi’ne verilen yanıtlar toplulaştırılarak değerlendirilmiştir.

İmalat sanayi genelinde kapasite kullanım oranı (KKO), bir önceki aya göre 0,8 puan artarak yüzde 75,4 seviyesinde gerçekleşmiştir.

Mevsimsel etkilerden arındırılmış kapasite kullanım oranı (KKO-MA), bir önceki aya göre 0,6 puan artarak yüzde 74,9 seviyesinde gerçekleşmiştir.

Ayrıntılar İçin Tıklayınız

Açıklamalar:

İktisadi Yönelim İstatistikleri kapsamında derlenen İmalat Sanayi Kapasite Kullanım Oranı istatistikleri ile imalat sanayinde faaliyet gösteren işyerlerinin, mevcut fiziki kapasitelerine göre fiilen gerçekleşen kapasite kullanımlarının izlenmesi amaçlamaktadır.

Kaynak: TCMB

Devamı: Ekim 2020 İmalat Sanayi Kapasite Kullanım Oranı Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Ekim 2020 Sektörel Güven Endeksleri

Devamı: Ekim 2020 Sektörel Güven Endeksleri Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Vergide İştirak Suçu – Muharrem ÖZDEMİR, YMM

Vergide İştirak Suçu

Muharrem ÖZDEMİR
E. Defterdar
Yeminli Mali Müşavir
m.ozdemir@vdd.com.tr
Yazar Hakkında

I- VERGİSEL YÖNÜYLE İŞTİRAK SUÇU:

1.1. Vergi Usul Kanunundaki İştirak Düzenlemesi

Vergi suçlarının önemli bir başlığı olan iştirak, Vergi Usul Kanununda düzenlenmiş olup, birçok kez değiştirilmiş, bu nedenle sürekli uygulama bulan bir rejime kavuşamamıştır. 1980 yılına kadar Vergi Usul Kanunu’nun 338, 346 ve 347 inci maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenen iştirak, 1980 yılında 2365 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucu kaldırılmış, ancak 1998 yılında 360 ıncı madde düzenlemesi ile sadece kaçakçılık suçları için olmak üzere yeniden Vergi Usul Kanunu’ndaki yerini almıştır.

Ancak 2008 yılında 5728 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucu, Vergi Usul Kanunu’nun iştirake ilişkin 360 ıncı maddesi iştirak durumlarında bir ‘cezadan indirim’ hükmü haline getirilmiştir.

Yeni düzenleme ile birlikte, Kanunun 344/2 maddesi gereği vergi ziyaı suçlarında iştirakin çözümü Vergi Usul Kanunu’na göre yapılacak ve vergi ziyaı suçuna iştirak edene bir kat ceza verilecekken, 359 uncu maddede yer alan vergi kaçakçılığı suçlarında, 360 ıncı maddenin işaret ettiği üzere çözüm Türk Ceza Kanununun 37 ve 41 inci maddeleri arasında düzenlenen “suça iştirak” hükümlerine göre olacaktır.

1.2. Vergide İştirak Suçunun İşlenişi

İştirak, bir kişi tarafından tek başına işlenebilen bir hareketin, suça iştirak iradesiyle işbirliği hâlinde birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesini ifade eder.

Bireysel olarak da işlenebilen vergi kaçakçılığı suçu en az iki veya birden çok kişi arasında işbirliği gerektiren bir yapı arz edebilmektedir ve bu nedenle ortak bir iştirak hali vergi kaçakçılığının en önemli kriteri haline gelebilmektedir.

Günümüzde de vergi kaçırmaya yönelik hareketlerin birden fazla vergi ödeyicisinin işbirliği halinde gerçekleştiği görülebilmektedir. Keza vergi suçuna iştirak hali, kaçakçılık suçu açısından suç fiilinin işlenmesini kolaylaştıran bir birliktelik yaratmaktadır. Dolayısıyla vergi kaçakçılık suçuna iştirak, soyut olarak bir kişi tarafından işlenebilen bir VUK md.359’da sayılı fiillerin iştirak iradesine sahip birden çok kişi tarafından yapılan ve aralarında nedensel bağlantı bulunan birden çok hareketin varlığıyla işlenmesi olarak tanımlanabilir.

1.3. Vergi Usul Kanununda İştirak ile İlgili Yaptırımlar

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 360 ıncı maddesi cezadan indirim başlığı altında vergide iştirak suçunu düzenlemiş olup, 359 uncu maddede yazılı suçların işlenişine iştirak eden suç ortaklarının bu suçların işlenmesinde menfaatinin bulunmaması halinde, Türk Ceza Kanununun suça iştirak hükümlerine göre hakkında verilecek cezanın yarısı indirilir.

Aynı Kanunun 344 üncü maddesinin (2) numaralı bendine göre ise, Vergi ziyaına 359 uncu maddede yazılı fiillerle sebebiyet verilmesi halinde bu ceza üç kat, bu fiillere iştirak edenlere ise bir kat olarak uygulanır.

İştirak nedeniyle kesilen bir kat vergi ziyaı cezasının kanuni süresinde ödenmemesi halinde 6183 Sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre aylık % 1,6 oranında[1] gecikme zammı da tatbik edilmesi gerekir.

Vergi hukukunda iştirak suçu ile ilgili hürriyeti bağlayıcı cezanın yanında, mali yaptırım olarak da kayba uğratılan verginin bir katı vergi ziyaı cezası ve fer’i nitelikte gecikme zammının ödenmesi öngörülmüştür.

II- VERGİ İŞTİRAKİ İLE İLGİLİ KAVRAMLAR

II.1. Vergide iştirak suçunda vergi kaybı olup olmadığı dikkate alınmaz

İştirak, bir kişi tarafından tek başına işlenebilen bir hareketin, suça iştirak iradesiyle işbirliği hâlinde birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesini ifade eder[2]. Vergi ziyaı suçuna iştirak ise bir kimsenin mükellef veya sorumlu ile işbirliği hâlinde Kanun’un 359. maddesinde yazılan fiillerden biriyle vergi ziyaına sebebiyet vermesidir.

213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinin son fıkrası mucibince, Kaçakçılık suçlarını işleyenler hakkında bu maddede yazılı cezaların uygulanması 344 üncü maddede yazılı vergi ziyaı cezasının ayrıca uygulanmasına engel teşkil etmez. Bu iki fiil birbirinden net olarak ayrılmıştır.

Vergi kaçakçılığı suçu, Vergi Usul Kanunu 359. maddede sayılan fiiller ile vergi kaçırmaya yönelik hukuka aykırı hareketleri içeren, kast unsurunu içinde barındıran ve vergi ziyaı şartının aranmadığı bir vergi suçudur.

personel programı

II.2. Vergi Uygulamasında İştirak Suçunda İki Farklı Ceza

Vergi inceleme elemanları yaptıkları incelemeler sonucunda hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren iştirak suçlarını tespit ettiklerinde, durumu cumhuriyet savcılığına bildirirler ve bunun sonucunda genelde adli yargı mahkemelerinde “vergi usul kanununa muhalefet suçundan” dolayı iştirak eden şahıs hakkında dava açılır.

Aynı zamanda vergi inceleme elemanları tarafından yaptıkları incelemeler sonucunda iştirak suçlarını işleyenler hakkında vergi ziyaı cezası kesilerek idari ceza uygulanır. Bu durum iştirak suçunu işlediği iddia edilen bir kişi ile ilgili hem adli yargıda iştirak suçundan dolayı hakkında dava açılması, hem de iştirak suçundan dolayı adına kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması için vergi mahkemesinde dava açılması sonuçlarını birlikte doğurabilir.

Adli yargıda açılan davada, ceza genel hükümleri çerçevesinde şahsın vergi kaçakçılığına iştirak edip etmediği incelenerek, hakkında hüküm tesis edilir. Bununla birlikte, Vergi Usul Kanunu’nun “Bazı Kaçakçılık Suçlarının Cezalandırılmasında Usul” başlıklı 367 inci maddesinin 4 üncü fıkrasında “Ceza mahkemesi kararları, bu Kanunun dördüncü kitabının ikinci kısmında yazılı vergi cezalarını uygulayacak makam ve mercilerin işlem ve kararlarına etkili olmadığı gibi, bu makam ve mercilerce verilecek kararlar da ceza hâkimini bağlamaz.” hükmüne yer verildiği dikkate alındığında, adli yargı mahkemeleri tarafından verilen kararların, idari makamları ve idari yargı mercilerini bağlamadığı, aynı şekilde idari yargı mercileri tarafından verilen kararların da adli yargı mahkemelerini bağlamadığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, Ceza mahkemesi, vergi mahkemesinin aksine karar verebilir; keza suç konusunda uzman olan mahkeme ceza mahkemesidir. Vergi mahkemesi ise, iştirak tanımının yer almadığı Vergi Usul Kanunu’na göre ilgili şahsın vergi ziyaı kesilmesini gerektiren bir vergi suçuna iştirak edip etmediğini değerlendirmek zorunda kalmaktadır.

Bu bilgiler ışığında, vergi kaçakçılık suçuna iştirak eden bir şahıs vergi uygulamasında iştirak suçunun iki farklı ceza ile karşılaşacaktır. Birincisi Vergi Usul Kanununun 360’ıncı maddesinde belirtilen hürriyeti bağlayıcı ceza, ikincisi ise asıl suça ait (kaçakçılık suçu) ceza ile cezalandırılması bağlamında vergi ziyaı cezası verilmesini Anayasa Mahkemesi, belirlilik ve suçta ve cezada kanunilik ilkelerine aykırılık oluşturmadığına hükmetmiştir.[3]

II.3. Vergide İştirak Suçuna Yardım Fiili

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 360 ıncı maddesi cezadan indirim başlığı altında vergide iştirak suçunu düzenlemiştir. Buna göre, 359 uncu maddede yazılı suçların işlenişine iştirak eden suç ortaklarının bu suçların işlenmesinde menfaatinin bulunmaması halinde, Türk Ceza Kanununun suça iştirak hükümlerine göre hakkında verilecek cezanın yarısı indirilir.

Vergide iştirak suçunda maddi menfaat gözetilmesi halinde ise herhangi bir indirim öngörülmemekte 359 uncu maddede yazılı cezaların aynısına hükmolunması gerekir. Örneğin, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 359 uncu maddesi’nde “kaçakçılık suçları ve cezaları” düzenlenmiştir. Bu maddenin (b) bendinde “sahte fatura düzenleyen ve kullananlar, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmü mevcuttur. Buna göre, bir kişi sahte fatura kullanma veya düzenleme fiili için mükellefe yol gösterir ve bundan maddi menfaat elde etmişse iştirak eden kişiye de aynı ceza verilmesi gerekir.

Maddi menfaat elde edilip edilmediğinin somut olarak ortaya konulması ve buna göre iştirak raporu düzenlenmesi gerekir. Diğer bir ifade, iştirak cezası kesilebilmesi için, ilgilinin vergi ziyaı fiiline iştirak edildiğinin varsayımdan uzak bir biçimde somut olarak tespit edilmesi gerekmektedir.[4]

Maddi menfaat elde edilip edilmediğinin tespitinde, ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu yazılı belge niteliğinde olduğu unutulmamalıdır. Mail ve whatsapp kayıtları ve yazışmaları da ispat vesikası olarak değerlendirilir.[5]

Bunun yanında 3568 sayılı Kanunda sayılan meslek mensuplarının muhasebecilik mesleği gereği olarak verilen hizmet kapsamında mükellef şirketin beyannamelerini ve Ba-Bs formlarını vermek dışında suça konu faturaların düzenlenmesine ne şekilde iştirak ettiği ve hakkında VUK’nun 360 ıncı maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken gerekli inceleme ve araştırma yapılmadan hüküm verilmesi bozmayı gerektirmiştir.[6]

Kaçakçılık fiiline iştirak nedeniyle düzenlenen vergi inceleme raporu uyarınca davacı adına salınan vergilerin bir katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilmiş ise de; adı geçen şirket tarafından ziyaa uğratılan vergilerin ne kadarlık kısmının davacının fiilinden kaynaklandığının tespiti bakımından, davacı tarafından düzenlenen faturalar ve görünürde elde ettiği hasılat konusunda herhangi bir inceleme ve toplamda ziyaa uğratılan vergiyle bir oranlama yapılmadığı anlaşıldığından eksik incelemeye dayalı olarak kesilen vergi ziyaı cezasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.[7]

Bir vergi yükümlüsünün ceza gerektiren eylemine iştirakin varlığında, iştirak eden fail adına ceza kesmeye yetkili dairenin, eylemine iştirak edilen vergi yükümlüsünün bağlı bulunduğu vergi dairesi olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla cezayı tahsile yetkili daire de aynı vergi dairesidir.[8]

III- EL NETİCE:

2008 yılında 5728 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucu, Vergi Usul Kanunu’nun iştirake ilişkin 360 ıncı maddesi İŞTİRAK başlığı ‘cezadan indirim’ olarak yeniden düzenlenmiştir,

359 uncu maddede yazılı suçların işlenişine iştirak eden suç ortaklarının bu suçların işlenmesinde menfaatinin bulunması halinde indirim yapılmazken, yardım kapsamımda suça iştirakin bulunması halinde Türk Ceza Kanununun suça iştirak hükümlerine göre hakkında verilecek cezanın yarısı indirilir,

Maddi menfaat elde edilip edilmediğinin somut olarak ortaya konulması ve buna göre iştirak raporu düzenlenmesi gerekir. Diğer bir ifade, iştirak cezası kesilebilmesi için, ilgilinin vergi ziyaı fiiline iştirak edildiğinin varsayımdan uzak bir biçimde somut olarak tespit edilmesi gerekmektedir,

Maddi menfaat elde edilip edilmediğinin tespitinde, ispata elverişli her türlü belge, banka havalesi, tanık dinlemesi gibi delillerden yararlanılması gerekir,

3568 sayılı Kanunda sayılan meslek mensuplarının muhasebecilik mesleği gereği olarak verilen hizmet kapsamında mükellef şirketin beyannamelerini ve Ba-Bs formlarını vermesi suça konu faturaların düzenlenmesine iştirak anlamı taşımadığının bilinmesi,

İştirak eden fail adına ceza kesmeye yetkili dairenin, eylemine iştirak edilen vergi yükümlüsünün bağlı bulunduğu vergi dairesidir.

Dip Notlar:

[1] 29.12.2019 tarih ve 1947 sayılı Cumhurbaşkanı kararı

[2] Anayasa Mahkemesi Başkanlığının 05.03.2015 tarih ve Esas No: 2014/120, Karar No: 5.3.2015

[3] A.g. Anayasa Mahkemesi Kararı

[4] Danıştay 4. Dairesinin 13.02.2019 tarih ve Esas No: 2015/6897, Karar No: 2019/1095

[5] https://www.sabah.com.tr/yasam/2020/10/16/yargitaydan-emsal-karar-whatsapp-yazismalari-delil-sayilacak-1602841841

[6] Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 06.02.2020 tarih ve Esas No: 2016/9306, Karar No: 2020/944

[7] Danıştay 4. Dairesinin 07.04.2014 tarih ve Esas No: 2011/2100, Karar No: 2014/2339

[8] Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 10.10.2008 tarih ve Esas No: 2007/489, Karar No: 2008/627

Devamı: Vergide İştirak Suçu – Muharrem ÖZDEMİR, YMM Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

İmar Planı Değişen Arsaların Değer Artış Payının Tamamının Kamuya Aktarılması (Rant Vergisi) Düzenlemesi ve Düzenlemenin Değerlendirilmesi

Arsaların Değer Artış Payı Rant Vergisi

Emrah AYGÜL
Yeminli Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi
emrah.aygul@erisymm.com

0.Giriş

Türk Dil Kurumu sözlüğünde kelime anlamı “getirim” olarak tanımlanan rant kelimesi, devletin çeşitli uygulamalarla bireysel, endüstriyel veya sektörel olarak özel teşebbüs lehine herhangi bir çıkar avantajı yaratması; bu avantajın realizasyonu ve paylaşımı şeklinde de ifade ediliyor.

Kentsel rantın oluşmasında kamu otoritesinin gücü büyük önem taşımaktadır. Çünkü, özellikle planlama yoluyla oluşan rantların kamu otoritesinin kararına bağlı olarak oluşmasına karşın, bundan yalnızca mülk sahibi yararlanmaktadır. Oysa kamu kurumlarının kişisel fayda değil, toplumsal fayda yaratması ve dolayısıyla oluşan rant gelirlerinin bir kısmının vergi yoluyla devlete aktarılması gerekmektedir.[1]

“Rant Vergisi” Avustralya’da petrol çalışmaları dolayısıyla değerlenen arazilerde kullanılmaya başlanmıştır, yine Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Norveç ve Kanada’da petrol çıkarmak dolayısıyla elde edilen gelir ve arazinin değerlenmesine bağlı olarak ilk vergilendirilmeler yapılmıştır. Robert Tollison‘a göre; Normal olandan fazla kazanımın vergilendirilmesi olarak adlandırılan Rant Vergisi, Henry George’un tanımlamasına göre ise; arazi sahibinin sadece arazi sahibi olmaktan ve arazinin konum avantajından elde ettiği kazançtır. Kısacası herhangi ekstra bir üretim ya da geliştirme faaliyeti olmadan gelen kazanç olarak tanımlayabiliriz.[2]

Ülkemizde gerek imar değişiklikleri gerekse de Devletin alt yapı ve üst yapı yatırımları dolayısı ile kimi mülk sahiplerinin gayrimenkullerinde önemli değer artışı olabilmektedir. Özellikle yakın zamanda gündeme gelen, planlan, devam eden ya da tamamlanan Kanal İstanbul, İstanbul Hava Limanı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, İstanbul Finans Merkezi gibi dev alt ve üst yapı yatırımları, bulundukları bölgedeki arsa fiyatlarını çok ciddi tutarda artmıştır. Ancak bu artışlardan rant vergisi/değer artış payı adı altında Kamu pay alamamıştır. Yine çeşitli bölgelerde imar tadilatları ile bina emsal inşaat alanının artması, bina kat yüksekliğinin artırılması, arsanın fonksiyonunun değişmesi (konut iken hastane, okul, otele dönüşüm) vb. sebeplerle gayrimenkul değerlerindeki artışlardan Kamunun pay almaması tartışılmaktadır.

Türkiye’de gayrimenkul rant vergisi tartışması 1970’li yıllara kadar gitmektedir. 1970 yılında Gayrimenkul Kıymet Artışı Vergisi getirilmiş, ancak 1982 yılında yürürlükten kaldırılmıştır. Gelir ve Kurumlar Vergisi kapsamına girmeyen, değer artışlarının dışında kalan ve sahibinin elinde bulunduğu süre içinde Türkiye’deki arazi, arsa ya da bunların üzerindeki binaların veya bağımsız bölümlerinin değerlerindeki artışlar gayrimenkul kıymet artışı vergisinin konusunu oluşturmuştur.

Yakın tarihe geldiğimizde 2015-2017 Orta Vadeli Programında belirtilen “Gayrimenkul değer artışlarının yeterince vergilendirilmemesi, imar düzenlemeleri ve kamu hizmetleri yoluyla ciddi bir gayrimenkul rantı oluşması ve bundan kamunun yeterince pay alamaması…” ifadesi imar rantları için bir düzenleme yapılacağının işareti idi. 2019 yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda da politika ve tedbirler arasında konu ile ilgili “Yerel yönetimlerin mali imkânlarını güçlendirmek için kentsel rantların değerlendirilmesi ve emlak vergisi dâhil olmak üzere yerel yönetim öz gelirleri artırılacaktır.”  ifadesi yer almaktadır.

Nihayet 20.02.2020 Tarihli Resmî Gazetede yayımlanan 7221 sayılı Kanun ile “maliklerin talebi üzerine ve ada bazında tüm taşınmaz maliklerinin muvafakatinin alınarak, ilgili mevzuat ve kentsel standartlara uygun olmak koşuluyla yapılacak imar planı değişiklikleri sonucunda, plan kapsamında kalan taşınmazların imar durumunda meydana gelen değer artışlarının kamuya döndürülerek ilgili kamu idarelerince pay alınması, bu payların oranının belirlenmesi, alınan payların kamulaştırma, kentsel dönüşüm ve altyapı hizmetlerinde kullanılması suretiyle kent silueti ve imar düzeni korunarak daha sağlıklı bir çevrenin oluşturulması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi” amaçlandığı gerekçesiyle 3194 sayılı İmar Kanununa ek 8. madde eklenmiştir.

Yazımızda imar planı değişikliğinden kaynaklı arsaların değer artışından alınacak değer artış payına (rant vergisi olarak da ifade edilmektedir) ilişkin yeni yasal düzenlemeler hakkında genel bir bilgi verilecek, ardından yasal düzenlemeler değerlendirilecektir.

personel programı

1.Yasal Düzenlemeler

Yasal düzenlemeler, 7221 sayılı Kanun ile 3194 sayılı İmar Kanununa eklenen  ek 8. madde ile 15.09.2020 Tarihli Resmi Gazetede yayımlanan İmar Planı Değişikliğine Dair Değer Artış Payı Hakkında Yönetmelik’tir. Şimdi kısaca yasal düzenlemelerde öne çıkan hususlara değinelim.

Maliklerin talebi üzerine ada bazında yapılacak imar değişikliklerinde arsanın artan değerinin tamamı kamuya ödenecek, malikler değer artışından pay alamayacak:

Yasal düzenlemeye göre taşınmaz maliklerinin tamamının talebi üzerine ada bazında yapılacak imar planı değişikliği sonucunda değerinde artış olan arsanın artan değerinin tamamı değer artış payı olarak alınır.

Yasal düzenleme uyarınca değer artışı payının doğabilmesi için taşınmaz maliklerinin tamamının talebi üzerine ada bazında imar planı değişikliği olmalıdır. Diğer bir deyişle İdarece re’sen imar planı değişikliklerinde oluşan değer artışlarından değer artış payı alınamaz.

Bu noktada şu hususun altını çizelim: Bu yasal düzenleme, yürürlüğünden sonra  yeni gündeme gelselerdi ya da gerçekleşselerdi dahi;

– Kanal İstanbul, İstanbul Hava Limanı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, İstanbul Finans Merkezi gibi dev alt ve üst yapı yatırımlarının bulunacağı  bölgedeki arsa fiyatlarındaki değer artışlarından,

– İdarenin re’sen kararı sonucu yapılan imar tadilatları ile bina emsal inşaat alanının artması, bina kat yüksekliğinin artırılması, arsanın fonksiyonunun değişmesi (konut iken hastane, okul, otele dönüşüm) vb. sebeplerle arsa değerlerindeki artışlardan,

Kamunun rant vergisi/değer artış payı adı altında pay almasına yine imkan tanımamaktadır.

Buna göre, yalnızca malikler sahibi oldukları taşınmazın imar planının değiştirilmesini (kat izninin artırılmasını ya da konut iken hastane, okul, otel ve benzeri gibi fonksiyonunun değiştirilmesini) isterse ve imar planı değişikliğinden dolayı arsanın değeri artarsa, arsanın artan değerinin tamamı Bakanlık muhasebe birimi hesabına değer artış payı olarak ödenecektir.

Yasal düzenleme uyarınca değer artış payından malikler pay alamamaktadır. Yani artışın tamamı kamuya aktarılmaktadır.

Yönetmelik uyarınca imar planı değişikliği teklifi, plan değişikliğine konu alan sınırları içinde yer alan taşınmaz sahiplerinin tamamının veya vekillerinin noter onaylı vekâlet bilgilerini içeren bir dilekçeyle idareye verilerek başvuru yapılır. Ardından değer artış tespiti ve diğer işlemler yapılmaktadır.

Değer artış payına konu olacak plan değişiklikleri:

Yönetmelik uyarınca değer artışına konu olan plan değişiklikleri; plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü, sosyal ve teknik altyapı dengesini bozmayacak şekilde ve teknik gerekçeleri sağlamak şartıyla yerleşmenin özelliğine uygun olarak;

En az bin metrekare ve üzeri yüzölçümüne sahip olan imar adalarında; ada bazında nüfusu, yapı yoğunluğunu, kat adedini, bina yüksekliğini arttıran veya fonksiyon değişikliği getiren plan değişikliklerinde ihtiyaç duyulan kültürel tesis, sosyal ve teknik altyapı kullanımları; adanın merkezine en fazla 500 metre yarıçaplı alanda karşılanmak,

Parsel bazında fonksiyon değişikliği,

suretiyle yapılır.

Değer artış payının konusu:

Taşınmaz maliklerinin tamamının talebi üzerine yukarıda belirtilen şekilde gerçekleştirilecek plan değişiklikleri sonucunda değerinde artış olan taşınmazın artan değerinin tamamı değer artış payına konu edilir.

Mahkemece imar planı iptal edilerek plansız kalan taşınmazlarda, idareye sunulan yeni plan teklifleri ile iptal edilen plan koşulları arasındaki değer farkı değer artış payına konu edilir. Bu durumda yukarıdaki koşulları sağlamak esastır.

Değer artış payına konu olmayan alanlar ve işlemler:

16/5/2012 tarihli ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamındaki;

  • Riskli alanlardan,
  • Rezerv yapı alanlarından,
  • İçerisindeki yapıların riskli yapı olarak tespit edildiği parsellerde, riskli yapının mer-i imar planı ve plan notları ile verilmiş emsale esas inşaat alanının bir buçuk katına kadar artan kısmına ilişkin plan değişikliklerinden,

Kamu yatırımları ile kamu mülkiyetindeki alanlardan,

Mazbut ve mülhak vakıflara ait alanlardan,

İmar planlarında yençok: Serbest olarak belirlenmiş yüksekliklerin 3194 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen usullere göre yapılacak imar planı değişikliklerinden,

Yapı ve nüfus yoğunluğunu artırmamak, düzenleme ortaklık payı olarak ayrılan alanlardan azalmaya neden olmamak kaydı ile ada veya parsel bazında yol düzenlemelerine, cephe hattı düzeltmelerine, imar hattı düzenlemesine konu plan değişikliklerinden,

değer artış payı alınmaz.

Değer artış payının tespiti:

Kıymet takdir komisyonunca en az iki yetkili kuruluş tarafından belirlenen değer artış payı değerlerin aritmetik ortalama değerinden az olmamak üzere değer artış payı belirlenir.

İmar planı değişikliği tekliflerinin idarelerce onaylanmasına müteakip askıya çıkarılmadan önce, plan değişikliği teklifini onaylayan idarece değer artış payı ile ilgili iş ve işlemlerin başlatılması, resmi yazı ile ilgili birime bildirilir.

Büyükşehir belediyesi olan yerlerde, plan değişikliği teklifinin ilçe belediyesine yapılması halinde, büyükşehir belediyesince onaylanmasından sonra, ilçe belediye başkanlığına iletilerek askıya çıkarılmasından önce, ilçe belediyesince değer artış payı ile ilgili iş ve işlemlerin başlatılması, resmi yazı ile ilgili birime bildirilir.

Uygulama imar planının onaylanmasına müteakip değerleme raporu hazırlama bedeli, taşınmaz maliklerince planı onaylayan idare tarafından bildirilen hesap numarasına 15 gün içerisinde yatırılır. Değerleme raporu hazırlama bedeli, ilgililerce ödenmeden onaylanan planlar askıya çıkartılmaz. İki yetkili kuruluşa idare tarafından değerleme raporu 30 gün içerisinde hazırlattırılır.

İdare tarafından iki yetkili kuruluştan alınan değerleme raporu kıymet takdir komisyonuna iletilir ve komisyonca değer artış payı belirleme çalışmalarına başlanır. Komisyon tarafından imar planı değişikliğine konu alanda ve etrafında yapılan inceleme neticesinde, iki yetkili kuruluştan alınan değerleme raporları altlık olarak kullanılır. Plan değişikliğinin neden olabileceği değer artış payı, gerekçelerinin de açıklandığı bir rapor ile en geç 15 gün içerisinde belirlenir.

Değer artış payının ödenmesi:

Değer artış payı, en geç taşınmazın ilk satışında veya inşaat ruhsatının alımı aşamasında önce Bakanlığın muhasebe birimi hesabına ödenir. Değer artış payının ödenmemesi halinde, imar planı değişikliği yapılan taşınmaz için hiçbir koşulda satış izni verilmez, yapı ruhsatı düzenlenemez.

Değer artış payı, belirlendiği yılı izleyen yıldan itibaren ödeme tarihinde her takvim yılı için, bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi uyarınca tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında takvim yılı başından geçerli olmak üzere arttırılarak uygulanır.

Değer artış payının eksik ödendiğinin tespiti halinde ödenmeyen veya eksik ödenen payın 30 gün içinde ödenmesi gerektiği ilgiliye tebliğ edilir. Süresinde ödenmeyen veya eksik ödenen payın ödenmesi gereken son günden ödendiği tarihe kadar geçen süre için 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 51 inci maddesine göre hesaplanacak gecikme zammı oranında faiz uygulanarak aynı Kanuna göre tahsil edilir. Bu kapsamda tahsil edilen tutarlar payın dağılım nispetinde ilgili idare veya kurumlara dağıtılır.

Değer artış payı tahsil edildikten sonra, yapı ruhsatı alınmadan önce imar planında yeniden değişiklik yapıldığı veya planın eski haline getirildiği durumlarda bu değişikliklerin kesinleşmesinden sonra, plan değişikliğinin yapılış gerekçeleri dikkate alınarak, değerinde azalış olduğunun tespiti halinde değer artış payı ödeme tarihinden itibaren idarece yapılan masraflar düşüldükten sonra kalan tutar, faizsiz olarak ilgilinin talebi üzerine, bir yıl içinde değer artış payı bedelinin aktarıldığı idareler tarafından iade edilir.

Değer artış payının dağılımı:

Başvuru sahibi tarafından yatırılan değer artış payının;

a) Büyükşehir belediyesinin olduğu illerde; %25’i büyükşehir belediyesinin ilgili hesabına, %25’i ilgili ilçe belediyesinin ilgili hesabına, %25’i Bakanlığın Dönüşüm Projeleri Özel Hesabına,

b) Büyükşehir belediyesi olmayan illerde ise; %40’ı imar planı değişikliğini onaylayan idarede açılacak ilgili hesaba, %30’u Bakanlığın Dönüşüm Projeleri Özel Hesabına,

c) Bakanlıkça onaylanan imar planı değişikliğinden kaynaklanan değer artışının %75’i Bakanlığın Dönüşüm Projeleri Özel Hesabına, kalan değer artış payının; büyükşehir belediyesinin olduğu illerde %15’i büyükşehir belediyesinin ilgili hesabına, %10’u ilgili ilçe belediyesinin ilgili hesabına; büyükşehir belediyesi olmayan yerlerde ise Bakanlık payının dışındaki kalan değer artış payının tamamı plan değişikliğinin yapıldığı yerdeki ilgili idarenin açılacak ilgili hesabına,

ç) (a) bendine göre kalan değer artış payının %25’i, (b) bendine göre kalan değer artış payının %30’u ile imar planı değişikliğinin diğer genel bütçeli idareler tarafından onaylanması durumunda değer artış payının tamamı genel bütçeye gelir kaydedilmek üzere Hazine hesabına,

Bakanlık muhasebe birimi tarafından 5 iş günü içerisinde aktarılır.

Yürürlük ve kapsam:

Kanunun 20/2/2020  tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ancak yürürlüğe girdiği 20/2/2020 tarihinden önce belediye, il özel idaresi veya ilgili idarelere başvuru yapılarak resmi kayıt numarası almış uygulama imar planı değişiklik teklifleri kapsam dışındadır.

2.Yasal Düzenlemelerin Değerlendirilmesi

Yasal düzenleme ile 20.02.2020 tarihinden itibaren (20/2/2020 tarihinden önce belediye, il özel idaresi veya ilgili idarelere başvuru yapılarak resmi kayıt numarası almış uygulama imar planı değişiklik teklifleri kapsam dışındadır.) taşınmaz maliklerinin tamamının talebi üzerine ada bazında yapılacak imar planı değişikliği sonucunda değerinde artış olan arsanın artan değerinin tamamı değer artış payı olarak alınacaktır.

Öncelikle kamuoyunda düzenleme “rant vergisi” olarak ifade ediliyor. Aslında burada değer artışının vergilendirilmesi değil, değer artışına el konulması hali mevcuttur. Kapsama giren değer artışının tamamının kamuya aktarılması mülkiyet hakkını zedelemekte, kamuya aşırı yarar sağlanması görüntüsü vermektedir. Tabi burada aktarılacak tutar gerçek bir değer artışı değildir. Çeşitli yaklaşımlara göre belirlenmiş/değerlenmiş, varsayımsal bir tutardır. Mutlak değer artışı gayrimenkulün elden çıkarılması halinde belirlenebilir. Dolayısı ile varsayıma dayalı bir vergilendirme/el koyma söz konusudur.

Taşınmaz maliklerinden alınacak değer artış paylarının yalnızca maliklerin talebine bağlı imar planı değişikliklerine ilişkin olması;

– Kamunun alt yapı ve üst yapı yatırımlarından dolayı değer artışına konu olan gayrimenkullerin (örneğin şehir hastaneleri, İstanbul Havalimanı, Kanal İstanbul, Yavuz Sultan Selim Köprüsü çevresindeki arsaların)   değer artışının ve

– İdarenin re’sen imar planı değişikliğinden kaynaklı değer artışlarının göz ardı edildiğini gösteriyor.

Yani düzenleme esasen geniş anlamda kamu eliyle yaratılan kentsel rantı kapsamamakta, eşitlik ve adaletten uzak bir yapı sergilemektedir.

Değer artışı payı için en az bin metrekare ve üzeri yüzölçümüne sahip olan imar adaları için maliklerin tamamının talebi gerekliliği, zor bir koşuldur. Kaldı ki kimse değer artışının tamamını kamuya ödeyeceği bir değer artışı istemez.  Bu durumda maliklerin tamamının uzlaşması da zor bir ihtimaldir.  Dolayısıyla uygulanması zor, “imar rantı vergisi” kavramını karşılamayan, ülkede oluşacak imar rantının çok küçük bir bölümünden rantın tamamını almak isteyen bir düzenleme olmuş. Sanki “Plan ve programlarda belirtilen “rant vergisi” düzenlendi mi?” sorusuna “evet” demek için düzenlenmiş gibi.

Değer artışının tespiti ile değer artışının ödenmesi süreleri farklıdır. İmar planının onaylanmasına müteakip değer artış tespiti yapılmaktadır. Ancak ödeme en geç taşınmazın ilk satışında veya inşaat ruhsatının alımı aşamasında önce yapılmaktadır. Bu süreçte değer artış payı, belirlendiği yılı izleyen yıldan itibaren ödeme tarihinde her takvim yılı için, bir önceki yıla ilişkin olarak tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında takvim yılı başından geçerli olmak üzere arttırılarak uygulanır. Değer artışı tespiti ve ödeme tarihi arasında yıllar geçebilir. Bu sürede olası ekonomik krizlerde değer düşük iken satış yapılmış olabilir. Yeniden değerlemeye göre artan değer artışının altında bir değer artışı ile satış yapılmış olabilir. Kamulaştırma olabilir. Vs.  Dolayısıyla ödemeye kadar geçen süreçte değer artışını (imar planı değişikliği ile değerin düşmesi dışında) düzeltebilecek hükümlerin yasal düzenlemelere konulmaması büyük bir eksikliktir.

Yönetmelik uyarınca değer artış payı tahsil edildikten sonra, yapı ruhsatı alınmadan önce imar planında yeniden değişiklik yapıldığı veya planın eski haline getirildiği durumlarda bu değişikliklerin kesinleşmesinden sonra, plan değişikliğinin yapılış gerekçeleri dikkate alınarak, değerinde azalış olduğunun tespiti halinde değer artış payı ödeme tarihinden itibaren idarece yapılan masraflar düşüldükten sonra kalan tutar, faizsiz olarak ilgilinin talebi üzerine, bir yıl içinde değer artış payı bedelinin aktarıldığı idareler tarafından iade edilir. Adalet şimdi bunun neresinde? Fazla ödemeyi talep etmeyene iade yok. Talep edince de faizsiz para geri ödeniyor ve 1 yılda!

Değer artış payı ödenmedikçe satış yapılamaması ve değer artış payı tutarının tapu kütüğüne şerh edilmesi , bir nevi imar değişikliğinden dolayı gayrimenkul üzerinde ipotek bulunmasına yol açmaktadır. Bu durum gayrimenkulün satışını zorlaştırabileceği gibi, üçüncü kişilere teminat olarak gösterilmesinde de olumsuz bir hal sergileyecektir.

Umarız ki düzenleme tekrar gözden geçirilir, imar rantı vergisi geniş kapsamlı, adil ve makul oranlı olur. Uygulanması zor, eşitlik ve adaletten uzak, yüksek mali yük getiren düzenlemeler yapmaktan kaçınılmalıdır.

Dip Notlar:

[1] Fatih SARAÇOĞLU, Elif PÜRSÜNLERİ ÇAKIR , Muharrem ÇAKIR; “Rant Vergisi ve Ülkemizdeki Tartışmalar”, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi Cilt 17, Sayı 3

[2] https://www.kurtuluspartners.com/avukat-kadir-kurtulus-rant-vergisi-uygulamasini-degerlendirdi/ (Erişim:17.10.2020)

Devamı: İmar Planı Değişen Arsaların Değer Artış Payının Tamamının Kamuya Aktarılması (Rant Vergisi) Düzenlemesi ve Düzenlemenin Değerlendirilmesi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Güncel Resmi Raporlara Göre Belediyelerimizin 2019 Yılı Faaliyetlerinin ve Mali Durumlarının Değerlendirilmesi – Mahmut ESEN, E. Mülkiye Başmüfetişi

Belediyelerimizin 2019 Yılı Faaliyetlerinin ve Mali Durumlarının Değerlendirilmesi

Özet:

Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanmış “2019 Yılı Mahalli İdareler Genel Faaliyet Raporu” başta olmak üzere; “2019 Yılı Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı Genel Yönetim Faaliyet Raporu”, Sayıştay ‘ın  Eylül 2020 de TBMM’ye sunduğu  “2019 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu” ve “2019 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu” ile “2019 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu” vb. raporlara dayanılarak; belediyelerimizin 2019 yılı itibarıyla genel faaliyetleri, bütçe gerçekleşmeleri, mali vb. durumları incelenmekte, raporlarda sözü edilen hata/noksanlık/yolsuzluk örneklerine yer verilmekte, Sayıştay bulgularının yasal gereklerinin yapılmaması sonucu yıllık olarak düzenlenen Sayıştay raporlarının bilinenleri yinelemekten öteye geçemediğine ve yolsuzluk alanlarının kanıksanmasına katkı sağlayacağına dikkat çekilmekte,  sorunlara ilişkin bazı çözüm önerilerimiz sunulmaktadır.

Belediyelerimizin genel durumu/gidişatı konusunda kamuoyunun bilgilendirilmesi amaçlanmaktadır.

Anahtar Sözcükler: Belediye, Sayıştay, İçişleri Bakanlığı, Genel faaliyet raporu, Denetim, Yolsuzluk.

I-GİRİŞ

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 41. maddesi uyarınca; kamu idarelerinin üst yöneticileri ve harcama yetkililerince, birimlerinin yıllık faaliyetlerini yansıtmak üzere, kullandıkları kaynakları, bütçe gerçekleşmelerini, mali durum vb. bilgileri içeren (yıllık) faaliyet raporu hazırlanması ve kamuoyuna da açıklanması gerekmektedir.

Mahalli idarelerce hazırlanan idare faaliyet raporlarının birer örneği Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gönderilir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu raporları esas alarak, kendi değerlendirmelerini de içeren, mahalli idareler genel faaliyet raporunu hazırlar ve kamuoyuna açıklar. Raporun birer örneğini Sayıştay Başkanlığına ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı gönderir.

Sayıştay; mahallî idareler genel faaliyet raporunu, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı hazırlanmış genel faaliyet raporunu ve harcama sonrası ilgili birimlerde yaptığı dış denetimlerinin sonuçlarını dikkate alarak görüşleriyle birlikte TBMM sunar.

Anılan yasa kuralı uyarınca Sayıştay tarafından hazırlanmış olan “2019 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu”  ve “2019 yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu” ile 2019 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu”Eylül 2020’ de TBMM’ye sunulmuştur.

Bu yazımızda “2019 Yılı Mahalli İdareler Genel Faaliyet Raporu“ ve “Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı 2019 Yılı Genel Faaliyet Raporu” ile Sayıştay’ın sözü edilen değerlendirme raporlarındaki, belediye idarelerini ilgilendiren önemli gördüğümüz konulara değinilecektir.

ad

II-BELEDİYELERE İLİŞKİN GENEL BİLGİLER

A-Belediye Sayıları

12.11.2012 gün ve 6360 sayılı Kanunla getirilmiş düzenleme sonucu (1.554) adet belediyenin tüzel kişiliği kaldırılmış, belediye sayısında %53 oranında azalma olmuştur.

2018 yılı sonu itibarıyla  (1.399) adet belediye sayısı 31 Mart 2019 seçimleriyle birlikte bazı belde belediyelerinin tüzel kişiliklerinin kaldırılması sonucu belediye sayısı 1389’ a gerilemiştir.

Mevcut belediyelerimizin 30’u büyükşehir, 51’i il, 519’u büyükşehir ilçe, 403 ‘ü ilçe ve 386’sı ise belde belediyesi statüsündedir.

Nüfusu 10.000’in altındaki belediye sayısı 702 olup toplam belediye sayısına oranı %50’dir. Ülkemizdeki nüfusun % 94 ‘ü belediye sınırları içinde yaşamaktadır.

Belediyelere bağlı (İSKİ/ASKİ/EGO vb.) ve ayrı bir tüzel kişiliğe sahip 33 idare bulunmaktadır. Sözü edilen bağlı idareler; sayılarının azlığı ve inceleme kolaylığı nedeniyle istihdam edilen personel konusu hariç bu yazımızda kapsam dışında bırakılmıştır.

B-Belediye Görevlileri

2019 mahalli idareler genel seçim sonuçlarına göre; 1.389 belediye başkanlığından 41’i (% 2,9) ; 20.745 belediye meclis üyesinden 2.284’ ü (% 11) kadınlar tarafından kazanılmıştır.  Bir önceki seçim sonuçlarına göre kadın başkan ve belediye meclis üyelerinin sayısında kayda değer bir artış olmadığı görülmektedir.

2019 yılı itibarıyla (bağlı idarelerle birlikte) belediyelerde; 104.805 memur, 19.646 sözleşmeli, 65.917 sürekli işçi, 4.390 geçici işçi statüsünde olmak üzere toplam 194.758 personel istihdam edilmiştir. (Mahalli İdareler: 2019: 69)

Diğer yandan 2017 yılı sonu itibarıyla belediyelerde personel hizmeti satın alma yöntemiyle (taşeron işçi olarak) istihdam edilen  (bağlı idareler dahil) toplam 336.257 personelin büyük bölümü; 696 sayılı KHK göre, belediye şirketlerindeki sürekli işçi kadrolarına geçirilmiştir. Bu yüzden 2018 yılı sonu itibarıyla BİT çalışan sürekli işçilerin sayısı 472.935 ’e, 2019 yılı sonunda ise 474.536 yükselmiştir.

Belediyelerde istihdam edilen personel sayısında (BİT hariç)  yıllar itibarıyla artış olmadığı;  tam tersine 2017 yılında (418), 2017 yılında 2018 yılında (6.970), 2019 yılında ise 5.212 kişi azaldığı görülmektedir.

Kamu sektöründe 2019 yılı sonu itibarıyla çalışanların toplam sayısı ise 4.644.074’ e ulaşmıştır.

Kamu sektöründe istihdam edilenlerden; kadroluların (% 3,5), sözleşmelilerin  (% 4,5), sürekli işçilerin  (%48) ve geçici işçilerin % 9’ unu, belediyeler/bağlısı idareler ile BİT çalışanlarını oluşturmaktadır. (Kamu İstihdam Sayıları: 2019)

III-BELEDİYELERİN BÜTÇE GERÇEKLEŞMELERİ

A-Bütçe Dengesi

2016 yılında 91,2 milyar TL olarak oluşmuş belediyelerin birleşik bütçe giderleri; 2017 yılında (%22,8) oranında artışla 112 milyar TL, 2018 yılında ise  (%17,8) oranında artışla 132 milyar TL, 2019 yılında ise  (-%6,6)  oranında düşme ile 123,3 milyar TL olarak gerçekleşmiştir.

2016 yılında 80,9 milyar TL olarak oluşmuş belediyelerin birleşik bütçe gelirleri; 2017 yılında  (%19,9) artışla 97,1 milyar TL, 2018 yılında ise 14,2 oranında artarak 110,2 milyar TL, 2019 yılında % 4,1 oranında artışla 115,5 milyar TL olarak gerçekleşmiştir.

Konsolide bütçe giderlerinin; gelirlerin üzerinde arttığı, gelirlerin giderleri karşılayamadığı görülmektedir.

2015 yılında bütçe gelirlerinin giderleri karşılama oranı %97, 8 iken; bu oran 2016 yılında % 88,7’ ye, 2017 yılında  %86, 7’ ye, 2018 yılında ise %84’ e düşmüştür. 2019 yılında ise giderlerdeki düşme nedeniyle bu oran eski yıllara göre göreceli olarak artmış %93,7’ ye ulaşmıştır.

Böylelikle belediyeler 2016 yılında 10,3 milyar TL, 2017 yılında 14,9 milyar TL ve 2018 yılında 21,1 milyar TL, 2019 yılında ise 7,8 milyar TL açık vermiştir.

Belediyelerin bütçe dengeleri / bütçe açıklarında, giderek artan oranda bir bozulma olduğu görülmektedir. (SBB Faaliyet Raporu, 2018: 66-67)

B-Bütçe Giderleri

Belediyelerin ekonomik sınıflandırmaya göre 2016, 2017 ve 2018 yıllarına ait birleşik gider miktarları, giderlerin bir önceki yıla göre değişim oranlarına Tablo 1’de yer verilmiştir.

Tablo 1: Tüm Belediyelerin 2016, 2017 ve 2018 Yıllarına Ait Ekonomik Sınıflandırma Düzeyinde Bütçe Giderleri (Milyon TL)

Tablo 1: Tüm Belediyelerin 2016-2019 Yıllarına Ait Ekonomik Sınıflandırma Düzeyinde Bütçe Giderleri ve Yıllar İtibarıyla Değişim Oranları (Milyon TL)

GİDERİN TÜRÜ Bütçe Yılları Yıllar İtibarıyla Değişim Oranları (%)
2016 2017 2018 2019 2017/2016 2018/2017 2091/2018
1-Personel Giderleri 12.290 12.917 14.716 17,524 5,1 13,9 19,1
2-SGK Devlet Primi 1.970 2.076 2.354 2.722 5,4 13,4 15,6
3- Mal ve Hizmet Alımları 38.479 46.216 54.482 56.225 20,1 17,9 3,3
4Faiz Giderleri 1.949 2.896 4.512 6.407 48,6 55,8 42,0
5Cari Transferler

(Kâr amacı gütmeyen kuruluşlara/hane halkına yapılan transferler, gelirlerden ayrılan paylar vb.)

3.721 4.249 5.222 6,081 14,2 22,9 16,4
6-Sermaye (Yatırım)  Giderleri 29.635 40.858 47.690 29.490 37,9 16,7 -38,2
7Sermaye Transferleri

(Bağlı idarelere/kamu ortaklıklarına vb. yapılanlar)

0.933 1.121 1.268 2.526        20,1 13,1 99,1
8-Borç Verme

(Bağlı idarelere/kamu kurum ve kuruluşlarına/kamu ortaklıklarına vb. yapılanlar)

2.289 1.712 1.755 2.372 -25,2 2,5 35,1
GİDER TOPLAMI                  91.269 112.048 132.004 123.349 22,8 17,8 -6,6

Not: Küsuratlar yuvarlatılmıştır.

Kaynak:

– Hazine ve Maliye Bakanlığı, “ 2017 Yılı Genel Faaliyet Raporu”

– Cumhurbaşkanlığı SBB,  “2018, 2019 Yılı Faaliyet Raporları”

– Hazine ve Maliye Bakanlığı, “ Genel Yönetim Mali İstatistikleri”

2016 yılında 91,2 milyar TL olarak oluşmuş birleşik bütçe giderleri; 2017 yılında (%22,8)  artışla 112 milyar TL, 2018 yılında ise  (%17,8) oranında artışla 132 milyar TL, 2019 yılında ise 8.655 milyar TL (-%,6) azalışla 123 milyar TL olarak gerçekleşmiştir.

Önceki yıllarda yer yer TÜİK tarafından açıklanan 2003=100 Temel Yıllı Tüketici Fiyatları Endeksinin de üzerinde ciddi oranda bir artış kaydedilen bütçe giderlerinde 2019 yılında bir önceki yıla göre, artış bir yana %6,6 oranında düşme görülmüştür.

2019 yılında bir önceki yıla göre özellikle faiz/ sermaye transferleri/ borç verme ödemelerinde önemli oranda artışlar olmuş, buna karşılık sermaye giderlerinde 18,2 milyar TL (-38,2) azalma gerçekleşmiştir.

2016-2019 yılları gider bütçelerinde ekonomik sınıflandırmaya göre bütçe giderleri içinde en büyük payı mal ve hizmet alımları oluşturmaktadır.

Büyüklük itibarıyla mal ve hizmet alım giderlerini, yatırım giderleri ile personel giderleri izlemektedir.

2016-2019 yılları gider bütçelerinin:

– % 41-46’ sını mal ve hizmet alımları;

-% 24-36’ sını sermaye giderleri,

-% 11-14,2’sini personel giderleri;

Oluşturmuştur.

Anılan yıllarda % 42-55,8 oranlarında artış kaydedilen faiz giderleri dikkat çekmektedir. 2019 yılında faiz giderleri 6,4 milyar TL ulaşmıştır. Giderlerin % 5,2 si oluşturan faiz giderleri üzerinde özellikle durulması/incelenmesinde yarar olduğu görülmektedir.

Belediyelerin fonksiyonel sınıflandırmaya göre giderleri Tablo 2’de gösterilmiştir.

Tablo 2: Belediyelerin Fonksiyonel Sınıflandırmaya Göre 2017-2019 Yıllarına Ait Bütçe Giderleri (Milyon TL)

HİZMETİN TÜRÜ Bütçe Yılları Yıllar İtibarıyla Bütçedeki Payları (%)
 2017 2018 2019 2017 2018 2019
Genel Kamu Hizmetleri 32.089 36.726 46.536 28,6 27,8  37,7
Savunma Hizmetleri 33,4 27,6 26,8
Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri 4.434 4,649 5.150 4 3,5 4,2
Ekonomik İşler ve Hizmetler 26.455 31.249 24.193 23,6 23,7 19,6
Çevre Koruma Hizmetleri 12.004 13.436 12.464 10,7 10,2 10,1
İskan ve Toplum Refahı Hizmetleri 24.795 29.543 22.541 22,1 22,4 18,3
Sağlık Hizmetleri 1.237 1.284 1.326 1,1 0,9 1
Dinlenme Kültür ve Din Hizmetleri 8.699 9.413 8.217 7,8 7,1 6,6
Eğitim Hizmetleri 397 417 332 0,3 0,3
Sosyal Güvenlik ve Sosyal Yardım Hiz. 1.901 2.256 2.557 1,7 1,7 2
TOPLAM 112.048 132.004 123.349 100 100 100

Not: Küsuratlar yuvarlatılmıştır.

Kaynak:

– Hazine ve Maliye Bakanlığı, (2018) “ 2017 Yılı Genel Faaliyet Raporu”

– Cumhurbaşkanlığı SBB “2018 ve 2019 Yılları Genel Faaliyet Raporu”

– Hazine ve Maliye Bakanlığı, “ Genel Yönetim Mali İstatistikleri”

Fonksiyonel sınıflandırmaya göre 2017- 2019 yılları bütçe giderleri içinde en büyük pay, (% 27,8-%37,7) oranları ile genel kamu hizmetlerine ayrılmıştır.

Genel kamu hizmet giderlerinden sonra, büyüklük itibarıyla (%16,9- 23,7) oranlarıyla ekonomik iş/hizmetler giderleri, (% 18,3- 22,4 ) oranları ile de iskan ve toplum refahı giderleri gelmektedir.

Eğitim hizmet giderlerinin ise (% 1) oranının dahi çok altında kalması anlamlıdır.

C-Bütçe Gelirleri

Ekonomik sınıflandırmaya göre belediyelerin 2016, 2017 ve 2018 yılına ait gelirleri ve bu gelirlerin bir önceki yıla göre değişim oranları Tablo 3’de gösterilmiştir.

Tablo 3:  Belediyelerin 2016- 2019 Yıllarında Gerçekleşmiş Bütçe Gelirleri (Milyon TL)

GELİRİN TÜRÜ Bütçe Yılları Yıllar İtibarıyla Değişim Oranları (%)
2016 2017 2018 2019 2017/

2016

2018/

2017

2019/

2018

1-Vergi Gelirleri

(Emlak, mal/ hizmet vergileri; harçlar vb.)

12.225 13.217 14.484 15.694 8,1 9,6 8,3
2-Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri

(Mal/hizmet satışı, kira vb.)

8.426 11.585 11.636 10.942 37,5 0,4 -6
3-Alınan Bağış ve Yardımlar 1.621 1.981 1.949 2.416 22,3 -1,6 23,9
4-Faizler, Paylar ve Cezalar

(Kişi ve kurumlardan alınan paylar vb.)

52.173 62.144 72.031 77.306 19,1 15,9 7,3
5-Sermaye Gelirleri

(Taşınır/taşınmaz/menkul kıymet satışı vb.)

5.838 7.879 10.359 8.688 35 31,5 -16,1
6-Alacaklardan Tahsilat 709 340 471 436 -52 38,6 -7,5
GELİR TOPLAMI                  80.994 97.148 110.933 115.484 19,9 14,2 4,1

Not: Küsuratlar yuvarlatılmıştır.

Kaynak:

– Maliye Bakanlığı  “ 2017 Yılı Genel Faaliyet Raporu”,

– Cumhurbaşkanlığı SBB,  “2018 ve 2019 Yıllları Faaliyet Raporları”

– Hazine ve Maliye Bakanlığı, “ Genel Yönetim Mali İstatistikleri”

2016 yılında 80,9 milyar TL olarak oluşmuş belediyelerin birleşik bütçe gelirleri; 2017 yılında  (%19,9) artışla 97,1 milyar TL, 2018 yılında 14,2 oranında artışla 110,2 milyar TL, 2019 yılında ise % 4,1 oranında artışla 115, 5 milyar TL olarak gerçekleşmiştir.

Belediye gelirleri içindeki en büyük payı (% 64-66,7), merkezi idare vergi gelirlerinden alınan paylarında içinde bulunduğu faizler, paylar ve cezalar kalemi oluşturmaktadır.

Merkezi idare vergi gelirlerinden belediyelere, 2017 yılında 58 milyar TL, 2018 yılında ise 69,3 milyar TL, 2019 yılında ise 73,3 milyar TL pay verilmiştir.

Hazine ve Maliye Bakanlığı ve İller Bankası aracılığıyla ödenmekte olan bu pay; 2019 yılında tek başına, belediyelerin tüm gelirlerinin % 62,5 ine karşılık gelmektedir. Bu yüzden (halen) belediyelerde, öz gelirlerin toplam gelirlerine oranı % 37,5 in altında kalmaktadır. Bu oran büyükşehir belediyelerinde % 23,9 civarındadır. (Mahalli İdareler, 2019: 111)

2017 yılı belediye bütçe gelirlerinde bir önceli yıla ait gelirlere göre en fazla değişimler; yüzde olarak, (-52) oranı ile alacaklardan tahsilat; (37,5) oranı ile teşebbüs ve mülkiyet ve (35) oranı ile de sermaye gelirleri kalemlerinde gerçekleşmiştir.

2018 yılı belediye bütçe gelirinde ise bir önceki yıla göre en fazla değişimler, yüzde olarak, (%38,6)  oranı ile alacaklardan tahsilat, (%31,5) oranı ile sermaye gelirleri , (%15,9) oranı ile faizler, paylar ve cezalarda olmuştur.

2019 yılında ise bütçe gelirleri bir önceki yıla göre en fazla değişimler, yüzde 23,9 artış oranı ile alınan bağış ve yardımlarda,  % -16, 1’ ile sermaye gelirlerinde olmuştur.

 Önceki yıllara göre düşme olmasına karşın 2019 yılı sermaye gelirleri içinde taşınmaz mal satış gelirleri önemli pay oluşturmaya devam etmiştir. Taşınmaz mal satışlarının belediyelerin belli başlı gelirleri arasında yer almaktadır.  

Nitekim belediyelerin merkezi yönetimden daha fazla taşınmaz mal satış geliri elde ettikleri görülmektedir.

Zira 2018 yılı merkezi yönetim bütçesindeki toplam taşınmaz mal satış geliri 2 milyar TL dir. Oysa belediyeler 2018 yılında 10,3 milyar TL, 2019 yılında ise 8,6 milyar TL sermaye geliri elde etmiştir. Belediyelerde sermaye gelirlerinin büyük bölümünün taşınmaz mal satışından elde edildiği bilinmektedir.

Diğer yandan bağış, yardımlar ve özel gelirlerin büyük bölümünü, kamu idarelerinden sağlanmış proje yardımlarından oluşmaktadır.

IV-BELEDİYELERİN MALİ TABLOLARINA İLİŞKİN AÇIKLAMALAR

5018 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde mahalli idare, yetkileri belirli bir coğrafi alan ve hizmetlerle sınırlı olarak kamusal faaliyet gösteren belediye, il özel idaresi ile bunlara bağlı veya bunların kurdukları veya üye oldukları birlik ve idareler olarak tanımlanmıştır. Ancak Hazine ve Maliye Bakanlığınca kamu idarelerine ait mali istatistiklerin derlenmesi sırasında “Gençlik ve Spor İl Müdürlükleri, Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlıkları, Kalkınma Ajansları dahi mahalli idareler kapsamında değerlendirmektedir.

Bu yüzden belediyelere, hatta mahalli idarelere özgü gerçek mali mali istatistiklere (gelir, gider, varlık ve yükümlülüklere ilişkin mali tablolara) ulaşabilmek ve sağlıklı bir değerlendirilmesini yapmak olanağı bulunmamaktadır.

Yerel Yönetimler Gn. Md. de bu ihtiyaca cevap verecek tarzda bir çalışma içerisinde olmadığı bilinmektedir.

Belediyelere ilişkin güvenilir verilere erişilememesi nedeniyle bu konu incelemenin kapsamı dışında bırakılmıştır.

V-BELEDİYELERDE DENETİM

Kamu mali mevzuatının temel yasası olan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu uyarınca, diğer kamu idarelerinde olduğu gibi, belediyelerdeki mali kontrol işlemleri de, iç ve dış denetim olmak üzere iki bölüme ayrılmıştır. Bu standart iç/dış denetimlerin dışında, yerel yönetimlere özgü olarak ayrıca, belediyelerin bazı karar ve işlemleri üzerinde merkezi idarenin Anayasa’dan kaynaklanan idari vesayet denetimi bulunmaktadır.

Belediyelerdeki denetimler türleri itibarıyla aşağıya çıkarılmıştır.

A-İç Denetim

İç denetim, kamu idaresinde kaynakların etkin/ekonomik/verimli bir kullanılmasını değerlendirmek ve rehberlik yapmak amacıyla iç denetçiler aracılığıyla yürütülen bir danışmanlık faaliyetidir. 

Bu amaçla 2006 yılından itibaren büyükşehir ve il belediyeleri ile büyükşehir ilçe belediyelerinde iç denetçi kadroları ihdas edilmiştir. İç denetçi kadrolarına, Hazine ve Maliye Bakanlığınca düzenlenmekte olan özel bir eğitimler sonucunca sertifika almış olanlar belediye başkanı tarafından atanabilmektedir.

2018 yılı itibarıyla belediyelere tahsis edilmiş 513 iç denetçi kadrosundan sadece 192’sinin dolu olduğu anlaşılmıştır. (Mahalli İdareler, 2019: 132)

İç denetçilik kadrosu doluluk oranının (%38) azlığından, belediye idarelerinin kendilerine bağlı iç denetçiler aracılığı ile yapılan denetimlere fazla ihtiyaç duymadıkları, bu konuda yeterince istekli olmadıkları anlaşılmaktadır. Nitekim 2018 veya 2019 yıllarında boş olan iç denetçi kadrolarına herhangi bir atama yapılmamıştır.

Diğer kamu idarelerinde olduğu gibi belediyelerde de, iç denetim birimleri oluşturulamadığı veya yeterli denetçi atanmadığı için iç denetim birimlerinin kendilerine verilen görevleri yerine getiremediği, denetimler sonunda hazırlamaları gereken iç denetim raporlarının hazırlanmadığı tespit edilmiştir. (Sayıştay; 2019 Dış Denetim Raporu, 31)

Belediyelerde mali işlemlerin kontrolü için ayrıca, 5393 sayılı Belediye Kanununun 25. maddesi uyarınca, nüfusu 10.000 üzerindeki belediyelerde, her mali yılın sonunda hesap iş ve işlemlerini denetlemek üzere belediye meclislerince, kendi üyeleri arasından, denetim komisyonları oluşturulmaktadır. Denetim komisyonlarının hazırladıkları raporlar belediye meclis başkanlığına sunulmakta ve raporların gereği meclis başkanlığınca yerine getirilmektedir.

Öte yandan 5393 sayılı Belediye Kanununun 26. maddesi hükmü uyarınca, belediye meclislerince başkanın bir yıllık faaliyetlerini raporun yetersiz bulunması/kabul edilmemesi veya belediye başkanı hakkında verilmiş gensorunun belediye meclisince nitelikli çoğunlukla kabulü halinde karar dosyaları Danıştay’a gönderilmekte; kararların Danıştay’ca uygun görülmesi hallerinde belediye başkanı başkanlıktan düşürülmektedir.

B-Dış Denetim

Kamu idarelerinde harcama sonrası yapılacak tüm mali kontrol işlemlerini kapsayan dış denetim faaliyeti (yetkisi) sadece Sayıştay’a bırakılmıştır. Belediyeler üzerinde vesayet yetkisi bulunan İçişleri Bakanlığının dahi, bazı istisnalar (belediye başkanının teklifi üzerine Bakanın onayı veya Başbakanın doğrudan onayı) dışında, belediye yönetimleri üzerinde dış denetim yetkisi bulunmamaktadır.

Sayıştay tarafından belediyelerde yapılan dış denetimler tüm belediyeleri kapsamamaktadır. Sayıştay denetimlerinin daha çok, büyükşehir/il ve çok az sayıdaki büyükşehir ilçe belediyeleri üzerinde yoğunlaştığı, belediyelerin bütçe büyüklüklerinin dikkate alındığı görülmektedir. Nitekim (önceki yıllara benzer şekilde) 2019 yılında da belediyelerden 30 büyükşehir belediyesi, 15 büyükşehir bağlı idaresi, 37 il belediyesi, 67 ilçe belediyesi ve 22 mahalli idare şirketinin (dış) denetimi yapılarak rapora bağlanmıştır.

Dış denetim raporu düzenlenmiş belediyelerin toplam sayısı 134’ tür.

Diğer 1211 (il/ilçe/ belde) belediyesi ise programa alınmamıştır.

Böylelikle Sayıştay tarafından belediyelerin sadece % 9,6 sı hakkında (dış) denetim raporu düzenlenmiş olduğu, denetim yapılan belediye sayısında bir önceki yıla göre de azalma olduğu görülmektedir. (Sayıştay Dış Denetim 2019: 7)

Sayıştay tarafından kamu idarelerinde yürütülen dış denetim faaliyetleri sonucunda, kamu idarelerine ilişkin (özel) denetim/yargılamaya esas raporları yanı sıra, düzenlilik ve performans ölçümlemesini kapsayan denetim raporları da düzenlenmektedir.

Bu raporların dışında ayrıca kamu idarelerinin genel durumlarını yansıtan ve kamuoyunu bilgilendirmeyi amaçlayan (Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu, Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu, Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu vb.) başka raporlar da düzenlenmektedir.

Kamu idarelerinin faaliyetlerine yönelik düzenlenmiş bu raporların mahalli idareler bölümlerinde, belediyelere yönelik olarak Sayıştay tarafından tespit edilebilmiş olan hatalara da yer verilmektedir.

2019 yılında Sayıştay Başkanlığınca belediyelerde yürütülen denetimlerde görülmüş olup, sözü edilen bu raporlarda yer verilmiş  (hata/noksanlık/eleştiri/yolsuzluğa açık alanlarla ilgili) önemli/genellik arz eden bulgu tespitleri,  rapor türleri itibarıyla, özet olarak aşağıya çıkarılmıştır.

1-2019 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunda Yer Alan Bulgu Tespitleri

Bulguların büyük bölümü daha önceki denetimler sırasında tespit edilen konuları kapsamaktadır.

2015-2018 yıllarında Sayıştay Başkanlığınca belediyelerde yürütülmüş denetimler sırasında en fazla tespit edilmiş, 2019 yılında da izlenmiş belli başlı bulgu konuları aşağıya çıkarılmıştır.

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda yer alan bazı belediye gelirlerinden (Belediye sınırları içinde yapılan ilan ve reklamdan reklam ve ilan vergisi, eğlence/haberleşme/elektrik ve havagazı tüketim vergisi, çevre temizlik vergisi, tatil günleri çalışma ruhsat harcı, yeni yapılan yol, su ve kanalizasyon tesislerinden yararlananlardan alınması gereken katılma paylarından,) doğan alacaklara ilişkin tahakkuk/tahsilat işlemleri yapılmamaktadır.

√ Emlak Vergisi tahakkuk ve tahsilatında mevzuat hükümlerine uyulmamaktadır.

(Kamulaştırılan taşınmazdan ek/cezalı vergi alınmamakta; bina vergisi yerine arsa, işyeri yerine konut üzerinden vergi alınmakta,  indirimden yararlanan mükellefler kontrol edilmemektedir.)

√ İşyeri açma ve çalışma ruhsatı olmadan faaliyette bulunan işyerleri hakkında kapatma işlemi yapılmamakta ve idari para cezası kesilmemektedir.

√ Otopark Yönetmeliği hükümlerine uyulmamakta, otopark paraları vadeli olarak değerlendirilmemekte, ayrı bir hesap üzerinden izlenmemekte, paralar amaç dışı harcanmaktadır.

Büyükşehir Belediyesi Kanununda yer alan otopark işletilmesi ve gelirlerinin takip ve tahsiline ilişkin özel hükümler göz ardı edilmektedir.

√ Gecekondu Kanunu gereğince oluşturulan Fon gelirleri amacı dışında kullanılmakta, takip ve tahsilinde sorunlar yaşanmaktadır.

(Fon gelirleri için özel/vadeli hesap açılmamakta, Hazineye ait taşınmazların satışından alınması gereken %10 payların takibi yapılmaktadır.)

√ Ambalaj atıklarının toplanması için imtiyaz hakkı ihale edilmeksizin ve gelir elde edilmeksizin şirketlere devredilmektedir.

√ Toplu taşıma imtiyaz hakkı ihalesiz devredilmekte veya ihalelerde süre belirtilmemektedir.

√ Telekomünikasyon altyapı ve şebekelerinden alınması gereken geçiş hakkı bedelleri takip ve tahsil edilmemektedir.

√ Belediye taşınmazlarının yönetilmesi, kiraya verilmesi ve tahsis işlemlerinde mevzuat hükümlerine uyulmamaktadır.

(Taşınmazlar ihalesiz kiraya verilmekte, kira süresi sonunda yeniden ihalesi yapılmamaktadır. İşgal edilmiş taşınmazlardan ercimisil tahsil edilmemektedir. Kiralama yerine ercimisil uygulanmakta ve taşınmazın işgaline süreklilik kazandırılmaktadır. Belediye şirketlerine devredilen taşınmazlar üçüncü kişilere ihalesiz kiraya verilmektedir. Kamu kurum ve kuruluşu niteliğinde olmayan vakıf/dernek vb. kuruluşlara tahsisler yapılmakta, taşınmazlar tahsis amaçları dışında kullanılmakta, yirmi beş yılı geçen tahsislerde yapılmaktadır. İmar planında park olarak tespit edilmiş yerler ticari amaçla kişi/kuruluşlara kiraya verilmektedir. Belediyelere bağışlanan taşınmazlar muhasebe kayıtlarına alınmamaktadır.)

√ Sosyal denge sözleşmelerinde mevzuata aykırı hususlara yer verilmektedir. (Meclis kararı alınmamakta; limitler aşılmakta, bayram ikramiyesi, yiyecek/yakacak yardımı vb. yapılmaması gereken ödemelere yer verilmekte; sözleşme/dayanışma aidatı kesilmesi, ücretsiz ulaşım hakkı vb. konularda da yasalara aykırı hükümler konulmaktadır.)

√ İndirilecek KDV hesabında hata yapılmaktadır. (Ticari, sınai, zirai ve mesleki nitelikte olmayan işlemlere ilişkin KDV indirim konusu yapılmakta veya indirim konusu yapılması gereken işlemlerde KDV indirimi yapılmamaktadır.)

2019 yılında yukarıda belirtilenler konuların yanı sıra aşağıdaki bulgularda tespit edilmiştir.

√ Sivil toplum kuruluşlarına mevzuata aykırı ayni/nakdi yardım yapılmaktadır.

√ Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını sosyal yardımlarından yararlananlar (bakılan/korunan) ile engelli bireylerin belli kontenjan dahilinde istihdam edilmelerini düzenleyen mevzuat hükümlerine gerektiğince uyulmamaktadır.

√ İlgili mevzuatında belirtilen koşulları taşımayan personel istihdam edilmektedir.

√ Özel kalem müdürlüğü kadrosu açıktan/sınavsız memur atamaları için kullanılmaktadır.

√ Ödeneklerin yılsonunda imhasının önüne geçebilmek için bitmemiş inşaat, tamamlanmamış hizmet veya alınmamış mallar için bütçe emanet hesapları kullanılmakta, bütçe emanetine alınabilmesi için hizmetin yapılmış veya malın teslim edilmiş olması, nakit yetersizliği vb. nedenlerle ödemenin yapılamamış olması gerektiğine ilişkin kural göz ardı edilmektedir.

√ Su kayıplarını azalmaya yönelik gereken faaliyetler yapılmamaktadır.

√ Büyükşehir belediyelerinde ilçe belediyelerine aktarılması gereken bozulan altyapıdan kaynaklanan kazı bedelleri aktarılmamaktadır.

(Sayıştay Dış Denetim, 2019: 72-95)

2-2019 Yılı Faaliyet Genel Raporunda Mahalli İdarelere İlişkin Değerlendirmeler.

Stratejik plan, performans programı ve bütçe ilişkisi bağlamında üst yöneticilerin kamuoyuna açıkladığı mali bilgi ve performans bilgilerinin doğruluk güvenilirliğinin değerlendirilmesi amacıyla Sayıştay Başkanlığınca hazırlanmış 2019 Yılı Genel Faaliyet Raporunda:

a) Sayıştay Başkanlığınca 2019 yılında, 134 adedi belediye olmak üzere toplam 313 kamu idaresinin idare faaliyet raporlarının değerlendirilmesinde sonucunda:

Kamu idarelerinin faaliyet raporlarının; sunum/içerik, mali bilgiler, performans bilgilerinin değerlendirilmesi yönlerinden yetersiz, hedeflenen amacın çok gerisinde olduğu, performans denetimlerinin sözde kaldığı, diğer kamu idareleri gibi belediyelerin de henüz bu tür denetime hazır olmadıkları anlaşılmaktadır

b) ÇŞB hazırlanmış olan Mahalli İdareler Genel Faaliyet Raporu; konuya ilişkin Yönetmeliğin 13’üncü maddesinde belirtilmiş bilgileri ve değerlendirmeleri içermemektedir.

(Bu bağlamda;

– Mahalli idarelerin mali/performans ve diğer bilgileri birleştirilmek suretiyle yapılması gereken değerlendirmeye;

– Gelir/gider hedefleri ile gerçekleşmelere,

– İç/dış borçlanmalara,

İnsan kaynakları ile fiziki kaynaklara,

Bütçeden yapılan sosyal yardım ve hizmetlere,

Stratejik planlama ve performans esaslı bütçeleme uygulamalarına,

– İç denetim sonuçlarına,

– İçişleri Bakanlığınca yürütülen denetim ve gözetim faaliyetlerine,

Yıl içinde yapılmış yatırımlara, gelecek yıllara yaygın yüklenmelere,)

İlişkin bilgi ve genel değerlendirmelere yer verilmemiştir.)

(Sayıştay Genel Faaliyet, 2019: 20-22)

3-2018 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunda Yer Alan Tespitler

Hazine ve Maliye Bakanlığınca yayımlanan bir yıla ait malî istatistiklerin hazırlanma, yayımlanma, doğruluk, güvenilirlik ve önceden belirlenmiş standartlara uygunluk bakımından değerlendirilmesi sonucu hazırlanmış olan Raporda:

Mahalli idarelerin mali istatistikleri genel yönetim kapsamında değerlendirilmiştir. 2014 yılından itibaren Sayıştay Başkanlığınca mahalli idarelerin mali istatistiklerine özgü bilgi ve değerlendirmelere yer verilmemektedir.

Bu yüzden Sayıştay 2019 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporundan mahalli idarelere özgü güvenilir/anlamlı sonuç çıkarabilmek olanaklı değildir.

(Sayıştay; Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu 2019, 1-77)

Ancak yıllar itibarıyla düzenlenmiş Sayıştay raporları üzerinden yapılan genel inceleme sonucunda; denetimlerde belediyelere yönelik tespit edilmiş bulgularda bir değişiklik olmadığı, bir önceki yılın tespit ve değerlendirmelere büyük ölçüde aynen yer verildiği, 2019 yılında kamu idarelerinin tümü için düzenlilik denetimi kapsamında tespit edilmiş her türden toplam 6549 adet bulgudan 4070 adedinin (%62)  mahalli idareler ait olduğu; dolaysıyla denetimi yapılan iş/işlemlerde düzelme/iyileşme kaydedilemediği anlaşılmıştır. (Sayıştay; Dış Denetim, 9-10)

Sayıştay raporları; sözü edilen noksanlıklarına karşın, başkaca sağlıklı/ güvenilir veri olmamasın da etkisiyle kamuoyunun yakın ilgisini çekmekte, kamu idarelerinin faaliyetlerinin tanıtılmasında önemli bir veri kaynağını oluşturmaktadır.

C-İçişleri Bakanlığı Denetimleri

İçişleri Bakanı tarafından, 4483 sayılı Kanun uyarınca, görevleri ile ilgili suç işlediği iddia edilen belediye başkanı ve belediye meclis üyeleri ile ilgili olarak, konunun denetim elemanlarınca araştırılması/ön incelemesi bağlamında 2019 yılında (404) adet onay verilmiştir.

Bakanlık Makamına sunulan raporlar üzerine 2019 yılında İçişleri Bakanı tarafından; (404) adet işleme konulmama, (44) adet soruşturma izni verilmesi, (88) adet soruşturma izni verilmemesi, (40) adet soruşturma izni verilmesi/verilmemesine yönelik karar verilmiş olduğu görülmüştür.

4483 sayılı Kanuna göre düzenlenmiş raporlardan bir bölümü karar verme yetkilileri bakımından doğrudan valilik ve kaymakamlıklara gönderilmektedir.

2019 yılında İçişleri Bakanı tarafından; (10) belediye başkanı ve (58) belediye meclis üyesi görevinden uzaklaştırılmış; aynı yıl içinde (1) belediye meclis üyesi göreve iade edilmiştir. (Mahalli İdareler, 2019:131-134)

Mülkiye müfettişlerinin 2013 yılından itibaren ara verilmiş olan belediyeler üzerindeki kadim/genel/olağan teftişleri 2019 yılından itibaren yeniden başlatılmıştır.

2019 yılında mülkiye müfettişleri tarafından 66’sı büyükşehir belediyelerinde, 199’u büyükşehir ilçe belediyelerinde, 67’si il belediyelerinde, 16’sı ilçe belediyelerinde olmak üzere toplam 349 birimde teftiş yapılmıştır.

Bakanlık Makamınca verilmiş muhtelif onay emirleri doğrultusunda, mahalli idarelerin tümü ile ilgili olarak,  2019 yılında mülkiye müfettişlerince (990) adet, muhtelif türde rapor düzenlenmiştir.

2018 yılında Cumhurbaşkanlığı kararı ile il valiliğinden mülkiye müfettişliği kadrolarına atamaları yapılmış 21 valinin, Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığında (MTKB) görevli müfettişler albümünde yer almadıkları, il valilerinin MTBK eklemlenemediği, dolaysıyla bilgi/denetimlerinden yeterince yararlanılamadığı görülmektedir. (https://www.icisleri.gov.tr/mulkiyeteftis)

Bununla birlikte valilik görevinden mülkiye müfettişliğine atananlar için MTKB bünyesinde özel vali-müfettiş kadrosu ihdas edilmiş, özlük hakları valilerle eşitlenmiştir. Bu suretle aynı unvana sahip, aynı işi yapanlar arasında ciddi bir maaş farkı oluşmuş ve eşit işe eşit ücret ilkesi açık/seçik olarak zedelenmiştir.

2019 yılında mahalli idareler kontrolörlerince yürütülen olağan teftişler kapsamında; 141 büyükşehir ilçe belediyesi, 150 ilçe belediyesi ve 146’sı belde belediyesi olmak üzere toplam 440 belediye/belediye birimlerinde;  mali işlemler dışında kalan diğer idari işlemleri, hukuka uygunluk ve idarenin bütünlüğü yönünden denetime tabi tutulmuştur. Mahalli idareler kontrolörlerince yıl içinde 971 adet muhtelif türde rapor düzenlenmiştir.

(Mahalli İdareler, 2019: 136-137)

2019 yılından itibaren İçişleri Bakanlığınca belediyeler üzerindeki denetimlerine yeniden ağırlık verilmiş; denetim elemanları aracılığı ile yıl içinde teftiş edilmiş belediye/ belediye birimi sayısının toplam 789’ a ulaşmıştır. (2018 yılında teftiş edilmiş belediye sayısı 205’tir.)

VI-SONUÇ

Raporlarda yer alan değerlendirmeler ışığında;

Yasal gereklerinin yapılmaması sonucu Sayıştay raporlarındaki belediye yönetimlerine ilişkin belirlenmiş hata/noksanlık ve yolsuzluk alanlarında yıllar itibarıyla bir azalma olmadığı, Sayıştay raporlarının bilinen hususları yinelemekten öteye geçmediği; bu durumunda yolsuzluğun kanıksanmasına/yaygınlaşmasına yol açacağı da dikkate alınarak; yolsuzluklarla etkili mücadele edilmesi, bu suretle raporlardaki tespitlerin asgariye indirilmesi için belediyeler başta olmak üzere kamu idarelerince gereken tedbirler alınmalıdır.

Bu bağlamda;

Sayıştay Başkanlığınca konusu suç oluşturabilecek eylemler için mükerrer tespit/eleştiri ile yetinilmemesi, Sayıştay Kanununun 78. maddesine göre C. Savcılığına veya yetkili kamu idarelerine suç duyurusunda bulunulması gerekmektedir. Ancak suç duyurusu yapılabilmesi için denetçinin konuyu Sayıştay Başkanlığına bildirmesi, Başkan tarafından belirlenecek daire tarafından konunun incelenmesi ve karara bağlaması gerekmektedir.

Mülkiye müfettişlerinde olduğu gibi Sayıştay denetçilerince doğrudan yetkili makamlara bildirilebilecek/bildirilmesi gereken konuların, yetkili makamlara intikali işlemlerinin bile çok açık olmayan bir sürece bağlandığı, işlemin zorlaştırıldığı/işin yokuşa sürüldüğü görülmektedir.

Bu yüzden uygulamada konusu suç oluşturan eylem/işlemlerin pek azı ilgili makamlara bildirilmemekte, bu tür durumlarda genellikle mükerrer tespit/eleştiri yapılmasıyla yetinilmektedir.

Nitekim Sayıştay Başkanlığınca 2019 yılında ülke çapında toplam 518 kamu idaresinde denetim yapılmış; denetimde tesadüf edilen konusu suç oluşturabilecek eylemlerden sadece TCK göre suç oluşturabileceğine karar verilmiş 16 konu gereği yapılmak üzere C. Başsavcılığı/kamu idarelerine gönderilmiştir. (2019 Sayıştay Faaliyet Raporu: 70, 89)

Belirtilen nedenlerle Sayıştay Kanunu’nun 78 maddesinde gerekli düzenlemeler yapılmalı, suç duyurusunda bulunulması konusu kolaylaştırılmalıdır.

İçişleri Bakanlığı denetim elemanlarınca yapılacak özel/genel teftişler sırasında da bu tür konuların (yolsuzluk alanlarının) özel olarak ele alınması sağlanmalıdır.

Başkanlık/Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş sürecinde, kuruluşundan beri İçişleri Bakanlığına bağlı ana hizmet birimi olan Mahalli İdareler Genel Md. lüğü (MİGM) kaldırılmıştır. MİGM personeli Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bünyesinde oluşturulmuş Yerel Yönetimler Gn. Md. devir edilmiştir. Yeni kurulan genel müdürlüğe mahalli idarelerle ilgili olarak merkezi idare tarafından yerine getirilmesi gereken (Mahalli idarelerin işlemlerini takip/sonuçlandırmak, yatırımlarını gözetmek, araştırmalar yapmak, personel hizmet içi eğitim planlamak vb.) bir dizi görev/hizmetler verilmiştir.

Ancak Anayasa’nın 127 md. uyarınca İçişleri Bakanlığının mahalli idareler üzerindeki vesayet yetkisinden kaynaklanan görev ve yetkileri devam etmektedir. Bu bağlamda mahalli idarelerin seçilmiş/atanmış organ ve üyeleriyle diğer kamu görevlileri hakkında inceleme/araştırma/soruşturma ve geçici olarak görevden uzaklaştırma işlemleri İçişleri Bakanlığınca yapılmaktadır.

Mahalli idarelerin hesap ve işlemlerinin teftiş/denetim/soruşturmaları konularında da mülkiye müfettişlerine görev verilmiştir.

Mahalli İdareler Kontrolörlüğü Başkanlığının, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına (ÇŞB) devrinden 5 gün sonra vazgeçilmiştir.

Diğer yandan halen il özel idareleri, muhtarlıklar, bazı mahalli idare birliklerinin iş ve işlemleri İçişleri Bakanlığı tarafından yürütülmeye devam edilmektedir.

Mevcut durum karşısında ilgili bakanlıkların mahalli idareler üzerindeki görev, yetki ve sorumluluk alanlarını belirlemek yetkililer açısından bile kolay değildir.

Bu yüzden “Mahalli idareleri ve bunların merkezi idare ile olan alaka ve münasebetlerini düzenlemek.” olarak tanımlanmış görevlerin ÇŞB tarafından yerine getirilmesinin güçlükleri açıktır.

ÇŞB mahalli idarelerin kendi aralarındaki ilişkilerini düzenlemek konusunda bile yetkisiz olduğu/bırakıldığı görülmektedir.

Belirtilen nedenlerle merkezi idare tarafından mahalli idarelere verilecek hizmetlerin; etkinlik/verimlilik/hız/kalite yönlerinden olumsuz etkilenmesi kaçınılmazdır.

Belirtilen sakıncaların giderilmesi için yerel yönetimler genel müdürlüğü İçişleri Bakanlığına bağlanmalı, kökü İçişleri Bakanlığındaki bir ağacın bazı dallarının ÇŞB bırakılması şeklindeki paylaşıma ivedilikle son verilmelidir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanacak olan mahalli idareler genel faaliyet raporlarının; Muhasebat Genel Müdürlüğünce yayımlanan istatistik/bültenlerdeki yıllık veriler, İçişleri Bakanlığının ilgili birimlerinden alınan bilgilerin aynen verilmesi yerine, Kamu İdarelerince Hazırlanacak Faaliyet Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri dikkate alınarak, mahalli idarelerin genel durumunu ortaya koyacak, mahalli idarelerdeki gidişat konusunda karar alma yetkisi olan organlara yol gösterecek, kamuoyunu aydınlatacak, analiz/çıkarım yapma olanağı verecek nitelikte mahalli idarelerle ilgili bilgi ve değerlendirmelere kapsayacak şekilde hazırlanması gerekmektedir.

Sayıştay denetiminin belediyelerde nicelik olarak yetersiz kalması, iç denetim kurumunun belediyelerde de henüz yerleşmemiş olması, Sayıştay’ın muhtelif raporlarında belirtilmiş hata/noksanlık/yolsuzluk örneklerinin süratle giderilmesi, Devletin en üst organlarının dahi belediye yönetimlerinden şikâyet eder hale gelmesi, mahalli idarelerin özerk yapılarından kaynaklanan ihtiyaç dikkate alınarak, belediye faaliyetlerinin Anayasanın 127/5 maddesinde belirtilmiş ilkeler çerçevesinde yürütülmesinin sağlanması için İçişleri Bakanlığına, mahalli idareler üzerinde (yeniden) dış denetim yetkisi verilmesine de gerek vardır.

Bu amaçla Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı gereken yetki/yeterlik ve yetkinliğe kavuşturulmalı, mülkiye müfettişlerinin mali haklarında gerekli iyileştirmeler yapılmalıdır. Bu bağlamda yeni ihdas edilmiş vali- müfettiş kadrosu nedeniyle aynı kurulda çalışan, aynı işi yapanlar, aynı unvana sahip olanlar arasında oluşmuş ciddi aylık farkı giderilmeli, eşit işe eşit ücret ilkesi zedelenmemeli, çalışma barışı korunmalıdır.

Ayrıca Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığının belediyelere özgü (eğitim, personel istihdamı, gelir/gider politikaları vb. konularda) daha çok strateji geliştirilmesi/rehberlik yapmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

KAYNAKÇA

– Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, “ 2018 Yılı Mahalli İdareler Raporu”

– Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, “ 2019 Yılı Mahalli İdareler Raporu”

– İçişleri Bakanlığı,  “ 2017 Yılı Mahalli İdareler Genel Faaliyet Raporu”

https://webdosya.csb.gov.tr/db/yerelyonetimler/icerikler//2018_faal-yet_raporu_kapakl–20191205075619.pdf

– Hazine ve Maliye Bakanlığı, “ 2017 Yılı Genel Yönetim Faaliyet Raporu” http://www.bumko.gov.tr/TR, 913/genel-faaliyet-raporlari.html

– Hazine ve Maliye Bakanlığı, “2018 Yılı Bütçe Gerekçesi”http://www.bumko.gov.tr/Eklenti/10849,2018yilibutce-gerekcesipdf.

– Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2018 Yılı Genel Faaliyet Raporu.

– Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2019Yılı Genel Faaliyet Raporu.

http://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2019/06/2018-Genel-Faaliyet-Raporu.pdf

– 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Gerekçesi, http://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2019/04/2019-ButceGerekcesi_2019.pdf

– 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi. http://www.sbb.gov.tr/wp content/uploads/2019/10/2020_Yili_Merkezi_Yonetim_Butce_Kanunu_Teklifi_ve_Bagli_Cetveller.pdf

– 2019 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Gerekçesi, http://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2019/04/2019-ButceGerekcesi_2019.pdf

– Hazine ve Maliye Bakanlığı, Genel Yönetim Mali İstatistikleri, https://muhasebat.hmb.gov.tr/genel-yonetim-mali-istatistikleri

– Sayıştay “2018 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu” https://www.sayistay.gov.tr/tr/?p=2& CategoryId=98

– Sayıştay “2019 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu” https://www.sayistay.gov.tr/tr/?p=2& CategoryId=98

– Sayıştay,“ 2018 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu” https://www.sayistay.gov.tr/tr/ ?p=2&CategoryId=97

– Sayıştay,“ 2019 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu” https://www.sayistay.gov.tr/tr/ ?p=2&CategoryId=97

– Sayıştay, “ 2018 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu https://www.sayistay.gov.tr/tr/?p=2&CategoryId=99

– Sayıştay, “ 2019 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporu

– Sayıştay, “ 2019 Yılı Faaliyet Raporu.

– CSBB, Kamu Sektörü İstihdam Sayıları (https://www.sbb.gov.tr/kamu-istihdami/)

 

Devamı: Güncel Resmi Raporlara Göre Belediyelerimizin 2019 Yılı Faaliyetlerinin ve Mali Durumlarının Değerlendirilmesi – Mahmut ESEN, E. Mülkiye Başmüfetişi Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

18 – 24 Ekim 2020 Haftalık Mevzuat

18 – 24 Ekim 2020 Haftalık Mevzuat

YMM, SMMM ve Denetim Firmalarına Özel Web Sitesi

Alomaliye.com Güvencesi İle Her Zaman Güncel Web Siteniz Olsun

 

Petrol Piyasasında Ulusal Marker Uygulamasına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
Kıyı Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
İhracat Bedellerinin Yurda Getirilmesi Sorunu – Hamza ERTEKİN, E. Vergi Dairesi Müdür Yrd.
696 Sayılı KHK Kapsamındaki İşçilerin Bildirimleri
Sürekli İşçilerin (696 Sayılı KHK) İşkolu Değişikliği
Okul Gıdası Hakkında Tebliğ (No: 2020/23)
Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı Elektronik Kimlik Doğrulama Sistemi Yönetmeliği
Covid-19 Pandemisi ve Son Yasal Düzenlemeler Çerçevesinde Bankacılık Sektöründeki Gelişmeler – Saltuk Aziz GÖKALP, Yönetim Bilimleri Uzmanı
Emekli Maaşları Haczedilebilir mi? Fatih ERTÜRK, Gelir Uzmanı
Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
Hayvancılık Yatırımlarının Desteklenmesine İlişkin Karar (Karar Sayısı: 3099)
Profesyonel Sporcuların Sigortalılığı – Recep AKBAŞ, Sosyal Güvenlik Denetmeni
Gümrük Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
2020 Yılı Üçüncü Geçici Vergi Döneminde Uygulanacak Yeniden Değerleme Oranı
2020 Yılı ve 2021 Yılına İlişkin e-Defter ve Berat Dosyalarının İkincil Kopyalarının GİB Bilgi İşlem Sistemlerine Aktarım Zamanları – Emrah AYGÜL, YMM
7254 Sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun
Kamu İktisadi Teşebbüsleri ve Bağlı Ortaklıklarının 2021 Yılına Ait Genel Yatırım ve Finansman Programının Tespit Edilmesi Hakkında Karar (Karar Sayısı: 3094)
İşsizsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi
personel programı

Devamı: 18 – 24 Ekim 2020 Haftalık Mevzuat Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.

Petrol Piyasasında Ulusal Marker Uygulamasına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik

Petrol Piyasasında Ulusal Marker Uygulaması 24/10/2020

24 Ekim 2020 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 31284

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan:

MADDE 1 – 12/4/2006 tarihli ve 26137 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Petrol Piyasasında Ulusal Marker Uygulamasına İlişkin Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Kurumdan izin alınması ve sonrasında belgelendirilmesi kaydıyla Ar-Ge ve test amaçlı olarak yurt dışından veya yurt içi üreticilerden temin edilen ve ulusal marker uygulaması kapsamında bulunan referans test yakıtlarına ve araç ilk dolum yakıtlarına ulusal marker eklenmez.”

MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğin eki Ek-1’de yer alan örnek teminat mektubundaki “Muhsin Yazıcıoğlu Caddesi No:51/C Yüzüncüyıl” ibaresi “Mustafa Kemal Mahallesi 2078. Sokak No: 4 06510” olarak değiştirilmiştir.

MADDE 3 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 4 – Bu Yönetmelik hükümlerini Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu Başkanı yürütür.

personel programı
Yönetmeliğin Yayımlandığı Resmî Gazete’nin
Tarihi Sayısı
12/4/2006 26137
Yönetmelikte Değişiklik Yapan Yönetmeliklerin Yayımlandığı Resmî Gazete’nin
Tarihi Sayısı
1- 26/7/2006 26240
2- 10/10/2006 26315
3- 5/5/2007 26513
4- 30/11/2007 26716
5- 13/2/2008 26786
6- 28/5/2008 26889
7- 22/6/2008 26914
8- 17/12/2010 27788
9- 17/5/2011 27937
10- 29/12/2012 28512
11- 19/7/2013 28712
12- 12/6/2015 29384
13- 17/2/2018 30335
14- 28/12/2018 30639

 

Devamı: Petrol Piyasasında Ulusal Marker Uygulamasına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Alomaliye.com Güncel Mevzuat, Muhasebe, Ekonomi, Vergi, SGK Haberleri ilk yayınlayan websitedir.